İlişkilerde Bağlanma Stilleri

bağlanma stilleri güvenli bağlanma kaygılı bağlanma kaçıngan bağlanma
(E-Kitap – 149 sayfa – PDF/EPUB)

Kitabı Türkiye’den almak için tıklayınız.
(Alım güvenilir Shopier ödeme sisteminden olup sizin ödeme bilgileriniz bize gelmiyor.)

Şu ana kadar ilişkilerde hep başarısız mı oldunuz?
İlişkileriniz hep aynı noktada mı tıkanıyor?
Başlangıçta her şey iyiyken, bir süre sonra neden bozuluyor?
Neden hep yanlış insanları seçtiğinizi hissediyorsunuz? Ya da bu sefer farklı deyip hep aynı tip insanları?
İlişkiler sizin için neden bu kadar yorucu ve karmaşık?

Ya da,

Kadınlarla tanışıyorsunuz ama bir türlü ilerlemiyor mu?
Flört aşamasında her şey varken, bağ bir noktada kopuyor mu?
Yakınlaşma ihtimali ortaya çıktığında içinizde bir şey mi geri çekiliyor?
“Bir şeyler eksik ama ne?” duygusuyla mı yaşıyorsunuz?

Peki ya,

  • Mesajlara geç cevap gelince içinizi bir huzursuzluk mu kaplıyor?
    Sevilmek için fazla mı çabaladığınızı hissediyorsunuz?
    İlişkide daha çok seven, daha çok isteyen taraf hep siz misiniz?
    Terk edilme ihtimali zihninizi ele mi geçiriyor?
    “Ya giderse?” korkusu yüzünden kendinizden mi ödün veriyorsunuz?

    Ya da,

    Yakınlaşma arttıkça geri çekilme isteği mi duyuyorsunuz?
    “Henüz hazır değilim” cümlesi size tanıdık mı geliyor?
    Ciddi ilişki fikri ortaya çıktığında boğulmuş gibi mi hissediyorsunuz?Bağımsızlık adına duygusal mesafe mi koyuyorsunuz?
    İlişkiler size özgürlüğünüzü elinizden alacakmış gibi mi geliyor?

Her türlü ilişki probleminizin altında, yıllar önce öğrendiğiniz ve sizi sürekli olarak tetikte tutan güvensiz bir bağlanma stilinin olabileceğini biliyor muydunuz?

Bu kitapta, bu bağlanma stillerini yalnızca tanımlamakla yetinmeyip, onların nasıl oluştuğunu, yetişkin ilişkilerinde nasıl tezahür ettiğini ve nasıl dönüştürülebileceğini ele aldım. Güvenli, kaygılı, kaçıngan ve korkulu bağlanma stillerini; soyut kişilik etiketleri olarak değil, erken dönem deneyimlerin sinir sistemi üzerinde bıraktığı izlerin doğal sonuçları olarak inceledim.

Bağlanma teorisinin temelleri, John Bowlby’nin klinik gözlemleri ve Mary Ainsworth’un deneysel çalışmalarıyla atılmıştır. Daha sonraki yıllarda nörobilim alanında yapılan araştırmalar, bu teorik çerçevenin biyolojik karşılıklarını da ortaya koymuştur. Beyin görüntüleme çalışmaları, hormon ölçümleri ve sinir sistemi regülasyonu üzerine yapılan araştırmalar, bağlanmanın yalnızca psikolojik bir kavram olmadığını; fizyolojik ve nörokimyasal bir temele sahip olduğunu göstermektedir.

Bu kitap, söz konusu bilimsel birikimi merkeze alırken, onu gündelik ilişki deneyimleriyle ilişkilendirmeyi amaçlıyor. Romantik ilişkilerde yaşanan tekrar eden döngüleri, yoğun kaygıyı, yakınlıktan kaçınmayı, terk edilme korkusunu, mesafe ihtiyacını ve duygusal kopukluğu; bu çerçevede ele aldım. Amacım, okuyucuya kendisine bir etiket yapıştırması için yeni kavramlar sunmak değil, yaşadığı deneyimleri daha net bir şekilde anlamasını sağlamak.

Özellikle vurgulanması gereken noktalardan biri şu: Bağlanma stili, karakter kusuru değil. Güçsüzlük, irade eksikliği ya da bilinçli tercih sonucu oluşan bir şey değil. Bağlanma stilleri, erken dönem bakım ilişkilerinde öğrenilen ve zamanla otomatikleşen sinir sistemi tepkileri. Bu nedenle, “neden böyleyim?” sorusu yerine “bu nasıl öğrenildi?” sorusu çok daha işlevsel.

Kitabın önemli bir bölümünü, bağlanma stillerinin romantik ilişkilerde nasıl etkileşime girdiğine ayırdım. Aynı zamanda bağlanma problemlerinin nasıl çalışıldığını da ele aldım.

Güvensiz bağlanma stillerinden güvenli bağlanmaya geçişin mümkün olduğu, hem klinik hem de nörobilimsel verilerle desteklenmekte. Nöroplastisite kavramı, bu noktada merkezi bir rol oynuyor. Beynin, tekrarlanan deneyimler yoluyla kendini yeniden düzenleme kapasitesi, bağlanma örüntülerinin değişebilir olduğunu gösteriyor.

Bilgilendirme amaçlı olan bu kitap, terapi yerine geçmez. Amacım, kendi bağlanma dinamiklerinizi fark edebilmeniz, otomatik tepkileri ayırt edebilmeniz ve daha güvenli ilişki örüntüleri geliştirebilmeniz için gerekli kavramsal altyapıyı sunmak. Aynı zamanda da bu amaçla kullanabileceğiniz pratik teknikleri öğretmek.

Son olarak şunu belirtmek gerekir: Bazı bölümler, kendinizle ilgili hoşunuza gitmeyen yönlerle yüzleşmenizi gerektirebilir. Fakat bağlanma ile ilgili gerçek dönüşüm, ancak bu tür bir açıklık ve dürüstlükle mümkün.

İyi okumalar.

Mahmut Abi

İçindekiler

Bağlanma Stilleri 9
Giriş 9
Klasik bağlanma teorisi deneyi 10
Bağlanma teorisi ve yakın / samimi ilişkiler 11
Bağlanma stilleri 14
Kaçınma / kaçınganlık ekseni 16
Kaygı ekseni 16
Güvenli bağlanma stili 18
Kaygılı bağlanma stili 18
Kayıtsız kaçıngan bağlanma stili 19
Korkulu kaçıngan bağlanma stili 20
Bağlanma stilleri ve ilişki problemleri 20
Bağlanma stilleri ve romantik ilişkiler 22
Giriş 22
Bağlanma stillerinin temelleri 23
Kaçıngan Bağlanma ve ilişkiler 26
Kaçıngan bağlanan kişinin aradığı hayali idealizasyon 29
Kaçıngan bağlanma ve anlaşmazlıklar 31
Kaçıngan Bağlanan insanın çocukluğu 32
Kaçıngan bağlanma, seks ve oyuncu aşk (ludus) 33
Kaygılı bağlanma ve ilişkiler 35
Kaygılı bağlanma ve duygu durumu bozuklukları 37
Zihin Kuramı (Theory of Mind) 39
Güvenli Bağlanma Stili 42
Bağlanma stilinizi nasıl düzeltirsiniz? 46
Kaygılı bağlanan – kaçıngan bağlanan ilişkisi 47
Güvensiz bağlanma stilinden güvenli bağlanma stiline nasıl geçersiniz? 51
Kaygılı bağlanma stilini iyileştirmek 51
Protesto Davranışı 54
Kaygılı bağlanma ve maskülenitenin çelişmesi 56
Kaçıngan bağlanma ve ilişkiler 57
Kaçıngan bağlanma stilini iyileştirmek 59
Sağlıklı bağlanan insanlardan alınacak dersler 60
Mentalizasyon 60
Öznelerarasılık 61
Kaygılı bağlanma stili ve hiç ilişkinizin olmaması 62
Kaygılı bağlanan insanlar bukalemun gibidir. 64
İçsel algınızı değiştirmek 66
Erkekler için Kaygılı Bağlanma Stilini Düzeltme Rehberi 69
Kaygılı bağlanmanın özündeki düşünce / inanç 69
Kaygılı bağlanmanın çocukluktaki temelleri 69
Kaygılı bağlanmaya neden olan deneyimler 70
Tutarsız anne – baba tepkileri 71
Aşırı müdahaleci ya da korumacı ebeveyn 72
Duygusal bağımlılığı teşvik eden anne – baba 73
İhmalkar ya da ulaşılmaz ebeveynler 74
İstismarcı, travma ve travma sonrası stres bozukluğu yaratan ebeveynler 75
Kaygılı Bağlanmadan Güvenli Bağlanmaya Geçiş 75
Kaygıyı düzenlemek için kullanabileceğiniz nefes teknikleri 77
Fizyolojik iç çekiş: Kaygıyı azaltmanın en hızlı yolu 77
Kaygı zincirinden çıkmak için 60 saniyede 3 + 3 nefes tekniği 78
Kaygıyı azaltmak için kan şekerini yakmak 79
Maruz Kalma Terapisi 80
Dürtü sörfü (urge surfing) ile duygusal güç kazanma 81
Mesafe ve ilişki dışı duygusal düzenleme ile kaygılı bağlanmadan kurtulma 85
Birinci adım: Negatif hislerinizi kabul edin ama kaynağını bulmaya çalışmayın. 87
İkinci adım: Partnerinize yapışmak yerine, ondan bir iki adım uzağa çıkın. 89
Üçüncü adım: Sağlıklı bir ilişkinin sürekli yakın olmak değil, uzaklaşmak da olduğunu kabul edin. 91
Dördüncü adım: Duygularınızı dolambaçsız bir şekilde konuşun. 92
Beşinci adım: Sizi sakin bir duruma getirecek anlaşmaları bulun. 93
Efendi Adamın Toksik Kırılganlığı olarak kaygılı bağlanma 96
Giriş 96
Kaygılı bağlanan erkek, cinsel/duygusal çekimi nasıl sabote eder? 99
Gizli Sözleşmeler 101
Gizli sözleşmeler 101
Geleneksel terapinin kaygılı bağlanan erkeği daha kötü yapması 107
Terapi ve olumlama işe yaramıyorsa ne işe yarar? 109
Erkek depresyonu kadın depresyonundan çok farklı 111
4 Adımlık Güvenli Bağlanma Planı 112
Birinci adım, ihtiyaçlarınızı direkt olarak dile getirin. 112
İkinci adımda, maskülenitenizi terk edip durmayı bırakın. 113
Üçüncü adım, bir alanda yetkinlik inşa edin. 114
Dördüncü adımda, sizi korkutan şeyleri yapın. 114
Erkeklerde Anne Sorunları (Mommy Issues) 116
Anne sorunları (mommy issues) ve bağlanmanın bilimi 118
Anne sorunları yaratan 4 anne tipi 120
#1 Duygusal ihtiyaçlarını oğlu üzerinden karşılayan anne 121
#2 Soğuk, duygusal olarak mesafeli anne 123
#3 Sürekli eleştiren, mükemmeliyetçi anne 125
#4 Bir sıcak bir soğuk, istikrarsız anne 127
Anne sorunları neden baba sorunlarından (daddy issues) daha derin 128
Anne sorunlarını çözmek ve güvenli bağlanmak için 4 adımlık program 130
Özet ve sonuç 136
Erkekler için Kaçıngan Bağlanma Stili Rehberi 138
Kaçıngan Bağlanma Çeşitleri 139
Kaçıngan bağlanmanın sebepleri 140
Kaçıngan bağlanan biriyseniz ne yapabilirsiniz? 144
Sıkılma, isteksizlik sandığınız şeyin korku olduğunun farkına varmak 144
Kaçmayın, maruz kalın 145
24 Saat Kuralı 146
Maruz Kalma Terapisi

Tanımadığınız kadınlarla nasıl konuşulur? Kadınlarla nasıl mesajlaşılır?

Bu yazıda tanımadığınız kadınlarla nasıl konuşulur konusunu ele alıyoruz. Burada yazdıklarımız kadınlarla nasıl mesajlaşılır konusu için de geçerli.

Erkeklerin kadınlarla konuşma denemelerinde yaptıkları en büyük hatalardan birisi, soru ardına soru sorup durmaları. “Nasılsın?”, “adın ne?”, “ne içiyorsun?”, “nerelisin?”, “buraya sık gelir misin?” “hangi bölümde okuyorsun?”, “burayı beğendin mi?”, “müziği beğendin mi?” diye ardı ardına sorular sıralıyorlar.

Bir kadınla konuşurken soru ardına soru sıralamanın problemlerinden birisi, erkekle kadın arasında iki taraflı bir diyalog yaratmaması. Bu tip bir konuşma genellikle tek taraflı sorgulama yaratıyor. Kadın “bu adam neden bana soru ardına soru soruyor?” diye düşünüyor ve size karşı temkinli ve mesafeli olmaya başlayabiliyor.

Böyle bir konuşmanın problemlerinden bir diğeri ise, erkeğin kadınlarla konuşmayı bilmediğini göstermesi. Erkek burada soru ardına soru sorarak, bir şekilde ikili bir diyalog başlayacağını, kadının birden bire ısınıp uzun uzun konuşmaya başlayacağını umuyor. Ama genellikle umduğunun aksine, kadının kalkanları kalkıyor ve konuşma tıkanıyor.

Bir kadına soru soramazsınız demiyorum ama bir kadınla konuşmanın ve o kadını konuşmanın içine çekmenin, size karşı bir çekim hissetmesinin çalışır yolu, sorudan önce bir şeyler ifade etmeniz.

Bir sorudan önce ifade kullanmanın nasıl yapılacağı hakkında size bazı örnekler vereceğim. Ama şunu da söyleyeyim ki bir kadına sorduğunuz her sorunun önünde bir ifade olmak zorunda değil. Bu biraz da kadının size karşı ne kadar çekim duyduğuna bağlı. Çünkü bir kadın size karşı görece yüksek çekim duyuyorsa, siz ona basit bir soru sorsanız bile, o size cevabında birçok şey söylemeye çalışır ve sonrasında size sorular sorar. Ama kadının size olan ilgisi yüksek değilse, konuşmanın akması için size yardım etmez. Daha çok önce size karşı bir şeyler hissedip hissedemeyeceğini, sizin onda bir çekim yaratıp yaratamayacağınızı görmek ister.

