Psikolog Hüseyin Parlakyıldız ile erkek mental Sağlığı, bağımlılıklar, yaşam Tarzı ve süreklilik üzerine söyleşi yaptık. Daha önce yaptığımız söyleşi, ilişkilerde bağlanma stilleri üzerineydi ve bizim kanalda yayınladı:
Soru : Ayrıl barış ilişki bitti. Arkadaşlarım onu seks için tut diyor, ben bunu yapmak istemiyorum. Yapmamam hata mı?
Bir yıllık ilişkimde en az beş altı kez ayrıl barış oldu.
Bir yılda bu kadar ayrılık, bir saat bile durmamanız gereken kötü bir ilişkide olduğunuza işaret. Ne yaparsanız yapın da kurtarmaz. Eğer kötü olan sizin davranışlarınızsa, değişmeye başlasanız bile bu ilişki kurtarmaz, sonrakilerde daha iyi ilişki yaşayabilirsin belki.
2 kere ben ayrıldım, o hata yaptığını söyledi, döndü ve özür diledi. Ben de kabul ettim. Son üçünde de o ayrıldı. Ben ikna ettim, benim hatalarım sonucunda oldu. Onun bir hatasına karşılık benim bir hatam oldu.
En sonunda benden süre istedi ve sonra sana hiç bişey hissetmiyordum artık dedi ve ayrıldı. Ben de tamam dedim ve sonra her yerden engelledim. Bir hafta sonra arkadaşından ulaştı ve biraz konuştuk. Benim işim var dedim ve kapadım. Sonra bana mesaj atmaya başladı.
Ben bu noktada çelişki yaşıyorum. Arkadaşlarım onu seks için kullanmamı ve çok duygusal olduğumu söylüyorlar.
Arkadaşların saçma sapan insanlar ya da saçma sapan biri olmayı marifet sanıyorlar. Dedikleri zavallıca ve gülünç yani seninle seks yapmak nasıl kullanılmak oluyor? Seninle seks değersiz bir şey mi? Bunlar kızları Yeşilçam filmlerindeki saftirik şeyler sanıyorlar herhalde.
Sen ilişki olmayacağını söylersin, o da eğer kabul ederse bir şeyler yaparsınız. Etmezse yapmazsınız. Sanırım bunlar kızı kandırmaktan bahsediyorlar ki seks yapmak için birini kandırmak zorunda olan zavallılardan olmayın yahu.
Böyle lafta alfaa errrrkek ergenler, sana böyle derler ama aynı durumda salya sümük olmaya en yatkın adamlardır.
Bende onlara omurgalı davranmak istediğimi onu hiç bir şekilde kabul etmiyeceğimi söylüyorum. Hata mı yapıyorum sizce, teşekkürler.
Doğru yapıyorsun. Arkadaşların aslen ezik ve duygusal olan insanlar.
Şunu da ekleyeyim, muhtemelen kıza çok fazla duygusal yükün var. Bu kadar duygusal yükün olan bir kızla sadece seks olan bir ilişki kuramazsın artık, bu eşiği geçmeyecektin. Çünkü senin saftirik arkadaşlarının sandığının aksine, eğer kız seninle sadece seks ilişkisini kabul ederse, o da seni seks için kullanır. Yani pat diye başkasına atlar giderse ki bu genellikle olur, pek umrunda olmayacaksa bunu yapabilirsin.
Ben yapmanı tavsiye etmem, yapman için bu kadar duygusal yatırımın olmaması lazımdı.
Soru: Kızı stalklamayı yeni kestim, ne kadar sürede iyileşirim?
İlişkinin ilk başlarında uzun bi süre kaygım yokken sonrasında kaygılı ve depresif bi ruh haline büründüm ve karşımdakinin ne olduğunu da videolardan öğrenince daha fazla kurcalamadım. Bahsettiğin ayrılık acısı süresi stalkı kesene kadar devam eder demiştin stalkı kestikten sonra da gene aynı süreci mi yaşayacağız? Çünkü şu an onu karşı bir sevgi bağımın olmadığına eminim lakin günümün çalışırken dahi aklıma geliyor.
Ne dediğine değil ne yaptığına bakacaksın. Eğer bağım yok diyorsan ama stalklıyorsan, bağım yok kısmı tamamen kendini kandırma oluyor. Evet stalk yaptığın sürece, bağı yüksek biri gibi davrandığın için, geriye sayım stalk yapmanın bitişinden başlar, ilişkinin bitişinden değil. Nasıl davranıyorsan öylesindir, ağzından çıkanın davranışının yanında bir hükmü yok.
Ayrılık acısı değil daha çok zihinsel olarak unutmakta zorlanıyorum. Onu unutmuş gibi davranmam gerektiğini biliyorum lakin bi şekilde beynim sürekli beni oraya itiyor ve beni çok rahatsız ediyor. Tramva bağı olduğunu biliyorum iletişimi kestikten onu zihnimde döndürüp durmadan, ne yapabilirim? Hayat anlamsız ve gri geliyor keyif alamıyorum. Yaptığım hiçbir şeyden vücudum dopamin salgılamıyor gibi hissediyorum. Eski hobilerim keyif vermiyor, tat alamıyorum. Bana önerebileceğin bir şey var mı? Bu arada abi stalkı keseli 10 gün oldu teşekkür ederim.
Uzun süre stalkladıysan, unutması da uzun sürecek. Birebir değil ama uzun sürer. Stalklama süresince sürekli dibe iniyorsun, bunun bedeli de uzun süre tatsızlık olacak.
Soru: İlişki bitince, kızda gözü olan bir adamı eklemiş. Ne yapmalıyım?
Abi bizim ilişkimizden önce niyeti belli olan bir erkek var. Adamı benimle ilişkiye başladığında friendzone’a attı ve 2.5 yılda bu çocuk kız arkadaşımı ara ara yokladı.
Nasıl da normal bir şey gibi anlattın? Belki olay senin dediğin gibi değil bu senin yorumun ama, bir kadının bu şekilde yörüngeden inmek, delip geçmek için bekleyen bir uydusu olmamalı. Anlattığın gibiyse sen 2.5 sene neden bu kızla çıktın?
Niyeti belli çocuğu benle ayrıldıktan sonra takiplemiş, tesadüfen öğrendim. Benim rahatsız olduğum birisi ve niyeti belli, öncesi var olayın. İlişki içinde bile yapmış olabilir veya daldan dala atlama yapmış olabilir diyerekten eximi her yerden engelledim. Doğru mu?
İster engelle, ister engelleme. Doğru olan bir daha almaman. Hiçbir şey yapmamış olabilir ama ayrılıktan hemen sonra başkası ile konuşmaya başlayan, eski bir flörtü ya da yürüyeni engelleyen, karşı tarafın güvenini feci şekilde zedeler. Sen de yapsan aynı, o da yapsa aynı. Yani bu hatadan sonra geri dönüşsüz bırakılmayı hak etti.
Siz de eğer yeniden olma niyetindeyseniz, 2-3 ay flört, eski ile görüşme falan yapmayın.
Soru: Beni aldattı, kalbim ağrıyor. Bu ağrı nasıl geçer?
İlişkide ilgisizdim. İlgisizliğimin nedeni de eski kız arkadaşımın tartışma esnasında benim canımı yakacak cümleler söylemesi bunu yapmaması gerektiğini tartışırken de birbirimize olan saygımızı yitirmememiz gerektiğini söylediğimde “ben senin canını yakmak istiyorum o an diyordu.”
Senin derdin ilgisizlik değil, sevgili olmaman gereken birini bırakacak, yalnız kalmayı göze alacak yüreğinin olmaması.
Buna ilave olarak sürekli konuyu ayrılığa getiren biriydi ve benim gönül alma çabamla devam eden bir ilişki haline gelmişti.
Böyle saçma sapan birinden kendisi ayrılamayan, böyle saçma sapan birine ayak paspası olan, keşke ayrılsaydım diyeceği bir şekilde terk edilir.
Düzelip barıştığımızda ise bir zaman sonra ben yaşadıklarımızı unutamıyorum tarzı cümleler kurup tekrar başa sarmamıza neden oluyordu. Benim ilk ilişkimdi onu seviyordum benim için yanlış olmasına rağmen bazı şeyleri görmezden geldim.
Bu ezikliği sevgi diye kutsamayın. Eğer bunu yaparsanız, bu ezikliği defalarca yaparsınız. Bu eziklik, kaygılı bağlanma. Sevgi değil, kurtulmanız gereken bir problem.
Ben erkeklerle daha iyi anlaşıyorum tarzı cümleler kurardı.
Bu hemen her zaman kadınlar benim ne mal olduğumu bilip beni dışlıyorlar, ben de o nedenle sadece benimle yatmak için zaman kollayan abilerle “arkadaş” olabiliyorum” demek. Kendisi kızlarla anlaşamıyor ama bu kendi tercihi değil. Diğer kızların kendisini dışlaması.
Bir insanın hemcinsleri ile değil karşı cinsle daha iyi anlaşması bir kırmızı alarmdır.
Yakın erkek arkadaşlarına çok samimi davranırdı. Ben ona güveniyordum ama güvenmemek gerekirmiş.
Güveniyorum demeye elin mahkum. Kızı bırakamıyorsun.
Çünkü üniversiteye başka bir şehire gittikten sonra orada da başka erkeklerle tanıştı.Bana sadece arkadaşım diyordu ama o erkeklerle baş başa ders çalışıp aktiviteler yapıyordu ve en sonunda beni bir şeylerle suçlayıp kendi vicdanını rahatlatıp,o arkadaşlarından birisiyle sevgili oldu hem de biz ayrıldıktan 2 hafta sonra.
Beklenen son.
Bu durumu nasıl atlatabilirim? İlişki boyunca hep sadıktım yaptığı davranışlar nedeniyle ilgimi kaybettiğimi ve soğuduğumun farkına vardım.Ama aldatılmak kalbime ağır geliyor.
Bu durumu, narsist bir kartanesi olmayı bırakarak, azıcık hatanı kabul edip ders alarak atlatabilirsin. Yazdıkların tamamen mağdur ağzından, her yaptığın sevgi adına. Ciğeri beş para etmez bir kızı bırakamayan sensin, devam edip bu noktaya gelen sensin. Hatanı kabul et. Sen kimsin, nasıl bir kartanesisin, bize ne üstünlüğün var ki hata yapınca bedeli olmayacak, bedelini ödemeye gelince “kalbime ağır geliyor” zart zurt diye ağlıyorsun?
Ağır gelecek tabii ki, ne gelecekti? Şimdi azıcık erkek adam ol, ben ettim ben buldum cezam neyse çekip çıkacağım diye kabul et. O zaman bir şeyler değişir, iyileşmeye başlarsın.
Psikolog Hüseyin Parlakyıldız ile ilişkilerde bağlanma stilleri konusunda bir söyleşi yaptık. Kaygılı bağlanma stili ve kaçıngan bağlanma stillerini, güvenli bağlanma stiline geçmek için neler yapılması gerektiğini konuştuk.
Kadınlarla nasıl mesajlaşılır konusunu ele alırken, bağlanma stiliniz ve bağlanma stilinizin mesajlaşmaya etkisi hakkında konuşmazsak, en temel problemi kaçırmış oluruz. Evet, belki de hemen öğrenip uygulayabileceğiniz stratejiler peşindesiniz ama kadınlarla mesajlaşma konusunda problem yaşıyorsanız, bu problem muhtemelen bağlanma stilinizden geliyor ve bu konuyu atlamamanızı tavsiye ederim.
