İlişkilerde Bağlanma Stilleri

bağlanma stilleri güvenli bağlanma kaygılı bağlanma kaçıngan bağlanma
(E-Kitap – 149 sayfa – PDF/EPUB)

Kitabı Türkiye’den almak için tıklayınız.
(Alım güvenilir Shopier ödeme sisteminden olup sizin ödeme bilgileriniz bize gelmiyor.)

Şu ana kadar ilişkilerde hep başarısız mı oldunuz?
İlişkileriniz hep aynı noktada mı tıkanıyor?
Başlangıçta her şey iyiyken, bir süre sonra neden bozuluyor?
Neden hep yanlış insanları seçtiğinizi hissediyorsunuz? Ya da bu sefer farklı deyip hep aynı tip insanları?
İlişkiler sizin için neden bu kadar yorucu ve karmaşık?

Ya da,

Kadınlarla tanışıyorsunuz ama bir türlü ilerlemiyor mu?
Flört aşamasında her şey varken, bağ bir noktada kopuyor mu?
Yakınlaşma ihtimali ortaya çıktığında içinizde bir şey mi geri çekiliyor?
“Bir şeyler eksik ama ne?” duygusuyla mı yaşıyorsunuz?

Peki ya,

  • Mesajlara geç cevap gelince içinizi bir huzursuzluk mu kaplıyor?
    Sevilmek için fazla mı çabaladığınızı hissediyorsunuz?
    İlişkide daha çok seven, daha çok isteyen taraf hep siz misiniz?
    Terk edilme ihtimali zihninizi ele mi geçiriyor?
    “Ya giderse?” korkusu yüzünden kendinizden mi ödün veriyorsunuz?

    Ya da,

    Yakınlaşma arttıkça geri çekilme isteği mi duyuyorsunuz?
    “Henüz hazır değilim” cümlesi size tanıdık mı geliyor?
    Ciddi ilişki fikri ortaya çıktığında boğulmuş gibi mi hissediyorsunuz?Bağımsızlık adına duygusal mesafe mi koyuyorsunuz?
    İlişkiler size özgürlüğünüzü elinizden alacakmış gibi mi geliyor?

Her türlü ilişki probleminizin altında, yıllar önce öğrendiğiniz ve sizi sürekli olarak tetikte tutan güvensiz bir bağlanma stilinin olabileceğini biliyor muydunuz?

Bu kitapta, bu bağlanma stillerini yalnızca tanımlamakla yetinmeyip, onların nasıl oluştuğunu, yetişkin ilişkilerinde nasıl tezahür ettiğini ve nasıl dönüştürülebileceğini ele aldım. Güvenli, kaygılı, kaçıngan ve korkulu bağlanma stillerini; soyut kişilik etiketleri olarak değil, erken dönem deneyimlerin sinir sistemi üzerinde bıraktığı izlerin doğal sonuçları olarak inceledim.

Bağlanma teorisinin temelleri, John Bowlby’nin klinik gözlemleri ve Mary Ainsworth’un deneysel çalışmalarıyla atılmıştır. Daha sonraki yıllarda nörobilim alanında yapılan araştırmalar, bu teorik çerçevenin biyolojik karşılıklarını da ortaya koymuştur. Beyin görüntüleme çalışmaları, hormon ölçümleri ve sinir sistemi regülasyonu üzerine yapılan araştırmalar, bağlanmanın yalnızca psikolojik bir kavram olmadığını; fizyolojik ve nörokimyasal bir temele sahip olduğunu göstermektedir.

Bu kitap, söz konusu bilimsel birikimi merkeze alırken, onu gündelik ilişki deneyimleriyle ilişkilendirmeyi amaçlıyor. Romantik ilişkilerde yaşanan tekrar eden döngüleri, yoğun kaygıyı, yakınlıktan kaçınmayı, terk edilme korkusunu, mesafe ihtiyacını ve duygusal kopukluğu; bu çerçevede ele aldım. Amacım, okuyucuya kendisine bir etiket yapıştırması için yeni kavramlar sunmak değil, yaşadığı deneyimleri daha net bir şekilde anlamasını sağlamak.

Özellikle vurgulanması gereken noktalardan biri şu: Bağlanma stili, karakter kusuru değil. Güçsüzlük, irade eksikliği ya da bilinçli tercih sonucu oluşan bir şey değil. Bağlanma stilleri, erken dönem bakım ilişkilerinde öğrenilen ve zamanla otomatikleşen sinir sistemi tepkileri. Bu nedenle, “neden böyleyim?” sorusu yerine “bu nasıl öğrenildi?” sorusu çok daha işlevsel.

Kitabın önemli bir bölümünü, bağlanma stillerinin romantik ilişkilerde nasıl etkileşime girdiğine ayırdım. Aynı zamanda bağlanma problemlerinin nasıl çalışıldığını da ele aldım.

Güvensiz bağlanma stillerinden güvenli bağlanmaya geçişin mümkün olduğu, hem klinik hem de nörobilimsel verilerle desteklenmekte. Nöroplastisite kavramı, bu noktada merkezi bir rol oynuyor. Beynin, tekrarlanan deneyimler yoluyla kendini yeniden düzenleme kapasitesi, bağlanma örüntülerinin değişebilir olduğunu gösteriyor.

Bilgilendirme amaçlı olan bu kitap, terapi yerine geçmez. Amacım, kendi bağlanma dinamiklerinizi fark edebilmeniz, otomatik tepkileri ayırt edebilmeniz ve daha güvenli ilişki örüntüleri geliştirebilmeniz için gerekli kavramsal altyapıyı sunmak. Aynı zamanda da bu amaçla kullanabileceğiniz pratik teknikleri öğretmek.

Son olarak şunu belirtmek gerekir: Bazı bölümler, kendinizle ilgili hoşunuza gitmeyen yönlerle yüzleşmenizi gerektirebilir. Fakat bağlanma ile ilgili gerçek dönüşüm, ancak bu tür bir açıklık ve dürüstlükle mümkün.

İyi okumalar.

Mahmut Abi

İçindekiler

Bağlanma Stilleri 9
Giriş 9
Klasik bağlanma teorisi deneyi 10
Bağlanma teorisi ve yakın / samimi ilişkiler 11
Bağlanma stilleri 14
Kaçınma / kaçınganlık ekseni 16
Kaygı ekseni 16
Güvenli bağlanma stili 18
Kaygılı bağlanma stili 18
Kayıtsız kaçıngan bağlanma stili 19
Korkulu kaçıngan bağlanma stili 20
Bağlanma stilleri ve ilişki problemleri 20
Bağlanma stilleri ve romantik ilişkiler 22
Giriş 22
Bağlanma stillerinin temelleri 23
Kaçıngan Bağlanma ve ilişkiler 26
Kaçıngan bağlanan kişinin aradığı hayali idealizasyon 29
Kaçıngan bağlanma ve anlaşmazlıklar 31
Kaçıngan Bağlanan insanın çocukluğu 32
Kaçıngan bağlanma, seks ve oyuncu aşk (ludus) 33
Kaygılı bağlanma ve ilişkiler 35
Kaygılı bağlanma ve duygu durumu bozuklukları 37
Zihin Kuramı (Theory of Mind) 39
Güvenli Bağlanma Stili 42
Bağlanma stilinizi nasıl düzeltirsiniz? 46
Kaygılı bağlanan – kaçıngan bağlanan ilişkisi 47
Güvensiz bağlanma stilinden güvenli bağlanma stiline nasıl geçersiniz? 51
Kaygılı bağlanma stilini iyileştirmek 51
Protesto Davranışı 54
Kaygılı bağlanma ve maskülenitenin çelişmesi 56
Kaçıngan bağlanma ve ilişkiler 57
Kaçıngan bağlanma stilini iyileştirmek 59
Sağlıklı bağlanan insanlardan alınacak dersler 60
Mentalizasyon 60
Öznelerarasılık 61
Kaygılı bağlanma stili ve hiç ilişkinizin olmaması 62
Kaygılı bağlanan insanlar bukalemun gibidir. 64
İçsel algınızı değiştirmek 66
Erkekler için Kaygılı Bağlanma Stilini Düzeltme Rehberi 69
Kaygılı bağlanmanın özündeki düşünce / inanç 69
Kaygılı bağlanmanın çocukluktaki temelleri 69
Kaygılı bağlanmaya neden olan deneyimler 70
Tutarsız anne – baba tepkileri 71
Aşırı müdahaleci ya da korumacı ebeveyn 72
Duygusal bağımlılığı teşvik eden anne – baba 73
İhmalkar ya da ulaşılmaz ebeveynler 74
İstismarcı, travma ve travma sonrası stres bozukluğu yaratan ebeveynler 75
Kaygılı Bağlanmadan Güvenli Bağlanmaya Geçiş 75
Kaygıyı düzenlemek için kullanabileceğiniz nefes teknikleri 77
Fizyolojik iç çekiş: Kaygıyı azaltmanın en hızlı yolu 77
Kaygı zincirinden çıkmak için 60 saniyede 3 + 3 nefes tekniği 78
Kaygıyı azaltmak için kan şekerini yakmak 79
Maruz Kalma Terapisi 80
Dürtü sörfü (urge surfing) ile duygusal güç kazanma 81
Mesafe ve ilişki dışı duygusal düzenleme ile kaygılı bağlanmadan kurtulma 85
Birinci adım: Negatif hislerinizi kabul edin ama kaynağını bulmaya çalışmayın. 87
İkinci adım: Partnerinize yapışmak yerine, ondan bir iki adım uzağa çıkın. 89
Üçüncü adım: Sağlıklı bir ilişkinin sürekli yakın olmak değil, uzaklaşmak da olduğunu kabul edin. 91
Dördüncü adım: Duygularınızı dolambaçsız bir şekilde konuşun. 92
Beşinci adım: Sizi sakin bir duruma getirecek anlaşmaları bulun. 93
Efendi Adamın Toksik Kırılganlığı olarak kaygılı bağlanma 96
Giriş 96
Kaygılı bağlanan erkek, cinsel/duygusal çekimi nasıl sabote eder? 99
Gizli Sözleşmeler 101
Gizli sözleşmeler 101
Geleneksel terapinin kaygılı bağlanan erkeği daha kötü yapması 107
Terapi ve olumlama işe yaramıyorsa ne işe yarar? 109
Erkek depresyonu kadın depresyonundan çok farklı 111
4 Adımlık Güvenli Bağlanma Planı 112
Birinci adım, ihtiyaçlarınızı direkt olarak dile getirin. 112
İkinci adımda, maskülenitenizi terk edip durmayı bırakın. 113
Üçüncü adım, bir alanda yetkinlik inşa edin. 114
Dördüncü adımda, sizi korkutan şeyleri yapın. 114
Erkeklerde Anne Sorunları (Mommy Issues) 116
Anne sorunları (mommy issues) ve bağlanmanın bilimi 118
Anne sorunları yaratan 4 anne tipi 120
#1 Duygusal ihtiyaçlarını oğlu üzerinden karşılayan anne 121
#2 Soğuk, duygusal olarak mesafeli anne 123
#3 Sürekli eleştiren, mükemmeliyetçi anne 125
#4 Bir sıcak bir soğuk, istikrarsız anne 127
Anne sorunları neden baba sorunlarından (daddy issues) daha derin 128
Anne sorunlarını çözmek ve güvenli bağlanmak için 4 adımlık program 130
Özet ve sonuç 136
Erkekler için Kaçıngan Bağlanma Stili Rehberi 138
Kaçıngan Bağlanma Çeşitleri 139
Kaçıngan bağlanmanın sebepleri 140
Kaçıngan bağlanan biriyseniz ne yapabilirsiniz? 144
Sıkılma, isteksizlik sandığınız şeyin korku olduğunun farkına varmak 144
Kaçmayın, maruz kalın 145
24 Saat Kuralı 146
Maruz Kalma Terapisi

Tanımadığınız kadınlarla nasıl konuşulur? Kadınlarla nasıl mesajlaşılır?

Bu yazıda tanımadığınız kadınlarla nasıl konuşulur konusunu ele alıyoruz. Burada yazdıklarımız kadınlarla nasıl mesajlaşılır konusu için de geçerli.

Erkeklerin kadınlarla konuşma denemelerinde yaptıkları en büyük hatalardan birisi, soru ardına soru sorup durmaları. “Nasılsın?”, “adın ne?”, “ne içiyorsun?”, “nerelisin?”, “buraya sık gelir misin?” “hangi bölümde okuyorsun?”, “burayı beğendin mi?”, “müziği beğendin mi?” diye ardı ardına sorular sıralıyorlar.

Bir kadınla konuşurken soru ardına soru sıralamanın problemlerinden birisi, erkekle kadın arasında iki taraflı bir diyalog yaratmaması. Bu tip bir konuşma genellikle tek taraflı sorgulama yaratıyor. Kadın “bu adam neden bana soru ardına soru soruyor?” diye düşünüyor ve size karşı temkinli ve mesafeli olmaya başlayabiliyor.

Böyle bir konuşmanın problemlerinden bir diğeri ise, erkeğin kadınlarla konuşmayı bilmediğini göstermesi. Erkek burada soru ardına soru sorarak, bir şekilde ikili bir diyalog başlayacağını, kadının birden bire ısınıp uzun uzun konuşmaya başlayacağını umuyor. Ama genellikle umduğunun aksine, kadının kalkanları kalkıyor ve konuşma tıkanıyor.

Bir kadına soru soramazsınız demiyorum ama bir kadınla konuşmanın ve o kadını konuşmanın içine çekmenin, size karşı bir çekim hissetmesinin çalışır yolu, sorudan önce bir şeyler ifade etmeniz.

Bir sorudan önce ifade kullanmanın nasıl yapılacağı hakkında size bazı örnekler vereceğim. Ama şunu da söyleyeyim ki bir kadına sorduğunuz her sorunun önünde bir ifade olmak zorunda değil. Bu biraz da kadının size karşı ne kadar çekim duyduğuna bağlı. Çünkü bir kadın size karşı görece yüksek çekim duyuyorsa, siz ona basit bir soru sorsanız bile, o size cevabında birçok şey söylemeye çalışır ve sonrasında size sorular sorar. Ama kadının size olan ilgisi yüksek değilse, konuşmanın akması için size yardım etmez. Daha çok önce size karşı bir şeyler hissedip hissedemeyeceğini, sizin onda bir çekim yaratıp yaratamayacağınızı görmek ister.

Göz önünde bulundurmanız gereken bir başka gerçek de, bazı kadınların daha nazik, bazı kadınların ise daha kaba oldukları ya da en azından nazik olmadıkları. Bu durum siyah – beyaz değil yani bir kadın nazik – kaba ekseninde herhangi bir seviyede olabilir, ya naziktir ya da kabadır diyemezsiniz. Ama kibar bir kadına denk gelirseniz, bu kadın sizi çekici bulmasa bile, konuşmanın akmasına yardımcı olur. Soru ardına soru sorsanız bile o soruları cevaplayabilir, konuşmaya katkıda bulunabilir.  Buradan çıkarmanız gereken sonuç, bir kadının konuşmanın akması konusunda size yardımcı olması, konuşmaya katılması, gülümsemesi ve sıcak olması, otomatik olarak o kadının size karşı çekim hissettiği anlamına gelmez.

Şimdi örneklere geçelim. Bir barda olduğunuzu ve bir kızla konuşma başlattığınızı düşünün. Basir bir “merhaba, nasılsın?” dediniz ya da başka şekilde açılış yaptınız ve kendinizi tanıttınız. Peki bundan sonra ne söyleyeceksiniz, nasıl konuşacaksınız? O konuşmayı nasıl devam ettireceksiniz?