Göz önünde bulundurmanız gereken bir başka gerçek de, bazı kadınların daha nazik, bazı kadınların ise daha kaba oldukları ya da en azından nazik olmadıkları. Bu durum siyah – beyaz değil yani bir kadın nazik – kaba ekseninde herhangi bir seviyede olabilir, ya naziktir ya da kabadır diyemezsiniz. Ama kibar bir kadına denk gelirseniz, bu kadın sizi çekici bulmasa bile, konuşmanın akmasına yardımcı olur. Soru ardına soru sorsanız bile o soruları cevaplayabilir, konuşmaya katkıda bulunabilir.  Buradan çıkarmanız gereken sonuç, bir kadının konuşmanın akması konusunda size yardımcı olması, konuşmaya katılması, gülümsemesi ve sıcak olması, otomatik olarak o kadının size karşı çekim hissettiği anlamına gelmez.

Şimdi örneklere geçelim. Bir barda olduğunuzu ve bir kızla konuşma başlattığınızı düşünün. Basir bir “merhaba, nasılsın?” dediniz ya da başka şekilde açılış yaptınız ve kendinizi tanıttınız. Peki bundan sonra ne söyleyeceksiniz, nasıl konuşacaksınız? O konuşmayı nasıl devam ettireceksiniz?

Eğer kadına soru ardına soru sorarsanız, muhtemelen size karşı kapanmaya başlar. Ama soru önüne bir ifade koyarsanız, size dair biraz bilgi alır ve sizin bir kişiliğinizin olduğunu görür. Sizle ilgili ilginç şeyler olduğunu görür, sizin nasıl hissettiğinizi ya da düşündüğünüzü anlar. Bu durumda da sorunun cevabından sonra size bir şeyler söyleyerek ya da sorarak, konuşmaya katılma ihtimali artar.

Bu nedenle açılıştan sonra “bu akşamki müzik hakkında ne düşünüyorsun?” diye sorup, cevabını aldıktan sonra, sonraki soruya geçmeyin. Önce sizin bu konuda ne hissettiğinizi gösteren bir ifade kullanın. “Bu akşamki müziğe bayıldım, bar da çok güzel. Ya sen? Bu akşamki müzik hakkında ne düşünüyorsun?”

Bunu yaptığınızda öncelikle kadın, kendi fikrinizi belirtecek kadar kendinize güvendiğinizi hisseder. Onun “ben müziği sevmedim, barı hiç sevmedim?” deme potansiyelinden korkmadığınızı görür. Birçok erkek, böyle ifadeler kullanırlarsa, kadının bu ifadeye ters bir şey söyleyeceğinden ve kadınla şansını kaybedeceğinden korkar. Ama kadının erkeğe duyduğu çekim bu şekilde çalışmaz.

Peki kadın gerçekten de “ben burayı sevmedim, aslına bakarsan başka yere gitmeyi planlıyoruz” derse, ne yapacaksınız? Bir çuval inciri berbat mı ettiniz?

Birçok erkek burada u dönüşü yapar, kıvırmaya çalışır. “Ya aslında evet, bar da müzik de o kadar iyi değil” anlamına gelecek şeyler söylemeye çalışır. Aslında uyumsuz olmadıklarını, onunla ne kadar uyumlu olduklarını göstermeye çalışır.

Bunu yapmanıza gerek yok, bunu yapmamalısınız. Bu, bir kadınla etkileşimdeyken kesinlikle yapmamanız gereken onay arayışıdır. Bir kadın onun onayını almak için kıvırmanızı, onu kopyalamaya çalışmanızı oldukça itici bulur. Sizin tam tersini yaparak, ifadenizi değiştirmemeniz ama daha da önemlisi, bu tür fikir ayrılıklarını fazla ciddiye almamanız gerekli. Yani orada ayaküstü, kadınla bar – müzik güzel ya da değil tartışmasına da girmeyin. Bu da, onu ikna etmeye yani başka bir şekilde onayını almaya çalıştığınızı gösterir.

Bunun yerine eğlenceli bir şekilde ve gülümseyerek “gerçekten mi? Barla ilgili neyi beğenmedin?” diye sorabilirsiniz. Bu, sizin kendinize olan güveninizi devam ettirdiğinizi gösterir ve aynı zamanda onu ikna etmeye çalışmadığınızı görür. Aslında onunla eğlenceli ve ciddi olmadığı belli olan bir tartışmaya da girebilirsiniz ama önemli olan, “ben bir şey dedim, o tersini söyledi, uyuşmuyoruz, benden hoşlanmayacak” diye panik ve kaygıya kapılmamanız.

Aslına bakarsanız, bu tür ufak çatışmalar oldukça iyi birer fırsatlar. Kadınların size karşı çekim duymasına en çok katkıda bulunan şeylerden birisi, bu tür uyumsuzluk durumlarını, konuşmada ortaya çıkabilecek fikir ayrılıklarını erkek adam gibi paniğe ve kaygıya kapılmadan yönetebildiğinizi görmeleridir. Bir diğeri de, sürekli olarak onunla uyumlu olmaya, onunla %100 aynı fikirde olmaya çalışmadığınızı görmektir. Bu, sırf çekim yaratayım diye yapay uyumsuzluklar yaratın demek değil, birbirini tanımayan iki insan arasında doğal olan uyumsuzluğu erkek gibi yönetin yeter. Bu şekilde davranmanız, kadının size olan saygısını arttırır, sizin ilginç ve kişilikli biri olduğunuzu düşünmesini sağlar.

 

Burada cesareti yüksek ve kendine güvenen bir erkek, kıza oyuncu bir şekilde sataşabilir de. Bu, abartılmadan yapıldığında, pozitif cinsel gerilim yaratmak için en hızlı yöntemlerden birisi. Örneğin burada, “oyunbozanlık yapıyorsun ama?” diyerek gülümsemek mesela. Ya da “nesi var ya buranın? Söyle not alayım da istek kutusuna ben kendi ellerimle atayım” gibi.

Bir kadın uyumsuz olduğunuz yerlerde kendisine oyuncu bir şekilde meydan okuduğunuzda, burada sergilediğiniz güven ve cesarete saygı duyar. Daha önce defalarca gördüğü, kendi onayını almaya çalışan efendi erkeklerden farklı biri olduğunuzu görür.

Efendi erkek/iyi çocuk genellikle “hımm, evet belki de o kadar güzel bir yer değil”, “evet aslında biraz dar bir yer ve sandalyeler pek rahat değiller”, “ya evet aslında müziğin sesi yüksek değil mi?” gibi şeyler söyleyerek kıvırmaya çalışır. Onunla aynı fikirede olduğunu gösteren bir şey söylemeye çalışır. Bu panik, kaygı, özgüvensizlik hali ise kadının ona saygı duymamasına neden olur.

Kadınlara oyuncu, eğlenceli ve hafif bir şekilde meydan okuyan, kadının üzerine bir miktar kendini onaylatma ihtiyacı yükleyen erkek çekicidir. Bu erkek bu tür meydan okumalar yapmasa bile, kendi duruşunu, kadının onayını almaya çalışmak için bozmaz. Kadınla bazı konularda aynı fikirde olmadıkları için, kadınla aralarında bir şey olamayacak diye düşünmez.

Başka bir örnek vereyim. Birçok erkek bir kadınla konuşmaya başladığında şu şekilde sorular sorar:

“Ne içiyorsun?”

“Buraya sık gelir misin?”

“Eğleniyor musun ya da kız bir grup arkadaşı ile beraberse, kızlar eğleniyor musunuz?”

Burada dikkat ederseniz bu adam kadının dünyasına girmeye çalışıyor, onun dünyasında kendisini rahatsız, istenmeyen biri gibi hissediyor. Bu nedenle soru sormaya devam ederse, kadının dünyasına kabul edilebileceğini, kadının kendisine açılacağını umuyor.

Erkek “evet bugün arkadaşlarla biraz eğlenmek için dışarı çıktık. Ya sen? Seni buraya getiren nedir?” gibi bir şey söylediğinde, erkek sosyal durumun içinde daha rahat hissettiğini gösterir, dışarıdan kadının kabul etmesi için beklemediğini gösterir. Oraya ait olduğunu, “kızlar ne haber, ne içiyorsunuz?” demekle yetinen erkek gibi dışarıdan içeriye girmeye çalışan bir erkek olmadığını gösterir. Erkek burada kendi başına ya da arkadaşları ile zaten iyi vakit geçirdiğini bildirir. Fakat burada abartmamak, olayı şova dönüştürmemek lazım. Mesela şöyle ifadelerden kaçının: “Arkadaşlarla dışarı çıktık, harika vakit geçiriyoruz. Gel sen de partiye katıl, ama bakalım bize katılmayı hak edecek kadar eğlenceli misin?”

Bir başka dikkat etmeniz gereken şey de, ifadeler kullandıktan sonra soru sormaktır. Örneğin sürekli olarak “Ben bugün şunu içiyorum” gibi soru ile devam etmeyen şeyler söylemeyin. Neden? Çünkü karşılaştığınız bazı kadınlar kaygılı veya utangaç olacaklar. Bazı erkekler maalesef bu gerçeği bilmezler ve tüm kadınların kendilerine güvenli olduklarını, kaygılı veya utangaç olmazlar sanarlar. Ama bazı kadınlarla konuşmaya başladığınızda, bu kadınlar bir şeyler söyleyemeyecek kadar kaygılı ya da utangaç olabilirler. Bu nedenle sadece bir şeyler ifade etmekle yetinmeyin. Sorduğunuz soru, böyle bir kadının konuşmaya devam etmesine yardımcı olur.

Bu şekilde davranmanın bir artısı da, bu şekilde davranmanın çekici olması. Bu şekilde kendinizle ilgili bir ifadeden sonra soru sormanız, kendine güvenli bir davranıştır. Eğer pozitif cinsel gerilim kullanırsanız, bu da kendine güvenli bir davranıştır, orada onunla konuşmaktan kaygı duymadığınızı ifade eder. Pozitif cinsel gerilim ya da eğlenen ustalık, kadına, onunla dalga geçmeden oyuncu bir şekilde sataşmaktır ve kendine güven, rahatlık sinyaller.

Örneğin üniversitede hoşunuza giden bir kadın ile tanışmak istiyorsunuz ve bir üniversite etkinliğinde kadınla konuşmaya başladınız. Kızla bir muhabbetiniz yok ama mühendislik okuduğunu biliyorsunuz. Yine soru ardına soru sormak yerine, kendinizle ilgili bir bilgi verip soru sorun.

“Hangi bölümdesin?” diye sormak yerine “ben işletmedeyim. Sen hangi bölümdesin?” diye sormak daha doğru. Ama daha iyisi, olaya pozitif cinsel gerilim eklemektir.

Burada örneğin tahmin oyunu oynayabilirsiniz. Diyelim ki kız uykusuz görünüyor. “Ben işletmedeyim. Sen … dur tahmin edeyim … sende mühendis tipi var? Mühendislik misin?” Bunu ciddi ciddi değil, şakacı bir yolla yapın. Kız “evet nereden bildin” gibi bir şey söyleyerek karşılar. Bu durumda gözlerini göstererek “uykusuz her gece, yorgun ölesiye” şarkısını mırıldanın.

Ya da kız psikoloji okuyor diyelim (uykusuz değil). “Ben işletmedeyim. Sen … dur tahmin edeyim … kesinlikle mühendislik değil. Mühendislik olsa burada olmazdın” diyebilirsiniz.

Bu tür bir muhabbet, yani sizin bir insan olarak belli özelliklerinizi ifade etmeniz, sonra soru sorup fikir bildirmeniz, sonra belki bir daha soru sormanız, sürekli soru sorup konuşmanın bir yere gitmesini uman çaylak erkeklerden ayrışmanızı sağlar.

Bazı durumlarda ard arda soru sormanız sizi arıza bir tip bile yapabilir. Örneğin iş yerinde bir kızla konuşuyorsunuz ve kızı tanımasanız da az çok gördüğünüz bir kız. İnsan kaynakları departmanında çalıştığını biliyorsunuz. Ard arda soru sormaya başladığınızı düşünün:

“Selam, ben Mahmut. Ne haber?”

“Hangi bölümde çalışıyorsun?”

“Kaçıncı katta?”

“Hilmi Bey’in ekibi mi?”

Kadın, bu adam bu kadar detayı neden soruyor, amacı ne diye düşünmeye başlayabilir. Çünkü öyle bir amacınız olmasa bile sanki birazdan adresine kadar sorup kızın stalker belalısı olacak bir adam gibi soru soruyorsunuz. Bunun yerine kendinizle ilgili bir ifade, soru, bir fikir – gözlem, sonra soru şeklinde gitmeniz, daha doğal ve kadının daha rahat hissedeceği bir konuşma tarzı.

Örneğin,

“Selam, ben Mahmut ne haber?”

“2 aydır bu şirketteyim, ilk şirket aktivitem. Bu aktiviteler eğlenceliymiş. Ya sen? Ne zamandır buradasın?”

“Ben satıştayım, sen hangi departmandasın?”

“Kadınlar matinesi (şirket içinde oraya verilen ve bilinen ad). Gerçekten öyle mi birgün gelip görmek istiyorum 🙂”

Bir süre konuştuktan sonra, kızla ilgili garip kaçmayacak bir şeyi bildiğinizi de belirtebilirsiniz.

“Ben doğa yürüyüşleri yapmayı seviyorum. İş arkadaşım Aslı bana şirkette ara ara doğa yürüyüşü organize ettiğiniz söylemişti. Benim gelecek ay bir organizasyon planlıyorum, şirketten gelmek isteyen olursa nasıl ayarlarız?”

Son olarak konuşmada kullanabileceğiniz bir başka yöntem de, ilk buluşmada ne konuşulur yazısında bahsettiğimiz bilgi tohumları.

Üniversitede etkinlikte bir kızla konuşuyorsunuz ve ona hangi bölümde okuduğunu sordunuz. Soru – cevap gitmediğinizde ve kız da sizinle konuşmaya devam etmek istiyorsa, cevaplarına ekstra bilgi koyar:

“Ben buraya ilk defa geliyorum. Sen?”

“Ben de. Zaten okula yeni başladım.”

Burada okula yeni başladığı bilgisi, ekstra bilgi, yani bilgi tohumu. Sizinle konuşmayı devam ettirmek istemeyen kız, ekstra bilgi verip konuşmayı uzatmaktan kaçınır. Burada ise okula yeni başlamış olması, konuşmayı uzatmanız için size verilen bilgi tohumu.

“Hadi ya, ben 3. Sınıfım. Okula nereden geldin, İstanbullu musun?”