Bağlanma stili, bireylerin özellikle erken çocukluk döneminde birincil bakım verenleriyle (genellikle anne-baba) kurdukları duygusal bağın niteliğine dayanan; yetişkinlikteki romantik ilişkiler, arkadaşlıklar ve duygusal yakınlık kurma biçimlerini belirleyen psikolojik kalıplardır. Bu konuya İlişkilerde Bağlanma Stilleri kitabında ayrıntılı olarak değindim ve bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.
4 çeşit bağlanma stili var:
Güvenli bağlanma
Kaygılı bağlanma
Kaçıngan bağlanma
Kaygılı – Kaçıngan bağlanma
Kadınlarla mesajlaşma konusunda problem yaşayan birçok erkek, kaygılı bağlanma stiline sahip. Mesajlaşmada mümkün olduğu kadar takip etmeniz, örnek almanız bağlanma stili ise güvenli bağlanma.
Güvenli bağlanan bir insanın temel inancı, “yakınlık güvenlidir, hem ben değerliyim hem de karşı taraf” şeklindedir. Güvenli bağlanan insanın bu temel inancı, “bu insanla yakın olmayı isterim ama bu yakınlık olmazsa, olur da biterse, ben başka bir yakınlığı kuracak değerdeyim” inancını doğurur.
Kaygılı bağlanma stiline sahip bir kişinin temel inancı ise, “yakınlık her an gidebilir zira ben yakınlık için değerli biri değilim” şeklindedir. Böyle bir insan ilişkide sevgi ve yakınlığı derinden arzular ama aynı zamanda bu yakınlığı her an kaybetme ihtimaline karşı sürekli tetikte yaşayan bir iç dünyaya sahiptir.
Bu bağlanma biçiminde kişi, bir mesajın geç gelmesini bile “Benden uzaklaşıyor mu?” diye yorumlayabilir; küçük belirsizlikleri kafasında büyük senaryolara dönüştürür. Sevildiğini hissettiğinde rahatlar, fakat bu rahatlık uzun sürmez; çünkü zihnin bir köşesinde her an terk edilme ihtimali, korkusu vardır. Bu yüzden kaygılı bağlanan biri, ilgiyi yalnızca istemekle kalmaz, aynı zamanda onu sürekli doğrulamak ister: “İyi miyiz?”, “Beni seviyor musun?”, “Benden sıkıldın mı?” gibi sorular bazen açıkça sorulmasa bile davranışların içine sızar. Bir yandan yakınlık arayışı vardır, diğer yandan bu arayışın getirdiği yoğun kontrol ihtiyacı ilişkiyi yorabilir.
Mesajlaşma kaygılı bağlanan insanların ilişki yaşayamama ihtimalini nasıl arttırdı?
Günümüzde mesajlaşmanın ilişkilerde önemli bir yer tutmaya başlaması, aslına bakarsanız kaygılı bağlanan insanlar için hiç de iyi olmadı. Mesajlaşma, eskiye oranla flört eden ya da ilişki yaşayan insanların çok daha fazla iletişime geçmesini sağlarken, kaygılı bağlanan insanların çok daha fazla tetiklenmesine de neden oluyor.
Kaygılı bağlanan kişi, karşı tarafın yazma hızını, emojisini, noktalama işaretlerini, hatta cümlelerin sıcaklığını bile bir anlam testi gibi okur. Kısa bir cevap “soğukluk”, görüldü atmak “değer verilmemek”, çevrimiçi olup yazmamak “başkasına ilgi duymak” gibi algılanabilir. Bu algılar çoğu zaman gerçeğin kendisinden çok, geçmişte yaşanmış güvensizliklerin bugüne taşınması olsalar da, sonuçta kişi ya peş peşe mesaj atarak güvence arar, ya da kırılıp aniden geri çekilir. Bu da karşı tarafta kafa karışıklığı yaratabilir.
Kaygılı bağlanan insanın, kendi ilişkisini baltalayan kendi kendini gerçekleştiren kehanet döngüsü, mesajlaşma ile sıklaştığı için, mesajlaşmanın yaygınlaşması, kaygılı bağlanan insanların ilişkiye girebilme sıklığını ve girdikleri ilişkide kalabilme süresini büyük oranda azalttı.
Kendi kendini gerçekleştiren kehanet döngüsü şu şekilde:
Uzaklaşma işareti (çoğu zaman gerçekdışı) ile “işte bak sonun başlangıcı” tetiklenmesi → karşı taraf sıkıştırma → karşı tarafın irite olarak uzaklaşması → uzaklaşma işaretinin (kaygılı kişinin kendi davranışları yarattığı durum nedeniyle) doğrulanması (!) → daha fazla yapışma → krizin büyümesi.
Mesajlaşma, kaygılı bağlanmanın en hassas olduğu 3 şeyi aynı anda tetikler:
Belirsizlik (ne düşündü, neden geç yazdı?)
Erişilebilirlik (anında ulaşabilme beklentisi)
Onay ihtiyacı (seviliyor muyum, önemli miyim?)
Bu yüzden kaygılı bağlanan kişiler için mesajlaşma, sadece iletişim değil; çoğu zaman duygusal güvenlik ölçüm aracı gibi çalışır.
Kaygılı bağlanma stilinde mesajlaşma nasıl yaşanır?
Kaygılı bağlanan bir insan, mesaj = değer denkliği oluşturur. Kişi gerçeklikten kopuk ya da aşırı bir, “hızlı cevap veriyor, o zaman seviyor / ilgili / yakın”, geç cevap veriyor o zaman soğudu / ilgisi azaldı / uzaklaşıyor” bağlantısı kurar. Bu nedenle kaygılı bağlanan bir insan, gerçek hayatta sıklıkla olan iş yoğunluğu, cevap vermeyi unutma, yorgunluk – uykuya dalma gibi basit nedenlerle meydana gelen gecikmelerden, “uzaklaşıyor” diye tetiklenir ve önemsiz bir olayı, karşısındakini gerçekten uzaklaştırabilecek bir krize dönüştürebilir.
Kaygılı bağlanan bir insan için ilişkiler güvenli değildir. İlişki veya flört içinde olduğunda, karşısındaki insanın her an kendisinden uzaklaşabileceği tehditi vardır, çünkü kişinin kendisinin sevilmeye layık olmadığını düşünen bir temel inancı vardır.
Bu nedenle kaygılı bağlanan kişi, mesajlarına geç cevap verilmesini tehdit olarak görür. Mesajlaşmada gecikme ya da kısa kısa mesajlar, “bir şey mi oldu?”, “benden uzaklaşıyor mu?”, “beni bırakacak mı?” alarmlarını ateşler. Tehdit altında ise beyninin düşünme, planlama, mantık merkezleri kapanarak, kaç – savaş – don merkezleri aktif hale gelir.
Kaygılı bağlanan kişi ilişkide güvenli hissedemediği ve bağlanamadığı için, sürekli avlanma tehditi altındaki av hayvanları gibi, sürekli olarak tetikte dururlar ve mikro işaretleri okumaya, aşırı analize odaklanırlar.
Örneğin mesajlaşmada geçici olarak ton olmaması gibi güvenli bağlanan birinin umursamayacağı bir durum, kaygılı bağlanan kişi tarafından anında tehdit işareti olarak yakalanır. Zihin, mesajlaşmada ton olmamasını, negatif bir şekilde doldurmaya başlar: “Kısa yazdı, o zaman kızgın”, “emoji koymadı o zaman soğuyor”, “görüldü attı, beni cezalandırıyor”, “online ama yazmıyor, başka biri var galiba” gibi.
Duygusal regülasyonun mesaj üzerinden yapılması
Kaygılı bağlanan kişinin ilişkiler konusundaki en büyük problemi, güvenli bağlanan bir yetişkinin kendi kendisine yapabildiği duygusal yatıştırmayı, kontrolü ve regülasyonu, ebeveyni kendisini yatıştırsın diye ağlayan bir çocuk gibi, karşı tarafa yaptırmaya çalışmasıdır.
Mesajlaşma, kaygılı bağlanan kişinin çoğu zaman duygusal regülasyonu karşısındakine yaptırarak sakinleşmek için kullandığı bir araca dönüşür. Kişi, gizli veya açık motivasyonu “neredesin?”, “bir şey mi oldu?”, “benden uzaklaşıyor musun?”, “iyi misin? (aslında sen iyi olmadığın sürece ben iyi değilim)”, “beni bırakacak mısın?”, “beni bırakmayacağını göster (ki sakinleşeyim)” olan mesajlar atmaya başlar. Burada amaç iletişim değil; kaygıyı karşısındakinin sırtına yükleyerek düşürmek olur.
Mesajlaşmada karşısındaki kişiyle iletişim kurma amacının yerini, yoğun bir duygusal ihtiyacı karşılama amacı aldığında, saatlerce mesajlaşma, hemen günaydın mesajları atmak, iltifatlar, iletişimin içinde bulunduğu seviyenin son derece üstünde yoğun etkileşimi devam ettirme çalışmaları, uzun süredir açlığı hissedilen samimiyet, yakınlık ve cinsel istek gibi duyguların hemen ve anında karşılanması isteği alır. Kişi hem karşındakini bunları karşılayacağı, daha doğrusu yapışıp somuracağın kaynak olarak atar hem de mesajlaşmanın kolaylığı sayesinde bu kaynağı sömürmeye başlar. Kişi karşısındakine “bana ihtiyacım olanı hemen ver” diyerek yapışır.
Protesto davranışları
Kaygılı bağlanan kişi, mesajlaşmada protesto davranışlarına başvurabilir. Protesto davranışları, suçluluk hissettirme ya da ince ince sopalama, cezalandırma davranışlarıdır.
Protesto davranışları pasif agresif davranışlardır ve partneri cezalandırma amaçlı uygulanırlar. Kendini geri çekmek, kıskanç davranmak, utandırma, vs. gibi partnerle direkt anlaşmazlığa girmeden, onu ufak ufak sopalamak için yapılan davranışlardır.
Kişi mesajlaşmada trip atabilir, karşısındakini iğnelemeye çalışabilir, “tamam boşver” diyerek kendini geri çekebilir, geç cevap vererek ya da cevap vermeyerek “ders vermeye” çalışabilir.
Kişinin duygusal kendi regülasyonu için karşı tarafı mesaja boğmaya başlaması, mesajların ilişkinin seviyesinin çok üstünde talebe sahip olması ve protesto davranışları, karşı tarafı korkutur ve soğutur.
Mesajlaşma neden özellikle tetikleyicidir?
Çünkü mesajlaşmadaki bildirim – rahatlama ikilisi anlık dopamin verir, kişinin rahatlamak için tekrar mesaj atması ile bağımlılık döngüsü yaratabilir. Bunun sonucunda güvenli bir iletişim yerine, takip ve kontrol mekanizması üretir.
Mesajlaşma ayrıca belirsizliğin daha çok olduğu bir ortamdır. Ses ve mimik yoktur, karşı tarafın görece uzun süre cevap vermeyebileceği bir iletişim ortamı yaratır. Kaygılı bağlanan kişinin belirsizlik toleransı halihazırda düşüktür ve kişi, mesajlaşma ile ortaya çıkan belirsizliğe hiç dayanamaz.
Prensip #1: Kişisel algılamayın.
Zihin Kuramı (Theory of Mind)
Zihin Kuramı (Theory of Mind), insanın başkalarını anlama gücüdür, insanların kendileri ve diğer insanlar hakkında düşünme ve anlama yeteneğini ifade eder. Bu kavram, bir bireyin diğer insanların düşüncelerini, inançlarını, niyetlerini, duygularını ve perspektiflerini anlama yeteneği üzerine odaklanır.