Eğer kadına soru ardına soru sorarsanız, muhtemelen size karşı kapanmaya başlar. Ama soru önüne bir ifade koyarsanız, size dair biraz bilgi alır ve sizin bir kişiliğinizin olduğunu görür. Sizle ilgili ilginç şeyler olduğunu görür, sizin nasıl hissettiğinizi ya da düşündüğünüzü anlar. Bu durumda da sorunun cevabından sonra size bir şeyler söyleyerek ya da sorarak, konuşmaya katılma ihtimali artar.

Bu nedenle açılıştan sonra “bu akşamki müzik hakkında ne düşünüyorsun?” diye sorup, cevabını aldıktan sonra, sonraki soruya geçmeyin. Önce sizin bu konuda ne hissettiğinizi gösteren bir ifade kullanın. “Bu akşamki müziğe bayıldım, bar da çok güzel. Ya sen? Bu akşamki müzik hakkında ne düşünüyorsun?”

Bunu yaptığınızda öncelikle kadın, kendi fikrinizi belirtecek kadar kendinize güvendiğinizi hisseder. Onun “ben müziği sevmedim, barı hiç sevmedim?” deme potansiyelinden korkmadığınızı görür. Birçok erkek, böyle ifadeler kullanırlarsa, kadının bu ifadeye ters bir şey söyleyeceğinden ve kadınla şansını kaybedeceğinden korkar. Ama kadının erkeğe duyduğu çekim bu şekilde çalışmaz.

Peki kadın gerçekten de “ben burayı sevmedim, aslına bakarsan başka yere gitmeyi planlıyoruz” derse, ne yapacaksınız? Bir çuval inciri berbat mı ettiniz?

Birçok erkek burada u dönüşü yapar, kıvırmaya çalışır. “Ya aslında evet, bar da müzik de o kadar iyi değil” anlamına gelecek şeyler söylemeye çalışır. Aslında uyumsuz olmadıklarını, onunla ne kadar uyumlu olduklarını göstermeye çalışır.

Bunu yapmanıza gerek yok, bunu yapmamalısınız. Bu, bir kadınla etkileşimdeyken kesinlikle yapmamanız gereken onay arayışıdır. Bir kadın onun onayını almak için kıvırmanızı, onu kopyalamaya çalışmanızı oldukça itici bulur. Sizin tam tersini yaparak, ifadenizi değiştirmemeniz ama daha da önemlisi, bu tür fikir ayrılıklarını fazla ciddiye almamanız gerekli. Yani orada ayaküstü, kadınla bar – müzik güzel ya da değil tartışmasına da girmeyin. Bu da, onu ikna etmeye yani başka bir şekilde onayını almaya çalıştığınızı gösterir.

Bunun yerine eğlenceli bir şekilde ve gülümseyerek “gerçekten mi? Barla ilgili neyi beğenmedin?” diye sorabilirsiniz. Bu, sizin kendinize olan güveninizi devam ettirdiğinizi gösterir ve aynı zamanda onu ikna etmeye çalışmadığınızı görür. Aslında onunla eğlenceli ve ciddi olmadığı belli olan bir tartışmaya da girebilirsiniz ama önemli olan, “ben bir şey dedim, o tersini söyledi, uyuşmuyoruz, benden hoşlanmayacak” diye panik ve kaygıya kapılmamanız.

Aslına bakarsanız, bu tür ufak çatışmalar oldukça iyi birer fırsatlar. Kadınların size karşı çekim duymasına en çok katkıda bulunan şeylerden birisi, bu tür uyumsuzluk durumlarını, konuşmada ortaya çıkabilecek fikir ayrılıklarını erkek adam gibi paniğe ve kaygıya kapılmadan yönetebildiğinizi görmeleridir. Bir diğeri de, sürekli olarak onunla uyumlu olmaya, onunla %100 aynı fikirde olmaya çalışmadığınızı görmektir. Bu, sırf çekim yaratayım diye yapay uyumsuzluklar yaratın demek değil, birbirini tanımayan iki insan arasında doğal olan uyumsuzluğu erkek gibi yönetin yeter. Bu şekilde davranmanız, kadının size olan saygısını arttırır, sizin ilginç ve kişilikli biri olduğunuzu düşünmesini sağlar.

 

Burada cesareti yüksek ve kendine güvenen bir erkek, kıza oyuncu bir şekilde sataşabilir de. Bu, abartılmadan yapıldığında, pozitif cinsel gerilim yaratmak için en hızlı yöntemlerden birisi. Örneğin burada, “oyunbozanlık yapıyorsun ama?” diyerek gülümsemek mesela. Ya da “nesi var ya buranın? Söyle not alayım da istek kutusuna ben kendi ellerimle atayım” gibi.

Bir kadın uyumsuz olduğunuz yerlerde kendisine oyuncu bir şekilde meydan okuduğunuzda, burada sergilediğiniz güven ve cesarete saygı duyar. Daha önce defalarca gördüğü, kendi onayını almaya çalışan efendi erkeklerden farklı biri olduğunuzu görür.

Efendi erkek/iyi çocuk genellikle “hımm, evet belki de o kadar güzel bir yer değil”, “evet aslında biraz dar bir yer ve sandalyeler pek rahat değiller”, “ya evet aslında müziğin sesi yüksek değil mi?” gibi şeyler söyleyerek kıvırmaya çalışır. Onunla aynı fikirede olduğunu gösteren bir şey söylemeye çalışır. Bu panik, kaygı, özgüvensizlik hali ise kadının ona saygı duymamasına neden olur.

Kadınlara oyuncu, eğlenceli ve hafif bir şekilde meydan okuyan, kadının üzerine bir miktar kendini onaylatma ihtiyacı yükleyen erkek çekicidir. Bu erkek bu tür meydan okumalar yapmasa bile, kendi duruşunu, kadının onayını almaya çalışmak için bozmaz. Kadınla bazı konularda aynı fikirde olmadıkları için, kadınla aralarında bir şey olamayacak diye düşünmez.

Başka bir örnek vereyim. Birçok erkek bir kadınla konuşmaya başladığında şu şekilde sorular sorar:

“Ne içiyorsun?”

“Buraya sık gelir misin?”

“Eğleniyor musun ya da kız bir grup arkadaşı ile beraberse, kızlar eğleniyor musunuz?”

Burada dikkat ederseniz bu adam kadının dünyasına girmeye çalışıyor, onun dünyasında kendisini rahatsız, istenmeyen biri gibi hissediyor. Bu nedenle soru sormaya devam ederse, kadının dünyasına kabul edilebileceğini, kadının kendisine açılacağını umuyor.

Erkek “evet bugün arkadaşlarla biraz eğlenmek için dışarı çıktık. Ya sen? Seni buraya getiren nedir?” gibi bir şey söylediğinde, erkek sosyal durumun içinde daha rahat hissettiğini gösterir, dışarıdan kadının kabul etmesi için beklemediğini gösterir. Oraya ait olduğunu, “kızlar ne haber, ne içiyorsunuz?” demekle yetinen erkek gibi dışarıdan içeriye girmeye çalışan bir erkek olmadığını gösterir. Erkek burada kendi başına ya da arkadaşları ile zaten iyi vakit geçirdiğini bildirir. Fakat burada abartmamak, olayı şova dönüştürmemek lazım. Mesela şöyle ifadelerden kaçının: “Arkadaşlarla dışarı çıktık, harika vakit geçiriyoruz. Gel sen de partiye katıl, ama bakalım bize katılmayı hak edecek kadar eğlenceli misin?”

Bir başka dikkat etmeniz gereken şey de, ifadeler kullandıktan sonra soru sormaktır. Örneğin sürekli olarak “Ben bugün şunu içiyorum” gibi soru ile devam etmeyen şeyler söylemeyin. Neden? Çünkü karşılaştığınız bazı kadınlar kaygılı veya utangaç olacaklar. Bazı erkekler maalesef bu gerçeği bilmezler ve tüm kadınların kendilerine güvenli olduklarını, kaygılı veya utangaç olmazlar sanarlar. Ama bazı kadınlarla konuşmaya başladığınızda, bu kadınlar bir şeyler söyleyemeyecek kadar kaygılı ya da utangaç olabilirler. Bu nedenle sadece bir şeyler ifade etmekle yetinmeyin. Sorduğunuz soru, böyle bir kadının konuşmaya devam etmesine yardımcı olur.

Bu şekilde davranmanın bir artısı da, bu şekilde davranmanın çekici olması. Bu şekilde kendinizle ilgili bir ifadeden sonra soru sormanız, kendine güvenli bir davranıştır. Eğer pozitif cinsel gerilim kullanırsanız, bu da kendine güvenli bir davranıştır, orada onunla konuşmaktan kaygı duymadığınızı ifade eder. Pozitif cinsel gerilim ya da eğlenen ustalık, kadına, onunla dalga geçmeden oyuncu bir şekilde sataşmaktır ve kendine güven, rahatlık sinyaller.

Örneğin üniversitede hoşunuza giden bir kadın ile tanışmak istiyorsunuz ve bir üniversite etkinliğinde kadınla konuşmaya başladınız. Kızla bir muhabbetiniz yok ama mühendislik okuduğunu biliyorsunuz. Yine soru ardına soru sormak yerine, kendinizle ilgili bir bilgi verip soru sorun.

“Hangi bölümdesin?” diye sormak yerine “ben işletmedeyim. Sen hangi bölümdesin?” diye sormak daha doğru. Ama daha iyisi, olaya pozitif cinsel gerilim eklemektir.

Burada örneğin tahmin oyunu oynayabilirsiniz. Diyelim ki kız uykusuz görünüyor. “Ben işletmedeyim. Sen … dur tahmin edeyim … sende mühendis tipi var? Mühendislik misin?” Bunu ciddi ciddi değil, şakacı bir yolla yapın. Kız “evet nereden bildin” gibi bir şey söyleyerek karşılar. Bu durumda gözlerini göstererek “uykusuz her gece, yorgun ölesiye” şarkısını mırıldanın.

Ya da kız psikoloji okuyor diyelim (uykusuz değil). “Ben işletmedeyim. Sen … dur tahmin edeyim … kesinlikle mühendislik değil. Mühendislik olsa burada olmazdın” diyebilirsiniz.

Bu tür bir muhabbet, yani sizin bir insan olarak belli özelliklerinizi ifade etmeniz, sonra soru sorup fikir bildirmeniz, sonra belki bir daha soru sormanız, sürekli soru sorup konuşmanın bir yere gitmesini uman çaylak erkeklerden ayrışmanızı sağlar.

Bazı durumlarda ard arda soru sormanız sizi arıza bir tip bile yapabilir. Örneğin iş yerinde bir kızla konuşuyorsunuz ve kızı tanımasanız da az çok gördüğünüz bir kız. İnsan kaynakları departmanında çalıştığını biliyorsunuz. Ard arda soru sormaya başladığınızı düşünün:

“Selam, ben Mahmut. Ne haber?”

“Hangi bölümde çalışıyorsun?”

“Kaçıncı katta?”

“Hilmi Bey’in ekibi mi?”

Kadın, bu adam bu kadar detayı neden soruyor, amacı ne diye düşünmeye başlayabilir. Çünkü öyle bir amacınız olmasa bile sanki birazdan adresine kadar sorup kızın stalker belalısı olacak bir adam gibi soru soruyorsunuz. Bunun yerine kendinizle ilgili bir ifade, soru, bir fikir – gözlem, sonra soru şeklinde gitmeniz, daha doğal ve kadının daha rahat hissedeceği bir konuşma tarzı.

Örneğin,

“Selam, ben Mahmut ne haber?”

“2 aydır bu şirketteyim, ilk şirket aktivitem. Bu aktiviteler eğlenceliymiş. Ya sen? Ne zamandır buradasın?”

“Ben satıştayım, sen hangi departmandasın?”

“Kadınlar matinesi (şirket içinde oraya verilen ve bilinen ad). Gerçekten öyle mi birgün gelip görmek istiyorum 🙂”

Bir süre konuştuktan sonra, kızla ilgili garip kaçmayacak bir şeyi bildiğinizi de belirtebilirsiniz.

“Ben doğa yürüyüşleri yapmayı seviyorum. İş arkadaşım Aslı bana şirkette ara ara doğa yürüyüşü organize ettiğiniz söylemişti. Benim gelecek ay bir organizasyon planlıyorum, şirketten gelmek isteyen olursa nasıl ayarlarız?”

Son olarak konuşmada kullanabileceğiniz bir başka yöntem de, ilk buluşmada ne konuşulur yazısında bahsettiğimiz bilgi tohumları.

Üniversitede etkinlikte bir kızla konuşuyorsunuz ve ona hangi bölümde okuduğunu sordunuz. Soru – cevap gitmediğinizde ve kız da sizinle konuşmaya devam etmek istiyorsa, cevaplarına ekstra bilgi koyar:

“Ben buraya ilk defa geliyorum. Sen?”

“Ben de. Zaten okula yeni başladım.”

Burada okula yeni başladığı bilgisi, ekstra bilgi, yani bilgi tohumu. Sizinle konuşmayı devam ettirmek istemeyen kız, ekstra bilgi verip konuşmayı uzatmaktan kaçınır. Burada ise okula yeni başlamış olması, konuşmayı uzatmanız için size verilen bilgi tohumu.

“Hadi ya, ben 3. Sınıfım. Okula nereden geldin, İstanbullu musun?”

Ya da “Ben 3. Sınıfım. Okulu, ortamı nasıl buldun?”

“X’den geldim.”

“X’e geçen yıl gitmiştim, çok sevdim.”

“Bence çok sıkıcı bir yer.”

“O zaman X’e 3 gün Y’ye 5 gün ayırarak iyi etmişim desene.”

Bu son cevabınızda da birdenbire çark etmiyorsunuz, kızla “ama çok güzeldi” diye tartışmaya girmiyorsunuz (ki “o kadar acımasız olma ya” diye şakasına tartışmaya girmek de yöntem).

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Tavsiye edeceğim diğer yazılar:

Yıkıcı içsel sesinizi içsel koç ile değiştirmek

Giriş

Bir hata yaptığınız zaman, anında “her zaman her şeyi yanlış yapıyorum” ya da “herkes benim beceriksizin teki olduğumu düşünecek” gibi şeyler düşünüyor musunuz? Şimdi, bu hatayı yakın bir arkadaşınızın yaptığını hayal edin. Ona da aynı şeyleri söylüyor musunuz? Muhtemelen hayır. Ona “herkes hata yapar, bunu düzeltebileceğine eminim” gibi şeyler söylüyorsunuz. Peki kendinizle bu şekilde konuşmak neden daha zor?

Bir önceki bölümde, zihnin ruminasyon ve felaket senaryosu döngülerine, enerjinizi sömüren ve kaygı seviyenizi arttıran zihinsel zaman yolculuklarına hapsolmasını konuşmuştuk. Bu bölümde, içsel sesinizin kalitesi, ne zaman sizi sabote eder bir hal aldığı ve bu sesi nasıl daha destekleyici olacak şekilde değiştirebileceğimiz hakkında konuşacağız. Çünkü içsel sesiniz sadece bir yorumcu değil. Aynı zamanda beyninizi ve zor durumlarla başa çıkma kabiliyetinizi şekillendiren bir güç.

Acımasız içsel ses – içsel eleştirmen

Bir şeye odaklanmadığınız zaman, beyniniz varsayılan mod ağını (default mode network) aktif hale getiriyor. Burası, zihninizin gezinip durduğu ve kendinize yönelttiğiniz “benim sorunum ne?” gibi düşüncelerin yaşadığı yer. Aynı çeşit içsel konuşmayı her tekrarladığınızda, beyniniz bu düşünce kalıbı ile ilgili nöron devrelerini güçlendiriyor. Bu, aynı yolda defalarca yürümek gibi bir şey. Bir yolda ne kadar çok yürürseniz, o yolda yürümeniz ve sonuçta vardığınız yerin size yararlı mı, zararlı mı fark etmeksizin gideceğiniz yeri bulmanız o kadar kolaylaşıyor.

