Disiplin devreleri

Okuyucu Murat sormuş :

Aslında tüm bu mevzular , duygularını yok edip tamamen gerçekler üzerinden ilerlemeyi amaç edinmiş adamlar için başarılı sonuçlar verecek. Kadınlarla, iş hayatında, temel insan ilişkilerinde kısaca hayatla yüzleşip duyguları bırakmayı gerektiriyor. En ufak bi duygu kırıntısı bizi düşürmeye yetiyor. Kıvılcımların yangınlara dönüştüğü gibi.

Peki sitenin daşşaklı abilerine soruyorum. Nasıl duygularımızı kontrol edecez?

Tamam, insan ilişkilerinde tamamen gerçeklerle ilgilrniyorum. Ama kendimle baş başa kaldığımda işe koyulmuyorum. Çalışmıyorum . Disiplin yazılarını okudum . Disiplin sahibi olmak için çok uğraştım ama bi noktada patlak veriyorum . Planladığım gibi olmayınca kafam bozuluyor. Kontrol edemiyorum kendimi.Mesela o gün 4 saat uyku 15 saat çalışma hedefledim

bu uyku süresi 10 dakka fazla olsun ya da çalışma süresi bi kaç saat aşşağıda olsun. Moralim bozuluyor sinirleniyorum. Kafayı bozdum bununla. Nasıl bu amınakoduğumun şeyini geçekleştircem artık çok sinirleniyorum kendime.

Bu kadarı abartı diyecek olan olursa sınava gircem yakın zamanda bu zamana kadar hiç bi sikim yapmadım. 20 yaşına geldim bu zamana kadar vaktim boş geçti ve bu beni çook pişman ediyor keşkelerle yaşıyorum resmen.

Maalesef disiplin yazılarını tam okumuşa benzemiyorsun. Dün disiplinsizken bugün çok disiplinli hale geçmek istiyorsun. Dün hayatın boyunca gyme adım atmamış biri iken, bugün 200 kilo basmak istiyorsun (4 saat uyku, 15 saat çalışma). İkisi aynı şey ve böyle bir atlamayı yapman mümkün değil.

Oyun ve disiplin gibi şeyler kavramsal olduğundan size hemen bir anda değiştirilebilir gibi geliyor ama bunlar kaslar gibi fiziksel şeyler. Düşünün bir : oyunu ve disiplinli olmayı öğrenmek ne demek? Beyninizde yeni nöron ağları kurmak demek. Daha önce hiç otomatize etmediğiniz şeylerin beyninizde bir devresi yok ki! Bunları kurmanız lazım. Bunlar da kaslar gibi fiziksel alemde yer alan hücreler ve kas geliştirir gibi yavaş yavaş kurulan şeyler.

O nedenle bir gün gidip 30 kıza yürüyen adam, aynı tempoda 1000 kıza yürüse de havasını alır, haftada 3 kere ama düzenli yürüyen başarır diyoruz. Disiplin de aynı. Disiplin demek, kendi kararınızla bazı davranışları otomatik ve düzenli hale getirmeniz demek. Bunun için o otomatikliği sağlayan beyin devrelerini geliştirmeniz lazım. Kas geliştirir gibi.

bu uyku süresi 10 dakka fazla olsun ya da çalışma süresi bi kaç saat aşşağıda olsun. Moralim bozuluyor sinirleniyorum. Kafayı bozdum bununla.

Yanlış. Bugüne kadar düzenli çalışmayan bir adamsan, çalışma saatini her hafta belli bir süre arttırabilirsin. Günde 3 saat çalışan adam, yarın günde 9 saat çalışan birine dönüşemez. Bir hafta sonra 3.5 saat, sonra 4 saat, vs … bir hızda dönüşebilirsin ancak.

Bu kadarı abartı diyecek olan olursa sınava gircem yakın zamanda bu zamana kadar hiç bi sikim yapmadım.