Ya da “Ben 3. Sınıfım. Okulu, ortamı nasıl buldun?”

“X’den geldim.”

“X’e geçen yıl gitmiştim, çok sevdim.”

“Bence çok sıkıcı bir yer.”

“O zaman X’e 3 gün Y’ye 5 gün ayırarak iyi etmişim desene.”

Bu son cevabınızda da birdenbire çark etmiyorsunuz, kızla “ama çok güzeldi” diye tartışmaya girmiyorsunuz (ki “o kadar acımasız olma ya” diye şakasına tartışmaya girmek de yöntem).

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Tavsiye edeceğim diğer yazılar:

Toksik ilişkilerde umut tuzağı

Sizi her geçen gün darmadağın eden bir ilişkiye yapıştınız ve bu ilişkiyi bırakamıyorsunuz. Sizi ilişkide tutan işlerin gerçekten iyiye gitmesi ya da onun gerçekten değişiyor olması değil. Sizi ilişkide tutan, onun bir gün değişeceği umudu, çünkü karşınızdaki ara ara iyi bir modda oluyor, size biraz ilgi, sıcaklık ve huzur veriyor, yani açlıktan ölmeyin diye size ekmek kırıntıları atıyor. Bu ekmek kırıntıları da sizi berbat ilişkinize aylarca, belki yıllarca ve daha da kötüsü hayat boyu mahkum olarak tutuyor.

Bu bölümde, umudun sizi çok uzun bir süre berbat, toksik ilişkilere saplanıp kalmış halde tuttuğunu konuşacağız. Bölümün sonunda da size gerçekten oldukça acımasız bir gerçekten bahsedeceğim.

#Birinci neden, onun hiçbir zaman gerçek olmamış bir versiyonuna aşık olmanız. Bu insanla flört etmeye başladığınızda, onun gerçek, sabit kişiliği ile karşılaşmadınız. Onun kısa ama sizi ilişkide tutmaya yetecek kadar uzun bir süre oynayabildiği, idealize bir versiyonu ile karşılaştınız. Bu süre boyunca o, sizin beyaz atlı prensi, her şeyi yoluna koymak ve onu kurtarmak için gönderilmiş şövalye olduğunuz fantezisi içinde yaşadı.

Duygusal fırtınalar ve dengesizlikler yüzeye çıkmadan önce sizinle çok hızlı bir şekilde bağ kurmak üzere, bu versiyonunu yaşadı ve size gösterdi. Size yoğun bir ilgi, kimya, sıcaklık, kırılganlık, tutku ile geldi. Siz bunu gerçekmiş, içtenmiş ve bu dünyaya ait olamayacak kadar güzelmiş gibi hissettiniz. Ama onun bu versiyonu dengeli ve sürdürülebilir değildi. Bu versiyon onun sadece en iyi yönlerini sergilediği reklam filmiydi.

Umut sizi bu nedenle kapanın içinde tutabiliyor çünkü duygusal dengesizlikler, suçlamalar, kaos, bir sıcak – bir soğuk dinamikleri yoğunlaştığında, zihniniz sürekli olarak onun idealize versiyonunu, sizin aşık olduğunuz ve ruh ikiziniz gibi hissettiğiniz kadını arıyor. Ve bir noktada, bu insanın gerçekten kim olduğunu hiç bilebildim mi?” diye soruyorsunuz.

Bu da tam bir bilişsel çelişki yaratıyor zira aşk bombardımanı sırasında oradaydınız, aşk bombardımanını hissettiniz, tüm vücudunuz o ilk zamanlardaki kimyayı ve bağı kaydetti. Ama aynı zamanda manipülasyonu, saygısızlığı,  çifte standardı da hissettiniz.

Size bilmeniz gereken şeyi söyleyeyim. İlişkinin başlarındaki tüm o sıcak, sevgi dolu, aşık versiyonu, o zamanın içinde gerçekti. Ama bu versiyonu, onun asıl versiyonu değildi, değil ve olmayacak. O idealize persona çöktükten sonra, aşık olduğunuz kadın ile şu an gerçekten ilişkide olduğunuz manipülatif kadını bağdaştıramadınız.

Bakın, siz özel olduğunu hisseden ilk erkek değildiniz, son erkek de olmayacaksınız. Anlamanız gereken şey, onun bağımlılık yapan versiyonu, hızlıca bağ kurmak, güven kazanmak, duygusal olarak yatırım yapmanızı sağlamak için devreye sokulan geçici bir versiyon.

#İkinci neden, siz sadece ona değil, onunlayken nasıl biri olduğunuza da aşık oldunuz. İlk tanıştığınız zamanlarda, size yoğun bir ilgi, kimya, seks ve duygusal yakınlık verdi. Ama aynı zamanda sizin en iyi versiyonunuzu, güçlü olduğunuz yanlarınızı, sadakatınızı, zekanızı, vizyonunuzu yani ideal versiyonunuzu size yansıttı. Sizin olmak istediğiniz erkeği size yansıttı, sizin olmak istediğiniz erkek gibi hissetmenizi sağladı.

Yani ilişkinin başlarında sadece ona değil, onunlayken kendiniz hakkında nasıl hissettiğinize de düştünüz. Ve o ara ara sizi idealize edip yansıtınca, size nasıl da hayran olunan, anlaşılan, canlı, dünyanın tepesinde hissettirdiğini de hatırlatıyor.

Ama bu bir tuzak. Size sadece kendisinin değil, sizin de idealize bir versiyonunuzu da gösteriyordu. O versiyonunuzu görmek size çok iyi hissettirdiği için, size başlarda verdiği kahraman kimliğini bırakamıyorsunuz. Hala, içinizdeki o ideal erkeği yeniden ortaya çıkaracağını umuyorsunuz.

#Üçüncü neden, zirvelerin ve diplerin, sinir sisteminizi darmadağın etmesi. Onunlayken hiçbir şey dengede değil. Sizi günlerce eleştirdikten sonra, birdenbire çok yumuşak davranabiliyor. Hiçbir işaret vermeden birden bire soğuk ve mesafeli oluyor ve sonra yine hiçbir işaret vermeden duygusal ve özürler dileyen birine dönüşebiliyor. Birgün öfke patlaması yaşarken, birgün ağlama krizine girebiliyor.

Burada farkında olmayabileceğiniz şey, vücudunuzun bu zirve – dip döngülerine bağımlı olduğu gerçeği. Uzun süre devam eden bu gerilim ve dengesizlik içinde, en ufak bir sıcaklık, gülümseme ya da huzur bile size büyük bir ödül ve rahatlama gibi, umut gibi görünüyor.

Ama bunlar işlerin sonunda düzelmeye başladığına, onun durumu kabul ettiğine ve değişeceğine işaret değiller. Bunlar gerilimin, bir sonraki zirveye doğru çıkmadan önce yaşadığı geçici düşüşler sadece.

Siz bağımlı olduğunuz için bekliyorsunuz. Bir sonraki sakin zamanı, ödülü bekliyorsunuz. Kendinizi, bunların bir anlamı olduğuna ikna etmeye çalışıyorsunuz ama bunların hiçbir anlamı yok. İyi zamanlar, mağduru olduğunuz toksik istismar döngüsünün birer parçası sadece. Ve iyi zamanlar birer tuzaklar.

Bu ilişkide kalmaya devam ediyorsunuz, bu ilişkiden çıkamıyorsunuz zira siz bir bağımlısınız. O rahatlamayı ve ödülü, bir sonraki iyi zamanı kovalıyorsunuz.

Umut sizi bu şekilde saplanıp kalmış bir şekilde tutabilir.

#Dördüncü neden, sorumluluk almaması. Sizi her kırdığında, hikaye bir şekilde ters yüz oluyor ve siz onu kırmış oluyorsunuz. Aşırı tepki gösteren, tetiklenen, onun bu şekilde davranmasına neden olan siz oluyorsunuz. Bu anlarda oldukça ikna edici davranabiliyor ve ağlayabiliyor. Hatta yıkılmış görünebiliyor. Hatta söylediklerine kendi bile inanabiliyor.

Anlamanız gereken şey, sorumluluk almayan biri değişemez. Yüksek derecede borderline ya da narsist özelliklere sahip biri için yansıtma ve suçu karşı tarafın üstüne yıkma sadece birer taktik değil, birer refleks ve hayatta kalma mekanizması.

Borderline bir partner, kendisinin oldukça farkında olabilir. Kendisini tetikleyen şeyleri söyleyebilir, travması hakkında konuşabilir. Ama kendisinin farkında olması ile sorumluluk alması aynı şeyler değiller. Çünkü yoğun terapi ve uzun süreli çaba olmadan, refleksleri ve hayatta kalma içgüdüsü, kendisi ile ilgili iç görüsünü her zaman ezecekler.

Yoğun terapi ve uzun süreli çaba olmadan uzun vadeli değişim olmayacak. Ama bu iç görü, kırılganlık ve duygusallaşma anları, size umut veriyor. “Değişmeye başladı, bu bir ilerleme” diye düşünüyorsunuz.

Fakat bunlar geçici anlar çünkü yaptıklarının sorumluluğunu üzerine almadığı sürece değişim olmayacak.

#Beşinci neden, çok çabalarsanız, size vaad edilen fantezi geleceğe eninde sonunda ulaşabileceğinize inanmanız.

Ne kadar kötü olursa olsun ilişkiyi bırakamıyorsunuz çünkü bu işin sonunda sizi bir hazine beklediğine inanmaya koşullandınız. Eğer daha fazla çabalarsanız, daha iyi severseniz, daha fazla sabırlı olursanız, onu tetiklemeyi bırakırsanız, her şeyi doğru yaparsanız, sonunda o fantezi geleceğe ulaşabileceğinizi sanıyorsunuz.

Başından beri, sadece görmek istediğini şeyi gördünüz. Sonra da o şeyi kaybetmenin sizin suçunu olduğuna ve o şeyi yeniden kazanmanız gerektiğine inandırıldınız. Böylece hamsterlerin üzerinde koşturdukları tekerleğe bindiniz ve bir fanteziyi kovalayıp duruyorsunuz ve gerçeği kabul etmeyi reddediyorsunuz. Arada ekmek kırıntısı şeklinde o versiyonunun kısa süreli reklamını izlediğinizde beyniniz, “gördünüz mü, ödüle daha yakınız, belki de sonsuza kadar mutlu yaşayacağımız bir bitiş çizgisi var” diyor. Ama hiçbir zaman var olmamış ve olmayacak bir şeyi kovalıyorsunuz, biraz daha fazla çaba ile, biraz daha hızlı koşarak sonunda finale ulaşabileceğiniz yanılgısı içinde debeleniyorsunuz.

Peşinde koştuğunuz ilişki, gerçek dünyada var olan bir şey değil ve hiçbir zaman da var olmayacak.

#Altıncı neden, onun travması size bir ilerleme gibi görünüyor. Size çocukluğunu, yaralarını, acısını açtığında, tüm gardınız yere iniyor. Öfkeniz diniyor ve “bana açılıyor” diyorsunuz. Ama bu duygusal kırılganlık, size takılmak üzere hazırlanmış bir kancadan başka bir şey değil. Çünkü siz ne zaman ağlasa ya da acı bir hikaye paylaşsa, tüm o kaosu, saygısızlığı ve manipülasyonu unutuyorsunuz. Ve bir anda o kurtarıcı rolünüze geri dönüyorsunuz ve kendinizi ondan sorumluymuş gibi hissediyorsunuz.

Ama biraz dikkatli bakarsanız, sizinle travmalarını ondan uzaklaştığınızda, yaptığı şeylerin sonuçlarını ödeme ile karşı karşıya kaldığında ya da kontrolü kaybediyor olduğunda paylaşıyor. Yani sorumluluk almaktan, sonuçları yaşamaktan kaçmak için bir taktik olarak size açılıyor.

#Yedinci neden, değişmeyi teşvik edecek bir şeyin olmaması. Siz bu ilişkide, ilişki harika olduğu için değil, o aşık olduğunuz versiyonunun geçici ve gelmeyecek bir versiyon olduğunu defalarca ispatlasa da, değişecek umuduyla kalıyorsunuz. Ve sizin umudunuz onun sözlerine, potansiyeline, ilerleme ihtimaline bağlı kaldığı sürece, bu döngüye saplanıp kalacaksınız.

Şunu kendinize sorun: Bu insan neden değişsin? Onun bakış açısından bakarsanız, ilişki çalışıyor. O ilgiyi, güveni ve kontrolü alıyor, siz ise kaosu, suçluluk duygusunu ve tüm sorumluluğu. Bu kadının değişmesi, kendisine fayda sağlayan bu durumu değiştirmesi için hiçbir mantıklı neden yok.

Bu noktada da, sizinle paylaşacağımı söylediğim acımasız gerçeğe geliyoruz: onu şu an olduğu gibi sevip kabul edemiyorsanız, onu sevdiğiniz falan yok. Siz bir fanteziye aşıksınız, onun başlangıç versiyonuna mı dersiniz, potansiyel versiyonuna mı dersiniz bilmem ama gerçekten beraber olduğunuz kadını sevdiğiniz falan yok. Ve bu kadın şu ana kadar değişmediyse, ya değişme kapasitesi yok ya da değişme isteği. NOKTA.

Belki yaralı, belki hayatın altında ezilmiş belki de stresli. Belki sinir sistemi hayatta kalma moduna saplanmış vaziyette. Belki travması var. Ama bu durumun sorumluluğunu yüklenmediği sürece, onu ve ilişkiyi kurtarmak için yapabileceğiniz hiçbir şey yok.

Bu gerçeği kabul ettiğiniz anda, umudunuz kafesiniz olmaktan çıkar ve bir dönüm noktası olur. Bu noktadan itibaren gücü elinize almaya başlarsınız.

Şunu unutmayın: toksik ilişkiler daha iyi ilişkilere dönmezler. Daha berbat yıkım getirecek ilişkilere evrilirler.

Toksik ilişkiler rehberimize de bir göz atabilirsiniz.

Kaynak: The Harsh Truth: Why She’s Not Going to Change (Hope Is a Trap)

Terk eden ve peşinden çok koştuğum eski sevgilim ile karşılaştım – Vaka çalışması

Eski sevgilim ile bir buçuk sene önce ayrıldık, daha doğrusu o benden ayrıldı. Yaklaşık bir sene boyunca ara ara yazdım. Başlarda da çok ısrar etmiştim.