Başka bir insanın kendi düşünceleri, kendi duyguları ve kendi öznel deneyimleri olduğunu anlamamız lazım ama, güvensiz bağlanan, flört ettiği veya ilişkide olduğu insanı kendi duygusal ihtiyaçlarını yatıştırmak için kullanan bir insanda, zihin kuramı oldukça zayıftır.
Örneğin daha güvenli bağlanan bir insan geç cevap aldığında, flört ettiği kişinin meşgul olduğunu (onun kendine ait bir hayatı var) düşünmeye eğilimlidir. Böyle bir insan mesajı ilişki değeri ile, kendine verilen değere eşitlemez. Bu insan naif değildir, bunun soğuma ve istememe anlamına geldiğini de düşünebilir ve kaygılanabilir de. Ama bu kaygısını kabul edebilir, karşı tarafı suçlamadan, karşı tarafa kendisini sakinleştirmesi için “ne oldu?” diye sormadan kendi kendine sakinleştirebilir, soğuma ve uzaklaşma ile ilgili daha fazla veri görene kadar bekleyebilir.
Güvenli bağlanan kişi, eğer soğuma ve uzaklaşma ile ilgili veriler artarsa, pasif agresif protesto davranışları yerine, güvenli iletişime geçer. “Tamam sen de hep bana meşgulsün” diye iğnelemek yerine, “gün içinde yoğun olunca iletişimimiz çok azalıyor, akşam konuşalım mı?” diyebilir.
Kadınlar size, sizin istediğiniz şekilde mesaj atmayabilirler
Özellikle yeni tanıştığınız ve flört ettiğiniz bir kadının telefonunda en önemli şahsın (henüz) siz olmadığını kabul edin. Siz önemli olsanız da başka önemli insanlar olduğunu kabul edin. Belki de sizden başka mesajlaştığı erkekler de var ama daha da büyük ihtimalle işi var, ailesi var, arkadaşları var.
Bu kızdan hoşlanıyor olabilirsiniz ama özellikle başlarda, özel ilgi ve dikkat beklemeyin. Siz ondan cidden hoşlanıyorsunuz diye, o sizden o seviyede hoşlanacak diye bir kural yok. Belki henüz o kadar hoşlanmıyor, belki hiç öyle hoşlanmayacak.
Siz ondan çok hoşlanıyorsunuz diye, o size öncelik verecek diye bir kural yok. Size hızlıca cevap verecek ya da cevap verecek diye bir kural yok.
Kadınlar mesajlarınıza çoğu zaman, sizin istediğiniz seviyede cevap vermeyecekler. Ve siz bunu kişisel algılamamalısınız. İstediğiniz gibi cevap vermiyor diye gücenmek, pasif agresif ya da agresif mesajlar atmak, kadınları sizin istediğiniz seviyeye, hizaya getirmeyecek. Tam tersi, aslında sizinle ilgilenen, arzu seviyesi henüz yüksek olmasa da yükselebilecek kadınları sizden uzaklaştıracak. Pasif agresif veya agresif mesajların tek başarabileceği şey, artık cevap alamamanız ya da Twitter’da yayınlanıp dalga geçilmeniz olabilir.
Muhtaçlık, özellikle de saldırgan muhtaçlık, son derece iticidir. Tüm iletişimi kendinizle ve kızın karşılayamayacağı doyurulmamış ihtiyaçlarınızla ilgili yaparsanız, kıza tek göstereceğiniz şey zayıf, dengesiz ve arıza biri olduğunuz. Evet belki arıza değilsiniz ama bu tür davranışların işaret ettiği şey o. Ve arıza değilken arıza davranmamak sizin sorumluluğunuzda. Arıza değilken arıza mesajlar atmak, arıza biri gibi algılanmak sizin suçunuz.
Mesajlaşmada asla ama asla bu pozisyona düşmeyin. Bu çok aptalca ve çocukça bir davranış. Karşınızdaki kadın sizinle iletişimi sessizce koparsın daha iyi. Her şeyi kişisel algılayıp pasif – agresif veya agresif davranışlar sergilemeniz sadece kadının sizinle iletişimi kesmesine neden olmaz, aynı zamanda sizinle iletişimi keserek ne kadar da doğru bir tercih yaptığını gösterir. En asgari durumda, karşınızdakine bu zevki vermeyin.
Şunu unutmayın. Hiçbir kadının, sizinle iletişimde diye, size telefon numarasını ya da Instagramını verdi diye, size mesaj, sizin istediğiniz sıklıkta mesaj borcu yok. Size bir borcu yok.
Bu tabi ki, kadının sizi küçük düşürmesine izin verin anlamına gelmiyor ve bu konuya daha sonra detaylı bir şekilde değineceğiz. Ama bir numara veya Instagram almanız, “sen ne istersen onu sana vereceğim” vaadi değil.
Özellikle yeni iletişime geçtiğiniz bir kız, hazır olduğunda size cevap verir, eğer hiç hazır olmazsa da cevap vermez. Bu ihtimali her zaman kabul edebilmeyi, kendi işinize bakabilmeyi öğrenin. Eğer sizinle gerçekten oyun oynuyorsa, sizinle o kadar da ilgilenmezken size ekmek kırıntıları atıp sizi yörüngede tutuyorsa, pasif – agresif ya da agresif bir şekilde kızı hizaya getirmekle uğraşmayın. Mesajlaşmayı, iletişimi siz kesin. Sizinle ilgilenen bir kız bulmak kolay olmasa bile, sizinle ilgilenmeyen bir kızı ilgilenir hale getirmekten daha kolay, daha onurlu ve uzun vadede sizi daha çekici yapacak bir davranış.
Bir kadın size sürekli olarak geç cevap vermesi, %90 ihtimalle sizin onun hayatında yeterince önemli bir yere gelmediniz anlamına gelir. Bu gerçeği, tatsızlık çıkarmadan kabul edebilmeyi öğrenin. Ama şunu da bilin ki, eğer itici bir muhtaçlıkla kadına yapışmadıysanız, çoğu zaman bunun sizinle, sizin değerinizle de bir alakası yok. Kendi değerinizi spesifik bir kadının hayatındaki öneminize bağlamayı bırakın.
Kadınlar da sizin gibi insanlar. Kendilerine ait ve ne zaman nelerin değişeceğini bilmedikleri bir hayatları var. Belki sizinle mesajlaşmaya ayrılık sonrası başladı ve eski sevgili yeniden resme girdi. Belki bir anda hayatında bir kayıp oldu, işi yoğunlaştı. Belki size cevap vermeyi unuttu. Belki sizinle iletişimde, sizi değerli buldu ama gerçekten birbirinize uygun olmadığınızı fark etti.
Bir kızdan telefon ya da instagram aldınız ve onunla mesajlaşmaya başladınız diye, kızın hesabının başında nöbet beklemeyi bırakın. Gidin başka kızlarla tanışmaya devam edin.
Bağlanma stilleri ve kaygılı bağlanma stili gibi güvensiz bağlanma stillerinden nasıl kurtulacağınız konusundaki ayrıntıları, İlişkilerde Bağlanma Stilleri kitabında bulabilirsiniz.
Uzun süreli bir ilişki sonrasında ayrılık acısı yaşayan birçok erkekten şunları duyuyorum:
“Abi, birkaç kızla görüştüm ama onunla hissettiğim gibi hissetmiyorum.”
“Abi, karşılaştığım kızlar güvenilir tipler değiller, onun gibisi çok az.”
Ayrılığın hemen sonrasındaki aylarda böyle hissetmeniz anormal değil ve aslında biraz da bu nedenle, uzun süreli ilişki sonrasındaki 3-4 ay, kızlarla romantik ve cinsel münasebetten kaçınmanızı tavsiye ederim. İlk 3-4 ay başka kadınlarla buluşmak istememek ya da buluşmadan bir zevk alamamak normaldir. Uzun süreli tarihçesi olan, zamanla inşa edilmiş bir ilişkinin kaybını, başka kadınlarla telafi etmeye, acısını başka kadınlarla görüşerek dindirmeye çalıştığınızda, oldukça adaletsiz bir karşılaştırma yapıyorsunuz ve daha da kötüsü, bu geçici ruh halinizle, kalıcı bir karamsarlık edinebiliyorsunuz.
Ben burada, pek bilinmediği için çoğu erkeği gereksiz karamsarlığa iten ve gerçekten bilindiğinde, karamsarlığa engel olan bir gerçekten bahsedeceğim.
Karşılıklı olarak birbirinize sevgi ve ilgi duyduğunuz bir kadınla, ortalama olarak uzun süreli ilişkinizin bitiminden 1.5 sene sonra yeni bir ilişkiye başlarsınız.
O da eğer sosyal hayatta ve sosyal – romantik ilişkilerde kaygıdan mağarasına kapanmaya meyilli biri değilseniz. Eğer fazla kaygılı ve izole biriyseniz, bu süre çok rahat 3-4 seneye çıkar.
Günümüz popüler kültürü insanları hemen birini bulmaya, hemen birini bulamadığı zaman ezik hissetmeye ittiği için, birçok insan bu süreyi kısaltmaya çalışıyor ve kısaltamadığında da, “piyasada düzgün kız kalmadı” ya da “sevgili bulmak zorlaştı” diye karamsarlığına itiyor.
Düzgün kızlar sayıca çok olmalarına rağmen, genellikle piyasada değil ilişki içindeler. Piyasada olduklarında da öyle düzinelerce kişiyle yazışmıyorlar, buluşmuyorlar. Piyasa kızları ise birçok erkekle yazışıyor, buluşuyor, flört ediyor ve birçoğu birçok erkekle seks yapıyor. Piyasa kızları genellikle uzun süreli ilişkide de olmuyorlar. Bu nedenle siz piyasaya çıktığınızda, bu kızlarla çok daha fazla karşılaşıyorsunuz. Bu kızların oranları değil, karşılaşma frekansları yüksek.
Ayrılık sonrası önünüzde iki seçenek var. Birinci seçenek, yaklaşık 1.5 sene bekar olacağınızı bilip, bu bekarlığın tadını çıkarmak. “Yahu nasıl olsa 1.5 sene içerisinde bir ilişkiye gireceğim, bari bekarlığın tadını çıkarayım” demek.
İkinci seçenek ise, daha bekarlığın ilk haftasından itibaren “onun gibisini ne zaman bulacağım”, “bir daha birini bulabilecek miyim” diye bu bekarlık dönemini kendinize zehir etmek, kapıldığınız karamsarlık ile 1.5 seneyi 2.5 sene yapmak.
Kaygılı bağlanan efendi erkek, sevilmeye ve ilişkiye layık olmadığı temel inancı ile ikinci seçeneğe meyilli oluyor. Ve ikinci seçenek aslında bir yalan olmasına rağmen, kendi kendini gerçekleştiren kehanete dönüşüyor.
Kaygılı bağlanan efendi erkek bu dönemdeki karamsarlığı ile, 2.5 sene yalnız kalsa daha iyi diyebileceğiniz durumlara da düşüyor. Zaten bir daha kimseyi bulamam inancı nedeniyle, piyasada daha çok karşılaşılan piyasa kızlarından, ruh durumu bozukluğu yüksek olan kızlardan, özellikle kendisi gibi bir erkeği arayan arıza kızlardan biri yüzüne güldü mü, “ya bu ya ölene kadar rahiplik” diyerek hemen o kıza atlıyor. Öyle ki, nasıl olsa 1.5 sene içinde bulabileceği kıza hiç sıra gelmeden, her defasında acele ile arıza ama çekici kızlara atlıyorlar. O ilk sıraları aşıp arka sıralardaki normal kızlara hiç ulaşamıyorlar.