Öncelikle şunu bilmeniz gerekiyor: içsel negatif sesler çoğunlukla size ait değiller. Bunlar içselleştirdiğiniz, ebeveynlerinizden, öğretmenlerinizden ve sizin hayatınıza etki eden başka kişilerden aldığınız mesajlar. Ama bunları o kadar çok tekrarladınız ki, otomatik hale geldiler ve artık size sanki “gerçeklikmiş” gibi geliyorlar.

İçsel eleştirmeniniz çok güçlüymüş gibi hissediyorsunuz çünkü olumsuz özellik yanlılığı (negativity bias) denilen bir şeyi kullanıyor. Evrimsel olarak bir fırsatı kaçırmanın hayal kırıklığı yaratmasına nazaran, tehdidi kaçırmanın ölüm – kalım meselesi olabileceği için beyniniz, negatif bilgiye daha fazla dikkat veriyor. Bu nedenle eleştirel düşünceler, destekleyici düşüncelere göre doğal olarak daha acil ve önemliler.

Yani acımasız içsel sesiniz, çoğu zaman beyninizin sizi tehlikelerden koruma çabasından başka bir şey değil. Beyniniz “başkası yapmadan önce sana eksiklerini, arızalarını benim göstermem daha iyi” diyor. Ama bu sıklıkla geri tepen bir mekanizma çünkü kendinizi acımasızca eleştirdiğinizde, beyniniz bunu tehdit ile eşleştiriyor ve sisteminizi kortizol gibi stres hormonları ile dolduruyor. Bu da daha berrak bir şekilde düşünmenizi, duygusal kontrolünüzü elinizde bulundurmanızı ve olaylardan ders çıkarmanızı zorlaştırıyor.

Bir yandan da piyasada, acımasız içsel sesin motivasyonu iyileştirdiğini düşünen saçma bir inanış var. “Kendime karşı acımasız olursam, gelecek sefere daha da çok çaba harcayabilirim” düşüncesi. Ama araştırmalar istikrarlı bir şekilde, gerçeğin bunun tam tersi olduğunu gösteriyor. Kendinize karşı acımasız eleştirileriniz, motivasyonunuzu arttırırken, işleri erteleme eğiliminizi güçlendiriyor ve işler zorlaştığında pes etme ihtimalinizi arttırıyor.

İçsel koç – İçsel rehber

Bunun alternatifi, içsel koçunuzu inşa etmeniz. İçsel koç, içsel eleştirmene göre ayakları yere daha sağlam basan, yapıcı ve gelişime odaklanan bir süreç. Sizi utandırmadan olanların sorumluluğunu üstlenmenizi sağlıyor. İçsel eleştirmeniniz sizi mahkum eden bir yargıçken, içsel sesiniz sizi doğru yola, öğrenmeye ve ilerlemeye yönlendiren bir rehber işlevi görüyor.

Düşüncenizi rehin alan yaygın içsel eleştiri kalıpları

Şimdi gelin, düşüncelerinizi ele geçiren yaygın ve acımasız içsel eleştiri kalıplarına bakalım.

Birinci düşünce kalıbı, mükemmeliyetçi. Bu ses size “mükemmel olmazsa beş kuruş değeri olmaz” diyor ve mükemmelden daha az her şeyi yenilgi olarak gören “ya hep – ya hiç” kalıbı içerisinde hareket ediyor.

Mükemmeliyetçi içsel ses, hiç aksiyon almamanıza neden olacak şiddette yenilgi korkusu yaratabiliyor.

İkinci düşünce kalıbı ise, karşılaştırmacı. Bu içsel ses sizin değerinizi sürekli olarak başkalarının değeri ile karşılaştırıyor ve genellikle “herkes bir yolunu bulmuş ama sen …” ya da “herkesten çok geridesin” şeklinde düşünüyor.

Karşılaştırmacı içsel sesinizin farkında olmadığı ama yaptığı en büyük hatalardan biri, sizin arka plandaki gerçekliğinizi, başkalarının ön plana yansıttığı ambalaj ile karşılaştırması. İkinci en büyük hatası da, sizin kötü özelliklerinizi teker teker, başka insanların sizden iyi özellikleri ile karşılaltırıyor. Biri sizden uzun ama tembel ve içe dönük fakat o kişi ile sadece boyunuzu karşılaştırıyor. Çalışkanlığınızı, bu konuda sizden iyi birini bulup onunla karşılaştırıyor. Dışa dönüklüğü ise sizden daha iyi birini bulup onunla karşılaştırıyor.

Bu kalıp, sosyal karşılaştırma aracılığı ile stres yaratan ve aslında birçok konuda iyi olmanıza rağmen sizi yetersizlik hissine boğan bir ses.

Üçüncü düşünce kalıbı, falcı. Bu negatif içsel sesin uzmanlık alanı, felaket senaryoları tahmin etmek. “Bu iş kesinlikle kötü sonuçlanacak”, “kendini rezil edeceksin” gibi kalıplar içinde düşünüyor.

Falcı sesiniz, beklentisel kaygı yaratıyor ve maalesef bu kaygı genellikle kendi kendini gerçekleşen kehanete dönüşüyor. Tahmini felaketten kaçmak için o felaket senaryosuna o kadar çok odaklanıyorsunuz ki, o senaryonun gerçekleşme ihtimalini arttırıyorsunuz.

Dördüncü düşünce kalıbı, utanç sarmalı.

Bu negatif içsel ses, negatif içsel seslerin en yıkıcısı çünkü davranışınıza değil de direkt olarak sizin kimliğinize saldırıyor. “Berbat bir şey yaptın” demek yerine “berbatsın” diyor. “Arıza bir hareketti” demek yerine “arızasın” diyor.

Bu kalıp, öğrenmeyi ve gelişimi engelleyen bir güç çünkü problemlerin görece kolay değiştirilebilir davranışlarınız değil de değiştirilemez karakter bozukluklarınız olduğunu söylüyor.

Öz şefkat

Bu düşüncelerin alternatifi, öz şefkat. Acımasız eleştirmen içsel sesinden, öz şefkat içsel sesine geçtiğinizde, araştırmacıların bakıcı sistemi dedikleri sistem aktif hale geliyor. Bu sistem aslında çocuklarımıza bakmamız ve sosyal bağlantıları korumamız için gelişmiş bir sistem. Aktif hale geldiğinde, oksitosin salgılanıyor ve parasempatik sinir sisteminiz aktif hale geliyor. Bu da güvende ve sakin hissetmenizi sağlıyor.

Öz şefkat aynı zamanda iş yapma fonksiyonlarınızı, duygusal düzenlemenizi ve bilge bir şekilde karar verebilmenizi yöneten prefrontal korteks fonksiyonlarını iyileştiriyor. Yani kendinize karşı nazik olduğunuzda, daha berrak bir şekilde düşünüyorsunuz ve daha iyi tercihler yapıyorsunuz.

Dr. Kristen Nef ve başka araştırmacıların yaptıkları çalışmalar, öz şefkat pratiği yapan insanların daha düşük kortizol seviyesine, yenilgi sonrası gelişim için daha fazla motivasyona, zorluklara karşı daha fazla dayanıklılığa ve genel olarak daha iyi ruh sağlığına sahip olduklarını gösteriyor.

İçsel koçunuzu nasıl geliştirirsiniz? Pratik ve dönüştürücü üç teknik

İçsel eleştirmeniniz sizi yargılıyor ve lanetliyor. İçsel koçunuz ise daha pratik, daha destekleyici. Aynı zamanda sonuçlardan çok sürece ve öğrenmeye odaklanıyor. Kıçınıza gökkuşağı üflemiyor, sizi olanların sorumluluğunu almaya itiyor ama aynı zamanda size destek ve cesaret de veriyor.

Şimdi size içsel sesinizi içsel eleştirmenden içsel koça çevirmenize yardımcı olacak üç pratik ve dönüştürücü teknik vereceğim.

Birinci teknik, ton/nüans kayması. Bu teknik, içsel sesinizin duygusal kalitesini acımasız ve talepkar tondan, sıcak ve cesaretlendirici tona değiştirmenizi içeriyor. Bunu basit bir egzersiz ile açıklayayım.

Kendinizi içsel eleştirmeninizin ağzından düşünürken yakaladığınızda kendinize, bunları aynı süreçten geçen yakın ve iyi bir dostunuza nasıl bir tonda söyleyeceğinizi sorun. Sonra bu tonu alın ve kendinize bu tonla yaklaşın. Örneğin “bu hatayı yapacak kadar embesil birisin” diyeceğinize “bu çok kötü oldu ama herkes hata yapar. Bu hatayı bir daha yapmamak için ne ders çıkarabilirim” deyin. Hatayı yine kabul ediyorsunuz ama acımasız değil daha nazik bir tonda kabul ediyorsunuz.

İkinci teknik, dil güncellemesi tekniği. Bu teknik, mutlak dilinizi daha spesifik ve doğru bir dille değiştirmenizi içeriyor.

İçsel sesiniz ya da içsel eleştirmeniniz, “her zaman”, “asla”, “tamamen” gibi mutlak kelimeler ile konuşmaya bayılıyor. Ama bu kelimeler nadiren doğrular ve içinde bulunduğunuz durumu umutsuz hale getiriyorlar.

Bunun yerine daha spesifik bir dil kullanın. “Ben her sunumu batırıyorum” demek yerine “bu spesifik sunumda zorlanıyorum” deyin. ”Bu işte berbatım” yerine “bu kabiliyeti hala öğreniyorum” deyin. “Henüz”, “şu ana kadar” ya da “öğreniyorum” gibi kelimeler gelişim ve değişim ihtimalini güçlendirirler.

Bunun yanında kişilik temelli eleştiriden, davranış temelli geri bildirim diline geçmelisiniz. “Ben bir kaybedenim” diye düşünmek yerine “bu spesifik konuda başarısız oldum” diye düşünün. Bu şekilde düşündüğünüzde, kim olduğunuz hakkında değil, davranışınız ve çabanız hakkında yorum yapıyorsunuz. Bu ayrım önemli çünkü davranışlar değiştirilebilir ama kimlik daha değiştirilemez bir şey gibi hissedilir.

Üçüncü teknik, bakış açısı değiştirme tekniği. Bu teknik, yargıç rolünden rehber rolüne geçmenizi içeriyor.

İçsel koçunuz, acımasız demeçler vermek yerine size yardımcı olacak sorular sorar. “Yine yenildin” demek yerine “bundan ne ders çıkarabilirsin?” der. “Bunu asla başaramayacaksın” demek yerine “bir dahaki sefere daha iyi yapmak için ne yapabilirsin?” diye sorar.

İçsel yargıç geçmişe odaklıyken, içsel koç geleceğe odaklıdır. İçsel koç sizi kötü giden şeyler için cezalandırmaktan çok, ileri yönelik geliştirmeye odaklıdır.

Bu konuda kullanabileceğiniz, benim en iyi arkadaş testi dediğim bir teknik var. İçsel eleştirmeni konuşurken yakaladığınızda, bunu en iyi arkadaşıma bu şekilde söyler miydim deyin. Cevabınız hayırsa, en iyi arkadaşınıza nasıl söylerseniz, kendinize de o şekilde söyleyin. Aynı bilgiyi ve sorumluluğu, acımasızdan ziyade nazik bir şekilde nasıl iletebileceğinizi düşünün.

Günlük olarak yapmanızı tavsiye edeceğim şey, güvendiğiniz koçunuz ile sabah toplantıları yapmanız. Akşam da kısa bir gözden geçirme yapın. Gün içinde içsel eleştirmeninizi dinlediğiniz anları hatırlayın ve o sözleri içsel koçunuzun nasıl söyleyeceğini düşünün. Sonra da kendinize o şekilde söyleyin.

Beyninizi resetleyecek bir söz kalıbına sahip olmanız da işe yarayan bir yöntem. Yani içsel sesiniz acımasız bir şekilde konuştuğunda onu “bir dakika, bunu şimdi daha nazik söyleyelim” deyin. Ya da “içsel sesim bunu nasıl söylerdi” gibi.

Burada şunu unutmayın. İçsel eleştirmeninizi susturmaya veya bastırmaya, size verdiği bilgiyi görmezden gelmeye çalışmıyorsunuz. Tek yaptığınız bu bilgiyi yakalamak, yumuşatmak ve yeniden düzenlemek. İçsel eleştirmen genellikle çocuklukta öğrenilen ve daha iyisi ile değiştirilebilir bir düşünce süreci. Yeterince tekrar ile, beyniniz içsel koçu otomatik hale getirebilir (yıllar önce yeterince tekrar ile içsel eleştirmeni otomatik hale getirdiği gibi).

Bu alıştırmaları hergün yapmaya çalışın. Bu üç tekniği hergün birer kere kullanmaya çalışın. İçsel sesinizdeki küçük iyileşmelerin bile sizi nasıl da daha değişik bir moda soktuğunu görünce şaşıracaksınız.

Bir sonraki bölümde, düşüncelerinizi sistematik bir şekilde gözden geçirme tekniklerini, içsel eleştirmeninizi besleyen bozuk düşünce kalıplarını nasıl sorgulayacağınızı konuşacağız.

Bazı düşüncelerinizin gerçek olup olmadığını düşündüğünüz oldu mu? Bazı şeylere neden bu kadar güçlü bir şekilde inandığınızı sorguladınız mı? Bir sonraki bölümde, bunlara değineceğiz.

Daha İyi Bir Yaşam İçin Psikoloji ve Nöron Bilimi Temelli Pratik İpuçları Kitap Setine de bakmanızı tavsiye ederim.

Kaynak: Silence Your Inner Critic: How to Activate Your Brain’s ‘Inner Coach

Arkadaş grubunun en önemsiz insanı olmaktan nasıl kurtulursunuz?

“Sosyal durumlarla ilgili zorluk çekiyorum. Arkadaşlarım var ama ben arkadaşlarım için çok da önemli değilim. Beni bir partiye ya da hafta sonu gezisine çağırıyorlar. Ama eğer davet ettikleri etkinliğe katılmazsam, bu onlar için hiç önemli olmuyor. Yani arkadaşlarım var ama beni pek umursamıyorlar. Onların hayatında merkezi bir rolüm yok. Ben onları çok düşünüyorum ve bir yerlere davet ediyorum. Ama onlar beni pek düşünmüyorlar.

Bazen bir grup insanın içindeyken, oraya ait değilmişim gibi hissediyorum. Kendimi garip hissediyorum ve bu konu hakkında ne yapacağımı bilmiyorum.”

Bu danışana ilk sorduğum soru şu oldu: Bu senin için ilk ne zaman problem haline geldi?

Danışanın cevabı şu oldu:

“Bir ay önce doğum günümdü, bir parti düzenledim ve arkadaşlarımı davet ettim. Yemek hazırlayacağımı, çok iyi bir parti olacağını söyledim. Hepsi mutlaka geleceklerini söylediler. 3 gün boyunca yemek hazırladım, tatlı hazırladım, sosları bile ben yaptım. Ama partiye kimse gelmedi! Bu konuda ne yapacağımı, ne düşüneceğimi bilemedim.”

Bu danışanla biraz daha konuşunca, insanları yakınında tutmak için çok fazla şey yaptığını, hatta onlara dolaylı olarak rüşvet bile verdiğini fark ettim. Bir etkinliğe davet edilmeyi istediği her zaman, o etkinliğe davet edilmek için aşırı çaba gösteriyordu. Mesela bir haftasonu gezisi planlandığında, “ben şunu yapacağım, şunu halledeceğim” diye bir sürü söz vererek gruptaki değerini yükseltmeye çalışıyordu.