Eski sevgiliden ayrıldıktan sonra ne kadar erken iletişimi kes kuralı uygularsanız o kadar iyi. İlk 2-3 gün, siz daha zorlamayın ama bilemedin bir hafta, iletişime devam edip ısrar etmen, geri dönüşsüz değil ama bundan daha uzun süre ısrar ederseniz, geri dönüş ihtimalini pratik olarak sıfıra yakın bir noktaya indirdiğiniz gibi, kendi iyileşme sürecinizi de uzatırsınız.

Sizin ilişki ne kadar sürdü bilmiyorum ama eğer iletişimi keserseniz, iyileşme süreciniz ilişkinin üçte biri ya da en fazla 6 ay sürer. Eğer kesmez peşinde koşarsanız, daha fazla ayrılık yarası alırsınız, iyileşme sürecinizi uzatırsınız.

Ben bu dönemde kızı online stalkladığını da tahmin ediyorum ki, online stalk bir insanı aylarca hatta bazen yıllarca eski sevgilinin peşinde ya da gizli gizli yörüngesinde tutan, çok büyük bir bela.

En son 4 ay önce, uzun bir muhabbet olmuştu ve yine istemediğini belirtti.

14 ay boyunca peşinde koşmuşsun. Normalde 6 ayda atlatacağın ayrılık acısını atlatmak için senin daha 4-6 aya ihtiyacın var maalesef (iyileşme süreci bir umutla en son iletişim kurduğun zamandan başlar).

Sonra hiç ulaşmadım ve aramadım. Alışmıştım iki gün önce tesadüfen gördüm ve yanına gittim.

Şimdi gördüğün gibi iyileşme sürecine girmişsin ama büyük bir hata yaparak yanına gidip konuşmuşsun. Terk eden eski sevgili ile karşılaştığınızda, medeni bir şekilde selam verin ama yanına gidip konuşmayın. O size gelirse biraz muhabbet edin ama kısa kesin ve bir bahane ile kibarca sıvışın. Bu muhabbete asla ilişki, eski ilişki gibi konuları konuşmayın.

Kısa bir muhabbet oldu naber gibisinden ve “biri oldu mu diye sordum” ama uzatmadı.

İkinci ve aslında daha büyük hata da bu. İlişki konusu açmışsın. Bunlar iletişimi kes sürecini sıfırlayacak şeyler. Kazanımlarını koruman lazımdı.

Ben istekli davrandım sonrasında kısa kesti ve ayrıldık. Eve gittiğimde bir kere aradım ama dönüş yapmadı. Ben çok yanlış mı yaptım?

Şimdi bu kızın sana dönme ihtimali zaten sıfır. Sıfırı daha da sıfırlayamazsın. Yani “dönmesi için yanlış mı yaptım” diyorsan muhtemelen o konuyu artık etkileyemezsin. Gerçi, eğer gidip konuşmasan bir ihtimal yükselirdi ama senin gibi en ufak umut ışığına sarılan birine bunu söylememek lazım.

Yanlışın, gayet de iyi giden iyileşme sürecini baltalaman. Bir umuttur maymun eden insanı. Terk edilir edilmez, yeniden beraber olacağız umudunu öldürmeye bakın. O umut, terk edenin geri gelme ihtimalini düşürdüğü gibi, iyileşme sürecinizi de dondurur. Tam tersine “bu iş burada bitti asla başlamaz” deseniz, geri gelme ihtimalinin artmasının yanında, daha çabuk iyileşirsiniz.

Geri gelme ihtimali neden artar? Her şeyden önce terk edene ulaşmayı, terk edeni takip etmeyi bırakırsınız ya da bırakmanız daha kolay olur. Karşılaştığınızda, “terk ettim ama o da beni bırakmış yoluna bakıyor” sinyali verirsiniz ve bu sinyali içsel bir “bizden daha olmaz” inancı kadar sağlam gönderecek başka bir ruh hali yoktur.

Ama siz umudu “prenses / prens beni bıraktı gitti, ilişkimizi çöpe attı, artık buradan çıkarmaz” gibi kendinizi ezen bir kafada değil, “ilişki bittiyse bitti, ben de çöpe attığı ilişkinin başında bekleyecek kadar onursuz değilim, ben de bırakır giderim” şeklinde olmalı.

Bir de sana tavsiyem sen artık bu insandan tamamen uzak dur. Yani artık görmezden gel. Zira sen konuşursan eskiye dönersin gibi.

Anlatmamışsın ama iletişimi kes kuralı mı uyguluyorsun yoksa sadece aramamayı mı beceriyorsun? İletişimi kes üç ayaklıdır ve üç ayağı ile de yapılmalıdır:

Birinci ayak, terk edene asla ulaşmıyorsun.

İkinci ayak ki bu devirde birincisi kadar önemli, terk edenden asla haber almıyorsun, onu stalklamıyorsun. Sadece whatsappta online mı ya da kaç takipçisi var, artıyor mu artmıyor mu diye bakmak, en az Instagramında hikayelerine ya da fotoğraflarına bakmak kadar stalk. Birilerinin onun Instagramına bakıp size haber uçurması da stalk.

Üçüncü ayak, kendi hayatınıza odaklanmak. Daha fazla sosyalleşmek, ilişki bitiminin ilk 2-3 ayı kendine dönüp sonra yeni limanlara açılmak, uzun süredir yapmak istediğin bir şeyi yapmak gibi.

Keşke önceden tanısaydım abi sizi.

Aslında evet, keşke bu kadar zaman kaybetmeseydin. İnsanlar bir daha onun gibisini bulamam gibi bir kafayla terk edenin peşinde koşup (açık açık ya da stalk ile gizli gizli), çok zaman kaybediyorlar.

Bir seneden uzun ilişkiler, insanın hayatına yaklaşık olarak 1.5 – 2 senede bir girerler. Ama bunun için sizin yola çıkmış olmanız lazım. Sen bu kızı o zaman bıraksaydın, şimdiye muhtemelen yeni sevgilin olurdu.

Yine de bir sonraki sevgilinden önce buldun yani o açıdan erken buldun.

Tepkini biliyorum abi ama yine de sormak istedim sessizlik ve unutmak bu durumda bile karşı taraftan sonuç aldırır mı?

Bu soru, unutmak ile zıt bir soru. Senin asıl sorduğun “sessiz kalır ve unutmuş gibi davranırsam bana geri döner mi?” Cevap, hayır. 1.5 sene geçmiş, dönmez. Zaten az önce belirttiğim gibi “terk edeni terk etme” zihin yapısında olmayan insan, karşısındaki geri dönse bile, 5-10 dakika konuştuğunda, itici hale gelir ve geri dönen yine kaçar.

Senin umudu öldürmen lazım. Umut, kimsenin olmadığı ve birini bulmak için çaba harcadığın dönemde tatlı bir hayal olarak sana zevk veriyor ama acıdan kaçıp ufacık zevke bağlanman, senin uzun vadede daha çok acı çekmene ve kaybetmene neden oluyor.

Bu kızla bir daha asla ama asla ama asla olmayacağını kabul et. Bu umudu öldür. Bu umudu öldürmen, asıl umudu yeşertecek yani seni seven başka biriyle karşılaşma umudunu. O umudun gerçekleşme ihtimali çok yüksek ama sen bu olmayacak umuda sarılıp, o umudu erteleyip duruyorsun.

Bu siteye yeni geldiyseniz, eski sevgili terk ettikten sonra uygulamanız için, no contact kuralını (iletişimi kes kuralını) şiddetle tavsiye ederim. Ayrıca şu yazılarımıza da göz atmanızı tavsiye ederim:

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Sosyal ortamlarda beğendiğimiz kıza nasıl yürüyebiliriz?

Bir takipçi, üniversiteye yeni başlayanlar için tavsiyeler yazısında sormuş:

Mahmut Abi, öğrenci kulübünde yürüme işini nasıl yapacağız? Sohbetimiz olan herhangi bir kaç kıza direk kahve içelim mi diyeceğiz? Bu konuda kafam karıştı. Direkt kahve içelim mi biraz saldıray mod gibi geliyor.

Öğrenci kulübü olsun, kurs olsun, seçmeli ders olsun, arkadaş grubunun arkadaşları olsun, dar alanlarda kızlara nasıl yürüneceği konusu nedense birçok insanın kafasını karıştırıyor. Piyasada direkt yürüme ile ilgili tavsiyeler ve teşvik çok olduğu için, insanın aslında doğal olarak yapabildiği bu yürümeler konusunda birçok erkeğin kafası karışık.

Dar sosyal gruplarda bir kıza yürümenin birinci kuralı, bu işin zamana yayılması gerektiğidir. Bu tür ortamlarda iletişim, arkadaş gibi başlar.

Arkadaş mı? Friendzone olmaz mı abi?

Olmaz. Friendzone olacağım diye ödü kopup, bodoslama yürüyen ve bir çuval inciri berbat eden, olabilecek işi oldurmayan birçok genç var maalesef. Friendzone, sizi istemediği artık belli olan bir kadının yörüngesinde, “arkadaş diye döneyim, birgün benim kıymetimi anlar” diye döndüğünüzde olur. Sosyal ortamda yavaş yavaş yürümekle olmaz. Ayrıca siz kızdan hoşlantınızı, “hoş kız, bir şans verelim” modunda tutarsanız, konuştukça saf efendi erkek modunda duygusal yatırım yapmazsanız, friendzone’a düşmezsiniz.

Şimdi devam etmeden şu kahve içelim konusuna gelelim. Bence “bir kahve içelim” çok bayat ve neredeyse çıkma teklifi gibi olan bir teklif. Hiçbir yerde kullanmanızı tavsiye etmem. En fazla “bir şeyler içelim” deyin. Sonuçta gidip kımız içmeyeceksiniz. İzdivaç programlarından mıdır nedir, “kahve içelim” teklifi, “seni tanımak istiyorum” tadında açık bir çıkma teklifine döndü. Tabii bazen bir şeyler içelim dediğinizde kız “ben alkol kullanmıyorum” diyebilir siz de o zaman “alkol değil bir şeyler” dersiniz.

Bence sosyal ortamda böyle yürünmez. Sosyal ortamda şöyle yürünür:

Gözünüze kestirdiğiniz kızla aynı sosyal ortamda olduğunuz için tanışmak ve konuşmak görece kolaydır. Kız grup içindeyse de kolaydır ve hatta kız sürekli grup içinde takılıyorsa daha kolaydır. Çünkü gider grupla muhabbet edersiniz.

Benim tavsiyem kendinizi çaktırmadan, abartmadan kızın yakınında konumlayın ve başka insanlarla yaptığınız gibi hafif muhabbet edin. Bu muhabbette özgüvenli, umursamaz (sonucu umursamaz, kızı değil) ve eğlenceli olun. Ama eğlence kısmını abartmayın.

Kızı bir daha görebilecekseniz, kızdan telefon ya da instagram istemeyin. Muhabbeti kısa tutun ve kendi işinize bakın. Sonraki günlerde, (kızı her gördüğünüzde değil), kızla muhabbete devam edin ve kızın sizinle konuşmaya istekli olup olmadığını tartın. Kız eğer sizinle konuşmaya istekliyse ve daha iyisi siz çaktırmadan yakınında konum alıp beklediğinizde sizinle konuşuyorsa, idealinde üçüncü ya da dördüncü konuşmada, bir şeyler yapmayı teklif edebilirsiniz.

Bir şeyler yapmak ne demek? Bakın işte burada sosyal ortamda önemli bir kural öne çıkıyor. Direkt daygame ya da nightgame gibi yürümeler haricindeki yürümelerde, her hoşunuza giden kıza yürüyemezsiniz. Bir kızla konuşmak istersiniz, konuşma fırsatı olmayabilir. Konuşma fırsatınız olursa, kızla konuşmanızdan kızla ilgili, kıza buluşma teklif etmek için bilgi alamayabilirsiniz.

Yapmanız gereken şey, kızla konuşurken kızın hoşlandığı, ya da sizin hoşlandığınız ve kızın ilgi gösterdiği ya da ortak hoşlantılı bir şeyler yakalamak. Bunu yakaladıktan sonra, eğer kız da sizinle konuşurken sıcaksa, daha da iyisi sizinle konuşmaya istekliyse, kızı bu üç kategoriden birinde bir şeyler yapmaya davet edin.

Diyelim ki konuşurken kızın bilardo oynamayı sevdiğini öğrendiniz. Sonraki muhabbetlerden birinde, “ben şurada bilardo oynayacağım, sen de gelsene” diye dışarı çağırabilirsiniz. Ya da siz motorsiklet sürüyorsunuz ve kız buna ilgi gösterdi. “Bir ara gel seni atayım terkime” gibi bir şey söyleyin. Sonra da kızı spesifik olarak motorsiklete binmeye çağırın. Ya da ikiniz de bağımsız film seviyorsanız, bağımsız film festivali ya da gösterimi arayın ve kızı film izlemeye çağırın.

Okul veya kurs gibi ortamlarda, buna ihtiyacınız bile olmayabilir. Okulda mesela biraz muhabbet ettikten sonra, “ben kantine gidiyorum, gelsene” gibi bir teklifte bulunun ve orada muhabbet edin. En iyisi dışarda buluşmak ama bu da mesela bir kere yapılabilecek bir şey. Kantinden kampüste yürüyüş ve bir köşede muhabbet de çok iyi bir ikinci adım olur.

Kursta ise çıkışta biraz muhabbet eder ve bir yere oturup bir şeyler yersiniz.

Burada ölçü önemli. Sürekli kızın kuyruğunda dolanmayın, yörüngesinde dönmeyin.

Benim size tavsiyem, biraz da alternatifli ve esnek olun. Bunu bir üniversite arkadaşımdan öğrenmiştim. Çocuk genelde hoşuna giden kızlarla muhabbet eder, çok bariz yürümez ve en istekli diye ölçtüğü kızı buluşmaya çıkarır ve olayı bitirirdi. Bir kıza odaklanmazdı. Bunu uyguladığım dönemler oldu ve sonucu da hiçbir zaman hüsran olmadı diyebilirim.

Üniversitedeyken bir ara hem öğrenci kulübünden bir kızdan hem de sınıfta bir kızdan hoşlanıyordum. İki kızla da muhabbeti kurdum ama ikisini de buluşmaya çağırmamıştım. Birgün ders bittiğinde sınıftaki kızı kantine çağırdım. Çay aldık, kampüse çıktık ve o pişman edici hatayı yapıp kıza açıldım 🙂 Kız “ben seni arkadaş olarak görüyorum” tokadını bastıktan sonra çaylar taze olduğundan mecburen bitirdik. Kızı dolmuşa bırakacağım diye kapıya yürürken, karşımızdan kulüpteki kız ve en yakın arkadaşı geldi (o kız da kulüpteydi). Ben aslında bu yakın arkadaşla daha samimiydim.