Konuştuğum çoğu erkek 26-27 yaş üstünde ve bu süreci kendilerine zehir ederken hiç akıllarına getirmedikleri bir durum daha var. Bu 1 – 2 senelik bekarlık süreci, hayatlarında bekar ve çocuksuz son yıllar olabilirler. Çoğunuz 27 – 33 yaş arasında ya evleneceğiniz kadınlar sevgili olacaksınız ya da evli. Önemli bir kısmınız bu yaşlarda baba olacaksınız. 25 yaş üstündeyseniz ve ayrılık acısı ile aylardır hayatı kendinize zehir edecekseniz, ne kadar ağlasanız da birgün aklınıza bile gelmeyecek birinin ardından, bu kısıtlı ama çok güzel olabilecek zamanınızı heba etmeyin. 32-33 yaşında karınız ve çocuğunuzla evde otururken geriye dönüp şu halinize baktığınızı ve bu gereksiz halinizden utandığınızı, bu halinizi karınızın ve çocuklarınızın bilmediğine şükrettiğinizi hayal edin. Hayal ettiğiniz şeyi muhtemelen yaşayacaksınız bu arada, bir fanteziden bahsetmiyoruz.
Günümüz asosyal medyası, popüler kültürü, dating uygulamaları ve Instagram, hemen uygun birini bulmanın artık çok kolay olduğunu ama sizin bulamadığınızı size empoze ediyor. Böyle bir şey yok. Instagram’dan sayısız kıza hemen ulaşabiliyorsunuz ilüzyonuna rağmen, bahsettiğim süreç 30 sene önce ne kadar geçerli ise, bugün aynı şekilde geçerli. Aslına bakarsanız bu süreç değişecekse, günümüzde daha uzun olur zira asosyal medya insanları asosyal, birbirleri ile etkileşemez hale getirdi.
Bu arada bitirmeden şunu söyleyeyim, düzgün kızla eğer yeterince ve düzgün ortamlarda da sosyalleşen biriyseniz, ayda bir karşılaşırsınız. Ama siz onu beğenmezsiniz, o sizi beğenmez, karşılıklı birbirinizi beğenmezsiniz, vs. Karşılıklı çekim olan biri olur ama devam etmeye fırsat olmaz, aksilikler olur. Karşılıklı çekim olan biri ile hem karşılaştığınız ve hem de iletişimin devamının olması durumu zaman alır.
Bu bölümde neden özdeğer problem yaşadığınıza ve bu problemi nasıl düzeltebileceğinize değineceğiz.
Özdeğer konusunda ilk değineceğimiz şey, kişilik. Çoğu insan kişilik deyince, başkaları tarafından nasıl algılandığını, dışarıya nasıl bir imaj yansıttıklarını, başka insanlar tarafından nasıl göründüklerini ve kendilerini nasıl gördüklerini anlıyor. Ama sizin kişiliğiniz, hayat deneyiminiz sonucunda elde ettiğiniz, tahmin edilebilir davranışsal kalıpların bir kümesinden ibaret. Bu öngörülebilir davranış kalıplarını, kişiliğinizin temelleri olarak düşünebilirsiniz ya da kişiliğinizi, hayatınız boyunca kazandığınız bu öngörülebilir davranış kalıplarının bir alaşımı olarak düşünebilirsiniz.
Bunları okuyan birçok insan, alışkanlıklardan bahsettiğimi düşünebilir. Ama ben sadece alışkanlıklardan bahsetmiyorum. Benlik alınızı güçlendiren, öngörülebilir davranış kalıplarından bahsediyorum. Kız arkadaşınız ya da eşiniz, utanmanıza neden olacak bir şey söylediğinde, nasıl tepki vereceğinizden, çalar saat sabah 6’da çaldığında, ne yapacağınızdan da bahsediyorum.
Fil ve fil binicisi
Kişiliğiniz aynı zamanda stres ve baskı altında sinir sisteminizin vermeye koşullandığı tepkinin de bir uzantısı. Psikolojide bunu anlatmak için fil ve fil binicisi örneği verilir. Zihniniz, rasyonel zihniniz fil binicisi ve vücudunuz da fil.
Özdeğer problemi olan çoğu erkek, problemin fil binicisinde olduğunu sanıyor. Rasyonel beyninde bir şeyleri, rasyonel bir şekilde çözerek kurtulabileceği bir problemi olduğunu sanıyor.
Ama sorun, filde. Altınızda, kendisini tehdit altında hisseden, strese ve baskıya karşı belli öngörülebilir tepkileri olan, ne yapmak isterse onu yapan devasa bir fil var. Ve eğer rasyonel zihnini yıllar boyunca büyük bir disiplin ile çelikleştirmiş bir rahip değilseniz, vücudunuz stres, baskı, panik veya saldırı altındayken, zihninizin kontrolünden çıkıp, ne yapmak aklına esiyorsa onu yapacak.
Beyin değişime neden karşı koyar?
Beyin sonuçta öngörülebilir örüntüler arayan ve öngörülebilir örüntülere meyilli bir örüntü tanıma makinesi. Yani beyin yaptığı tercihler ile sizi, uyumsuz, sağlıksız ve hatta istenmeyen örüntüler olsalar bile bildiği ve tanımlayabildiği örüntülere yönlendirmek, bildiği ve tanımlayabildiği örüntüleri, bilmediği ve tanımlayamadığı örüntülere tercih etmek üzere tasarlanmış.
Siz özgüvensiz olduğunuzu düşündüğünüzde, bu durumu değiştirmek için bir şeyler yapmak istiyorsunuz. Yani beyninize, bildiği ve tanımlayabildiği örüntülerin dışına çıkmak, kimliğinizin öngörülebilir örüntülerine ters şeyler yapmak istediğinizi söylüyorsunuz. Yani kimlik hissinizi değiştirmek istiyorsunuz.
Bu isteğiniz, beyninizde bir problem yaratıyor çünkü beyniniz, bu yeni örüntülerin ne olduklarını bilmiyor, sonuçlarını öngöremiyor. Sizin bu örüntüleri icra ettiğinizde ne hissedeceğinizi bilemiyor. Bu da beyinde stres tepkisi ortaya çıkarıyor ki sinir sisteminiz (fil) burada devreye giriyor.
Başka bir şekilde ifade edersek, beyniniz ilk başlarda değişimi reddedecek çünkü değişim demek, bilinmeyen sular demek. Beyniniz sağlıksız örüntüleri, sırf bilindik sular olduğu için devam ettirmeye çalışacak demek. Bu deneyim ise, kişinin öz değersizlik hissini pekiştiren bir deneyim.
Burada farkında olmanız gereken şey, özdeğer geliştirmek için her harekete geçtiğinizde, kimliğinize ve egonuza yönelik bir tehdit oluşturduğunuz ve sinir sisteminizin tehdit tepkisi ile karşılık verdiği bir içsel savaş başlatıyor olduğunuz.
Dopamin, serotonin ve nöropinefrin
Şimdi bu tehdit tepkisine ve birçok erkeğin özdeğer algısının baskı altında neden çöktüğüne biraz daha detaylı bakalım. Çünkü öz değer bir inanç değil. Rasyonel olarak düşüncenizle ortaya çıkardığınız ya da sorguladığınız bir şey değil. Vücudunuzda ve sinir sisteminizde hissettiğiniz, deneyimlediğiniz bir his. Öz değer, çabanızın anlamlı olup olmadığı, davranışlarınızın yapmaya değer olup olmadığı ile ilgili bir his. Ve bu his, kendinizi olumlamanız ile, ifade ile, motivasyon hileleri ile, modunuz ile değil, biyolojik olarak özdeğer geliştirme sürecinizde çok önemli olan üç adet kimyasal ile alakalı.
Bu üç kimyasaldan birincisi dopamin. Dopamin molekülünü, dürtü, yön ve bir şeyin peşinden koşmaktan sorumlu kimyasal olarak düşünebilirsiniz. Dopamin birçok insanın sandığının aksine, her zaman zevk ile ilgili değil. Dopamin, bir şeyin peşinden koşmaya değer olduğunu sinyallemek ile ilgili.
Ben dopamini, gideceğiniz yönü belirlemek ile ilgili bir kimyasal olarak düşünüyorum. Dopamin ile bir şeye yönelmek çok daha anlamlı ve kolay, ilerleme çok daha gerçek, o yönde aksiyon almak çok daha bariz görünüyor. Dopamin ile aldığınız aksiyonlar konusunda daha güvenli, bu aksiyonları yapabilecek gibi hissediyorsunuz. Dopamin seviyeniz düşük olduğunda, her şey anlamsız, zor ve ağır gelmeye başlıyor. Aksiyonun yerini planlama alıyor ve kronik olarak planlama yapan, her şeyi yarına erteleyen birine dönüşüyorsunuz. “Yarın düşüneceğim”, “yarın yapacağım” demeye başlıyorsunuz. Sürekli günlük tutan, yapacaklarınız hakkında sürekli olarak düşünen ve konuşan ama aksiyon almayan birine dönüşüyorsunuz.
Birçok insan düşük dopamin seviyesini tembellik olarak görüyor ama dopamin eksikliği nedeniyle harekete geçememek tembellikten değil, boş hissetmekle ve gidecek bir yönü olmama ile ilgili. Boş hissetmek ve gidecek bir yöne sahip olmamak ise, insanın öz değerini yok eder.
Konuşacağımız ikinci kimyasal ise serotonin. Serotonin molekülünü, kontrol, istikrar ve dizginlenmekten sorumlu olarak düşünebilirsiniz. Birçok insan serotonin hormonunu mutluluk seviyesi olarak düşünüyor çünkü mutluluk burada bir sonuç. Serotonin dürtü kontrolü ile ilgili ve dürtü kontrolü de hem özdeğer hem de mutluluk kazanmanın anahtarı.
Serotonin aynı zamanda kronik olarak reaksiyon göstermek yerine reaksiyon göstermeden durabilme ile alakalı. Sağlıklı serotonin seviyesi, stres altında sakin kalmanızı, hazzı erteleyebilmenizi, rahatsız edici durumlarda pes etmeden, kaçmadan kalabilmenizi sağlar. Bunlar da bir arada, özdeğer inşa etmenizi sağlar.
Düşük serotonin seviyesi, duygusal dalgalanmalara, kaygıya, çabuk sinirlenmeye, ne yapacağınızı gayet iyi bilmenize rağmen yapmanız gerekenleri bir türlü yapamamanıza neden olur. Sağlıklı serotonin seviyesi ile düşük serotonin seviyesi, ne yapmanız gerektiğini bilmeniz ile yapmanız arasındaki farktır. Burası da, özdeğer ve özsaygının oluşup oluşmamasını belirler.
Üçüncü olarak bahsedeceğimiz kimyasal ise nöropinefrin. Ben nöropinefrini hazır, enerjik ve omurgalı olmak ile ilişkilendiriyorum. Bu, gayet haklı bir şekilde stres ile karıştırılıyor ve bu konuya geleceğiz.
Sağlıklı nöropinefrin, sakin, uyanık, dayanıklı ve özsayınız ve özdeğerinizle uyumlu yaşamak için harekete geçmeye hazır olmak ile alakalı. Düşük nöropinefrin ise, beyin sisi, kaçınma, öğrenilmiş çaresizlik ve uyku ile geçmeyen yorgunluk ile alakalı. Ama çok başarılı insanlarda sıklıkla görünen şekilde çok fazla nöropinefrine sahip olmak, çok yüksek kaygı, tükenmişlik, panik ve uykusuzluk ile alakalı.