Bunu demekle “bu kadar abartı diyecek olan olursa Türkiye MMA şampiyonu ile ringe çıkacağım yakın zamanda bu zamana kadar hiç bi sikim yapmadım” demek arasında fark yok. Günde 4 saat uyuyup, 15 saat antrenman yaparsan sakatlanırsın, kasların da gelişmez.

Yanlış anlama, yumurta kapıya dayanmış, 15 saat kasma demiyorum. Ama bu yapacağın disiplin falan değil tamamen bir can havli ile oraya buraya saldırmak. Yap ama 4 saat değil de 5 saat uyumuşsun, 15 değil de 14 saat çalışmışsın kafayı bozman bu aşamada aptalca.

20 yaş keşkeler yaşı değil. Bugüne kadar yetişkin geçirdiğin süre 2 yıl, hadi de 4 yıl. 4 yıl hiçbir bok yapmasan bundan sonra disiplinli çalışısan yine toparlarsın.

Sen şimdi istersen can havliyle kas sınava, ama bu disiplin falan değil. Disiplini sınavdan sonra sağlarsın. MEsela eğer sınavın kötü geçerse, git 3 hafta tatil yap, tek bir kitap yüzü açma, ondan sonra da önümüzdeki sınava kadar hergün çalışacağın disiplini her seferinde bir alışkanlığa odaklanarak kazan. Şimdi üniversiteye girsen 24 yaşında mezunsun, gelecek sene girsen 25. Hemen hayata atılırsan, 25 yaşında mezun olduğunun acısını uzun dönem çekmezsin.

Share this...
Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Author: Mahmut Abi

Sitenin 30luk Mahmut Abisi ve admini. Kendisini şimdilik sadece buradan ve sitenin twitter hesabından takip edebilirsiniz.

11 thoughts on “Disiplin devreleri”

  1. Mahmut abi bi sorum var.
    Bazen rutinimi bozuyorum. 1 gün falan. Ertesi gün sporum var mesela ama bazı sebeplerden yetişemiyorum bende gitmiyorum. Koyduğum hedefleri bazen deliyorum ve suçluluk hissediyorum. Bunlar normal mi? Deldigimiz zaman da yine rutinimize devam etmeli miyiz?
    Mesela önümüz bayram ve 5 gün falan spor, kitap vs yapmayacağım bu bir sorun mu?

        1. Cheat day-cheat meal olayinin bu mevzuyla pek alakasi yok. Cheat day sayilmasi icin onceden planlanmasi gerekiyor. Zaten adamin icini kemiren durum da orada basliyor. Hesaplamadigi bir olay veya kendi disiplinsizliginden dolayi rutinini aksatinca husursuz oluyor. Saglam definasyon donemindesindir cumartesi gunu cheat yapacagim dersin, bu insani huzursuz etmez. Cunku planlidir. Arkadasin anlattigi mevzu biraz daha farkli. O nuans insanin duygu durumunu degistirmeye tek basina yeter. Ben de 2 ay bu sikintiyi cektim biraz kendimle inatlasarak buyuk oranda cozdum. Makine degilsin sonucta arada olur oyle seyler. Bence mesele o arayi elinden geldigince uzun tutabilmek.

  2. Sınav senem bu sene ve bu disiplinden yoksunum. Disiplin kazanmak için part time bir işe girdim. Bu ne kadar mantıklı

  3. Hocam bu birazda mükemmeliyetçilik ya bende de öyle ya da bir bok yememek içim kaçış mekanizması aman işler tam istediğim gibi olmadı olana kadar sinirleneyim bari gibi bende her gün 12 de başlayıp gece 12 ye kadar çalışcam diyorum bir bakıyorum akşam olmuş gene yarına kalıyor halbuki her şey mükemmel olmak zorunda değil ne olur 12 de değilde 4 de başlasak ama yook yarın bir daha daha mükemmel başlıycaz 😀

  4. Disiplin konusu benim kanayan yaram…
    O kadar araştırıyorum yazıyorum disiplin ve stoic olmak hakkında ama yılların harabiyetini Çat diye söküp atmak kolay olmuyor.
    İnce ince dikkatli bir şekilde düzeltmek gerekiyor her şeyi
    Kendimde gördüğüm o kadar eksik yön var ki bu yaz sert bir monk mode beni bekliyor.
    Çok ders çalışmama rağmen büte kalınca aklım başıma geldi gerçekten.