“Kızlar nereye?”

“Kampüsün X alanına.”

“Ben de gelem mi?”

“Gel tabii.”

“Tamam, Merve’yi bırakayım geliyorum. İçki alayım mı?”

“Al evet.”

Merve’yi bıraktım ve kampüsün X noktasına gittim. Benim kız yok, en yakın arkadaşı var. “Tüh ya” dedim ama en yakın arkadaşla içtim, iki üç saat sonra da dudaklarına yapıştım. Kız meğer benden hoşlanırmış ve “benim kız” bizi yalnız bırakmak için kaçmış. Biz bu kızla sevgili olduk ve gayet de iyi bir ilişki oldu. Sonra terk edildim ama ilişki kısmı iyiydi 🙂

Benim asıl hoşuma gidenin zaten erkek arkadaşı varmış. One Aslı diyelim. En yakın arkadaş ve benim okuldaki önemli dönemlerimden birinin baş rol oyuncusu kıza ise Didem diyelim.

O gün Merve ile sınıftan çıkarken sınıf arkadaşım ve bu iki kızdan da hoşlandığımı bilen, üç kızı da tanıyan Kadir, sonra beni Merve’yi bırakırken gördü ve ona “kampüse dönüyorum, Aslı X’te” demiştim. Ertesi gün beni Didem ile el ele görünce, “lan bu şimdi nasıl oldu, ne oldu da bu oldu!” diye şaşkın şaşkın sormuştu.

Yani biraz esnek olun. Direkt yürümeyin, Merve’de en aptalcasını yaptım. Aslı’ye direkt yürümeyerek de iyi etmiştim, Didem’le olmazdı. İki kızla olmayınca Didem’e yöneldiğim için de iyi bir ilişkim oldu. Bu Aslı – Didem – ben üçgenini bu kızlar ve kızların kız grubu (Didem yurt dışına gitti ama diğer kızlarla 40’larıma kadar arkadaştım) hiç bilmediler.

Şimdi konuyu dağıttım ama bitirmeden Pook’tan öğrendiğim ve çalıştığını gördüğüm bir teknikten bahsedeceğim. Bu tekniği iş yeri için yazmış ama ben size sosyal ortam için tavsiye edeceğim:

Ben iş yerinden hatun kaldırıyorum (Bu iş yerini eğlence alanına çeviriyor!) Ama, iş yerinde dikkatli olmalısınız zira namınız üzerinize yapışabilir. Eğer tüm kızlarla dışarı çıkarsanız, adınız playboya çıkar (ki kadınlar bundan nefret ederler). Tüm kızlara yürürseniz, anında “Bay Aç Muhtaç” damgasını yersiniz ve tüm kızlar sizinle dalga geçerler (bunun bazı zavallı kaybedenlere olduğunu gördüm). Bunun yerine EĞLENCELİ kişiliğinizi ortaya koyun ve siz bir adım geride bekleyin. Kimin sizinle iş dışında da buluşmak için YANIP TUTUŞTUĞUNU anlayacaksınız. Bazen bu kadınlar, sizin onları dışarı çıkarmanızı sağlayabilirler.

Pook’un Kitabı – Öldürün şu muhtaçlığı!

Bu daha pasif bir oyun şekli ama aynı zamanda çaktırmadan birden fazla kadına aynı anda yürümenize olanak sağlıyor.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Erkeklerin kendilerinden çok daha genç kadınlarla ilişkide yaptığı hatalar

Birçok erkek kendisinden çok daha genç bir kadın ister ve bu gerçekleşmesi mümkün bir istek. Ama birçok erkek, kendisinden çok daha genç bir kadınla etkileşime girdiğinde, aralarında bir şeyler olma ihtimalini geri dönüşsüz mahveder. Özellikle de o meşhur “kaç yaşındasın?” sorusu geldiğinde.

Bu bölümde, erkeklerin kendilerinden çok daha genç kadınlarla konuşurken yaptıkları altı yaygın hatayı konuşacağız. Burada reşit kadınlarla konuştuğunuzu varsayıyorum, o nedenle kadın diyorum. 30’lı, 40’lı ve hatta 50’li yaşlarda olsanız bile, bu hataları yapmamak, sizin genç kadınlarla olan etkileşimde daha kendine güvenli, lider konumda olmanızı sağlayacak.

Bir numaralı hata, aranızdaki yaş farkını büyük bir sorun olarak görmek. Sizden çok daha genç bir kadınla konuşurken, derinlerde bir yerde “ben ondan çok daha yaşlıyım, bu çok rahatsız edici bir şey, insanlar onun babası olduğumu sanacaklar” gibi düşüncelere sahipseniz, kadın bu düşünceleri vücut dilinizde görür ve aranızdaki yaş farkının büyük bir sorun olarak görmeye başlar. Sizden daha genç bir kadınla ilişki istiyorsanız, öncelikle bunun büyük bir sorun olmadığına sizin kendiniz inanmanız, “ondan 10 yaş, 15 yaş büyüksem bunun ne önemi var” demeniz lazım.

Birçok erkek, kadın erkeğin yaşını sorduğunda kaygıya kapılır ve “42 yaşındayım ama insanlar daha genç gösterdiğimi söylüyorlar” gibi bir şey söyler. Yaşınızı bu şekilde savunmanız, sizin daha genç bir kadınla etkileşiminizi öldürür.

Bu soruyu “tahmin et” gibi bir oyunla da karşılayabilirsiniz ama eninde sonunda yaşınızı söyleyeceksiniz (belki direkt söyleyeceksiniz). O zaman sadece yaşınızı söyleyin. “42 yaşındayım, ya sen?” deyin.

Kadın sizin yaşınızla ilgili “sen fazla yaşlısın” anlamına gelecek bir yorum yaparsa, bunu ilk defasında test olarak algılayın. Savunmaya geçmeyin, “daha yaşlı bir erkek neden daha iyidir” gibi mantıklı açıklamalara falan girmeyin. İşi espriye dökün. “Sen çok gençsin, belki de ilk defa bira içiyorsun” gibi bir şey söyleyin. Konuşmayı sizin çok yaşlı olmanız konusundan çıkarıp onun çok genç olması bağlamına getirin.

Şu bir gerçek ki, birçok kadın, siz ne değer sağlarsanız sağlayın, sizinle arasındaki yaş farkından dolayı hiçbir ilişki türünü istemeyecek. Ama ilk defasında yaşınızla ilgili yorumları test olarak alırsanız, sizinle ilişki isteyebilecek kadınlarla shit testi geçebilirsiniz.

İkinci hata, yaş farkını, ilişkinin bir parçası yapmak. Birinci büyük hata ile ilişkili olarak, yaş farkını ima edecek davranışlardan uzak durun. “Benim zamanımda”, “ben senin yaşındayken”, “muhtemelen sen bunu hatırlamayacak kadar gençsin”, “ben senin baban olacak yaştayım” gibi kelimelerden tamamen uzak durun.

Genç bir kadınla görüşürken, kültür tarihçisi kesilmeyin. Bir müzik duyduğunuzda, “90’larda ben üniversitedeyken bu çok popülerdi” gibi şeyler söylemeyin. “Zamane gençlerinin dinlediği müzikler” gibi dayı dayı konuşmayın.

Kızcağız sizinle beğendiği bir müziği paylaşıyorsa ve bu size gürültü gibi geliyorsa, illa beğendiniz gibi davranmanıza gerek yok. Ama kızın babasının ya da daha kötüsü dedesinin vereceği tepkileri vermekten kaçının.

Bir kadının kendisinden yaşça büyük bir erkeğin çekici bulması, huysuz bir “ihtiyarı” çekici bulacağı anlamına gelmiyor.

Üçüncü hata, ilişkiler konusunda eski usül davranmak. Genç nesil için ilişkiler, sizin yaşınız daha gençken olduğundan oldukça farklı. Örneğin hoşunuza pek gitmese bile mesajlaşmayı öğrenmeniz gerekiyor. Evet eskiden telefon ediyordunuz ve konuşuyordunuz ama artık temel iletişim yolu mesajlaşma. Eskiden aramak daha erkeksi kabul edilirdi ama şimdi kadının hayatına çok erkenden çok fazla girmeye çalışmak gibi görünüyor.

Bir kızdan telefon numarası aldıktan sonra 2 gün beklemek, buluşmayı yeri, günü ve saati ile ayarladıysanız sonra teyit etmenin gereksiz olması gibi kurallar da tarihe karıştı. Artık 8-24 saat içinde kıza ulaşmanız, buluşmadan bir gün önce kıza ulaşıp buluşmayı dolaylı olarak teyit etmeniz gerekiyor (biraz mesajlaşıp sonra kıza yarın X’te görüşürüz demek gibi).

Genç nesil çok daha fazla ekiyor, çok daha fazla ghostluyor, bu tür şeylere de hazırlıklı olun.

Dördüncü hata, yaşlı görünmek. Yaşınızda görünmek için kendinize bakın. 30 yaşında 40 yaşında gibi, 40 yaşında 50 yaşında gibi görünmeyin. Sporu, kendinize bakmayı, cildinizi korumayı, sakalınızı saçınızı düzgün kestirmeyi ihmal etmeyin. Kendi yaş grubunuzdaki erkeklerden daha genç ve sağlıklı görünmeniz, bakımlı olmanız, sizin yaş grubunuzdaki erkekleri çekici bulan kadınlar için sizi en tepeye çıkaracaktır. Yani 20 yaşında gibi görünmenize gerek yok, yaşınıza göre iyi görünmeniz yeterli.

Beşinci hata, yaşlı gibi davranmak. Daha yaşlı insanlar sıkıcı olarak bilinir. Sıkıcı olmayın. Fakat çok daha gençmiş gibi davranmaya veya giyinmeye de kalkmayın. Bu oldukça arıza biri gibi görünmenize neden olur.

Daha ilginç, eğlenceli biri olmaya bakın. Hayatı daha az ciddiye alan, kendinden daha emin biri olmaya bakın.

Altıncı hata, cüzdanı konuşturmak. Birçok erkek yaşları konusunda güvensiz hissettikleri için, ilişkiyi para ile satın almaya çalışıyor. Hediyeler, pahalı tatiller ve yemekler ile kadınları etkilemeye çalışıyor. Bunu yaparsanız, kendinize bir sugar baby bulursunuz. Bu durumda da daha cüzdanlı bir sugar daddy geldiğinde, şeker bebeğiniz o adama atlamak için bir saniye kaybetmez.

Bu, paranızı kullanarak kadınlara çekici olamayacağınız anlamına gelmiyor. Ama paranızın çekimi, dolaylı olmalı. Paranızı, yaşamınızı ve stilinizi iyileştirmek için kullanmanız, iyi bir spor salonu üyeliği, iyi bir daireye sahip olmak, iyi giyinmek ve sizin karakterinize ilginç özellikler katacak aktiviteler yapmak gibi.

Yedinci hata, olduğunuzdan çok daha genç gibi davranmak. Buna biraz önce değinmiştik ama kendine ait bir maddede tekrarlamak istiyorum. Yaşınızdan çok daha gençmişsiniz gibi görünmeye ve davranmaya çalışmayın. Bu sizi hem itici, hem de gülünç yapar. Yaşınızdaki erkeklere göre daha fit ve iyi görünmeniz yeterli.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Yaş farkı olan ilişkiler konusunda daha önce bir yazı yazmıştık: 20’li Yaş Kadın 40’lı Yaş Erkek Evliliği

Seni seviyorum ama sana aşık değilim – Vaka çalışması

Merhaba, sitenizi yeni keşfettim, keşke daha önce keşfetseydim.

Kız arkadaşım (27) ve ben (28) 2 yılı aşkın süredir beraberiz. Haziran gibi evlilik konuşmaya başladık ama son 2 aydır bir sürü kavgamız oldu, ikimiz de mutlu değiliz.

Kavga sebeplerimizden birisi, artık sevgiliden çok arkadaş gibi hissetmem. Buluşuyoruz, görüşüyoruz, mesajlaşıyoruz ve telefonda konuşuyoruz ama aramızdaki cinsellik neredeyse bitti. Artık bana hiç sarılmıyor ve ben ona sarıldığımda rahatsız hissediyor gibi. Tüm ilişki ataklarımı, çeşitli bahanelerle geçiştiriyor. Tamam, ikimiz de çok yoğun çalışıyoruz ve stresliyiz ama, aylardır seks yapmadık! Bu normal mi?

Normal değil. Yani, bir iki hafta seks yapmasanız belki bir ay seks yapmasanız olabilir ama aylardır seks yapmamanız normal değil. Bir kere, bir kadın da normalde seks isterler ve sen uzak dursan 2-3 hafta geçmeden üstüne atlar.

Şimdi sebep muhtemelen bu değil ama senin artık seks dilenme seviyesine gelen atakların da işleri kötüleştirir. Bunları kesmen lazım.

9 Kasım’da işler çığrından çıktı. Ona artık sevgili gibi değil de arkadaş gibi olduğumuzu söyledim. Hiçbir şey demedi. Bunun üzerine “beni seviyor musun?”dedim.

Bu soruyu sormayın. Bu soru, ilişkide kadının sorabileceği, erkek sordu mu erkeği kadın rolüne sokan bir soru. Ne olduğunu görüyorsun, cevap belli değil mi? Sorunun cevabının “hayır” olduğunu anlayıp ona göre bir şeyler yapman lazım.

Bana “seni seviyorum ama sana aşık değilim” dedi!

“Seni seviyorum ama sana aşık değilim” ya da “seni seviyorum ama kafam karışık” kelimeleri, hemen her zaman “seni insan olarak seviyorum ama cinsel ve romantik partner olarak sevmiyorum” demek. Kısacası, “seni sevmiyorum” demek. İngilizce’de de buna benzer bir kalıp var: “I love you but I am not in love with you”.

Ona onu sevdiğimi, bu kötü dönemi beraber aşabileceğimizi söyledim.

Partnerin sana “seni sevmiyorum” dedikten sonra “seni seviyorum” demen çok itici ve zayıf bir hareket olmuş. Kız çıkışa giderken “bunu aşabiliriz” demen de itici ve zayıf bir hareket. Kız (en azından şu an) bir şey halletmek istemiyor. Sana seni sevmediğini ve bitişe yöneldiğini söylüyor. Bunu kabul etmek zor ama bu konuşmaya gelmeden önce, yaşadıklarınıza bakıp kendini bu konuşmaya hazırlamalıydın. Zira refleksif tepki “hayır seni seviyorum gitme” olsa da, bu tepki senin amaçladığın sonuca ulaşma ihtimalini zayıflatan bir tepki. Ne kadar zor ve ters görünürse görünsün, “ben de beni sevmeyen biriyle zorla devam edemem ama fikrin değişirse haber ver” deyip orada ayrılmanız en iyisi. Bunu diyemiyorsan en azından sessiz kalsan daha iyi.