Özdeğer, düzenlenmiş bir sinir sistemi gerektiriyor. Yani ne bir hippi gibi hiçbir şeyin önemi yok birader şeklinde yaşamalısınız ne de bugün birçok insanın yaptığı gibi sürekli olarak stresin kaosu altında.
İnsanlar kendi gelişimlerini neden sabote ederler?
Özdeğer inşa etme konusunda yapabileceklerinize geçmeden önce, özdeğer geliştirmenin neden ölüm gibi hissettiği hakkında konuşmak istiyorum. Bunu birçok erkekte görüyorum ve kendim de deneyimledim ama, kimse bu konuyu konuşmuyor.
Hayatınıza getirmek istediğiniz bu kişilik değişimi, sinir sisteminiz tarafından tehlike olarak algınlanıyor. Değişim için yapmanız gereken sınır çizme, zor konular hakkında konuşma, yeni planlara sadık kalma, uyuma – kalkma saatlerini ve örüntülerini değiştirme gibi aksiyonlar, sizi yeni ve bilinmeyen bir alana getiriyor. Yargılanacakmışsınız gibi, başka insanlarla olan aidiyet hissini kaybedecekmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Ama beyninizin ölüme benzer bir şekilde hissettiği şey, öngörülebilirliği kaybetmeniz.
Beyniniz, öngörülebilirliği kaybetme ihtimaliniz olduğunun farkına vardığı zaman, sinir sisteminizi devreye sokar ve sinir sisteminiz de stres tepkisi verir. Yani sinir sisteminizin kimlik değişiminize verdiği tepki, bir kaplan sizi avlayacakmış gibi yoğun bir tepkidir. Tam da bu nedenle birçok insan, büyüme sınırına geldiklerinde kendilerini sabote ederler. Sanki değişime giden yolda bir şeyler değiştirme sınırına geldiğinizde, karşınıza bir kapı çıkar ve bu kapıyı koruyan bir savaşçı ile karşılaşırsınız. Bu savaşçı size, “bu kapıdan geçmek istediğine emin misin?” diye sorar.
Değişim kapısına geldiğinizde kendinizi sabote etme nedeniniz zayıf veya defolu olmanız değil. Değişim kapısına geldiğinizde kendinizi sabote etme nedeniniz, eski kimliğinizin yani eski ve öngörülebilir davranış örüntülerinizin ölmek istememesi.
Özdeğer kazanmak için yapabilecekleriniz
Peki bu durumu düzeltmek için gerçekten neler yapabilirsiniz?
Önce kimyasallardan başlayalım. Bir numarada dopamin var. Eğer motivasyonunuz ölü ise, muhtemelen dopamin seviyeniz çok düşük. Belki fazla uyarıldınız ve ilerleme de gerçekten yeterli değil. Bu konuda ne yapabilirsiniz?
Yapmanız gereken işi, bitirmeniz garanti olacak şekilde küçültün. Örneğin her sabah 6’da kalkmak istediğinizi düşünelim. Yani işi, gece yatma saatinizi kontrol altına almaya, erken yatmaya indirgeyin ve sadece bunu rutin hale getirmekle uğraşın. Bunun için örneğin işi, saat 10’dan sonra telefondan ve ekrandan uzak durmaya indirgeyin.
Ya da diyelim ki günlük tutmak istiyorsunuz. Eğer düzenli olarak yarım saat günlük tutmayı beceremiyorsanız, günde sadece 5 dakika günlük tutun. Fiziksel egzersiz yapmak için spor salonuna gidemiyorsanız, evde kendi ağırlığınızı kullanarak, salona git – spor yap – salondan gel işini, sadece spor yap aktivitesine indirgeyin.
İkincisi, başarılarınızın izini sürün. Başarılarınızı yazın ve bunları onaylayın. Bu başarı için kendinizle gurur duyduğunuzu yazın.
Hayatınızdaki yenilikleri azaltın, fazla yenilik dopamin seviyelerinizi çok düşürür. Ne alaka diyeceksiniz ama biraz düşünürseniz, modern bir insanın hayatı, daha önce olmadığı kadar çok ve hızlı değişen yeniliklerle dolu. Porno, sosyal medya tüketiminiz, bitmek bilmez bir yenilik seli altında yaşamanıza neden oluyor. Bu platformlar sizin dopamin seviyenizi, sizi kendilerine bağlamak üzere ele geçirip kullanıyorlar ve bunun için de bitmek bilmez bir yenilik selini kullanıyorlar.
İkincisi, serotonin hormonu. Eğer stres altında disiplin ortadan kalkıyorsa, muhtemelen serotonin seviyeniz dengesiz ve uykunuz kötü. Bu durumda yapmanız gereken, hayat rutinlerinizi düzeltmek. Stres altındayken seçeneklerinizi en aza indirin. Stres altındayken sahip olduğunuzu düşündüğünüz alternatifleri azaltın. Hayatı daha basit ve seçeneksiz hale getirin. Örneğin stres altına girdiğinizde kendinizi stresin ağırlığından kurtarmak için yapabileceğiniz porno izlemek, bilgisayar oyunu oynamak, YouTube, TikTok, Instagram, X, vs. gibi onlarca seçeneği yok edin. Sadece yapmanız gereken şeyi yapmak ya da biraz volta atmak gibi iki seçeneğiniz olsun.
Son olarak da nöropinefrin. Eğer zor şeylerden veba görmüş gibi kaçıyorsanız, öğrenilmiş çaresizlik problemi yanında, nöropinefrin seviyeniz çok düşük olabilir. Burada yapmanız gereken şey, acıya ve rahatsızlık hissine, kontrollü bir şekilde maruz kalmak. Soğuk duş, kendini fiziksel olarak zorlama gibi aktiviteler bu nedenle popülerler. Strese kontrollü bir şekilde maruz kalmanız, nöropinefrin seviyelerinizi ve dayanıklılığınızı arttırır.
Eğer nöropinefrin seviyeniz yüksekse yani sürekli tükenmiş ve aşırı stresli hissediyorsanız, zor şeyleri yapmaktan başka bir şeye vaktiniz kalmıyorsa, stres seviyenizi azaltmaya bakın.
Davranışlar vücut kimyanızı, düşüncelerden çok daha hızlı bir şekilde değiştirirler.
Burada gerçek amacınız, eski davranış ve davranış örüntülerinizin, size arıza ve yabancı göründüğü, eski bahanelerinizin aptalca göründüğü noktaya gelmek. Eğer eski davranışlarınız hala rahat ve evde hissettiriyorlarsa, henüz ölmemişler demektir.
Özdeğer kendinizi “ben özdeğerli biriyim” diye zilyon kez olumlayarak, kendinizi özdeğerli olduğunuza ikna ederek kazanılmaz. Özdeğer, sinir sisteminizin aldığınız ya da alabildiğiniz aksiyonlar, tekrarlar, yeni kimliğinizi pekiştiren öngörülebilir yeni davranışlar ile kendi kendisine ispat ettiği bir şeydir. Özdeğer, dengeli dopamin, serotonin ve nörepinefrin seviyeleri gerektirir. Eski davranışlarınıza tahammül edemeyen yeni bir kişilik gerektirir.
Özdeğer daha fazla inanarak değil, saygı duyduğunuz ve hayran olduğunuz birine dönüşerek kazanılır. Ama özdeğer kazanmanız için bir süre cehennemden geçmeniz, bir süre bilinmeyen ve saldırı altında gibi hissettiğiniz bir bölgede yürümeniz, sembolik olarak yanıp, küllerinizden yeniden doğmanızı gerektirir.
“Eski kız arkadaşım sadakate aşırı önem verdiğini, bu konunun kırmızı çizgisi olduğunu söylemişti. Çünkü eski erkek arkadaşı da onu aldatmıştı. Ancak aldatılarak biten ilişki sonrası, o dönemde psikolojisi de iyi olmadığından (kendi söylediği), bir süre evli bir adamla fuckbody olmuş.”
Ben buna çok güldüm. Sadakate önem veriyorum deyip sonra evli adamın metresi oluyor 😀 Ona sadakate önem vermek denmez, aldatılmamaya önem vermek denir. Kendisi tabi ki her haltı yiyebilir.
“Hatta bir kere yüzüne vurmuştum, “yaptığı şeyin çok iğrenç bir şey olduğunu ama o zamanlar psikolojisinin bozuk olduğunu” söylemişti.” Birçok insan aldatılıyor ama bu evli adamın metresi olmasına bahane değil. Ayrıca bu bilgiye rağmen senin kız arkadaşın olarak kalıyorsa, sen de laftan ibaret biri oluyorsun.
“Benimle ilişkideyken de bu durum her gün kafamı meşgul ediyordu. Günün birinde bu kızla evlenirsem pişman olur muyum diye.” Sence?
“Zaten yakın zamanda beni sevmediğinden terk etmişti, 1.5 aydır görüşmüyoruz ama ilerisi için, böyle bir geçmişi olan kadın, ilişki için uygun mudur?” Yahu şu kızı bırakmadın ve terk edildin. Bu utanç sana yeter. Sorduğun soruya bakar mısın?
“Bu arada tüm kız arkadaşlarım bana hep geçmişlerini çok rahat anlattılar. Bu durum da kötü bir şey midir ve kötüyse ne yapılmalıdır?” Kötü bir şey değil ama hep kötü geçmişli kızlarla oluyorsan orada sende bir sorun var demektir.
Soru 2:
Mahmut Abi, iş yerinden bir kızdan hoşlandım. Normalde aynı ortamda değiliz, o yüzden birbirimizi çok görmüyorduk fakat ortak arkadaşımız vardı.
Birini tanımadan, onu uzaktan hoş bulmanız ve yürümeniz tamam. Ama hoşlanmanız çok çocukça. Bir kızla konuşmadan ondan hoşlanmayın. Sanal sanal, uzaktan düşler ve hayaller kurmadığınızda hoşlanmazsınız. Ve evet, kimden hoşlanıp kimden hoşlanmayacağınızı kontrol altında tutabilirsiniz.
İşten ayrılacağım için bir şekilde bir bahaneyle numarasını aldım ve konuşmaya başladık. Yazışırken hoşlandığımı belli ettim ve hafif bazı yerlerde eğlenen ustalıkla konuştum, ama bir kaç iltifat edip bir şarkı da gönderdim. 2 haftadır yazışıyoruz.
“Hoşlandığını belli etme” derdi, “hoşlandığını belli etmeyi” marifet sanmak, sanırım arkadaş gibi davranırsam arkadaş alanına düşerim korkusundan kaynaklanıyor ve ona karşı yapılması gereken şey sanılıyor. Oysa sizin yapmanız gereken şey, buluşmak, iyi vakit geçirmek ve fırsat buldukça fiziksele gitmek. 3-5 buluşmada fırsat bulamadınız mı, kıza yürümeyi ve kızdan hoşlanmayı bırakmak. Bir kızın sizi arkadaş olarak gördüğü belli olduktan sonra ondan hoşlanmayı bırakarak friendzone’a düşmekten kaçınırsınız, ona hoşlandığınızı belli ederek değil.