    Önce küçük şeyleri başarın
    Sonra büyük şöyler
    Eski Navy Seal Komutanını dediği gibi ;
    Büyük şeyleri başarmak istiyorsanız adım adım görevler halinde başlayın
    KÜÇÜK ŞEYLERİ BAŞARAMAYAN BÜYÜK ŞEYLERİ BAŞARAMAZ

    Görevleri tamamlayıp bir üst levela geçmeği hedeflemeliyiz
    Beynin ödül mekanizması böyle çalıştırılmalırı en iyi verim böyle alınır
    Bilgisayar oyunları bu yüzden bağımlılık yapıyor işte
    Her seferinde bir üst levele çıkıp başarma arzusunu tetikliyor .

    Askerleri motive etmek şekli de böyle olmuştur çoğu zaman
    Zorluklar geliyor tamam ama pes etmek olmaz işler daha kötü olur bırakırsak

    Acı çekmek seni seçer yada sen onu seçersin ama onun seçmesine izin vermek çoğu zaman seni hazırlıksız yakalar.
    Son olarak
    Disiplin İnanç Düzen ✊🏼

  5. Nasıl spor yapılmalı konuları tartışıldı hep hadi gelin bu sefer de ”nasıl ders çalışılır?” hangi teknik, hangi koşullarda, kimin üzerinde verim sağlar bunları konuşalım. Herkes kendi düşüncesini yazsın buraya.

    Günde 10+saat ders çalışmak yazısını okuyalı epey oluyor. Bu yöntemi tam anlamıyla uyguladığım söylenemez, o yüzden bu yöntem başarısızdır veya benlik değil deme hakkını kendimde görmüyorum. Kısa bir zaman diliminde uygulayabildim bu yöntemi. Önce nokta atışı, özetlenmiş ana fikir niteliğindeki kısımlardan başlayarak genele yaydım çalışma konularını. Evet genel bir şablon oluşturmaya yardımcı oluyor bu yöntem, kafanızda oturuyor nerelerin, hangi kısımların önemli olduğu. Ancak yine bir eksiklik var. Belli bir sınıra kadar getirdiği doğru ama oradan sonrasına yetmiyor, hep nokta atışı-özet bilgiye odaklanmış zihin sınavda oyunu sahanın kenarlarına açamıyor, farklı bir soru geldiğinde mavi ekran veriyorum.

    Önceden denenmiş başarıya ulaşmış belli çalışma teknikleri var; Pomodoro tekniği, Feynman tekniği, Jordan Peterson’ın önerdiği çalışma tekniği, soru-cevap, biraz da etrafımdaki başarılı arkadaşların kullandığı teknikler…

    Bu teknikleri öğrenmek 2 dk’lık google’lamaya bakar o yüzden buraya yazma gereği duymuyorum. Hiç fire vermeden dersleri geçen ve üst düzey başarıyı istikrarı sağlayan arkadaşlarımın bahsettiği yöntem şu: ”Kitabı önce hızlı bir şekilde okuyup geçmek. Daha sonra olabildiğince üzerinden tekrar geçmek. Altını çizme not alma falan yok bu aşamada. Finale doğru yaklaştıkça özet notları falan alıp okumak, pratik çözmek, yazmak, çizmek vs… özetle son rötuşları yapmak. . ”Çok çok yüksek bir sabır, disiplin ve irade istiyor.