Bu kişi, bilinçaltında, gruptan dışlanacağı paranoyası ile yaşıyordu. Gruba, grubun dış hatlarında tutunmaya çalışıyor, grupta kalmak için çok fazla çaba gösteriyordu.

Bu kişinin temel sorunu, özdeğer, sosyal bağlantı ve sosyal yetenek eksikliği. Ve bunlar iyileştirilebilir şeyler. Birçok insan maalesef, aslında patoloji olmayan ve görece kolay iyileştirilebilecek ama hayatlarında büyük problem yaratan şeylerle boğuşuyor.

Bu danışan ile çalışmaya devam ettim ve problemini nasıl çözebileceğimi buldum.

Burada temel sorun şu: bir grubun dış çevresinde o gruba tutunan insanlar, gruptan dışlanmamaya yönelik çok fazla şey yapıyorlar. Bunu yaparken de çok fazla kendilerini küçülten espri yapıyorlar, grubun merkezindeki insanların önüne geçmemek için özel çaba harcıyorlar ve genel olarak aşırı uysal davranıyorlar. Bu tür davranışların hepsi, tutunmaya yönelik davranışlar ama tüm enerjinizi tutunmaya harcarsanız, yükselmeye enerjiniz kalmaz.

Asıl sorun şu ki, bir gruptan dışlanmamak için büyük bir çaba harcadığınız sürece, o grupta kalmayı başarabilirsiniz ama size duyulan saygı asla artmaz.

Sosyal ağ geliştirme ile ilgili birçok araştırma var. Bu alanda ise Özvektör Merkeziliği (Eigenvector Centrality) denilen bir kavram var.

İnsan bağlantıları ile ilgili diyagramlara bakarsanız, bazı insanların diğerlerinden daha merkezi, bazı insanların ise diğerlerine göre daha merkezden uzak, uçlarda olduğunu görürsünüz. Gruplarda genellikle bir veya birkaç lider kişi olur ve örneğin etkinlikleri genelde bu insanlar ayarlarlar. Bu insanlar grubun bir etkinliğine gelmezlerse, o etkinliğin değeri çok azalır ve bu insanlar bir parti düzenlediğinde, herkes bu partiye gitmek için çaba gösterir. Yani bazı insanlar grup içinde sosyal olarak saygı gören, herkesin arkadaş olmak istediği insanlardır. Tabii bazen bu insanlardan gerçekten de hoşlanmayız ama grupta önemli insanlardır.

Peki, bir sosyal grup içinde daha merkezi bir pozisyona gelmek, artık tutunmaya enerji harcayıp durmamak için neler yapabilirsiniz?

İlk yapmanız gereken şey, toplam bağlantı sayınızı arttırmak. Sosyal olarak güçlü, saygı gören, sevilen ve yaptıklarının karşılığını alana insanlar olmakta zorlanan danışanlarıma baktığımda, genellikle temel bir karşılıklılık aradıklarını görüyorum. Örneğin birine bir doğum günü hediyesi aldıklarında, o insandan da doğum günü hediyesi bekliyorlar. Bu insanlar genellikle bir grup içinde daha sayılan ve sevilen biri olmak için çok büyük çaba harcıyorlar.

Yapmanız gereken şey ise, bu enerjinin büyük bir kısmını başka ağlar kurmaya yöneltmek. Bir grup içinde daha sayılan ve sevilen biri olmak tabii ki mümkün ve bu konuya geleceğiz. Ama bunu yapmadan önce, dışsal gruplarla zayıf bağlantılar geliştirmeye başlamanız gerekiyor.

Burada birçok insan, “yahu benim zaten zayıf bağlantıdan bol neyim var?” diye itiraz edecektir. “Daha fazla zayıf bağlantı oluşturmanın ne anlamı var? Şu an kendi grubumda da insanlarla bağım zayıf, bana saygı ve sevgi duydukları yok. O diğer insanlar da saygı ve sevgi duymayacaklar ki! Kötü bir gün geçirdiğimde beni aramayacaklar ki.”

Başka gruplardan insanlarla zayıf bağlantılar kurmak ilk adım. Ama olay burada bitmiyor. Zayıf bağlantıları, bir şekilde güçlü bağlantılara dönüştürmeniz gerekiyor. Siz ne kadar çok güçlü bağlantılar kurarsanız, o kadar sayılan ve sevilen biri olursunuz.

Özellikle grubun dış çevresindeki insanlarla birebir ya da küçük gruplar halinde daha fazla vakit geçirmeye başlayın. Bu sizin o insanlarla bağlarınızı ve etrafınızdaki insanlardan aldığınız desteği arttırır.

Üçüncü prensip, başka insanlar arasında bağlantı kurmak.

Özvektör Merkeziliği yüksek olan, örneğin merkezde olan grup üyesine duyulan saygı, başka herkese olan bağlantısından gelir. Sosyal olarak, başka insanların da bağlantıda olduğu insanlara değer veririz. Bu da, ağ/bağlantı kurmanın özüdür.

Bağlantılar kurma konusunda yapılan çok büyük bir hata var. İnsanlar bağlantı kurmak için etkinliklere gittiklerinde, insanlara “bu kişinin bana nasıl faydası olur?”, “şu kişinin bana ne yardımı olur?” şeklinde bakıyorlar.

Benim gördüğüm en faydalı ağ kurma yolu, iki insan arasında bağlantı kurmak. İki insan arasında her bağlantı kurduğunuzda, onların zihnindeki statünüz artar çünkü bunu yaparken karşılığında bir şey istemezsiniz, bir şey almazsınız. Araştırmalar da, insanlar arasında bağlantı kurmanın, sosyal olarak merkezde olmanıza büyük katkı sağladığını gösteriyor.

Size tavsiyem, insanlarla bağlantılarınızı geliştirmek için büyük bir parti düzenleyip, insanların o partiye gelmesi için çabalama yolunu bırakmanız. Bunun yerine küçük bir organizasyon yapın ve buna A grubundan birkaç kişiyi, B grubundan birkaç kişiyi ve C grubundan birkaç kişiyi çağırın.

Sosyal gruplarda daha merkezi ve saygı duyulan biri olmanızın yolu, grubun dış sınırlarındaki insanlarla bağlantı kurmak, tekrarlanan etkileşimler kurmak ve farklı gruplardan insanları bir araya getirmektir. Peki bunları pratikte nasıl yapacaksınız?

Yeni insanlarla tanışın. Küçük, kendi sosyal grubunuzun parçası olmayan insanları da içeren organizasyonlar yapın.

Dördüncü olarak, grubun dış çevresindeki insanların sıklıkla yaptığı ve kendilerine olan saygıyı azaltan davranışlar. Burada gruba yapışmak ile grup içinde tırmanmak arasındaki farka geri dönüyoruz.

Bu konuda yardım etmeye çalıştığın çoğu insanın, sosyal grubun merkezindeki insanlardan korktuklarını, aynı zamanda kendilerine saygıyı azaltan davranışlar içine girdiklerini görüyorum. Bu davranışlardan birisi, kendilerini küçük düşüren espriler. Grup kendisine gülüyorsa, gruba katılıp kendilerine gülüyorlar çünkü grubun merkezindeki insanlara “ben tehdit değilim” mesajı vermeye çalışıyorlar.

Grubun çevresinde olan insanların kendilerini daha zararsız göstermek için yaptıkları bir başka şey de kendi uzmanlıklarını olduğundan daha önemsiz göstermeye çalışmak. Grubun merkezinde olan insanlardan belli alanlarda daha iyi olduklarında, bu insanlar için tehdit oluşturup dışlanmaktan korkuyorlar.

Grubun merkezindeki insanlar tarafından gruptan atılma korkusu ile kendini küçük ve zararsız göstermeye çalışmak, gruba yapışma amaçlı bir davranıştır. Bu davranış sizi grubun dış çevresinde tutabilir ama merkeze yaklaşmadan orada durmanıza neden olur.

Burada size çok ama çok önemli iki tavsiye vereceğim. Mikroskopik perspektiften bakarsak, kendinizle dalga geçmeyi, kendinizi küçük gösterecek davranışlardan uzak durun. İkincisi, eğer bir şeyde iyiyseniz bunu gösterin. Eğer insanlar bunun değerini bilmiyorlarsa, bunu tehdit olarak görüyorlarsa, bu onların problemi.

2024 tarihli bir araştırmanın gösterdiği, kendiniz hakkında nasıl hissettiğiniz, kendi etkinliğinize olan inancınız, başka insanların size nasıl tepki vereceklerini belirliyor. Yani eğer siz kendinizi küçültürseniz, başkaları da sizi küçük görürler.

İyi olduğunuz konuları gösterin, bu sayede grup içinde size duyulan saygı artar. Eğer sosyal grubunuzda merkezi olan insanlar bunu tehdit olarak görürlerse, unutmayın ki o grup dışında bağlantılar da geliştirdiniz.

Yetkinliklerinizi göstermeniz ile, kendinize olan inancınız da artar. Çeşitli gruplardan insanların çevresinde olduğu yeni bir merkez yaratırsınız ve artık grubun en önemsiz elemanı olmazsınız.

Daha iyi bir yaşam için nöron bilimi ve psikoloji temelli pratik ipuçları setinde derlediğimiz Dr.K’nın sette olmayan son yayınlarından birini çevirdik.

Kaynak: Why You’re The Least Valuable Friend

 

Geçmiş ve gelecekle ilgili düşünceleri durduramadığınızda kullanabileceğiniz teknikler

Masanızda oturmuş, işinize konsantre olmaya çalışıyorsunuz ama zihniniz, dün yaptığınız o garip konuşmayı yeniden oynatıp duruyor. Söylediğiniz her kelimeyi analiz ediyorsunuz, karşı tarafın yanlış anlayıp anlamadığını merak ediyorsunuz. Sonra birdenbire, beyniniz geleceğe atlıyor ve yarın yapacağınız sunuma gidiyor. Sunumun ters gidebileceği her senaryoyu düşünmeye başlıyorsunuz. Ne olduğunu anlamadan, 20 dakikanızı boyunca bir geçmişe bir geleceğe atlayarak, hiçbir gerçek şey yapmadan geçiriyorsunuz.

Bu durum size tanıdık geliyorsa, yalnız değilsiniz. Beyninizin bu mental zaman yolculuklarını yapmaya eğilimi var. Ve bunlar size rastgele atlamalar gibi görünse de, bu yolculukların arka planında oldukça karmaşık, nörolojik bir süreç var.

Bugün beyninizin mental zaman yolculuğu yapmasını neden durduramadığınızı ve daha da önemlisi bu yolculukları durdurarak kendinizi şimdiki zamana nasıl demirleyeceğinizi konuşacağız.

Zihinsel zaman yolculuğu, beyninizin geçmişi ziyaret edebilme ve geleceği hayal edebilme kabiliyetidir. Bu kabiliyet aslında evrimleşmiş bir beyne işaret eder, geçmiş deneyimlerimizden bir şeyler öğrenmemizi ve geleceği planlayıp üzerinde düşünülmüş kararlar verebilmemizi sağlar.

Problem şu ki, beyin bu özelliğini her zaman akıllıca bir şekilde kullanmaz. Geçmiş olayları ya da acılı olayları defalarca ziyaret eder. Garip konuşmaları defalarca oynatır, hata yaptığınız bir anı defalarca yeniden yaşar ya da gelecekte olabilecek bir olayla ilgili felaket senaryoları yazar.

Beyninizin bu döngülere saplanıp kalması sadece zihinsel değil aynı zamanda nörolojik bir alışkanlık. Çünkü beyindeki döngüler büyük oranda varsayılan mod ağı (default mode network) tarafından yönetiliyorlar.

Varsayılan mod ağı, dış dünyaya odaklı olmadığınız, örneğin gündüz düşü gördüğünüz ya da bir olayı düşündüğünüz, zamanlarda devreye giren beyin bölgelerine deniyor. Varsayılan mod ağı, bir işe aktif olarak odaklanmadığınızda devreye giriyor ve zihinsel manzarayı sürekli olarak tarayarak çözümlenmemiş problemler, potansiyel tehditler ya da daha önce kaçırmış olabileceğiniz önemli bilgiler aramak gibi spesifik bir görevi var.

Varsayılan ağ modu, yaratıcılık ve öz değerlendirme için oldukça faydalı bir özellik. Temel olarak geçmişin ve geleceğin canlı simülasyonlarını üretiyor ve beyniniz bu simülasyonlara sanki şu an oluyorlarmış gibi duygusal tepkiler veriyor. Ama varsayılan ağ modu aşırı aktif hale geldiğinde, ruminasyon (durduramadığınız negatif düşünce döngüleri) ve kaygıya neden olabiliyor. Aynı zamanda şimdiki zamanda yapmanız gereken şeylere ayıracağınız beyin kaynaklarını tüketiyor.

Araştırmalar ruminasyona ve kaygılanmaya daha fazla zaman harcayan insanların çalışma belleklerinin (working memory) – bilgiyi geçici olarak tuttuğumuz ve aynı zamanda bu bilgi üzerinde aktif olarak işlem yaptığımız bilişsel sistem – düştüğünü gösteriyor. Bu kötü bir şey. Beyninizde sanki birçok ağ tarayıcısı sekmesi açmışsınız ve her biri işlem gücünden yiyor, beyninizi ve elinizdeki işi yavaşlatıyor gibi.

Bunun aynı zamanda psikolojik maliyetleri de var. Zihinsel zaman yolculuğu, stres ve kaygı da içeriyorsa, kortizol seviyelerinizi yüksek tutuyor. Kronik stres tepkisi ise sizin bağışıklık sisteminizden uyku kalitenize birçok şeyi olumsuz etkiliyor. Yani ya geçmişte kalmış ya da gelecekte belki hiç olmayacak bir şey için vücudunuzu stres altında tutuyorsunuz. Kendinizi zihinsel zaman yolculuğundan şimdiki zamana nasıl getireceğinizi bilmediğinizde, bir yandan da zaman içerisinde duygusal dayanıklılığınızı kaybediyorsunuz.

Peki, zihninizin şimdiki zamanı terk ettiğinin nasıl farkına varacaksınız? Bunun için geçici farkındalık dediğimiz bir farkındalık türünü geliştirmeniz gerekiyor.

Geçici farkındalık, pratik ile öğrenebileceğiniz bir yetenek. Yapmanız gereken şey, düşüncelerinizin kalitesine dikkat etmeye başlamak. Geçmişte olmuş bir şeyi analiz mi ediyorsunuz? Gelecekteki bir şeyi planlamaya çalışıyor, gelecekteki bir şey hakkında endişeleniyor musunuz?

İlk yapmanız gereken şey, bu tür bir zihinsel zaman yolculuğu yapmakta olduğunuzun farkına varmak.

Beyniniz bu yolculuğu yaparken, aynı zamanda bazı fiziksel işaretlerin de farkına varın. Bu yolculuk sırasında nefes alışverişiniz sığlaşabilir, omuzlarınız gerginleşebilir, karnınızda kaygı ya da pişmanlık ile gelen tanıdık bir gerginlik hissedebilirsiniz. Vücudunuzda hissettiğiniz bu şeyler, beyninizin şimdiki zamandan çıktığını işaret edebilirler.

Bazı insanlar, özellikle zor deneyimlerden ya da duygusal olarak düştükten sonra geçmişle ilgili ruminasyona yatkınlar. Bazı insanlar ise, özellikle gelecekle ilgili belirsizlik veya değişim durumlarında, daha geleceğe yönelik kaygılara yatkınlar. Birçok insan ise duygusal durumlarına ve hayatlarında olan şeylere bağlı olarak her ikisine de yatkınlar.