Bir kızın sizden hoşlanması için sizin ondan hoşlandığınızı bilmesi gerekmiyor. Bir kızın sizden hoşlanması için sizin ondan hoşlanmanız bile gerekmiyor. Sizin önce duygusal, sonra belli bir ölçüde fiziksel olarak çekici olmanız ve ona sizden hoşlanabileceği buluşmaları ayarlamanız ve bu sayede kızın sizi deneyimlemesi gerekiyor. Bu deneyimler arasında, sizin bir sonraki adımı ne zaman atacağınızı veya atıp atmayacağınızı merak edecek zaman gerekiyor.
Bu kadar erken iltifat genellikle karşınızdakinin sizden hoşlanma ihtimalini azaltır.
“Bu arada, ben ona yazdıktan sonra beni de sormuş arkadaşlarına nasıl biri vs diye. Bir keresinde de şirketten bir arkadaşım, bana sormadan kızı arayıp benim hakkımda bahsetmiş bu arada, büyük ihtimal hoşlandığımı net anladı o konuşmada, beni sormuş vs kıza. Kız da hoş çocuk demiş.”
İşin içine üçüncü şahısların girmesi, işin olma ihtimalini çok düşürür. Bir kıza yürüdüğünü ortak arkadaşlarınızdan, en yakın arkadaşın olsalar bile, saklaman lazım. Üçüncü şahıslar, tüm iyi niyetleri ile işi bok etmekte ustalardır.
2 haftalık yazışma sonrasında bugün buluşma teklifi edince şöyle bir cevap verdi:
B: Yarın saat x’de y’de kahve içelim uygun mu?
K: Yarın x’de olmayacağım ama sana da uygunsa başka bir gün sözleşelim. Hem benim de söylemek istediklerim var kahve içmiş oluruz.
B: Z günü olabilir. Neyle ilgili önemli bir şey mi söyleceksin?
K: Konuşuruz. Haberleşelim o zaman
Görüldü attım ve buluşacağımız gün yazmayı düşünüyorum ama kafamı karıştıran cümle şu oldu “Hem benim de söylemek istediklerim var kahve içmiş oluruz.” Arkadaş kalalım ben sana o gözle bakmıyorum diyecek gibi bir his oldu içimde fakat buluşmayı da kabul etti. Sence o mesajın altında yatan psikoloji nedir? Kızla buluşmaya gittiğimde nasıl davranayım? Çok teşekkür ederim.
Buluşmaya git ve gör. Kıza yürümeye devam et, “ben seni arkadaş olarak görüyorum” derse klasik “başka türlü düşünürsen bana haber ver” konuşmasını yap.
Soru 3:
Mahmut abi selam. Bir kızla takılmaya başlamıştık ama o sıra artık sıkıldığım bir sevgilim vardı ve yeni kıza bundan bahsetmedim.
Sevgilini aldattın ve bu kızı da kandırdın yani.
Ben 23 o 21 yaşında. Bana karşı arzusu ilgisi ve duygusu çok yüksekti. Ne istersem yapıyordu, mutluydum. Bana karşı iyi davrandı hep.
“Ne istesem yapıyordu” olayına çok gülüyorum. Sonradan da en büyük kazığı, bu aşk bombardımanına en saftirik şekilde düşenler yiyorlar. Gerçi sen her türlü kazığı hak ediyorsun.
4 aydır beraberdik, o çok istemesine rağmen ben adını koymamıştım ama sevgili gibiydik. 3 yıllık sevgilisinden sonra 2. ilişkisiydim.
Aldatan adamın şu olayı anlatışındaki masumiyetine bakar mısın? Kız teknik olarak sevgili falan değil, yan piliç (side chick).
Diğer sevgilimden ayrılıp onunla devam ederken bi süre sonra hem sevgilimi hem o kızı aynı anda aldattığım öğrenildi.
Güzel.
Konuşmayı kesip kendi içime çekilmeyi tercih ettim. (aldatmama rağmen benimle devam etmek istedi).
Senin gibi adama genelde zaten böyle ödlek, kaygılı bağlanan kızlar düşerler. Her istediğini yapması da sevgiden değil, yalnız kalmaktan ödü kopan yetersizlik hissi ile dolu psikolojisinden.
Sonra o kıza haksızlık yaptığımı düşünüp 1.5 ay sonra yazdım ve buluşma ayarladım. Kızı biraz açınca aldatılmanın ve yalnızlığın acısına dayanamayıp tinder indirip birisi ile rebound ilişkiye girdiğini söyledi.
Bu da yalnız kalmaktan ödü kopan, yetersizlik hissi ile boğuşan kadından beklenecek davranış.
2 kere beraber olmuşlar. Ama o sıra hep çocuğa beni anlatmış çocuk psikoloji okuyormuş kıza iyi yaklaşmış teselli etmiş falan.
Gitmiş gelmiş teselli etmiş, altta üstte teselli etmiş.
Ama meğerse takıldığı rebound çocuğun da o sıra bir sevgilisi varmış ve kıza bundan bahsetmemiş, kız bunu öğrenince ayrılmış. Bana seni hiç unutamadım, geceler boyu ağladım, sen ne zaman çağırırsan döneceğimi biliyordum gibi şeyler sayıkladı.
Hahahaha 😀 Ama bu arada bir çocuk vardı, bana kayıp duruyordu. Hayır kızın her şeyi yapmaya hakkı var da, hala sana böyle aşk bombardımanı ile gelmesi traji komik.
Samimi olduğuna inanıyorum çünkü kızın bana olan arzusunu biliyorum.
Senin o büyük arzu dediğin şeyin çoğu cinsel dürtü kontrolsüzlüğü, korku ile kendini fazlaca verme dürtüsü, vs. Sana arzusu var ama sen yokken başkasına da kolayca verebiliyor. Arzusunu.
Ona benden sonra yaşadığı tinder, rebound saçmalığı için shaming yaptım, ama ben de sütten çıkmış ak kaşık olmadığımı biliyorum, aldatmasam bunlar yaşanmayabilirdi. Şimdi Mahmut abi sana sorum ben buradan itibaren nasıl devam etmeliyim?
Aynı kalitesizlikte tencere kapak insanlarsınız. Bence yakışıyorsunuz. Devam et.
Bu kız ile mutluydum, çok midem almasa da kabul edip devam etmeli miyim yoksa sadece fb tarzında mı takılmayalım? ya da komple bitirmeli miyim?
Kızı nasıl kullanayım diye soruyor hala ya 😀 Kızcağızın bana ulaşması ve senden kurtulmak için destek alması lazım.
13 aylık bir ilişkim vardı, ilişkide ilgi de sevgi de yeterli olmasına rağmen kız arkadaşım daha fazlasını talep ediyordu. Hayatında genel olarak tatmin olma sorunu gözlemliyordum. Biraz popüler kültür romantizmi var üzerinde maalesef ilişkide yatırımımı sürekli artırmamı istiyordu ve ben de bunun sonucunun iyi olmadığını biliyorum o yüzden çizgiyi bozmadım.
Bu sadece popüler kültür romantizminden kaynaklanmıyor. Bununla ilgili, beta özelliği gösteren kadınlar yazısını yazmıştım. Beta özelliği gösteren erkek, ilişkide sürekli olarak ilgi, kaynak, hediye, vs. vermezse güvende hissedemez, sevilmeyeceğinden, bırakılacağından korkar. Beta özelliği gösteren kadın ise, ilişkide sürekli olarak ilgi, kaynak, hediye, vs. almazsa güvende hissedemez, sevilmediğinden, bırakılacağından korkar.
Aslına bakarsan bu, klasik kaygılı bağlanma stili özelliği olan yetersizlik hissi. Eski kız arkadaşın, kendisini yeterli hissedemediği için, bu yetersizlik hissini sürekli olarak dışarıdan – erkek arkadaşından (bazı kızlar erkeklerin ilgisinden) telafi etmeye çalışır. Fakat erkek bunu telafi etmek için ekstra çaba gösterdiğinde, yetersizlik içsel ve dışarıdan kapanamaz bir şey olduğundan, yetersizlik ve güvensizlik hissi geçmez.
Bu zihniyetteki çoğu kadın, bu güvensizlik hissinin kapanmamasını, “erkeğin yeterince çabalamamasına” bağlar ve siz verdikçe daha fazlasını talep eder. Siz verdikçe ve yetersizlik – güvensizlik hissi geçmedikçe, bir de “hala yeterince çabalamıyor” diye size öfkelenmeye başlar.
Çizgini bozmaman doğru karar ama maalesef böyle bir insanın, yetersizliğinin kaynağının ve çözümünün kendinde olduğunu kabul etmes zordur ve bu nedenle böyle biri kendi ilişkisini yok etmeye programlıdır.
Neyse, onu sevdiğimi bildiğini ama eksik hissettiğini ve benim değişmeyeceğimi anladığını (sözlerinden anladığıma göre daha beta yönlü birisi olmamı istiyor) ama çerçeveyi bırakmadım.
Bu nedenle ayrılmamızın doğru olduğunu söyledi, ben de ilişkide sorun yoktu sadece ilişki yaşama şeklini biraz fazla romantize ettiğini ve beklentilerinin doğal olmadığını söyleyip ayrılığı kabul ettim, kararın değişirse ulaşırsın dedim daha da ulaşmadım.
İlişkinde büyük bir sorun vardı. Karşında güvensiz – yetersiz hissedip bunun sürekli olarak senin tarafından giderilmesini talep eden bir partner var. Bu ilişkide senin çıkışa gitmen lazımdı.
Birkaç hafta içinde ulaştı telefonu açtım hiçbir şey olmamış gibi neşeli konuştum eski konuları açınca savuşturmaya çalıştım. Nasıl böyle mutlu olabilirsin? Hayatına böyle nasıl devam ediyorsun? Ben senin gibi yapamıyorum seni de anlamıyorum senin gibi birisini tanımadım çok umursamazsın dedi ve eski sorunları konuşmaya çalışıp, hiç değişmediğimi ayrılıktan sonra belki bazı şeyleri değiştirmek istersin diye ulaştım ama yok değişmemişsin dedi.
Birini terk edip sonra peşinden koşmuyor, ayrılığı iyi atlatıyor diye onu suçlamak, aşırı kalitesiz ve mide bulandırıcı bir davranış. Bu kızı geri almaman gerekiyor. Bu kız seni, peşimde koşar, ipleri tamamen elime alırım diye terk etmiş. Yani seni ayrılıkla sopalamaya çalışmış.
Ben de bunları yüz yüze konuşmanın doğru olduğunu söyleyip buluşma teklif ettim kabul etmedi gelsem bile aynı şeyler olacak tekrar kendimi üzemem bu sürece girip ayrılık fikri daha doğruymuş dedi.
Hayır, böyle biri ile ilişki, kendisini düzeltmediği sürece, kötü bir fikir. Bu kızdan aktif olarak kaçmalısın.
Hayır, böyle biri ile ilişki, kendisini düzeltmediği sürece, kötü bir fikir. Bu kızdan aktif olarak kaçmalısın.
Ayrılıktan pişman olmayıp benim değişip değişmediğimi sorgulayıp ona göre nabız yoklaması bana gözdağı vermek için ayrılığı yaşattığını düşündürmeye başladı ama yine de burda anlayamadığım bir terslik var.
Burada teşhisin doğru ve anlamayacak bir şey yok.
Hiç kendinde aşırılık görmüyor ona göre tek sorun benim davranışlarım. Senin fikrin nedir Mahmut abi?
Onun kendi dünyasında durum bu çünkü. Kendi yetersizlik – güvensizlik hislerini düzeltmesi gerekenin kendisi olduğunu kabul edemeyen bir insan, bir süre sonra yetersizlik – güvensizlik hissi ile baş edemeyip, bunu dışarı yansıtır. Tipik bir psikolojik yansıtma (projection).