Biraz daha muhabbet ettikten sonra bugün “devam etmeyelim” yarın konuşuruz dedim.

Bu doğru bir hareket. Duygularının soğuması için hiç çekinmeden sonra konuşuruza getirmen aslında en iyisi.

Ertesi gün telefonda konuştuk. Ona son aylarda yaşadığımız son dönem yüzünden 2.5 senelik ilişkiyi bitirmenin saçma olduğunu, iletişim sorunlarını çözebileceğimizi, duygularının tekrar canlanabileceğini söyledim.

Maalesef karizma karizma yapmaya çalışsan da “seni seviyorum Gönül, lütfen beni terk etme” diye yalvarmış oluyorsun 🙁

Benim eski sevgili neden terk etti diye bir yazım var. Orada şunu demiştim:

“Eski sevgiliniz sizden ayrıldı zira artık size karşı eskisi kadar çekim hissetmiyor. … Bir insanın size olan cinsel / duygusal çekimi azaldıysa, bu azalmaya sebep olan şeyi düzeltmeniz, çekimin eski seviyesine çıkmasını sağlamaz.”

Burada kız henüz ayrılmamış ama doğru hareket, onu kendi haline bırakmak ve bu iş bitti varsayıp arkanı dönüp gitmek. Çünkü karşındaki insan seni terk ederse bir kayıp yaşayacağını hissetmeli.

Bir saat kadar konuştuk ve onu ilişkimiz için çabalamaya ikna ettim.

Bu genellikle istediğinin tam tersi etki yapar. Kız şu an seni istemiyor. Aslında yapman gereken seni özlemesi ve yokluğunu hissetmesi için ona fırsat vermekti.

Sonraki bir hafta çok çabaladım, iletişimi pozitif tutmaya çalıştım, onu iyi bir yemeğe götürdüm, çiçek gönderdim, vs. 

Bu aşamada kıza verebileceğin en iyi hediye, senin yokluğun olurdu aslında, ölü bitki değil.

Arkadaşlarım bana bunun düzelmesinin zaman alacağını söylediler o nedenle kız arkadaşım hala mesafeli olsa da umutluydum. Fakat bu “haftasonu, olmuyor, yapamıyorum” dedi ve terk etti.

Maalesef beklenen son. Geçen hafta sonuna kadar kızın sana ilgi seviyesi on üzerinden 5 seviyesine inmiş. Altına inseydi terk ederdi. Fakat bir hafta içinde on üzerinden beşin altına inmiş.

Bu kızı çok seviyorum ve evlenmek istiyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum.

Ayrılık konuşmasına ne cevap verdin yazmamışsın ama şu an ne kadar zor ve sana mantıksız gelse de, kıza sensizliği vermen lazım. Kızla iletişimi tamamen kes, kızı stalklama ve zor olacak ama kendi hayatına odaklanmaya bak.

Bir insan için karşısındakinin onu ne kadar sevdiği ve onunla evlenmek isteyip istemediğinden çok, o insanın kendisine ne hissettirdiği önemlidir. Senin eski kız arkadaşın sana karşı bir şey hissetmediği için, senin onu ne kadar çok sevdiğinin şu an bir önemi yok maalesef.

Son aylarda kız senden soğudukça sen kıza batmaya başlamışsın. Muhtemelen kavgalar o nedenle çıkmaya başladı. Zaten felaket tellalı olarak cinselliğin bitmesi ya da bitme noktasına gelmesi olayı da var.

Şu an yapman gereken şey, seni sevmediğini söyleyen birine arkanı dönüp gitmek. Her ne kadar mantığına ters gelse de, böyle yapman yeniden birlikte olma şansınızı arttıracaktır.

Bizim burada no contact kuralı diye bir şey var. Onu oku ya da dinle. O kurala göre hareket et.

Sevgilinizden “seni seviyorum ama aşık değilim” benzeri bir şey duyduğunuzda, kendinizi geri çekin. Kız size “seni sevmiyorum” dedi ve siz, sizi sevmeyen birini ikna etmeye çalışacak, onun peşinde koşacak kadar değersiz değilsiniz. Kaldı ki olay, “ya abi değersizleştim ve ikna için çabaladım ve oldu” şeklinde de devam etmiyor. Genellikle ikna için çabalamayıp bu işin bitişe gittiğini kabul etmeniz, kızı ikna etmek yerine kendinizi ayrılığa hazırlamanız, ayrılığı sakin ve köprüleri yakmayacak şekilde karşılamanız, eğer devam etmek istiyorsanız yapabileceğiniz en doğru hareket. Maalesef çoğu durumda olduğu gibi burada da doğru olanı yapmak zor, yanlış olanı yapmak çok kolay.

Birçok erkek “seni seviyorum ama aşık değilim” lafının “seni sevmiyorum” anlamına geldiğini bilmediğinden, “ama bak hala  sevgi var, seviyor ama işte biraz zamana ya da çabaya ihtiyacı var” diye düşünüyor. Oysa bu laf, “seni aşık olarak sevmiyorum ve terk edeceğim ama sen iyi bir insansın, değer verdiğim bir insansın bunu da bil” demek sadece. Kadınlar sadece “seni sevmiyorum” deseler çok kötü olacağını düşünerek söylüyorlar. Aslında bence baştan sağlam bir “seni sevmiyorum” tokatı vursa daha iyi ama işte kadın psikolojisi bu. Kadıncadan biraz anlamak lazım.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Neden toksik insanları çekici, sağlıklı insanları sıkıcı buluyorsunuz? – Dopamin tuzağı

Neden toksik ilişkilere çekilip duruyorsunuz?

Sosyal medyada toksik ilişki terimini defalarca duymuş olmalısınız. Ben de dahil birçok kişi kırmızı alarmlardan (red flag), aşk bombardımanından ve narsisizmden bahsedip duruyor.

Sürekli olarak yanlış insanları seçmenin temelinde ise, beyin kimyası var. Kaotik bir ilişkiyi terk edememeniz ya da sizin için gerçekten kötü olan insanları seçip durmanız zayıflıktan ya da insanları değerlendirememenizden değil, beyninizin kablolanış şeklinden kaynaklanıyor.

Sağlıksız bağlanmaların yakıtı olarak dopamin hormonu

Bu bölümde, ilişki için elverişli ya da istekli olmayan, zararlı partnerleri, size çok çekici gösteren dopamin mekanizmasından bahsedeceğiz. Ve bu bölüm, ilişki tavsiyesi ile değil, nöron bilimi ile ilgili olacak. Bu mekanizmayı anlamanız, yıllardır kurtulamadığınız ilişki şeklinden kurtulmanız için ilk adım olacak.

“Bu şey bana dopamin zirvesi yaşattı” sözünü duymuşsunuzdur. Birçok insan dopaminin mutluluk veya zevk kimyasalı olduğunu, bir şeyden zevk alma ile ilgili olduğunu düşünüyor. Ama bu tam olarak doğru değil.

Dopamin, istediğiniz şeyi elde etmek ile değil onun peşinde koşmak ile alakalı

Dopamin beklenti, motivasyon ve ödül arama ile ilgili bir hormon. İstediğinizi elde ederek bundan zevk almanız ile değil, istediğiniz şeyin peşinde koşma ile ilgili bir hormon. Toksik çekiciliği anlamanız açısından, bu fark çok önemli.

Dopamin zirvesi, bir ödülün mümkün olduğu ama kesin olmadığı zamanlarda en yüksek seviyesine çıkar. Ödülü aldığınızdaysa, dopamin azalmaya başlar. Bu nedenle, “mesaj atacak mı?” beklentisi yaratan biri, mesaj atacağı belli birinden daha yüksek dopamin zirvesi yaratıyor.

Beyniniz tahmin edilemez olana daha fazla dikkat etmek üzere kablolanmış çünkü evrimsel olarak tahmin edilemez ödül, sizin daha fazla çaba harcamanızı gerektiriyor. Kumarhanelerdeki tek kollu makineleri (slot makinesi) düşünün.

İlişkilerde kumar etkisi

Dopamin, slot makinesinde kazanma hissi ile ilgili değil. Dopamin, size kazanma umuduyla sürekli olarak oynamaya itme ile ilgili yani dopamin, belirsiz durumlarda zirve yapan bir hormon.

Toksik bir ilişkide de beyninizde çalışan mekanizma bu. Toksik bir ilişki, kumar gibidir. Telefonunuzu her kontrol ettiğinizde, bugün acaba hangi versiyonu ile karşılaşacağım diye merak ettiğinizde, beyniniz slot makinesinin kolunu çekiyor.

İlgisi ve sevgisi ulaşılır olmayan veya istikrarsız partner, çok büyük bir belirsizlik yaratır. Beyniniz bu partnere, aralıklı pekiştirme yapan slot makinesi gibi davranır. Bir sıcak bir soğuk, öngörülemez davranışlar, karmaşık sinyaller, dopamin büyük ikramiyesi yaratırlar.

Bunun yanında sağlıklı, istikrarlı ilişkiler, öngörülebilir ödül yani daha düşük seviyede dopamin zirveleri yaratır ve bazı insanlara sıkıcı gelir. Ama sağlıklı ilişkiler, oksitosin ve serotonin gibi başka hormonları zirveye çıkarırlar. Bu hormonlar, uzun süreli bağ, güven ve tatmin inşa ederler.

Belirsizliğin bağımlılık yaratması

Eğer toksik ilişkilere girip duran ya da toksik ilişkilerden çıkamayan biriyseniz probleminiz, yüksek dopamini ”doğru insan” ile; yoğun açlığı ve isteği, derin bağlantı ile karıştırmanız. Ama sorun bundan daha karmaşık çünkü olay sadece kimyasallar ile de ilgili değil. Olayın bir kısmı da, beyninizin ilerde olacak şeylere nasıl tepki vereceği ile ilgili tahminlerini öğrenme şekli ile ilgili. Dopamin, sizin bu tahminlerinizi güncelleyen bir hormon.

Bir şey tahmin ettiğinizden daha iyi bir sonuca ulaşırsa, dopamin zirve yapar ve beyninizi, sizi bu sonuca ulaştıran şeyleri hatırlamaya teşvik eder. Bir şey tahmin ettiğinizden daha kötü bir sonuca ulaştığında, dopamin seviyesi dibe iner ve beyni, bu sonuca ulaşmanızı sağlayan yolu bırakmaya teşvik eder. Ama sonuçlar tahmin edilemez olduğunda, dopamin aktivitesi sürekli olarak yüksek seviyede kalır, beyniniz belirsizlikten dersler çıkarmaya çalışırken sizi tetikte tutar. Bu sürece, ödül tahmin hatası (reward prediction error) denir.

Toksik partnere değil, tahmin edilemez durumlara bağımlısınız

Ödül tahmin hatası kavramı, belirsiz durumların neden oldukça çekici ve bağımlılık yapıcı olabileceğini açıklayan bir kavram. Ama beyniniz, karşınızdaki insana bağımlı değil. Beyniniz, tahmin edilemez örüntülere, durumlara bağımlı.

Dopamin tuzağına düşmenize neden olan istikrarsız ilişki kalıpları

Şimdi gelin, sizi dopamin tuzağına düşüren bu istikrarsız ilişki kalıplarına bakalım.

Birinci kalıp, aralıklı pekiştirme. Toksik bir partner bazen harika biridir ve bu insan harika biri gibi davrandığında, dopamin zirvesi yaşarsınız. Bazen de soğuk ve uzaktır. Bu zamanlarda da dopamin seviyeniz dibe çakılır ve siz dopamin zirvesine büyük bir özlem duyarsınız. Bu değişkenlik, bir yukarı bir aşağı döngü, istikrarlı davranışa göre çok daha fazla bağımlılık yaratan bir durumdur. Örneğin, bir aşk bombardımanı yapıp bir ortadan kaybolan bir partneri terk etmek, bu nedenle zordur. Beyniniz, biraz daha fazla beklerseniz, daha fazla çabalarsanız, bu kişinin iyi versiyonunun tekrar ortaya çıkacağını öğrenir. Ve bu tahmin her doğrulandığında, bu davranış kalıbı güçlenir.

İkinci kalıp, ıskalama etkisi. Neredeyse harika bir haftasonu geçirecektiniz ya da en son yaptığınız konuşma neredeyse tam ihtiyacınız olan rahatlamayı sağlayacaktı hissi. Neredeyse kazandığınız zamanların sağladığı dopamin, kazandığınız zaman sağlanan dopaminden daha fazladır. Beyniniz neredeyse kazandığınız durumları, “hedefime yaklaşıyorum, hedefe varmak üzereyim” olarak yorumlar. Bu da sizi gerçeklikten koparırken, olmayan bir potansiyele odaklar. Siz, onun kim olduğuna değil, geçen Salı tam da olmak üzere olduğu kişiye aşık olursunuz.

Üçüncü kalıp, yatırımın yükselmesi. Siz ilişkiye ne kadar çok zaman, enerji, duygusal yatırım harcarsanız, dopamin sisteminiz o kadar çok “bu kadar yatırım yaptın, kazanacağın günün yakın olması lazım” der. Bu nedenle de toksik ilişkide ne kadar çok kalırsanız, ilişkiyi bırakmanız o kadar zor olur. Evet, batık maliyet safsatasının (sunk cost fallacy) nörolojik bir versiyonundan bahsediyoruz. Beyniniz, tüm o emeğinizin boşa gittiğini kabul etmek istemez.

Burada anlamanız gereken önemli bir şey var. Eğer siz çocukken kaos size aşk gibi göründüyse, beyniniz öngörülmez olmayı bağlanma ile eşleştirmiş olabilir. Belki anne – babanız istikrarlı insanlar değillerdi, belki size olan sevgileri koşullu ya da öngörülemezdi.

Bu durumda biriyseniz, sahip olduğunuz şey bir karakter bozukluğu değil bir koşullanma. Ödül sisteminiz, dramayı normal karşılamak üzere kablolandı ve bu kablolama da arka planda canlı bir şekilde çalışıyor, sizin kimi çekici ve heyecanlı, kimi sıkıcı ve itici bulacağınızı belirliyor.