Zihinsel zaman yolculuğu yaptığınızı fark ettiğinizde, yeniden şimdiki zamana demir atabilirsiniz.

Demir atmak önemli çünkü böylece düşünceleriniz ile reaksiyonunuz arasına mesafe koyabilirsiniz. Demir atmak aynı zamanda sinir sisteminizi sakinleştirir ve yeniden çerçeveleme veya düşüncelerinize meydan okuma gibi bilişsel araçları kullanmak için ihtiyacınız olan zihin açıklığını sağlar.

Demir atmak, zihniniz kontrolden çıktığında acil durum frenlerine basmaya denktir. Şimdi size bunu,  varsayılan mod ağını sekteye uğratan ve beyninizin başka bölümlerini harekete geçiren üç teknik ile nasıl yapabileceğinizi göstereceğim.

Birinci teknik: Zaman aralığını etiketlemek

Beyninizin yapmakta olduğu şeye bir isim verin. Örneğin şöyle diyebilirsiniz:

“Bunlar geçmişe odaklanan düşünceler.”

“Bunlar gelecek ile ilgili kaygılar.”

Size önemsiz görünebilir ama bunu yaptığınızda, beyninizin meta algıdan yani düşünceleriniz hakkında düşünme kabiliyetinden sorumlu bölümlerini aktif hale getiriyorsunuz. Aynı zamanda duygusal düzenlemenizden ve rasyonel düşünceden sorumlu prefrontal korteksinizi işin içine sokuyorsunuz.

Yani zihinsel zaman yolculuğu yaptığınız zaman aralığını etiketlediğinizde, otopilot modundan gözlem moduna geçiyorsunuz. Bu düşüncelerle kavga etmiyor, sadece bunları tanımlayıp bir adım geriye çekiliyorsunuz. Sadece bu bile, bu kontrol dışı düşüncelerin gücünü azaltıyor.

İkinci teknik: Vücut temelli çapalar kullanarak dikkatinizi şimdi ve buraya çekmek 

Bunu yapmanın birçok yolu var. Örneğin yere basan ayak tabanlarınızı hissetmek. Ayak tabanlarınızı yere basın ve basıncı hissedin.

Ya da ellerinizi birleştirip parmak uçlarınızın dokusunu hissedin.

Bu konuda kullanabileceğiniz bir başka teknik de stres ve kaygı yönetimi için geliştirilen 5-4-3-2-1 tekniği.

Görebildiğiniz 5 şeyi söyleyin. Sonra dokunabildiğiniz 4 şeyi söyleyin. Sonra duyabildiğiniz 3 şeyi söyleyin. Sonra kokusunu alabildiğiniz 2 şeyi söyleyin. Sonra tadabildiğiniz 1 şeyi söyleyin.

Bu duyusal pratik, dikkatinizi zihinsel hikayeden çıkarıp şimdi ve burada fiziksel deneyiminize odaklar.

Yapabileceğiniz bir başka harika egzersiz de dikkatinizi nefesinize demirlemek. Yavaşça nefes alın ve daha yavaş bir şekilde nefes verin. Bu arada içinizden “nefes al” – “nefes ver” deyin. Bu pratik de sizin varsayılan modadan bilinçli düzenleme moduna geçmenizi sağlar.

Üçüncü teknik: Örüntü durdurma

Bu, zihinsel düşünce girdabını durdurmak için yapacağınız kısa ve fiziksel bir şey. Birkaç örnek vereceğim.

Sesli bir şekilde “dur!” deyin ve ayağa kalkıp vücudunuzu esnetin.

Ya da bileğinize lastik bant takın ve onu gerip bırakın. Ya da yüzünüze soğuk su çarpın. Bir odadan başka bir odaya yürümek bile işe yarar.

Bunlar size basit görünebilirler ama çalışır teknikler. Çünkü bunlar zihinsel döngü hız kazanmadan döngüyü durdururlar.

Bu tekniklerin hiçbirinde, o düşünceler orada değilmiş gibi davranmıyorsunuz. Tek yaptığınız şey, beyninize odaklanabileceği başka bir şey vermek ve böylece beyin o düşüncelere geri döndüğünde bu düşüncelerin daha açık bir şekilde değerlendirebilmek.

Demirleme alıştırmalarını her gün yapın, sadece zihinsel döngülerin altında edildiğiniz zamanlarda değil. Duygusal olarak yoğun olmadığınız zamanlarda demirleme çalışmaları yapmanız, bu teknikleri duygusal olarak yüklü olduğunuz zamanlarda uygulamanızı kolaylaştırır çünkü bu teknikler, hatırlamak zorunda kalacağınız ve zihin enerjisi ile zorlayacağınız şeyler olmak yerine refleks haline gelirler.

Bunlara günde bir saat ayırmanıza gerek yok. Günde 2 dakika bile yeter. Örneğin bu günlük alıştırmaları dişinizi fırçalarken ya da sabah kahvesi içerken yapabilirsiniz. Bu zamanlarda 60 saniye nefesinize odaklanabilir sonra çevrenize ve sonra vücudunuza odaklanabilirsiniz.

Sakin zamanlarda pratik yaparsanız, stresli olduğunuzda beyninizi bu zihin modunu daha kolay bulabileceği şekilde egitebilirsiniz. Bu biraz kas gelistirmeye benzer. Kriz gelene kadar spor salonuna gitmemezlik etmiyorsunuz. Kaslarınızı düzenli olarak, önceden geliştiriyorsunuz. Ihtiyacınız olduğunda da kas kapasitemiz oluyor.

Özet

Beyniniz geçmişi ve geleceği düşünebilecek şekilde tasarlanmış. Bu normal bir beyin fonksiyonu. Problem, bu düşünce döngülerine saplanıp kaldığınızda ortaya çıkıyor.

Kendinizi şimdiki zamana demirlemek, düşüncelerinizi kapatmanız anlamına gelmiyor. Beyni şimdiki zamana demirlemek, zihninizin gereğinden fazla bir süre geçmiş ya da geleceğe yolculuk yaptığının farkına varıp, onu nazik bir şekilde şimdiki zamana getirmeyi öğrenmek demek.

Düşünce kalıplarınızı yeniden kablolamak için ilk adım bu. Bu şekilde otomatik pilottaki zihinsel alışkanlıklara reaksiyon göstermek yerine bilinçli kararlar verecek farkındalığı ve zihin açıklığını elde edebilirsiniz.

Bir sonraki bölümde, içsel konuşmanızı değiştirmeyi konuşacağız. Çünkü bu ses sizin en büyük eleştirmeniniz ya da olabilir en büyük destekçislniz olarak duygusal dayanıklılığınız üzerinde çok büyük rol oynuyor.

Bu konuyla alakalı şu yazımıza da bakabilirsiniz: Hayal tuzağı ile gerçek hayattan kaçmak

Daha İyi Bir Yaşam İçin Psikoloji ve Nöron Bilimi Temelli Pratik İpuçları Kitap Setine de bakmanızı tavsiye ederim.

Kaynak: How to Anchor Yourself in the Present When Your Brain Won’t Stop

Toksik ilişkilerde umut tuzağı

Sizi her geçen gün darmadağın eden bir ilişkiye yapıştınız ve bu ilişkiyi bırakamıyorsunuz. Sizi ilişkide tutan işlerin gerçekten iyiye gitmesi ya da onun gerçekten değişiyor olması değil. Sizi ilişkide tutan, onun bir gün değişeceği umudu, çünkü karşınızdaki ara ara iyi bir modda oluyor, size biraz ilgi, sıcaklık ve huzur veriyor, yani açlıktan ölmeyin diye size ekmek kırıntıları atıyor. Bu ekmek kırıntıları da sizi berbat ilişkinize aylarca, belki yıllarca ve daha da kötüsü hayat boyu mahkum olarak tutuyor.

Bu bölümde, umudun sizi çok uzun bir süre berbat, toksik ilişkilere saplanıp kalmış halde tuttuğunu konuşacağız. Bölümün sonunda da size gerçekten oldukça acımasız bir gerçekten bahsedeceğim.

#Birinci neden, onun hiçbir zaman gerçek olmamış bir versiyonuna aşık olmanız. Bu insanla flört etmeye başladığınızda, onun gerçek, sabit kişiliği ile karşılaşmadınız. Onun kısa ama sizi ilişkide tutmaya yetecek kadar uzun bir süre oynayabildiği, idealize bir versiyonu ile karşılaştınız. Bu süre boyunca o, sizin beyaz atlı prensi, her şeyi yoluna koymak ve onu kurtarmak için gönderilmiş şövalye olduğunuz fantezisi içinde yaşadı.

Duygusal fırtınalar ve dengesizlikler yüzeye çıkmadan önce sizinle çok hızlı bir şekilde bağ kurmak üzere, bu versiyonunu yaşadı ve size gösterdi. Size yoğun bir ilgi, kimya, sıcaklık, kırılganlık, tutku ile geldi. Siz bunu gerçekmiş, içtenmiş ve bu dünyaya ait olamayacak kadar güzelmiş gibi hissettiniz. Ama onun bu versiyonu dengeli ve sürdürülebilir değildi. Bu versiyon onun sadece en iyi yönlerini sergilediği reklam filmiydi.

Umut sizi bu nedenle kapanın içinde tutabiliyor çünkü duygusal dengesizlikler, suçlamalar, kaos, bir sıcak – bir soğuk dinamikleri yoğunlaştığında, zihniniz sürekli olarak onun idealize versiyonunu, sizin aşık olduğunuz ve ruh ikiziniz gibi hissettiğiniz kadını arıyor. Ve bir noktada, bu insanın gerçekten kim olduğunu hiç bilebildim mi?” diye soruyorsunuz.

Bu da tam bir bilişsel çelişki yaratıyor zira aşk bombardımanı sırasında oradaydınız, aşk bombardımanını hissettiniz, tüm vücudunuz o ilk zamanlardaki kimyayı ve bağı kaydetti. Ama aynı zamanda manipülasyonu, saygısızlığı,  çifte standardı da hissettiniz.

Size bilmeniz gereken şeyi söyleyeyim. İlişkinin başlarındaki tüm o sıcak, sevgi dolu, aşık versiyonu, o zamanın içinde gerçekti. Ama bu versiyonu, onun asıl versiyonu değildi, değil ve olmayacak. O idealize persona çöktükten sonra, aşık olduğunuz kadın ile şu an gerçekten ilişkide olduğunuz manipülatif kadını bağdaştıramadınız.

Bakın, siz özel olduğunu hisseden ilk erkek değildiniz, son erkek de olmayacaksınız. Anlamanız gereken şey, onun bağımlılık yapan versiyonu, hızlıca bağ kurmak, güven kazanmak, duygusal olarak yatırım yapmanızı sağlamak için devreye sokulan geçici bir versiyon.

#İkinci neden, siz sadece ona değil, onunlayken nasıl biri olduğunuza da aşık oldunuz. İlk tanıştığınız zamanlarda, size yoğun bir ilgi, kimya, seks ve duygusal yakınlık verdi. Ama aynı zamanda sizin en iyi versiyonunuzu, güçlü olduğunuz yanlarınızı, sadakatınızı, zekanızı, vizyonunuzu yani ideal versiyonunuzu size yansıttı. Sizin olmak istediğiniz erkeği size yansıttı, sizin olmak istediğiniz erkek gibi hissetmenizi sağladı.

Yani ilişkinin başlarında sadece ona değil, onunlayken kendiniz hakkında nasıl hissettiğinize de düştünüz. Ve o ara ara sizi idealize edip yansıtınca, size nasıl da hayran olunan, anlaşılan, canlı, dünyanın tepesinde hissettirdiğini de hatırlatıyor.

Ama bu bir tuzak. Size sadece kendisinin değil, sizin de idealize bir versiyonunuzu da gösteriyordu. O versiyonunuzu görmek size çok iyi hissettirdiği için, size başlarda verdiği kahraman kimliğini bırakamıyorsunuz. Hala, içinizdeki o ideal erkeği yeniden ortaya çıkaracağını umuyorsunuz.

#Üçüncü neden, zirvelerin ve diplerin, sinir sisteminizi darmadağın etmesi. Onunlayken hiçbir şey dengede değil. Sizi günlerce eleştirdikten sonra, birdenbire çok yumuşak davranabiliyor. Hiçbir işaret vermeden birden bire soğuk ve mesafeli oluyor ve sonra yine hiçbir işaret vermeden duygusal ve özürler dileyen birine dönüşebiliyor. Birgün öfke patlaması yaşarken, birgün ağlama krizine girebiliyor.

Burada farkında olmayabileceğiniz şey, vücudunuzun bu zirve – dip döngülerine bağımlı olduğu gerçeği. Uzun süre devam eden bu gerilim ve dengesizlik içinde, en ufak bir sıcaklık, gülümseme ya da huzur bile size büyük bir ödül ve rahatlama gibi, umut gibi görünüyor.

Ama bunlar işlerin sonunda düzelmeye başladığına, onun durumu kabul ettiğine ve değişeceğine işaret değiller. Bunlar gerilimin, bir sonraki zirveye doğru çıkmadan önce yaşadığı geçici düşüşler sadece.

Siz bağımlı olduğunuz için bekliyorsunuz. Bir sonraki sakin zamanı, ödülü bekliyorsunuz. Kendinizi, bunların bir anlamı olduğuna ikna etmeye çalışıyorsunuz ama bunların hiçbir anlamı yok. İyi zamanlar, mağduru olduğunuz toksik istismar döngüsünün birer parçası sadece. Ve iyi zamanlar birer tuzaklar.

Bu ilişkide kalmaya devam ediyorsunuz, bu ilişkiden çıkamıyorsunuz zira siz bir bağımlısınız. O rahatlamayı ve ödülü, bir sonraki iyi zamanı kovalıyorsunuz.

Umut sizi bu şekilde saplanıp kalmış bir şekilde tutabilir.

#Dördüncü neden, sorumluluk almaması. Sizi her kırdığında, hikaye bir şekilde ters yüz oluyor ve siz onu kırmış oluyorsunuz. Aşırı tepki gösteren, tetiklenen, onun bu şekilde davranmasına neden olan siz oluyorsunuz. Bu anlarda oldukça ikna edici davranabiliyor ve ağlayabiliyor. Hatta yıkılmış görünebiliyor. Hatta söylediklerine kendi bile inanabiliyor.

Anlamanız gereken şey, sorumluluk almayan biri değişemez. Yüksek derecede borderline ya da narsist özelliklere sahip biri için yansıtma ve suçu karşı tarafın üstüne yıkma sadece birer taktik değil, birer refleks ve hayatta kalma mekanizması.

Borderline bir partner, kendisinin oldukça farkında olabilir. Kendisini tetikleyen şeyleri söyleyebilir, travması hakkında konuşabilir. Ama kendisinin farkında olması ile sorumluluk alması aynı şeyler değiller. Çünkü yoğun terapi ve uzun süreli çaba olmadan, refleksleri ve hayatta kalma içgüdüsü, kendisi ile ilgili iç görüsünü her zaman ezecekler.

Yoğun terapi ve uzun süreli çaba olmadan uzun vadeli değişim olmayacak. Ama bu iç görü, kırılganlık ve duygusallaşma anları, size umut veriyor. “Değişmeye başladı, bu bir ilerleme” diye düşünüyorsunuz.

Fakat bunlar geçici anlar çünkü yaptıklarının sorumluluğunu üzerine almadığı sürece değişim olmayacak.

#Beşinci neden, çok çabalarsanız, size vaad edilen fantezi geleceğe eninde sonunda ulaşabileceğinize inanmanız.