Soru #1: Kız evde sürekli olarak bana bir şeyler yaptırmaya çalışıyor.
Mahmut abi kızın ev içindeyken senden bir şeyler istemesi shit test midir? Evi biliyor ilk gelişi değil. Mesela mutfaktan geliyor “susadım bana su getirir misin?” Ya da ortada kendi eşyası olmasına rağmen “bana ceket getirir misin” ya da “ayağıma terlik getirir misin”, “kahve yapar mısın” gibi isteklerinde beni mi deniyor sence?
Birkaçını eğlenen ustalıkla geçiştirdim fakat bazen bu istekleri artınca birkaçını yaptım ve bende ondan bir şeyler istedim. Sence bu shit test mi abi eğer öyleyse ne yapmam lazımdı?
Kız arkadaşınızın sizden arada bir, bir şeyler istemesi normalde anormal bir durum ya da test değil. Mesela siz mutfaktan gelirken su istemesi. Fakat seninkisi bariz anormal. Muhtemelen senin kendini ne kadar kullandıracağını, seni ne kadar kullanabileceğini test ediyor.
Bu tür bir kızla güzellikle anlaşamıyorsan yani birkaç kere kibarca “güzelim kaldır kıçını sen al” dedikten sonra da böyle şeylere devam ederse, kızı hızlıca bırakmak en iyisi. Özellikle de bundan tatsızlık çıkarıyorsa, hemen bırakman lazım.
Soru #2
Abi selamlar. Bir kızla konuşuyoruz kopuk kopuk ama nasıl desem bazen birkaç dakikada bir donuyor bazen 3 saat sonra.Ama bir yazıyı okuduğumda bunun çok önemli olmadığını söylemiştin. Çünkü kız mesajlaşma noktasında böyle olsa da dün beni dışarı yemege çağırdı ilk buluşmamızda ben çağirmistim bu sefer o çağırdı. Olumlu gittiğini söylemek mümkün mü? Ben biraz geç yazmasindan yakınır tarzda bir mesaj attım o da kusura bakma projem var yetistirmemiz lazım bu yüzden telefona bakamıyorum dedi.
Geç yazmasından yakınman, geç yazdığı da yok, senin için olumsuz olmuş.
Doğru bu arada perşembe önemli bir proje sunumu olacak ve yetiştirmesi lazım. Ayrıca mesajıma dönmediği o aralıkta aktif de olmuyor diyebilirim sosyal medyada veya whatsappta.
Sana hemen cevap vermeyince kızı ciddi ciddi stalklıyorsun. Bu kaygılı davranışlara devam edersen, en olumlu süreci bile olumsuza çevirirsin, seni kimse tutamaz. Bunlar aşırı duygusal yatırım yapar. Zaten geç mesaj atıyorsun diye şikayet ederek ilişkinin kadını rolüne oynuyorsun. Bu stalk olayı ile kadını olabileceğin bir ilişki bile olmaz.
Geçen kırmızı bir kıyafet giymis çok yakismis dedim profilini o kıyafetle değiştirmiş. Şu an bir sorun gözüküyor mu sence?
Soru #3:
Mahmut abi selam, ben seni takip eden bir kadınım. 5 aydır adını koyup koymadığımızdan emin olmadığım bir ilişki içerisindeyim.
Adını koyup koymadığınızdan emin değilsen, adını koymadığınızdan emin olabilirsin.
İlişkimiz aynı şehirdeyken başladı ve 2 ay sonra ben şehir değiştirdim. O ay içerisinde buluştuk ve her ay düzenli görüştük. 4 5 gün birbirimizin bulunduğu şehirlerde kaldık. Fakat mesajlaşma konusunda 1-2 saat sonra kısa kısa yazan konuşmalar oluyor. Çok fazla merak yok, aramalar her gün değil. Bazen o, bazen ben arıyorum. Çok nadir haftada birkaç kez anca.
Çok fazla bir geçmişiniz olmadan uzak mesafeye geçmiş, anladığım kadarıyla da yakın gelecekte aynı şehre geçme durumu da yok. Her gün aramama olayı normal ama kısa kısa mesajlaşma anormal. Gerçi sana kısa geliyor olabilir.
Onun dışında birbirimizi ne yaptığımızdan haberdar edip iyi geceler dileyip her günü böyle devam ettiriyoruz. Birbirimize aşk ve ilgi cümleleri belirtmiyoruz. İlişki hakkında romantik konuşmalar yok. Naber, nasılsın, napıyosun, eve geldim gittim tarzında konuşmalar. Bunu sorun olarak karşıya hiç yansıtmadım ama hayatını daha cok anlatan benim. Ama ona göre de davranıyorum. Bir saat sonra yazıyorsa bazen ben de aynısını yapıyorum. Ama şu düşünceye hep itiliyorum. Bana belki de yeterince ilgili ve sevgi dolu degildir?
İlişkinin senin için sıkıcı, uzak ve yavan olduğu gerçeği ortada. Uzak mesafe olmasının etkisi büyük. İlgisi yetersiz, sana yetersiz olduğu için, kendine yakın bir ilişki için, bu işi bırakman en iyisi.
Soru #4:
No contact sürecindeyim. Şimdi diyelim, meraktan ötürü “naptın, ne ettin?” gibi bir geri dönüş yaptı. Tam anlamıyla dönecek değil de hani merak kendini rahatlatma. Bu durumda no contact bozuluyor ama sonuca erişemiyoruz yine de aynı duruşumuzu koruuyup yanıt mı verelim?
Yanıt vermezsen no contact olmuyor, ghosting oluyor. No contact siz ona ulaşmayın demek, o size ulaşsa da cevap vermeyin demek değil. Genellikle geri dönüş ihtimalini düşüren bir tepki. Geri dönmesini istemiyorsan bu şekilde davranabilirsin ama buraya yazdığına göre geri dönmesini istiyorsun.
Sizi terk eden size “affet beni, dönmek istiyorum” diye heyecanlı heyecanlı yazmaz. Bu bazen olur ama genellikle sizin uzun süredir ulaşmamanızın da etkisi ile ayak parmaklarını suya sokup sıcaklığı test eder gibi basit, “ne haber, nasılsın?” tarzında bir şeyler yazar. “Kedin nasıl?”, “sınavın vardı” gibi basit şeyler yazar. Bu durumda da sizinle buluşmak istediğini varsayıp, kısa bir mesajlaşmadan sonra buluşma teklif edin.
Soru #5:
Selam abi, kız arkadaşımı bir iş arkadaşı bırakmış. Bu beni rahatsız etti. Belki ben abartıyorumdur.
Sana haber vermemesi sıkıntı, o konuda uyar. Bu düzenli olursa da sıkıntı.
Neyse bunu konuştum. Şimdi de bunlar 4 kişi çalışıyor o gün dışarıda işleri. Anlattığına göre 1’inin işi çıkıyor 1’i de ana binaya dönüyor ama öğlen tekrar buluşacaklar bu ve iş arkadaşı( eve bırakan değil) beklemek için kahve içmeye gidiyorlar. 2 saat sürmüş.
Çalışma hayatında böyle şeyler olur. Ben de planda olmayan bir şekilde iş arkadaşım bir kadınla bir yerde bir şeyler içip birini beklemek zorunda kalıyorum bazen. Düzenli duyduğun bir olay değilse dert değil.
Kız da ben sadece bir iş arkadaşımla beklemek için kahve içtim aklıma başka bir şey gelmedi ki dedi. Evi de yakın oraya. Nasıl diyim içim almıyor yani bunu kabul edemiyorum da ben mi abartıyorum acaba onu anlamak için soruyorum. Ayrılmayı düşünüyorum.
Sen abartıyorsun.
Soru #6:
19 yaşındayım. Bu zamana kadar kızlarla ciddi bir ilişki kuramadım. Muhafazakar bir ailede büyüdüm ve ailem sürekli olarak – özellikle annem- kızlardan uzak durmam gerektiğini telkin etti. Hala o muhafazakar düşüncelerin etkisi üzerimde ve kızlara yürümeye çok zorlanıyorum. Eğer yürürsem de hemen oneitis geliştiriyorum. Hemcinslerimle olan sohbetlerimde, günlük hayatımda yapmam gereken şeylerde özgüvensizlik yaşamıyorum ama karşı cins ile temasa geçmem benim için bir imkansız. Sal çayıra mevlam kayıra modunda da değilim. Düzenli kitap okurum ve aynı zamanda vücut çalışırım lakin kendimi sürekli olarak yetersiz görüyorum ve sanki hayatımda bir şeyler eksikmiş gibi hissediyorum. Boyumun kısa olması -1.68- ve tipimi beğenmemem özgüvenimi çok etkiliyor. Bu zihin yapımı hala değiştirebilmiş değilim. Bana tavsiyen nedir?
Tanımadığın kızlarla da tanışıp konuşman gerekeceği şekilde, yürüme baskısı olmadan daha da sosyalleş. Bir süre buna alış. Ondan sonra bu korkunun kendiliğinden, seni tutan zincirlere rağmen iş çıkarabileceğin bir zihin yapısına geçersin. Belki 1 sene sürer, belki 2 sene ama yaşın genç zaten.
Soru #7:
11 aylık bir ilişkim vardı, kız bana çok bağlı ve sadıktı ama biraz fazla dürtüseldi ve bu beni çok bunaltıyordu. Bu huyu yüzünden benim için hayatımın en önemli günlerinden birini mahvetmişliği bile vardı.
Sadakat gerekli koşul, yeterli değil. Bir erkek ilişkide duygusal güç kaynağıdır, kadın da huzur. Huzur yoksa istediği kadar sadık olsun, kötü bir partnerdir.
En son onunla tanışmadan önce takipleştiğim aramda konuşma bile olmayan bir kızı bulmuş, telefonda konuşurken şakayla “bu flörtünle niye konuşmayı kestin” diye sordu. Ben de yine şakayla karşılık verdim ve güldüm. Söylediğim abartı bir cümle değildi. Bana birden bire “sen mal mısın salak salak konuşma” diye bağırdı o sırada iş yerindeydim telefonu kapattım.
“Sen kimsin benimle böyle konuşuyorsun?” diyerek, haddini bildirerek kapadın umarım.
Mesajlaşmada da benimle böyle konuşamayacağını söyledim doğru dürüst özür bile dilemedi ben de ayrıldım. Çünkü çok bunalmıştım.
Doğru karar.
Birkaç gün sonra bana mesaj attı, bitirmek istemediğini söyledi özür diledi fakat özür cümlesinden çok beni suçlar cümleler kurmuştu özrü kabahatinden büyüktü o yüzden kabul etmedim.
Doğru yapmışsın. İçten özür dileyip dileyip sonra yine böyle şeyler yapıyor olsaydı da bırakmak doğru karardı.
Bu sırada arkadaşlarımla bana doğum günü planladığını öğrendim. Biz ayrılınca onlara da benim hakkımda kötüler şekilde konuşmuş buna çok sinirlendim. Birkaç gün sonra da profil fotoğraflarını değiştirdi alkollü bir mekanda açık dekolteli bir fotoğraf koymuş bunu her yerde profil fotoğrafı yapmış ve benim bundan hoşlanmayacağımı biliyor.
İyi yapıyor. Sana ayrılığın ne kadar doğru bir karar olduğunu gösterip seni rahatlatıyor.
Bunu instagramda birilerini eklediğimi düşündüğü için yapmış ama eklememiştim- ben bu duruma çok sinirlendim tamamen bittiğini düşündüm. Sinirle eski görüştüğüm bir kıza mesaj attım.