Bunun yanında bir de tolerans etkisi var. Dopamin zirveleri, beyninizin dopamine olan toleransını arttırıyor ve aynı dopamin zirvesi sizde artık aynı etkiyi yaratmamaya başlıyor. Zaman içerisinde daha fazla belirsizliğe ve dramaya ihtiyaç duyar hale geliyorsunuz. Sağlıklı ve istikrarlı kişiler ve ilişkiler, size sıkıcı gelmeye başlıyorlar çünkü sinir sisteminiz, ilişkide kaos beklemeye koşullanmış durumda.

Bu sizin sağlıklı bir ilişki istemediğiniz anlamına gelmiyor. Bu, beyninizin sağlıklı ilişkileri ve kişileri, ödül olarak göremediği anlamına geliyor.

Dopamin tuzağına düştüğünüzü anlamanızı sağlayacak 5 ipucu

Bu mekanizmayı anlamanız önemli ama bu tuzağın içinde olduğunuzu, tuzağın içine düştüğünüz zamanlarda fark etmeniz yine de zor. Bu nedenle size, dopamin tuzağına düştüğünüzü anlamanızı sağlayacak, 5 ipucu vereceğim.

#Birinci işaret, peşinde koşmanın sizin için yakalamaktan daha iyi olması.  Peşinde koşmak, mesajlaşmalar, merak edip durmak, umut etmek, bu kişiyle beraber geçirdiğiniz zamanlardan duygusal olarak daha yoğun mu? Bu insanın ve bu insanla ilişkinin nasıl da güzel olabileceği fantezisi, bu insanın ve ilişkinin gerçekliğinden daha mı çekici?

#İkinci işaret, kırmızı alarmları, çekici ve derin konular olarak mı rasyonalize ediyorsunuz?

Mesela duygusal olarak mesafeli olmasını, “geçmişte canı yanmış” diye mi açıklıyorsunuz?

Bir soğuk bir sıcak olmasını kendinize, “duygularından emin değil”, “duyguları ile mücadele ediyor” diye mi yutturuyorsunuz?

Karşınızdakinin davranışlarını analiz etmeye ve anlamaya çalışmak için geçirdiğiniz süre, gerçek bir bağlantı hissettiğiniz süreden daha mı fazla?

#Üçüncü işaret, istikrarlı insanları sıkıcı buluyor ve kolay görüyorsunuz.  Bir insan istikrarlı ve ulaşılabilir ise ona olan ilginiz sönüyor mu? Dramasız, kaossuz olmayı, “elektrik” ya da “kimya” yokluğu olarak mı yorumluyorsunuz? Hatta belki drama ve kaos yaratmak için, istikrarlı ve ulaşılır insanı kendinizden uzaklaştırıp, duygusal yoğunluk yaratmaya mı çalışıyorsunuz?

#Dördüncü işaret, işler yolunda giderken kaygı duymanız. Saatli bombanın her an patlayacağını mı bekliyorsunuz? İyi zamanlar geçici ve güvenilmez mi? Belki de işler kötüleşsin de belirsizlik gitsin diye, iyi zamanları sabote mi ediyorsunuz?

#Beşinci işaret, ilişkiniz zihninizde oldukça orantısız ölçüde büyük bir yer mi kaplıyor? İlişki hakkında düşünmeyi durduramıyor, sürekli ilişkiyi analiz ediyor ya da konuşmaları, kavgaları, mesajları kafanızda yeniden oynatıyorsunuz.

Sizi toksik ilişkilere çeken davranış kalıplarından nasıl kurtulursunuz?

Bu kalıplara kapılıyorsanız, sonunuz felaket olacak diye bir zorunluluk yok. Beyniniz bu kalıpları öğrendi ve davranış kalıplarının kabloları sökülerek yeni davranış kalıpları yaratılabilir. Ama maalesef bu davranış kalıplarından, bir düğmeye basarak veya sadece değişmeye istekli olarak kurtulamayacaksınız. Beyninizdeki ödül sistemini yeniden eğitmeniz gerekiyor. Bu eğitim ise zaman alan bir süreç olduğu için, bu konuda sabırlı olmalısınız.

Şimdi size bu konuda yardımcı olacak bazı adımları anlatacağım.

#Birinci adım, dopamin şelalesi hissettiğinizde durun ve olmakta olanı tanımlayın. Örneğin size ekmek kırıntısı mesajlar attığı zaman heyecan ya da umut hissettiğinizde, durun ve o an ne olduğunu tanımlayın. Bunu sesli söyleyin, yapamıyorsanız beyninizde düzgün cümleler şeklinde canlandırın. “Bu dopamin zirvesi, gerçek bir bağ değil” deyin.

Bunu yapmanız, kimyasal reaksiyon ile tepki olarak yapacağınız davranış arasında bir boşluk yaratır. Ödül sisteminiz sizi girdaba çekmeye başlamadan, beyninizin prefrontal korteksini canlandırır.

#İkinci adım, karşınızdaki insanın değil, kendi davranış kalıplarınızın izini sürün. Günlük tutmaya başlayın. Karşınızdaki kişiye ne zaman daha fazla çekim duyuyorsunuz? Sizden uzaklaştığında mı yoksa çatışma sonrası mı? Ona ulaşamadığınız zamanlar neler? Sürekli ulaşılır olduğunuzda ilgi seviyenize ne oluyor?

Sizin ona duyduğunuz çekimin, kişiye özel değil belli kalıplara göre değiştiği hakkında de delil toplayın. Bunu yaptığınızda, yanlış kişiyi seçtiğiniz için kendinizi suçlamak yerine, işin mekanizmasını, beyninizin belli uyaranlara tepki verdiğini görmeye başlarsınız.

#Üçüncü adım, dopamin sisteminizi daha sağlıklı tercihlere yönlendirin. Beyninizin yeniliğe ve öngörülmezliğe ihtiyacı var ama bunları ilişkilerden almak zorunda değilsiniz. Size düzenli ve sağlıklı dopamin sağlayan aktivitelere yönelin. Örneğin yeni yetenekler edinin, yaratıcı projeler yapın, fiziksel olarak sizi zorlayan şeyler yapın ya da yeni yerler keşfedin.

Bunlar sizin dikkatinizi dağıtma araçları değiller. Bunlar sizin ödül sisteminizi, kaos yerine gerçek heyecan ve gelişimden ödül almaya yönlendiren aktiviteler. Bunları yaparak beyninize, dopamini size acı vermeyen şeylerden de alabileceğinizi öğretebilirsiniz.

#Dördüncü adım, yoksunluk sendromu dönemine hazırlıklı olun. Toksik veya size zararlı partneri terk ettiğinizde, onunla iletişimi kestiğinizde, yoksunluk sendromu yaşayacaksınız. Dopaminin dibe çakılması ile büyük bir özlem, takıntılı düşünceler ve ilişkiyi romantize eden fanteziler ile dolacaksınız.

Bu durum, nörolojik yoksunluk sendromu yaşadığınıza, davranış kalıplarınızın derin bir şekilde kablolandığına işaret, onu terk ederek yanlış bir şey yaptığınıza değil. Bunu önceden bilmek, yoksunluk sendromunun içinden geçmenize yardımcı olur. Gecenin üçünde yatakta uzanıp kendinizi ona bir mesaj atmaya ikna ettiğinizde, o an yoksunluk sendromu çektiğinizi, bunun gelip geçen bir dalga olduğunu kendinize hatırlatabilirsiniz.

#Beşinci ve son adım, kendinizi aşama aşama istikrara maruz bırakın. Stabil insanlar size sıkıcı geliyorsa, bunun o insanların sıkıcı olmasından değil sizin dopamin sisteminizin çarpıklığından olduğunu unutmayın. 

Kendinizi normal insanlara azar azar maruz bırakın. Sizi eleştirdiğinden çok yükselten insanlarla kahve içmeye tolerans göstermeye çalışın. Sizinle bir şeyler yapmaktan heyecan duyan biriyle ikinci buluşmaya şans verin. Ödül sisteminize dramatik zirve ve dipler olmadan da, oksitosin kaynaklı bağın, güvenin, güvenliğin ve istikrarın, değerli şeyler olduğunu öğretin.

Zaman içerisinde, belki haftalar belki aylar içerisinde, beyniniz kendini yeniden ayarlayacak ve istikrar size yavan ve sıkıcı gelmek yerine, güvenli ve doyurucu gelmeye başlayacak.

Toksik ilişkinin yoğun çekimi kişisel bir yenilgi değil, ödül sisteminizin güçlü kalıplar tarafından ele geçirilmesinin sonucu. Beyninizin yeni davranış / tepki kalıpları öğrenmesi mümkün.

Bu mekanizmaları anlamak, utancı ve kendini ezmeyi durdurabilir. Dopamin tuzağına düştüğünüzü her fark ettiğinizde, dopamin tuzağının gücü azalır. Bu durumu tanımlayarak, takip ederek, yeni davranış kalıplarının pratiğini yaparak, beyninizi istikrara değer verecek şekilde yeniden kablolayabilirsiniz. Bunu yaptığınızda ise, tüketici olmayan, sizi besleyen aşk ilişkilerine girme şansını kazanabilirsiniz.

Sizi sürekli merakta, kafası karışık bir şekilde bırakan birine çekim veya özlem duyduğunuzda, durun ve bir düşünün. Bu bir bağ mı yoksa beynin dopamin zirvesinin peşinden koşması mı? Bu farkındalığın kendisi bile, değişimin başlangıç noktası olabilir.

Bu gibi konular için, Daha İyi Bir Yaşam İçin Psikoloji ve Nöron Bilimi Temelli Pratik İpuçları Kitap Setine de bakmanızı tavsiye ederim.

Kaynak: Why Healthy Love Feels “Boring” (The Dopamine Trap Explained)

Neden onu düşünmeden duramıyorsunuz? – Gecenin üçü testi – travma bağı

Gecenin üçü. Uyanıksınız. Göğsünüzde bir sıkışma hissediyorsunuz. Zihniniz durmuyor. Her kavgayı, her mesajı, her “ya şöyle olsaydı” düşüncesini zihninizde döndürüp duruyorsunuz. Sabah kalktığınızda her şeyin farklı olacağı konusunda kendinize söz veriyorsunuz. Ama ertesi gece, yine aynı durumda oluyorsunuz. Bu durum size tanıdık geldi mi?

Ben buna “gecenin üçü testi” diyorum. Merak etmeyin, kafayı yediğiniz için bu durumda değilsiniz. Bu durumda olma sebebiniz, travma bağı (trauma bonding)(*).

Eğer bir erkekseniz, size adam ol, kendine çeki düzen ver ve arkanı dön git tavsiyeleri veriliyor. “Dışarıda bir sürü kız var” deniyor. Ama bu zihinsel girdaba kapılmış biriyseniz, bunun o kadar da kolay olmadığını biliyorsunuz. Bu durum, irade gücü ya da kafanızı dağıtma ile alakalı değil. Bu durum, beyninizdeki ödül yollarının rehin alınmasıyla ilgili. Yani yapmanız gereken şey, sinir sisteminizi yeniden kablolamayı öğrenmek.

Bu bölümde, “gecenin üçü testi” dediğim durumun ne olduğunu ve bunun neden, devam eden travma bağının en açık belirtilerinden biri olduğunu anlatacağım. Ayrıca bu acılı zihin fırtınasını durdurmak ve zihninizin kontrolünü yeniden elinize almak için kullanabileceğiniz, 5 güçlü teknikten bahsedeceğim.

Gerçek bir hikaye ile başlayalım. Hikaye, Bob’un hikayesi. Bob, hayatı yolunda giden bir erkekti ve sonra yeni bir ilişkiye girdi. İlk başlarda dünyanın zirvesinde gibiydi. İşi harika gidiyordu, spor salonunu aksatmıyordu. Kendine güven ve enerji ile dolup taşan biriydi.

Ama ilişki ilerledikçe, hayatına kaos sızmaya başladı. Drama, eleştiriler, birdenbire yok olan yakınlık, değersizleştirme başladı. Bob, işte duraksamaya ve gerilemeye başladı. Verimsiz çalışıyor, bütün gün daha çok boş boş ekrana bakıyordu. Zihninde fırtınalar koparken, teslim tarihlerini kaçırmaya, bitmemiş projelerin iş yükü altında ezilmeye, tüm çalışma azmini kaybetmeye başladı.

E-postalara bakmak yerine, masasında oturup kız arkadaşı ile eski mesajlaşmalarını okuyup duruyordu. Arkadaşları, onun sürekli kız arkadaşı hakkında konuşmaya, kız arkadaşı ile tüm etkileşimini analiz etmeye, aynı hikayeleri defalarca anlatmaya başladığını fark ettiler. Bazı arkadaşları sabırlıydı ama diğerleri kendine çeki düzen vermesini ve bu kızı bırakmasını söylüyorlardı. Bazıları ise onun kötü enerjisi ile baş edemediklerinden, ondan uzaklaşmaya başladılar. Bir zamanlar arkadaşlarına ilham kaynağı olan Bob, artık ne yaşadığını anlamak için sürekli olarak aynı girdabın içinde dönen birine dönüşmüştü.

Eskiden zevk aldığı hobileri, hafta sonları, arkadaş ve aile buluşmaları, artık Bob’a anlamsız görünmeye başlamıştı. Hiçbir şey, onun ilgisi ile karşılaştırılamaz, hiçbir şey, onun kendisini reddetmesinin acısı ile yarışamazdı.

İlişkinin sonuna vardığında, Bob artık kendisini tanıyamıyordu. Güçlü değildi, motive değildi, eski enerjisinden artık eser yoktu. Artık bomboş, takıntılı biriydi. Tüm benliği rehin alınmış gibiydi. Ama en kötüsü, gecelerdi.

Her gece 3 gibi, her şey ona tren gibi çarpıyordu. Tüm tartışmaları kafasında döndürüyor, sosyal medyaya, eski fotoğraf ve mesajlara bakıp duruyordu. Kendisini hiçbir zaman tatmin etmeyecek cevapları arayıp duruyordu. Eski kız arkadaşının sosyal medyasına, mesaj uygulamasına bakmayacağı, onu kafasında çevirip durmayı bırakacağı konusunda kendisine sözler veriyordu ama haftalar hatta aylar geçmesine rağmen, hiçbir şey değişmiyordu. Pardon, aslında bir şeyler değişiyordu. İşler daha da kötüye gidiyordu. Bob artık, eskiden olduğu adamın gölgesine dönüşmüştü. İşkence görüyor, aklını kaçırıyor gibi hissediyordu.