Ne kadar kötü olursa olsun ilişkiyi bırakamıyorsunuz çünkü bu işin sonunda sizi bir hazine beklediğine inanmaya koşullandınız. Eğer daha fazla çabalarsanız, daha iyi severseniz, daha fazla sabırlı olursanız, onu tetiklemeyi bırakırsanız, her şeyi doğru yaparsanız, sonunda o fantezi geleceğe ulaşabileceğinizi sanıyorsunuz.

Başından beri, sadece görmek istediğini şeyi gördünüz. Sonra da o şeyi kaybetmenin sizin suçunu olduğuna ve o şeyi yeniden kazanmanız gerektiğine inandırıldınız. Böylece hamsterlerin üzerinde koşturdukları tekerleğe bindiniz ve bir fanteziyi kovalayıp duruyorsunuz ve gerçeği kabul etmeyi reddediyorsunuz. Arada ekmek kırıntısı şeklinde o versiyonunun kısa süreli reklamını izlediğinizde beyniniz, “gördünüz mü, ödüle daha yakınız, belki de sonsuza kadar mutlu yaşayacağımız bir bitiş çizgisi var” diyor. Ama hiçbir zaman var olmamış ve olmayacak bir şeyi kovalıyorsunuz, biraz daha fazla çaba ile, biraz daha hızlı koşarak sonunda finale ulaşabileceğiniz yanılgısı içinde debeleniyorsunuz.

Peşinde koştuğunuz ilişki, gerçek dünyada var olan bir şey değil ve hiçbir zaman da var olmayacak.

#Altıncı neden, onun travması size bir ilerleme gibi görünüyor. Size çocukluğunu, yaralarını, acısını açtığında, tüm gardınız yere iniyor. Öfkeniz diniyor ve “bana açılıyor” diyorsunuz. Ama bu duygusal kırılganlık, size takılmak üzere hazırlanmış bir kancadan başka bir şey değil. Çünkü siz ne zaman ağlasa ya da acı bir hikaye paylaşsa, tüm o kaosu, saygısızlığı ve manipülasyonu unutuyorsunuz. Ve bir anda o kurtarıcı rolünüze geri dönüyorsunuz ve kendinizi ondan sorumluymuş gibi hissediyorsunuz.

Ama biraz dikkatli bakarsanız, sizinle travmalarını ondan uzaklaştığınızda, yaptığı şeylerin sonuçlarını ödeme ile karşı karşıya kaldığında ya da kontrolü kaybediyor olduğunda paylaşıyor. Yani sorumluluk almaktan, sonuçları yaşamaktan kaçmak için bir taktik olarak size açılıyor.

#Yedinci neden, değişmeyi teşvik edecek bir şeyin olmaması. Siz bu ilişkide, ilişki harika olduğu için değil, o aşık olduğunuz versiyonunun geçici ve gelmeyecek bir versiyon olduğunu defalarca ispatlasa da, değişecek umuduyla kalıyorsunuz. Ve sizin umudunuz onun sözlerine, potansiyeline, ilerleme ihtimaline bağlı kaldığı sürece, bu döngüye saplanıp kalacaksınız.

Şunu kendinize sorun: Bu insan neden değişsin? Onun bakış açısından bakarsanız, ilişki çalışıyor. O ilgiyi, güveni ve kontrolü alıyor, siz ise kaosu, suçluluk duygusunu ve tüm sorumluluğu. Bu kadının değişmesi, kendisine fayda sağlayan bu durumu değiştirmesi için hiçbir mantıklı neden yok.

Bu noktada da, sizinle paylaşacağımı söylediğim acımasız gerçeğe geliyoruz: onu şu an olduğu gibi sevip kabul edemiyorsanız, onu sevdiğiniz falan yok. Siz bir fanteziye aşıksınız, onun başlangıç versiyonuna mı dersiniz, potansiyel versiyonuna mı dersiniz bilmem ama gerçekten beraber olduğunuz kadını sevdiğiniz falan yok. Ve bu kadın şu ana kadar değişmediyse, ya değişme kapasitesi yok ya da değişme isteği. NOKTA.

Belki yaralı, belki hayatın altında ezilmiş belki de stresli. Belki sinir sistemi hayatta kalma moduna saplanmış vaziyette. Belki travması var. Ama bu durumun sorumluluğunu yüklenmediği sürece, onu ve ilişkiyi kurtarmak için yapabileceğiniz hiçbir şey yok.

Bu gerçeği kabul ettiğiniz anda, umudunuz kafesiniz olmaktan çıkar ve bir dönüm noktası olur. Bu noktadan itibaren gücü elinize almaya başlarsınız.

Şunu unutmayın: toksik ilişkiler daha iyi ilişkilere dönmezler. Daha berbat yıkım getirecek ilişkilere evrilirler.

Toksik ilişkiler rehberimize de bir göz atabilirsiniz.

Kaynak: The Harsh Truth: Why She’s Not Going to Change (Hope Is a Trap)

Terk eden ve peşinden çok koştuğum eski sevgilim ile karşılaştım – Vaka çalışması

Eski sevgilim ile bir buçuk sene önce ayrıldık, daha doğrusu o benden ayrıldı. Yaklaşık bir sene boyunca ara ara yazdım. Başlarda da çok ısrar etmiştim.

Eski sevgiliden ayrıldıktan sonra ne kadar erken iletişimi kes kuralı uygularsanız o kadar iyi. İlk 2-3 gün, siz daha zorlamayın ama bilemedin bir hafta, iletişime devam edip ısrar etmen, geri dönüşsüz değil ama bundan daha uzun süre ısrar ederseniz, geri dönüş ihtimalini pratik olarak sıfıra yakın bir noktaya indirdiğiniz gibi, kendi iyileşme sürecinizi de uzatırsınız.

Sizin ilişki ne kadar sürdü bilmiyorum ama eğer iletişimi keserseniz, iyileşme süreciniz ilişkinin üçte biri ya da en fazla 6 ay sürer. Eğer kesmez peşinde koşarsanız, daha fazla ayrılık yarası alırsınız, iyileşme sürecinizi uzatırsınız.

Ben bu dönemde kızı online stalkladığını da tahmin ediyorum ki, online stalk bir insanı aylarca hatta bazen yıllarca eski sevgilinin peşinde ya da gizli gizli yörüngesinde tutan, çok büyük bir bela.

En son 4 ay önce, uzun bir muhabbet olmuştu ve yine istemediğini belirtti.

14 ay boyunca peşinde koşmuşsun. Normalde 6 ayda atlatacağın ayrılık acısını atlatmak için senin daha 4-6 aya ihtiyacın var maalesef (iyileşme süreci bir umutla en son iletişim kurduğun zamandan başlar).

Sonra hiç ulaşmadım ve aramadım. Alışmıştım iki gün önce tesadüfen gördüm ve yanına gittim.

Şimdi gördüğün gibi iyileşme sürecine girmişsin ama büyük bir hata yaparak yanına gidip konuşmuşsun. Terk eden eski sevgili ile karşılaştığınızda, medeni bir şekilde selam verin ama yanına gidip konuşmayın. O size gelirse biraz muhabbet edin ama kısa kesin ve bir bahane ile kibarca sıvışın. Bu muhabbete asla ilişki, eski ilişki gibi konuları konuşmayın.

Kısa bir muhabbet oldu naber gibisinden ve “biri oldu mu diye sordum” ama uzatmadı.

İkinci ve aslında daha büyük hata da bu. İlişki konusu açmışsın. Bunlar iletişimi kes sürecini sıfırlayacak şeyler. Kazanımlarını koruman lazımdı.

Ben istekli davrandım sonrasında kısa kesti ve ayrıldık. Eve gittiğimde bir kere aradım ama dönüş yapmadı. Ben çok yanlış mı yaptım?

Şimdi bu kızın sana dönme ihtimali zaten sıfır. Sıfırı daha da sıfırlayamazsın. Yani “dönmesi için yanlış mı yaptım” diyorsan muhtemelen o konuyu artık etkileyemezsin. Gerçi, eğer gidip konuşmasan bir ihtimal yükselirdi ama senin gibi en ufak umut ışığına sarılan birine bunu söylememek lazım.

Yanlışın, gayet de iyi giden iyileşme sürecini baltalaman. Bir umuttur maymun eden insanı. Terk edilir edilmez, yeniden beraber olacağız umudunu öldürmeye bakın. O umut, terk edenin geri gelme ihtimalini düşürdüğü gibi, iyileşme sürecinizi de dondurur. Tam tersine “bu iş burada bitti asla başlamaz” deseniz, geri gelme ihtimalinin artmasının yanında, daha çabuk iyileşirsiniz.

Geri gelme ihtimali neden artar? Her şeyden önce terk edene ulaşmayı, terk edeni takip etmeyi bırakırsınız ya da bırakmanız daha kolay olur. Karşılaştığınızda, “terk ettim ama o da beni bırakmış yoluna bakıyor” sinyali verirsiniz ve bu sinyali içsel bir “bizden daha olmaz” inancı kadar sağlam gönderecek başka bir ruh hali yoktur.

Ama siz umudu “prenses / prens beni bıraktı gitti, ilişkimizi çöpe attı, artık buradan çıkarmaz” gibi kendinizi ezen bir kafada değil, “ilişki bittiyse bitti, ben de çöpe attığı ilişkinin başında bekleyecek kadar onursuz değilim, ben de bırakır giderim” şeklinde olmalı.

Bir de sana tavsiyem sen artık bu insandan tamamen uzak dur. Yani artık görmezden gel. Zira sen konuşursan eskiye dönersin gibi.

Anlatmamışsın ama iletişimi kes kuralı mı uyguluyorsun yoksa sadece aramamayı mı beceriyorsun? İletişimi kes üç ayaklıdır ve üç ayağı ile de yapılmalıdır:

Birinci ayak, terk edene asla ulaşmıyorsun.

İkinci ayak ki bu devirde birincisi kadar önemli, terk edenden asla haber almıyorsun, onu stalklamıyorsun. Sadece whatsappta online mı ya da kaç takipçisi var, artıyor mu artmıyor mu diye bakmak, en az Instagramında hikayelerine ya da fotoğraflarına bakmak kadar stalk. Birilerinin onun Instagramına bakıp size haber uçurması da stalk.

Üçüncü ayak, kendi hayatınıza odaklanmak. Daha fazla sosyalleşmek, ilişki bitiminin ilk 2-3 ayı kendine dönüp sonra yeni limanlara açılmak, uzun süredir yapmak istediğin bir şeyi yapmak gibi.

Keşke önceden tanısaydım abi sizi.

Aslında evet, keşke bu kadar zaman kaybetmeseydin. İnsanlar bir daha onun gibisini bulamam gibi bir kafayla terk edenin peşinde koşup (açık açık ya da stalk ile gizli gizli), çok zaman kaybediyorlar.

Bir seneden uzun ilişkiler, insanın hayatına yaklaşık olarak 1.5 – 2 senede bir girerler. Ama bunun için sizin yola çıkmış olmanız lazım. Sen bu kızı o zaman bıraksaydın, şimdiye muhtemelen yeni sevgilin olurdu.

Yine de bir sonraki sevgilinden önce buldun yani o açıdan erken buldun.

Tepkini biliyorum abi ama yine de sormak istedim sessizlik ve unutmak bu durumda bile karşı taraftan sonuç aldırır mı?

Bu soru, unutmak ile zıt bir soru. Senin asıl sorduğun “sessiz kalır ve unutmuş gibi davranırsam bana geri döner mi?” Cevap, hayır. 1.5 sene geçmiş, dönmez. Zaten az önce belirttiğim gibi “terk edeni terk etme” zihin yapısında olmayan insan, karşısındaki geri dönse bile, 5-10 dakika konuştuğunda, itici hale gelir ve geri dönen yine kaçar.

Senin umudu öldürmen lazım. Umut, kimsenin olmadığı ve birini bulmak için çaba harcadığın dönemde tatlı bir hayal olarak sana zevk veriyor ama acıdan kaçıp ufacık zevke bağlanman, senin uzun vadede daha çok acı çekmene ve kaybetmene neden oluyor.

Bu kızla bir daha asla ama asla ama asla olmayacağını kabul et. Bu umudu öldür. Bu umudu öldürmen, asıl umudu yeşertecek yani seni seven başka biriyle karşılaşma umudunu. O umudun gerçekleşme ihtimali çok yüksek ama sen bu olmayacak umuda sarılıp, o umudu erteleyip duruyorsun.

Bu siteye yeni geldiyseniz, eski sevgili terk ettikten sonra uygulamanız için, no contact kuralını (iletişimi kes kuralını) şiddetle tavsiye ederim. Ayrıca şu yazılarımıza da göz atmanızı tavsiye ederim:

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

İyi sanılan ama aslında tehlikeli 5 yaşam tavsiyesi

İyi bir tavsiye size yardımcı olabilir ama yanlış bir tavsiye, sizin yanlış bir yolda yıllarınızı boşa harcamanıza neden olabilir. Bu bölümde, oldukça kötü olmalarına rağmen, sıklıkla tekrarlanan ve muhtemelen en az birini daha önce sıklıkla duyduğunuz beş tavsiyeden bahsedeceğim. Aynı zamanda, bu tavsiyeler yerine uygulayabileceğiniz ve pişmanlıkla değil gurur ile dolu olan bir yaşam yaratmanızı sağlayacak tavsiyeleri paylaşacağım.

#1 İstediğiniz her şey olabilirsiniz.

Hayır, ne kadar isterseniz isteyin, ne kadar çabalarsanız çabalayın, istediğiniz her şey olamazsınız. Gerçek şu ki siz, birçok şeyde iyi değilsiniz ve asla olamayacaksınız.

Tamam, insanların zayıflıklarını düzeltmek için tavsiyeler verilmesi normal ve insanların zayıflıklarını giderip güçlenmeleri, zayıflıkları tarafından potansiyellerinin çok altında bir yaşam sürmemeleri gerçekten önemli bir hedef. Ama bir insanın güçlü olduğu alanlarda uzmanlaşması, kendisi için çok daha iyi olacaktır.

Bazı alanlarda zayıf olduğunuzu ve ne kadar eğitim alırsanız alın o alanlarda iyi olamayacağınızı kabul etmeniz lazım. Siz muhtemelen 5 sene yoğun eğitim alsanız bile, NBA basketbolcusu olamayacaksınız ya da belki büyük bir şirket yönetemeyeceksiniz. Kendinizi fantezi dünyasında kaybetmek yerine, zamanınızı güçlü olduğunuz yanlarınıza uyan bir alan bulmaya ayırmak ve bu alanlarda gelişmek, sizin için çok daha iyi olacaktır.

Yanlış anlamayın, genç yaşlarınızda birçok şeyi deneyebilirsiniz ve denemeniz de iyi bir şey. Hayallerinizi kovalamanız da kötü bir şey değil. Ama açık fikirli, gerçekleri duygusallaşmadan görebilen biriyseniz, zaman içinde istediğiniz her şeyi olamayacağınızı öğreneceksiniz. Ama aynı zamanda, birkaç şeyde çok iyi olduğunuzu da keşfedeceksiniz.

Ben ikigai (Japonca “yaşamak için bir sebep” ya da “her gün yataktan kalkmak için bir sebep”) kavramını destekliyorum. Başarınız, mutluluğunuz ve her gün sizi yataktan kaldıracak motivasyon, 4 alanın kesişiminde:

  • Yapmayı sevdiğim şey
  • Dünyanın ihtiyacı olan şey
  • Bana para kazandıran şey
  • İyi yaptığım şey

Ikıgai size istediğiniz her şey olabileceğinizi söylemiyor. Tem tersine, dar bir alanda başarıyı, mutluluğu, motivasyonu ve parayı bulabileceğinizi söylüyor. Bu alan, sizin ideal alanınız ya da en etkili olduğunuz alan.