Yanlış hareket. Toksik biri ile gereğinden uzun kalırsan, sen de toksik, saçma sapan birine dönüşüyorsun.
Bir iki saat konuştuk kız görüşmek istedi fakat ben yeni bir ayrılık yaşadım o yüzden şu an görüşmek istemiyorum dedim. Daha sonra da o kızla bir daha konuşmadım çünkü ayrı olsak da yaptığımın etik olmadığını düşündüm pişman hissettim.
Neyse ilerlememişsin, dert değil.
Birkaç gün sonra bu ayrıldığım sevgilimi dayanamayıp aradım, ben ayrıldığım için de bir problem görmedim bunda.
Bu çok büyük bir problem. Bu kıza bir kayarsın, hayatının 2-3 senesi uçar gider.
Konuştuğumuzda problemleri anlattım beni anladı, konu barışmaya geldi düzeltebiliriz vs. dedi tutumundan dolayı barışmak istedim ama vicdanım hiç rahat değildi. bir gün sonra arayarak “belki barışıp düzeltebiliriz ama benim vicdanım rahat değil, ben seninle birlikte olmadan önce görüştüğüm başka bir kızla ayrı olduğumuz bu süreçte mesajlaştım, seni aldatmadım ama bunu bilmeye hakkın var” diyerek olayı anlattım, yalvarıp özür dilemedim ama “hata yaptığımın farkındayım ama senin koyduğun fotoğraf benim gücüme gitti bu yüzden yaptım” dedim.
Aşırı aptalca bir hareket ama senin durumunda, kıza ulaşıp yeniden başlama aptallığına engel olacağı için faydalı olabilir.
“Seni sevdiğime pişmanım beni asla arama” diyerek telefonu kapattı. Bir anda her yerden engelledi. Yarım saat içinde başka bir telefondan ulaşmaya çalıştım, onu da engelledi en son kısa bir mail attım, “yaptığımın yanlış olduğunu biliyorum, senin yaptığından çok etkilendim ve hataydı. telafi edebilirim, fikrin değişirse bana ulaş lütfen” yazdım bir daha da ulaşmaya çalışmadım.
Kendine gel yahu. Bu kızla ilişkiye başlayıp kendini küçük düşüreceksin.
Kendimi vicdanen çok kötü hissediyorum ama bir yandan o bunu bildiği için hafiflemiş hissediyorum sonuçta çok yanlış bir şey yaptım. Sence bu yaptığım aldatmak mıdır abi?
Olmaz ama seni yeniden alınmaması gereken biri yapar. Gerçi bu seni geri almasa senin için daha iyi.
Kız beni çok seviyordu, hayranlıkla bakıyordu, ilgisi çok yüksekti.
Böyle karın ağrısı saçma sapan kızlara herkes düşmez. Senin gibi bazı yetersizlik problemleri olan adamlar düşer. Onlar böyle kızları yüceltmeyi başarırlar.
Sence bu davranışım ve sonradan yapışmamla gözünde kendimi çok ezik ya da kötü bir duruma mı düşürmüşüm?
Bu kızı bırakmak yerine gözündeki yerini düşünüyorsan, eziksin zaten. Öyle görünsen ne olur, görünmesen ne olur?
Kız beni bekarken çapkın olarak görüyor buna biraz takıyordu ama ilişki içinde asla sadakatsizliğim vs olmadı. Sence tekrar bana ulaşır mı? Ulaşmazsa da hatamın bir bedeli olacak elbet, şu anda no contact devam.
Bazen diyorum ki, sizin de bir işleviniz var. Böyle saçma sapan kızları hayatınızda tutarak kendi hayatınızın içine ediyorsunuz ama en azından sizden daha akıllı adamların başına bela olmalarına engel olup milli görev icra ediyorsunuz.
Başkaları için kendi hayatının içine ediyorsun, gerek yoktu ama erkek milleti sana minnettar. You go boy.
Mahmut Abi kız arkadaşımla ayrıldık. 3 yıllık bir ilişkimiz vardı ve benim ilk ilişkimdi. Bu yüzden biraz kolay bağlanmıştım kendisine. Kız arkadaşlarından çok erkek arkadaşları vardı ve ben erkeklerle daha iyi anlaşıyorum diyordu.
Bu bir kırmızı alarm. Ayrıca böyle kızlar erkeklerle daha iyi anlaştıklarından daha az kız arkadaşa sahip değiller. Diğer kızlar ya da çoğu kız tarafından dışlandıkları, arkadaş olarak istenmedikleri için kız arkadaşları yok ve erkeklerle arkadaşlığa meyilleri sebep mi sonuç mu belli de değil.
Bende ilişkimizin başlarında “benden önce onlar vardı”, dostları düşüncesiyle ona da güvendiğimden sorun etmedim.
Sorun aslında.
Üniversiteyi kazanıp başka bir şehire gittiğinde orada da farklı erkeklerle tanıştı.
Üniversiteye başka şehre gitti, en az 4 sene yok. Bu durumda ilişkiyi bitirmen lazımdı. Kaldı ki bu, çevresinde çok erkek döndüren bir kadın. Kafa rahatın için, proaktif ayrılman gerekliydi.
Sürekli tartışmaya başladık ama ben hep bir şekilde gönlünü alıyordum hatalı olmasam dahi.
Türkçesi, kız seni terk eder korkusu ile omurgasız ve korkak bir şekilde eğilip büzülüyordun. Bunun sonucunda da ilişkinin devam edeceğini sanıyorsun ama %90 terk edileceksin ve kendini küçültüğünle kalacaksın.
Sonrasında ben de derslerimin yoğunluğundan ve uzak mesafe olmasından dolayı ihmal ettim ama bunu bir şekilde telafi ettim.Yanına gidemediysem aradım telefonda mesaj atıp durumu izah ettim.Sorunlarımızı hallettiğimizi sanmıştım ama hep bunları ısıtıp ısıtıp önüme koydu ve ayrılıkla tehdit etti.
Çok iyi bir ayrılık fırsatını kaçırmışsın. Bak belki “ayak paspası olurum, erkeklik onurumu ayaklar altına aldırırım, bugün ayrılacağıma yarın terk edilirim ama bu işi bir ay daha uzatırım” kafasındaysan bilemem, bence bu da çok acınası bir kafa. Ama böyle omurgasız davranarak bu ilişkinin bir yerde toparlanacağını sanıyorsan, fena halde yanılıyorsun. Seçeneğin bugün terk etmek ile terk edilene kadar küçük düşüp, acı çekip terk edilmek. Sonuna kadar beklersen yüksek ihtimalle de başkası için terk edilip duble acı çekeceksin.
Ayrıca, bugün terk etsen yani hala kontrolün ve kafanda sanal bir düzelme ihtimali varken terk etsen, bu olaydan güçlenerek çıkarsın. Terk edildiğin, artık elinde bir kontrol kalmadığı noktaya kadar gidersen, bu olaydan zayıflayarak, bir sonraki ilişkinde daha boktan şeyler yaşayacak şekilde çıkarsın.
Bir şekilde iyi kötü devam ettik ama 1 ay önce ayrıldık.
Umarım yanlış tahmin ediyorum ama muhtemelen terk edildin.
Ayrılığımızdan birkaç hafta önce üniversitede tanıştığı erkekle yakınlaştığını hissetmiştim. Bana onunla konuşmalarını aktarması,beraber kütüphaneye gidip ders çalışması,onunla telefonda konuşmalar verebileceğim en basit örnekler.
Evet bu tip kadınlar bunu çok yapıyorlar. Sanki “ya ben sana söylemiştim, tamam içime kaçıp durduğunu söylememiştim ama yani onu da sen anlasaydın, benden günah gitti” mantığı ile çenelerini kapayamıyorlar.
Ben kendisine bu çocukla arasına mesafe koymasını istediğimde “ne var ya sadece ders çalıştık “ tarzında bir cümle kurdu.
“Ne var ya! Sadece arkadaşız!”
Bana ben çocuğu ders için kullanıyorum,notları almak için yakın davranıyorum,benden kısa boylu biri diyerek dalga geçiyordu.
Önemli olan boyu değil, aslen bu vatandaşın ne işlevi olduğu.
Bu tavır beni aşırı rahatsız etmişti ve aramıza bir soğukluk girdi sonrasında da zaten ayrıldık ve her şey için beni suçlayarak gitti.
Bu tür ciğeri beş para etmez insanlardan kurtulmanız lazım. Bunu bu noktaya kadar terk etmemen, kendine bu ciğeri beş para etmez insanı sevgili diye yakıştırman, senin ayıbın. Gaslighting yapıyor, utanmadan da ayrılırken seni suçluyor. Ama anlattığın tepkiye bakarsak, terk edilmemişsin sanki. Son anda ruhunu kurtarmışsın.
Arkadaşlarımdan duyduğum kadarıyla o çocukla 1 hafta içinde sevgili olmuş ve yılbaşını beraber baş başa geçirmişler.
Şaşırtıcı değil. Ayrıca muhtemelen seninle ayrıldıktan bir hafta sonra olayı kamuoyuna duyurdular, kornişonun giriş çıkış vizesini önceden almış olma ihtimali de çok yüksek.
Böyle bir durumu yaşadığım için utanıyorum ve nasıl atlatacağımı bilmiyorum.
Utan ve uzun süre acısını çek ki, bir daha böyle bir şey yapma.
Beni çok iyi manipüle etti kendimi suçlu hissettirdi.
Ama iyi tarafından bakarsak, artık bu ciğeri beş para etmez kız, daldan dala atlayan kız, o kornişonun problemi.
Önerilerinize açığım kızla iletişim kurmuyorum her yerden engelli zaten, yakın arkadaşlarını da takipten çıkardım hayatıma odaklanmaya çalışıyorum derslerime odaklanmaya çalışıyorum ama ara ara aklıma geliyor ve beni olumsuz etkiliyor yaşananlar.
Bakın, ne kadar büyük aptallık yaparsanız, o aptallığı bir daha yapmayın diye o kadar çok acı çekmeniz gerekir. Erkek gibi, “ben ettim, ceza sürem neyse yatıp çıkacağım” diyeceksiniz. Bir daha bu kadınla asla iletişime geçme, ondan bilgi alma ve ağlaya ağlaya da olsa kendi hayatına odaklan. Bu geçer. Başında bıraksan 4-5 ayda geçecek şey, bu kadar uzatmanla 8-10 ayda geçer ama geçer.
Bir de yeri gelmişken şunu söyleyeceğim. 27 sene önce üniversiteye başladığımda ve sonrasında burada dinlediğim hikayelerde bunu çok gördüm. Böyle liseden tanışıp üniversite ile uzak mesafeye dönen çiftlerin çok büyük bir kısmı, bir sene içerisinde daldan dala ayrıldılar. Bunu yapanın erkeğini de gördüm, kadınını da. Buna maruz kalanın erkeğini de gördüm kadınını da. “Yok abi biz 3 senedir beraberiz, kimse ona olan sevgimi değiştiremez zaten kimseyi gözüm görmüyor” laflarını çok duydum, gözü görecek biri çıktığı an o lafların buhar olup gittiğini de çok gördüm.
Sevgiliniz ile, üniversite gibi hayatı çok değiştiren ve bir daha yollarınızın kesişme ihtimalini azaltan ayrılık olduğunda, kendinize bir iyilik yapın ve ayrılın. Kız böyle yan apartmanda oturuyor olsa bile terk etmelik olmayabilir, iyi bir sevgili olabilir ama artık sizin yollarınız ayrıldı.