Benim “gecenin üçü testi” dediğim şey tam olarak da bu. O, gecelerinize sahip oluyor ve sinir sisteminizi elinde tutmaya devam ediyorsa, siz alelade bir kalbi kırık değilsiniz. Hayır, siz travma bağı geliştirmiş birisiniz.

Gecenin üçünde içine düştüğünüz bu girdap, aslında sinir sisteminizin, olmayan bir tutarlılığı ve “kapanışı” dayatmaya çalışmasından kaynaklanıyor. Gecenin bir yarısı dünya sessizleştiğinde, dikkat dağıtıcılar ortadan kalktığında, savunma kalkanlarınız iniyor ve bilinçaltı zihniniz deli gibi çalışmaya başlıyor. Kaosun kaydını yeniden oynatıyor, bilmeceyi çaresiz bir şekilde çözmeye çalışıyor.

Siz bu durumda, onun iki versiyonu arasında sıkışıp kalıyorsunuz. Sizi capcanlı, sevilen, arzulanan bir erkeğe, neredeyse kahramana dönüştüren kadın bir tarafta, sizi sürekli eleştiren, aklınızla oynayan, kendi ruh sağlığınız hakkında şüpheye düşüren kadın bir tarafta oluyor. Bu, bilişsel çelişki (cognitive dissonance) ve çok zalim bir durum.

Siz her zaman onun iyi versiyonuna inanmayı tercih ediyorsunuz. Onun iyi versiyonunun gerçek ve aslında tek versiyonu olduğuna inanmayı, aranızdaki bağı güçlendirmeyi tercih ediyorsunuz. Beraber yaşadığınız zirvelerin peşinde koşarken, o berbat dipleri görmezden geliyorsunuz. Bu da sizi, tüm bunlar sadece sizin zihninizde olsalarda, bir çeşit umut döngüsüne hapsediyor.

Gerçek şu ki zihniniz, çözülmemiş bilmecelere dayanamaz. Çözülmemiş bilmeceyi çözmeniz için, sizi sürekli olarak ve zorla, o negatif düşünce döngüsünün (ruminasyonun) içine çekiyor. Sorun şu ki, ne kadar uğraşırsanız uğraşın, bu bilmeceyi çözemeyeceksiniz. Bu bilmecenin bir çözümü yok.

Yeniden huzur bulmanızın tek yolu, onu çözmeye çalışmayı bırakıp, sinir sisteminizi yeniden kablolamak. Çünkü gerçekte olan şey, sizin ödül devrelerinizin, dopamin yollarınızın rehin alınmış olması. Siz artık o zirvelerde ateşlenmeye, berbat diplerde debelenirken rahatlama arzusu ile yanıp tutuşmaya ve kaosa bağımlı olmaya programlamlandınız.

O sizi her idealize ettiğinde, sizi ilgiye boğduğunda, sizin seçilmiş kişi olduğunuzu söylediğinde, beyninizde dopamin şelale oldu. Ama size her duvar ördüğünde, sizi sessizlik ile cezalandırdığında ya da size öfke ile saldırdığında, vücudunuzda stres hormonları ile doldu, kortizol ve adrenalin şelale oldu.

Sonra özür dileyerek, kırılgan davranarak, sizi ilgiye boğarak geri geldiğinde, geçici bir rahatlama yaşadınız. Ve sonra bu döngü yine tekrarlandı ve yine tekrarlandı.

Yaşadığınız istismar döngüsünün farkına varmak yerine, sinir sisteminiz bu döngüye bağımlı hale geldi. Bu zirvelere ve diplere, ne zaman geleceği belli olmayan ve sadece onun size verebileceği ödüllere ve rahatlamalara  büyük bir arzu duymaya başladı. “Gecenin üçü testi”, sinir sisteminizin ona olan bağımlılığınızın ne durumda olduğunu gösteren bir belirti.

Yapmanız gereken şey, çözüm aramak yerine, şu adımları atmak.

Birinci adımda, gecenin üçünde uyandığınızda (ya da gecenin bir yarısı uyuyamadığınızda), burnunuzdan iki hızlı nefes alın ve ağzınızdan derin bir nefes verin. Bunu beş kez ya da gerektiği kadar yapın çünkü kalp atış hızınızı düşürmenin ve sinir sisteminizi yatıştırmanın, bilimsel kanıt temelli ve en hızlı yolu bu.

İkinci adımda, beyninizde onu döndürüp durmak yerine, 100’den geriye 7’şer eksilterek sayarak, negatif düşünce döngüsünü kesin.

Üçüncü adım, ayak tabanlarınızı sağlam bir şekilde yere basın, derin bir nefes alın ve kendinize “güvendeyim” deyin.

Dördüncü adım, bir deftere, bir iki düşünceyi çabucak yazın. Birkaç satır yeterli. “Özgürüm”, “daha iyisini hak ediyorum”, “bu ilişki bitti” gibi. Sonra da defteri kapatın.

Beşinci adımda, yatağınıza yakın bir yerde bir kitap bulundurun. Çok heyecan içeren bir şey olmasın. Uykudan gözleriniz ağırlaşana kadar kitap okuyun. Ya da kısa bir yönlendirmeli meditasyon yapın. Bu iki seçenek de, sizin zihninizi sakinleştirirken, bedeninize uykuya sürüklenmeyi öğretir.

Gecenin üçü testi, sinir sisteminizin hala kaosu, çelişkileri anlamaya çalıştığına işaret. Bu zihinsel girdaba girmeyi her reddettiğinizde, zihinsel girdaba girmeye karşı koyduğunuzda, beyninizi yeniden kablolayacaksınız. Bunun sonunda da, onun sizi artık kontrol edemediğini göreceksiniz.

(*) Travma bağı, bir kişinin kendisine duygusal, psikolojik veya bazen fiziksel zarar veren bir kişiye olağanüstü güçlü bir bağ geliştirmesidir. Bu bağ, normal sağlıklı sevgi bağı değildir; acı, korku, suçluluk ve arada verilen küçük sevgi/şefkat kırıntılarının karışımından oluşur.

Travma bağına neden olan toksik ilişkide genellikle döngü vardır:

Aşırı ilgi / sevgi (idealize etme, “sen bensiz yaşayamazsın” duygusu)
Kötü muamele / eleştiri / soğukluk / terk tehdidi
Kişinin korku, suçluluk, yalnız kalma paniği hissetmesi
Failin tekrar şefkat göstermesi / özür dilemesi / “bir daha olmayacak” demesi
Beynin, bu azıcık sevgi kırıntılarını ödül gibi algılaması

Bu döngü tekrarlandıkça, tıpkı kumarda sürekli kaybedip ara ara kazanmanın bağımlılık yapması gibi, beyin bağımlılık geliştirir.

Travma bağı = Kırıntı sevgi + yoğun acı + kopamama hali. Bu, “aşk” değil, beyinde oluşan bağımlılık döngüsüdür.

Toksik ilişkiler rehberine de bakmayı unutmayın.

Çeviri: The 3 AM Test: Why You Can’t Stop Thinking About Her

Ayrıl barış ilişkiler – bir vaka çalışması

Beni arayan ya da bana soru soran birçok takipçim, ayrıl – barış ilişki içerisindeler. Bu takipçilerin büyük bir kısmı için, ayrıl – barış, terk edilme – terk edenin peşinde koşma – yeniden başlama ve yine terk edilme demek. Daha az oranda ise, terk edilme – iletişimin kesilmesi –  terk edenin yeniden dönmesi – yine terk edilme demek. Bir kısmı ise, bu saçma sapan ilişki türünün, terk eden tarafı.

İlişki hayatınızda, sizi böyle gereksiz ilişkileri sürdürüp vakit kaybetmekten koruyacak bir kural var ve bu kuralı prensip edinmenizi tavsiye ederim:

“Bir insanın sizi sadece 2 kere terk etmesine izin verin.”

Yani ilk terk edildiğinizde, yeniden birleşebilirsiniz ama yine terk edilirseniz, karşınızdaki ne yaparsa yapsın geri almayın.

Bu tavsiyenin motivasyonu, karşı tarafı cezalandırmak değil. İki kere terk edip geri dönen bir insanın, hemen her zaman, “terk ederim gelirim, bu da burada beni bekler” fikrine kapılması. Bundan sonra da o ilişkinin iflah olma ihtimali çok düşük oluyor. Siz ne kadar çok kendinizi kandırırsanız kandırın, bu tip bir ilişki, iyi ve sağlam bir ilişkiye dönüşmüyor. Genellikle şu iki şekilde sona eriyor:

– Terk edip duran taraf son defa terk ediyor ve bir daha asla geri dönmüyor.

– Terk edilen taraf bir yerde yeter diyor ve terk eden tarafı bir daha asla geri almıyor.

Şimdi, konuyla ilgili bir vaka çalışması ele alacağım.

“Mahmut Abi, eski sevgilimle 8 aydır beraberdik. Bu süreçte kaç kere ayrılıp barıştık saymadım. Birkaç kez ben de ayrılmış olsam da, çoğunlukla o beni terk ediyordu.”

Saymana gerek yoktu. 2 kere terk edildikten sonra bir daha almaman gerekiyordu. Ayrıl – barış ilişkiler, bitmeye mahkum ve en azından ayrıl barış başladıktan sonra boktan ilişkilerdir. Ne kadar erken biterse, o kadar iyi. Ama işte bu tür bir ilişki genellikle, yalnız kalmaktansa, boktan bir ilişkide acı çekmeye razı olan iki insan arasında olduğu için, uzar gider.

“Kendisinin manipülatif ve toksik biri olduğunu, buradaki yazı ve kitaplardan sonra anladım. Ama ilişki iyiyken de gerçekten çok iyiydi.”

Toksik bir ilişkinin, iyiyken çok iyi olması, ayrılmama bahanesi olmamalı. Çünkü toksik ilişkilerin bağımlılık yapma nedeni bu zaten. Toksik ilişkilerdeki hedonist zevk zirvelerini, sağlıklı ilişkilerde bulamazsınız ama sağlıklı bir ilişkide, toksik ilişkilerin insanı bir zavallıya dönüştüren diplerini de bulamazsınız. Toksik ilişki, 200 metre zirveye çıkar, sonra -300 metre dibe düşer. Toplamda, eksi on yüz bin dipte bitirirsiniz. Sağlıklı ilişkinin zirvesi 50 metreye çıkar, eksi 10 metreye düşer. Toplamda, artı yüz binde devam eder ya da biter.

Bu arada şunu da söyleyeyim, toksik bir ilişki olmasaydı bile, 2 kereden fazla terk etmesine izin vermemeliydin.

“Terk ettiğinde, çoğunlukla peşinden koşuyordum. Sonunda, iletişimi kes kuralı uygulamaya başladım.”

Bu kızla iletişim kesilir ama iletişimi kes kuralı uygulanmaz. İletişimi kes kuralı, geri dönmesini isteyebileceğin kızlara uygulanır. Bu tür terk edip duran kızlarla (kadınsanız erkeklerle), iletişimi tamamen ve geri dönüşsüz kesmeniz, size ulaştığında başınızdan savmanız ve asla görüşmemeniz lazım.

İletişimi kestiğim zamanlarda, bana ulaşıp, “ayrılığa dünden razıymışsın”, “senin sevgin yalan” gibi şeyler söylemeye başladı. Bunlara ne cevap vereceğimi bilemedim açıkçası.”

Terk eden insanın, peşinden koşmadığınız zaman bu soruyu sormaya hakkı yok. Bunu söylüyorsa hak ettiği tek cevap, “evet dünden razıydım bana bir daha ulaşmazsan sevinirim” ya da “evet yalandı, bana bir daha ulaşmazsan sevinirim” olmalı. Üstüne de engel. Bu laflar, karşınızdaki insanın sizi ayrılık ile sopalayan ya da en azından test eden, kötü niyetli ya da aptal biri olduğunu gösterir. Nazik bir cevap gerektirmez.

“Bu ilişkinin düzelmesi için çok uğraştım, çok çabaladım. Onu çok sevdim, onun için çok fedakarlık yaptım.”

Geçenlerde bir yerde görmüştüm. Kız, “finansal bir ilişki istiyorum, ödemelerime ve kirama yardım etmeni bekliyorum” deyince adam, “orospuyum demeden orospu olduğunu ne güzel söyledin gız” diyordu. Sen de muhtaçtım demeden muhtaç olduğunu ne kadar güzel söyledin yahu 😊 He Aziz Sikolas, hepsi onun içindi. Tamamen hayrına, yüce gönüllü olmandan(!)

“Sonunda ne oldu?”

Son terk edişi oldu ne olacak? Bunun başka çıkışı yok ki! Hemen hemen yarısında da, daldan dala veya aldatma ile olur hem de, tadından yenmez.

“Beni terk etti ve üstelik aynı iş yerinden bir adamla çıkmaya başladı.”

Bu çok normal. Sürekli ayrılıp geri geliyor, muhtemelen o da senin kadar yalnız kalmaktan çekiniyor. Yalnız kalmaktan çekinen biri ne zaman tam terk eder? Tabii ki, yalnız kalmayacağı zaman.

“Onca çabamın boşa gitmesi bir yana, büyük bir öfke ve intikam hissi ile doluyum.”

Bu hüsran senin ve senin kendi başına sindirmen gereken bir şey. Kızın hiç suçu yok demiyorum ama bitmeye mahkum bir ilişkiyi sen bitiremezsen kim bitirecekti sanıyorsun? Seni bırakamayan biri, ne zaman bırakabilir hale gelecekti?

Bu öfkenin ve intikam hissinin ateşini, hüsrana, hüsranı da yakıta çevirmen gerekecek. Yani hüsranı değişim için bir fırsat olarak kullan. Yanlış bir insanla beraberdin, ve yanlış bir insan ile beraber olma konusunda ısrarın, çıkması gereken kapıya çıktı. Bundan sonra, yanlış bir insanla beraber olmaya devam etmekteki ısrarının nereye çıkacağını biliyorsun. Yalnız kalmanın, böyle bir ilişkiden daha iyi olduğunu da biliyorsun. Üstelik yalnız kalmayayım diye böyle bir ilişkiye devam ettin mi, yine de yalnız kaldığını ve üstüne küçük düştüğünü de biliyorsun. Bu acının seni bir daha böyle bir şey yapmamayı öğretmesi için, erkek gibi acını çek, sindir ve önüne bak. O ateşi bir değişim fırsatına yakıt yaparsan, acıda geçiyor, intikam hissi de geçiyor, öfke de geçiyor.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.