#2 Bir plan yapın ve o plana sadık kalın.

Yüzeysel olarak baktığınızda, bu tavsiye oldukça makul ve mantıklı görünüyor. Ama biraz derine inerseniz, bu tavsiyenin defolu olduğunu görüyorsunuz.

Çok büyük bir çaba ve titizlikle hazırlanmış planlara sahip olan genç insanlarla konuşuyorum. “Şu alanda üniversite okuyacağım, bu üniversite beni şu işe yerleştirecek ve 10 bilemedin 20 yılda nihai hedefimdeki vadedilmiş topraklara ulaşacağım!”

Bu insanlar hayata, satranç hamleleri serisi olarak bakıyorlar. Satranç taşlarını bir kareden diğerine dikkatle kaydırıyorlar ve hayatı şah mat etmek istiyorlar. Ama bu bir hata çünkü hayat bir satranç oyunu değil. Hayat daha çok, her zaman direksiyonunda olmadığınız bir çarpışan arabalar oyununa benziyor. Hayatınızla ilgili yapabileceğiniz iki tercih çeşidi var. Tercihlerinizi araçsal sebeplere göre yapabilirsiniz ya da temel sebeplere göre.

Araçssal sebepler, detaylı yaşam planlarının yapı taşları ve tamamen kararların sizi nereye doğru yönlendireceği ile ilgililer. “Çok ilgimi çekmese bile belli bir alanda üniversiteye gideceğim çünkü böylece iyi bir işim olacak” ya da “benim mizacıma uygun olmasa bile şu işe gireceğim çünkü bu iş bir sonraki fırsatı elde etmemi sağlayacak” gibi bir tercih, araçsal bir tercihtir.

Temel sebepler ise araçsal tercihlerin zıddıdır. Aslında temel sebeplere göre kararlar vermek, planlamanın karşıtıdır. “Bu bölümü beni nereye götüreceğini bilmesem bile okuyacağım zira ilginç bir bölüm” ya da “sonrasında beni nereye götüreceğini bilmesem bile bu işe gireceğim zira ilginç insanlarla çalışacağım ilginç bir iş” gibi kararlar, temel sebeplere göre verilen kararlardır.

Ben gençken araçsal sebeplere inanır, onlara tapardım. Büyük bir taktisyen ve uzman bir planlamacıydım. Ama çok geçmeden, bazen oldukça acı sonuçlar sonucu, şaşırtıcı bir şeyi keşfettim: araçsal sebepler sıklıkla istenilen sonuçları vermiyordu. Hayatınız araçsal sebeplerle yapılan planlar için çok karmaşık, hiç beklenmeyen şekillerde değişken bir yer.

Genç biriyseniz ve bana inanmıyorsanız, 40’larında ve 50’lerinde olan ve hayran olduğunuz birilerini bulun ve onlara, bulundukları noktaya nasıl geldiklerini sorun. %90’ı size “uzun hikaye” diye cevap verecektir.

Uzun hikaye zira bu insanlar temel sebepleri baz alarak kararlar verdiler ve sonrasında ortaya çıkan belirsizliklerle, o tercihlerin kendilerini götürdüğü yerde mücadele ettiler. Ama bu, onların güçlükler karşısında motive, fırsatlar konusunda uyanık kalmalarını sağladı ve geldikleri noktaya ulaşmak için denemeler yapmalarına, yollarını değiştirebilmelerine izin verdi.

Başarılı insanların bir noktadan büyük başarıya, düz, dikkatle planlanmış ve planlandığı gibi ilerleyen bir çizgi şeklinde ilerlediklerini düşünürüz ama asıl yol, zigzaglarla, bir sağa bir sola savrulmalarla, dolambaçlarla dolu. Ve hayat dolambaçlı bir yola girdiğinde dikkatiniz dağılırsa ya da modunuz düşerse, başarılı olmanız zor.

Hiç plan yapmayın demiyorum ama plan yapmaya daha az, bir şeyler yapmaya daha çok zaman ayırın.

#3 Tutkunun peşinden git.

Berbat tavsiyeler listesinin tartışmasız bir şekilde taçsız kralı bu. Bu tavsiyeyi yastıklara işliyorlar, tişörtlere basıyorlar, Instagram’da paylaşıp, mezuniyet törenlerinde kutsal sözler gibi fısıldıyorlar. Ama bu gerçekten berbat bir tavsiye.

Neden? Birincisi, bu oldukça baskı yaratan bir şey. Bana “peşinden gitmek istediğin tutkun ne?” diye sorduklarında, donup kalırdım. Mükemmel bir cevap vermem gerektiğini düşünürdüm ve böyle bir cevap bulamazdım. Bu soru insanı gerçekte ne olduğunun bir ifadesi olan değil de gösterişli tepki vermeye zorluyor.

İkincisi, “tutkun olan şeyin peşinden git” tavsiyesi, kısa vadeli duygulara ağırlık verirken, uzun süreli çabaya çok az yer veriyor. Bu konuda bana güvenin. 25 yıldır aynı mesleği yapıyorum “bu senin tutkun mu?” diye sorduklarında, cevabım “bilmiyorum” oluyor. Yaptığım iş gerçekten zor. Bazı günler bundan zevk alıyorum, bazı günler kesinlikle yapasım gelmiyor. Ama bu benim işim.

Üçüncüsü, tutkunuz sizi evrenin merkezine koyuyor ve bu her zaman hata. En başarılı, en etkili insanlar, aynada kendilerine hayran hayran bakmakla vakit kaybetmezler.

Acı gerçek şu ki, sizin tutkunuz dünyanın umrunda değil. Belki sizin de umrunuzda olmamalı. Neyse ki, kendinize sorabileceğiniz daha iyi sorular var. Örneğin, kimse izlemiyorken ne yapıyorsunuz? Bahçenizde bitkilerle uğraşıp, gübreler ve tohumlar hakkında mı okuyorsunuz? Bitkilerle ilgili alışveriş yapmak için girdiğiniz dükkanlarda, o dekoratif deniz kabuklarına büyük bir arzu ile mi bakıyorsunuz? Bu sorunun cevabı, size bir ipucu verecek.

İkinci soru ise, hangi işkenceye katlanmaya gönüllüsünüz. Jerry Seinfield, büyük bir komedyen olmak için, her gün, tek kelime yazmak istemediği günlerde bile yazması gerektiğinin farkına vardı. Özellikle tek kelime yazmak istemediği günlerde yazması gerektiğinin farkına vardı.

Gerçek şu ki çaba, insanın kendisini keşfetmesine yol açar, insanın kendisini keşfetmesi çabaya değil.

Kendinize sorabileceğiniz son soru ise, en büyük katkıyı nerede yapabileceğiniz sorusu. Bu soru sizi narsist kısır döngüden çıkarıp dünyaya açar.

Katkı, iklim değişimini durdurmak gibi devasa bir şey olmak zorunda değil. Eğer gücünüz varsa bunu da hedefleyebilirsiniz ama katkı, iyi bir anne ya da baba olmak da olabilir, harika kahveler yapan bir kafe işletmek de.

Yani özetlersek, tutkunuzun peşinden gitmeyi unutun. Ne yaptığınızı gözlemleyin, tolerans gösterebileceğiniz bir işkence bulun ve dünyaya nasıl bir katkıda bulunabileceğinizi keşfedin.

#4 Her zaman pozitif olun.

Bu oldukça iyi niyetli bir tavsiye ve önemli bir gerçekten yola çıkıyor. Ama bunu tam olarak uygulamanız sizi kötü yerlere çıkarabilir. Çünkü hayatta, negatif duygularınızı davet etmeniz ve daha az pozitif olmanız gereken zamanlar olacak.

Bilimin gösterdiğine göre pozitif duygular önemliler, hayatı yaşanmaya değer kılıyorlar. Örneğin iyimser olmanız sizi daha sağlıklı biri yapıyor. Neşe, minnettarlık ve umut gibi duygular, esenliğinizi artırırlar.

Şüphesiz ki çoğu zaman pozitif olmanız sizin yararınıza ve pozitif duygularınız negatif duygularınızdan daha fazla yer kaplamalı. Ama her zaman pozitif olmamalısınız. Eğer dişiniz çekilirken gülümsüyorsanız, bu sizin aydınlandığınızı değil uyuşturulduğunuzu gösterir. Sürekli olarak pozitif olmak, yoga taytı giymiş inkardan başka bir şey değildir. Çünkü negatif duygular size yol gösterirler, dünyayı daha açık seçik hale getirirler ve önemli dersler verirler.

Hüsran, ileri doğru yürümek için alternatif yollar keşfetmenizi sağlar. Pişmanlık, hatalarınızdan ders almanızı ve bir dahaki sefere daha doğru davranmanızı sağlar.

Çok fazla negatif duyguyla dolmak istemezsiniz ama sürekli olarak da pozitif kalamazsınız.

Sorun şu ki bazen doğal olarak negatif olduğumuzda, bizde bir sorun olduğunu düşünmeye başlıyoruz. Ama bu doğru değil. Bazen negatif olmak insan olduğumuzu gösteriyor.

Bir miktar negatif duyguya yer açmamız, bugün daha kötü hissetmemize neden olsa da, daha sonra daha fazla şey başarmamızı ve uzun vadede daha mutlu olmamızı sağlar.

#5 Neyi bildiğin değil, kimi tanıdığın önemli.

Ben bu tavsiyeden nefret ediyorum. İçinde yeterince doğru olan bir zehir bu. Dünyaya kocaman bir bağlantı kurma organizasyonu gibi bakmak sadece karanlık değil aynı zamanda kötü bir strateji.

Evet, bağlantılar önemli. Ama milyarder yatlarındaki partilere katılmak gibi takıntılarınız yoksa, bağlantılar sandığınız kadar önemli değiller. Çünkü tüm fırsatları yöneten ve bu fırsatları Cadılar Bayramında en iyi kostümü giyen çocuklara şeker dağıtır gibi dağıtan gizli bir grup insan yok.

Neyi bildiğin değil, kimi tanıdığın önemli zehirini içenler, kabiliyet geliştirme, tecrübe kazanma ve bir katkıda bulunma fırsatlarını tehlikeye atıyorlar.

Sağlam bağlantılar kurmanın en iyi yolu, yaptığınız işte çok iyi olmak ve güvenilir, bel bağlanabilir biri olarak nam salmanız. Ne bildiğiniz, bildiğiniz insanlar evrenini genişletebilir. Aynı zamanda bağlantılarınızı geliştirmeye devam etmenin en iyi yolu, bonkör olmak, başka insanlarla gerçekten ilgilenmek ve eğer elinizden geliyorsa onlara yardım etmektir.

Kimi tanıdığınız yan üründür, strateji değil. Gerçek strateji, yaptığınız şeydir. Eğer harika işler çıkarıyorsanız, sözlerinizi tutuyorsanız ve insanlara iyi davranıyorsunuz, doğru insanlar yörüngenize girmenin bir yolunu bulurlar. Pokemon kartları gibi kartvizit toplamayı bırakın ve emeğinizi bir şeyde çok iyi olmaya harcayın. Bunu yaptığınızda, kimi tanıdığınız kısmı kendi kendine gerçekleşir.

Evet, bunlar oldukça süslü, kulağa hoş gelen, doğru gelen ama ciddiye aldığınızda sizi darmadağın edebilecek 5 tavsiye.

Her şey olabileceğinize inanmak yerine, ilgi alanınızın, yeteneklerinizin, talebin ve paranın kesiştiği dar alanda yer alan bir şey olmaya odaklanın.

Bitmek bilmez planlar yapmak yerine, araçsal değil temel sebeplere dayanan kararlar vermeye başlayın.

Tutkunuzun peşinden gitmeyin. Bunun yerine ne yaptığınızı, hangi işkenceye toleransınız olduğunu ve en  büyük katkıyı hangi alanda yapabileceğinizi keşfedin.

Çoğu zaman pozitif olun ama sürekli pozitif olmayın. Negatif duygularınızın da size bir şeyler öğretmesine izin verin.

Ne bildiğinize odaklanın. Tanıdığınız insanlar evrenini genişletmenin en iyi yolu bu.

Daha İyi Bir Yaşam İçin Psikoloji ve Nöron Bilimi Temelli Pratik İpuçları Kitap Setine de bakmanızı tavsiye ederim.

Kaynak: Life Advice That Sounds Good But Will Destroy You

Terk eden eski sevgili mesaj attığında ne yapmalısınız?

Terk eden eski sevgili mesaj attığında ne yapmalı? Terk eden eski sevgili mesaj attığında cevap verilmeli mi? Eski sevgilinin mesajına cevap vermezsem ne olur?

Terk edildikten sonra eski sevgili ile ilgili sıklıkla sorulan bu soruların cevabı, aslında ilişkiye ve nasıl terk edildiğinize bağlı.

Öncelikle terk eden eski sevgili mesaj attığında cevap verilmeli mi sorusundan başlayalım. Şu durumlarda, eski sevgilinin size ulaşmasına izin vermeyin yani ne aramasına ne de mesajına cevap verin:

#Toksik ilişkinin toksik ve manipülatif olan eski sevgili – Toksik ilişkiler maalesef nazik bir şekilde bitmez. Çoğunlukla toksik taraf terk ettiğinde, özellikle bu taraf narsist biriyse, sizi yedekte tutmak için mesajla kırıntı atar ya da belki gerçekten dönmek ister. Her iki durumda da, toksik bir ilişkiyse, terk edeni tamamen görmezden gelin. Size mesaj atarsa, henüz engellemediyseniz engelleyin. Fake hesap ve başka numaradan devam ederse de o numaraları ısrarla engelleyin.

Uzun süredir eski sevgilinin manipülatif oyunlarına maruz kalan biriyseniz, size tavsiyem o mesajları kesinlikle okumayın. Bu insanın sizi nasıl manipüle edeceğini bilen ve sizi tuzağa düşürmekte usta biri olduğunu kabul edin, size yazılanları okursanız tuzağa düşebileceğinizi kabul edin ve o mesajları okumayın bile.

#Ayrıl – barış ilişki – Eski sevgili tarafından daha önce de terk edildiyseniz, özellikle de bu belki üçüncü belki onuncu terk ediş ise, artık bu insanın mesajına cevap vermeyin. Bu ilişkinin sonu, sizin tam olarak terk edileceğiniz yer olmasın, önce siz bu işe son verin. Kontrolü bir eski – bir yeni sevgilinin elinden alın ve bu insanı siz terk edin.

#Aldatan – daldan dala atlayan eski sevgili – Aldatan eski sevgiliye kesinlikle bir şans vermemeniz gerektiği gibi, sizinle konuşma veya mesajlaşma fırsatı da vermeyin. Aldatan kişiye en iyi cevap, onu tamamen hayatınızdan atmanızdır. O nedenle aldatan, aldatarak terk eden eski sevgiliye asla cevap vermeyin.

Daldan dala yani sizden hemen birkaç hafta sonra bir sevgiliye atlayan, eski sevgilisine dönen ya da bir iki ay sonra şüphelendiğiniz ama “ay saçmalama Rıfkı bir Sıtkı ile arkadaşız” olan adamla sevgili olan kızı geri almayın, mesajlarına ya da herhangi bir şekilde size ulaşmasına izin vermeyin.

Şimdi bunları aradan çıkardıktan sonra, eski sevgilinin mesaj atması ile ilgili en çok karşılaştığım senaryoya gelelim. Eski sevgili sizi normal bir ilişkiden sonra terk etti, geri almanızı engelleyecek bir şey yok ve size ulaştı. Siz onu geri almak istiyorsunuz. Ne yapmalısınız?

Öncelikle size mesaj attığını telefon statüsünden gördüyseniz, yaklaşık 30 dakika – 1 saat cevap vermeyin ve kendinizi sakinleştirin. Sakin olsanız bile sakinleştirin 🙂 Bir yürüyüş yapın, düşüncelerinizi toparlayın.

Bu süre zarfında mesajı geri çekerse, “selam ne haber? Bir mesaj attın sanırım ben okuyamadım onu” diye yine de mesaj atın.

Yapmanız gereken şey ne çok neşeli, ne çok üzgün ama neşeli tarafına daha fazla yakın bir modda, çok kısa bir şekilde mesajlaşmak. Eski sevgili çoğunlukla ilk mesajında “çok pişmanım, geri al beni” diye mesaj atmaz. Havadan sudan bir bahaneyle mesaj atar.

Karşılıklı beş ya da da on mesaj paslaşmasından sonra mesajlaşmayı daha fazla uzatmayın. Mesajlaşmayı, “şimdi bir işim var, senden haber almak güzel. Bu hafta buluşalım mı, X günü ya da Y günü akşam 7 gibi” tarzında buluşmaya çağırın. 2 gün vermenizin sebebi, iki günde de planı olma ihtimalinin daha düşük olması.

Burada yapabileceğiniz bazı geri dönüşü zor hatalar var.

#1 Çok üzgün ya da neşeli davranmaya çalışmak. Üzgün davranırsanız karşınızdaki size acır ve acıma duygusu uyandırmanız çekici değil itici bir hareket. İnsanlar, kendileri olmadan da normal bir yaşam sürdürebilecek insanları çekici bulurlar, kendileri olmadan dağılan insanları değil.

Aynı şekilde çok neşeli davranmanız da sizin olduğunuzdan iyi davranmaya çalıştığınıza işaret ki bu da itici bir şey.

#2 Çok uzun süre mesajlaşmak. Sanılanın aksine, eski sevgilinin ilk mesajla ulaşmasından sonra uzun süre mesajlaşırsanız, onun size ulaşmasını sağlayan özlem ve yokluk hissini tatmin edersiniz. Bırakın özlemi ve yokluğu buluşmada tatmin etsin. İlk mesajla birlikte uzun uzun mesajlaşıp sonra bu insan yine ortadan kayboldu diye şaşırmayın.

#3 Mesajına cevap vermemek – Terk edenin geri dönmesini istiyorsanız ve geri dönmesi sorun değilse, mesajına cevap vermemek, bu ihtimali azaltır. Mesajına cevap vermediğiniz zaman, “bana ulaşma” hatta “bana bulaşma” diyorsunuz. Bu “isteğinize” saygı duyarsa şaşırmayın.

#4 İlişki konusunu veya daha da kötüsü geri dönme konusunu açmak – Eski sevgili size ulaştığında, tek yapmanız gereken bir buluşma ayarlamak. İlişki konusunu o buluşmada bile konuşmamanız lazım ama ilk mesajdan sonra bu konuya girmeniz büyük hata. Bu mesajlaşmada “geri dön” moduna girmenizin ise çoğu durumda geri dönüşü yok.

İlk mesajlaşmalar hafif olmalı, ilişki hakkında olmamalı.

#5 İlk mesajdan sonra eski sevgiliye mesaj atmaya başlamak. Hayır, ilk 2-3 kez, terk eden ulaşmalı. Siz ona ulaşmayın. Kibar olun, size ulaşmasında sorun olmayacağını hissedeceği şekilde iletişime geçin ama ilk 2-3 kez o ulaşsın. Bunun istisnası belki buluşmayı teyit için birgün önceden ona mesaj atmanız olabilir. Bu teyidi de “yarın geliyor musun?” gibi bir soruyla değil, eski sevgiliyle çok kısa mesajlaşıp, “yarın görüşürüz” diye bitirerek yapın.

Birçok insanın yaptığı ve eski sevgili ile iletişimi koparan hata, eski sevgili kendisine ulaştıktan sonra sürekli ona ulaşmak.

Eski sevgili size 2-3 kez ulaştıktan sonra siz de ona ulaşabilirsiniz ama ona, onun size ulaştığından fazla ulaşmayın.

#6 Buluşma için ısrar etmek – Kısa mesajlaşmadan sonra buluşma teklifinizi geri çevirirse, asla ısrar etmeyin. “Tamam, sonra görüşürüz o zaman” diye mesajlaşmayı kapatın ve o size ulaşana kadar ona ulaşmayın. Bir daha ulaştığında ilk defa ulaşmış gibi, başta anlattığım şekilde mesajlaşın.

2 buluşma teklifinizi reddederse, bir daha siz buluşma teklif etmiyorsunuz. Bundan sonra ya size ulaşmayı kesecek, ya da buluşma teklifini o edecek. Buluşma teklif etmeden size ulaşıyorsa, kibarca başınızdan savın. Bahanenin önemi yok, bir şey bulun ve çok fazla mesajlaşmadan başınızdan savın.

Bu siteye yeni geldiyseniz, eski sevgili terk ettikten sonra uygulamanız için, no contact kuralını (iletişimi kes kuralını) şiddetle tavsiye ederim. Ayrıca şu yazılarımıza da göz atmanızı tavsiye ederim:

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Sosyal ortamlarda beğendiğimiz kıza nasıl yürüyebiliriz?

Bir takipçi, üniversiteye yeni başlayanlar için tavsiyeler yazısında sormuş:

Mahmut Abi, öğrenci kulübünde yürüme işini nasıl yapacağız? Sohbetimiz olan herhangi bir kaç kıza direk kahve içelim mi diyeceğiz? Bu konuda kafam karıştı. Direkt kahve içelim mi biraz saldıray mod gibi geliyor.

Öğrenci kulübü olsun, kurs olsun, seçmeli ders olsun, arkadaş grubunun arkadaşları olsun, dar alanlarda kızlara nasıl yürüneceği konusu nedense birçok insanın kafasını karıştırıyor. Piyasada direkt yürüme ile ilgili tavsiyeler ve teşvik çok olduğu için, insanın aslında doğal olarak yapabildiği bu yürümeler konusunda birçok erkeğin kafası karışık.

Dar sosyal gruplarda bir kıza yürümenin birinci kuralı, bu işin zamana yayılması gerektiğidir. Bu tür ortamlarda iletişim, arkadaş gibi başlar.

Arkadaş mı? Friendzone olmaz mı abi?

Olmaz. Friendzone olacağım diye ödü kopup, bodoslama yürüyen ve bir çuval inciri berbat eden, olabilecek işi oldurmayan birçok genç var maalesef. Friendzone, sizi istemediği artık belli olan bir kadının yörüngesinde, “arkadaş diye döneyim, birgün benim kıymetimi anlar” diye döndüğünüzde olur. Sosyal ortamda yavaş yavaş yürümekle olmaz. Ayrıca siz kızdan hoşlantınızı, “hoş kız, bir şans verelim” modunda tutarsanız, konuştukça saf efendi erkek modunda duygusal yatırım yapmazsanız, friendzone’a düşmezsiniz.

Şimdi devam etmeden şu kahve içelim konusuna gelelim. Bence “bir kahve içelim” çok bayat ve neredeyse çıkma teklifi gibi olan bir teklif. Hiçbir yerde kullanmanızı tavsiye etmem. En fazla “bir şeyler içelim” deyin. Sonuçta gidip kımız içmeyeceksiniz. İzdivaç programlarından mıdır nedir, “kahve içelim” teklifi, “seni tanımak istiyorum” tadında açık bir çıkma teklifine döndü. Tabii bazen bir şeyler içelim dediğinizde kız “ben alkol kullanmıyorum” diyebilir siz de o zaman “alkol değil bir şeyler” dersiniz.

Bence sosyal ortamda böyle yürünmez. Sosyal ortamda şöyle yürünür:

Gözünüze kestirdiğiniz kızla aynı sosyal ortamda olduğunuz için tanışmak ve konuşmak görece kolaydır. Kız grup içindeyse de kolaydır ve hatta kız sürekli grup içinde takılıyorsa daha kolaydır. Çünkü gider grupla muhabbet edersiniz.

Benim tavsiyem kendinizi çaktırmadan, abartmadan kızın yakınında konumlayın ve başka insanlarla yaptığınız gibi hafif muhabbet edin. Bu muhabbette özgüvenli, umursamaz (sonucu umursamaz, kızı değil) ve eğlenceli olun. Ama eğlence kısmını abartmayın.

Kızı bir daha görebilecekseniz, kızdan telefon ya da instagram istemeyin. Muhabbeti kısa tutun ve kendi işinize bakın. Sonraki günlerde, (kızı her gördüğünüzde değil), kızla muhabbete devam edin ve kızın sizinle konuşmaya istekli olup olmadığını tartın. Kız eğer sizinle konuşmaya istekliyse ve daha iyisi siz çaktırmadan yakınında konum alıp beklediğinizde sizinle konuşuyorsa, idealinde üçüncü ya da dördüncü konuşmada, bir şeyler yapmayı teklif edebilirsiniz.

Bir şeyler yapmak ne demek? Bakın işte burada sosyal ortamda önemli bir kural öne çıkıyor. Direkt daygame ya da nightgame gibi yürümeler haricindeki yürümelerde, her hoşunuza giden kıza yürüyemezsiniz. Bir kızla konuşmak istersiniz, konuşma fırsatı olmayabilir. Konuşma fırsatınız olursa, kızla konuşmanızdan kızla ilgili, kıza buluşma teklif etmek için bilgi alamayabilirsiniz.

Yapmanız gereken şey, kızla konuşurken kızın hoşlandığı, ya da sizin hoşlandığınız ve kızın ilgi gösterdiği ya da ortak hoşlantılı bir şeyler yakalamak. Bunu yakaladıktan sonra, eğer kız da sizinle konuşurken sıcaksa, daha da iyisi sizinle konuşmaya istekliyse, kızı bu üç kategoriden birinde bir şeyler yapmaya davet edin.

Diyelim ki konuşurken kızın bilardo oynamayı sevdiğini öğrendiniz. Sonraki muhabbetlerden birinde, “ben şurada bilardo oynayacağım, sen de gelsene” diye dışarı çağırabilirsiniz. Ya da siz motorsiklet sürüyorsunuz ve kız buna ilgi gösterdi. “Bir ara gel seni atayım terkime” gibi bir şey söyleyin. Sonra da kızı spesifik olarak motorsiklete binmeye çağırın. Ya da ikiniz de bağımsız film seviyorsanız, bağımsız film festivali ya da gösterimi arayın ve kızı film izlemeye çağırın.

Okul veya kurs gibi ortamlarda, buna ihtiyacınız bile olmayabilir. Okulda mesela biraz muhabbet ettikten sonra, “ben kantine gidiyorum, gelsene” gibi bir teklifte bulunun ve orada muhabbet edin. En iyisi dışarda buluşmak ama bu da mesela bir kere yapılabilecek bir şey. Kantinden kampüste yürüyüş ve bir köşede muhabbet de çok iyi bir ikinci adım olur.

Kursta ise çıkışta biraz muhabbet eder ve bir yere oturup bir şeyler yersiniz.

Burada ölçü önemli. Sürekli kızın kuyruğunda dolanmayın, yörüngesinde dönmeyin.

Benim size tavsiyem, biraz da alternatifli ve esnek olun. Bunu bir üniversite arkadaşımdan öğrenmiştim. Çocuk genelde hoşuna giden kızlarla muhabbet eder, çok bariz yürümez ve en istekli diye ölçtüğü kızı buluşmaya çıkarır ve olayı bitirirdi. Bir kıza odaklanmazdı. Bunu uyguladığım dönemler oldu ve sonucu da hiçbir zaman hüsran olmadı diyebilirim.

Üniversitedeyken bir ara hem öğrenci kulübünden bir kızdan hem de sınıfta bir kızdan hoşlanıyordum. İki kızla da muhabbeti kurdum ama ikisini de buluşmaya çağırmamıştım. Birgün ders bittiğinde sınıftaki kızı kantine çağırdım. Çay aldık, kampüse çıktık ve o pişman edici hatayı yapıp kıza açıldım 🙂 Kız “ben seni arkadaş olarak görüyorum” tokadını bastıktan sonra çaylar taze olduğundan mecburen bitirdik. Kızı dolmuşa bırakacağım diye kapıya yürürken, karşımızdan kulüpteki kız ve en yakın arkadaşı geldi (o kız da kulüpteydi). Ben aslında bu yakın arkadaşla daha samimiydim.

“Kızlar nereye?”

“Kampüsün X alanına.”

“Ben de gelem mi?”

“Gel tabii.”

“Tamam, Merve’yi bırakayım geliyorum. İçki alayım mı?”

“Al evet.”

Merve’yi bıraktım ve kampüsün X noktasına gittim. Benim kız yok, en yakın arkadaşı var. “Tüh ya” dedim ama en yakın arkadaşla içtim, iki üç saat sonra da dudaklarına yapıştım. Kız meğer benden hoşlanırmış ve “benim kız” bizi yalnız bırakmak için kaçmış. Biz bu kızla sevgili olduk ve gayet de iyi bir ilişki oldu. Sonra terk edildim ama ilişki kısmı iyiydi 🙂

Benim asıl hoşuma gidenin zaten erkek arkadaşı varmış. One Aslı diyelim. En yakın arkadaş ve benim okuldaki önemli dönemlerimden birinin baş rol oyuncusu kıza ise Didem diyelim.

O gün Merve ile sınıftan çıkarken sınıf arkadaşım ve bu iki kızdan da hoşlandığımı bilen, üç kızı da tanıyan Kadir, sonra beni Merve’yi bırakırken gördü ve ona “kampüse dönüyorum, Aslı X’te” demiştim. Ertesi gün beni Didem ile el ele görünce, “lan bu şimdi nasıl oldu, ne oldu da bu oldu!” diye şaşkın şaşkın sormuştu.

Yani biraz esnek olun. Direkt yürümeyin, Merve’de en aptalcasını yaptım. Aslı’ye direkt yürümeyerek de iyi etmiştim, Didem’le olmazdı. İki kızla olmayınca Didem’e yöneldiğim için de iyi bir ilişkim oldu. Bu Aslı – Didem – ben üçgenini bu kızlar ve kızların kız grubu (Didem yurt dışına gitti ama diğer kızlarla 40’larıma kadar arkadaştım) hiç bilmediler.

Şimdi konuyu dağıttım ama bitirmeden Pook’tan öğrendiğim ve çalıştığını gördüğüm bir teknikten bahsedeceğim. Bu tekniği iş yeri için yazmış ama ben size sosyal ortam için tavsiye edeceğim:

Ben iş yerinden hatun kaldırıyorum (Bu iş yerini eğlence alanına çeviriyor!) Ama, iş yerinde dikkatli olmalısınız zira namınız üzerinize yapışabilir. Eğer tüm kızlarla dışarı çıkarsanız, adınız playboya çıkar (ki kadınlar bundan nefret ederler). Tüm kızlara yürürseniz, anında “Bay Aç Muhtaç” damgasını yersiniz ve tüm kızlar sizinle dalga geçerler (bunun bazı zavallı kaybedenlere olduğunu gördüm). Bunun yerine EĞLENCELİ kişiliğinizi ortaya koyun ve siz bir adım geride bekleyin. Kimin sizinle iş dışında da buluşmak için YANIP TUTUŞTUĞUNU anlayacaksınız. Bazen bu kadınlar, sizin onları dışarı çıkarmanızı sağlayabilirler.

Pook’un Kitabı – Öldürün şu muhtaçlığı!

Bu daha pasif bir oyun şekli ama aynı zamanda çaktırmadan birden fazla kadına aynı anda yürümenize olanak sağlıyor.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.