    ‘ Kişiden kişiye değişiyor kullanılacak teknikler ya da bölümden bölüme, dersten derse..’ bende böyle bir düşünce hasıl oldu. Ezbere dayalı bir dersse hangi yöntemi uygulamak gerekir, anlamaya dayalıysa hangisi gibi soru işaretleri var kafamda.. Ezbere dayalı derslerde özellikle sıkıntı yaşıyorum. ‘ Soru- cevap’ yapmak şuan için en iyi bildiğim çalışma yolu ancak her daim eksikler kalıyor. Varsa daha iyi bir yol ben de önerilere açığım.

    Motivasyon disiplin yazılarını okumadıysanız önce bunları okuyun. Disiplin önceliğiniz olacak tabi ki ama pskiolojik güç vermesi, destek olması açısından benim gözüme çarpan iki de yazı bırakayım buraya. Haydi iyi çalışmalar arkadaşlar…

    https://eksisozluk.com/entry/68564559
    https://eksisozluk.com/entry/71806866

  6. Arkadaşlar!ders çalışırken veya iş yaparken çok çalışmamıza rağmen başarılı olamıyorsak konsantre olamıyoruz demektir…konsantre olabilmek içinse o yaptığımız iş ne ise onu sevmemiz hatta merak ermemiz gerek..yoğun bir şekilde konsantrasyon şart..yukarıda arkadaş demişki 20 yaşındayım ne olacak benim halim.. 20 yaş hayat için gayet idealdir,hiçbirşey kaçmış değil..

  7. Merhabalar,
    Adım Harun (“hoş geldin harun abi” dediğinizi duyar gibiyim). Pek çoğunuz gibi hayatımda hemen her şeyin ters gittiği düşündüğüm bir dönemde siteyi keşfettim ve yazarların büyük emekler vererek yarattıkları külliyatı okuyarak yaşantımın sorumluluğunu yeniden üstlenme cesaretini ve yaşamak istediğim hayata kavuşmak için esaslı değişiklikler yapma kararlılığını gösterebildim. Paylaşımları ile ufkumu açan (sitenin jargonu ile fişten çekilmemi sağlayan) herkese teşekkürü borç bilirim.
    Siteyle tanışmadan önce ve sonrasına dair yaşantımın mukayesesini geniş bir vakitte etraflıca yazacağım. Ancak yorumlardan anladığım kadarıyla sitenin takipçilerinin demografik yapısı ağırlıklı olarak üniversite sınavlarına hazırlanan lise çağındaki gençler. Bu nedenle siteye yazdığım ilk yazımda bu arkadaşlara faydalı olacağına inandığım bazı tecrübe ve tespitlerimi paylaşmak istiyorum.
    Üniversite sınavına girdiğim sene kendi alanımda Türkiye birincisi olmuştum (dhv olsun diye değil anlattıklarımın “based on real life experience” olduğunu göstermek için). Sonrasında gerek üniversite eğitimim sırasında gerekse sonrasında başta kendi mezun olduğum lise olmak üzere pek çok okuldan gençleri motive edici konuşmalar yapmak için davetler aldım ve vakit buldukça bu tür etkinliklerde gençlerle sohbet ettim.
    Ağırlıklı olarak lise son sınıfta okuyan ve sınav kaygısını iliklerine kadar hisseden gençlerin doldurduğu bir sınıfta veya salonda yaptığım konuşmalardan önce salona göz gezdirdiğimde gencecik delikanlıların gözlerinde umut ve kararlılıktan ziyade korku endişe ve tedirginlik görüyorum. Yarış atı gibi koşturup yarıştırdığımız ve hayat memat meselesiymiş gibi tüm geleceklerini getirip birkaç saate sıkıştırdığımız gençlerde başka hangi duygular olabilir ki. Meselenin bu yönü çok teferruatlı ve çetrefilli bir konu olduğundan (eğitim sisteminin belli bir insan prototipi yaratmak üzere kurgulanmış olmasından tutun da bizim anlam ve değer dünyamızı şekillendiren toplumsal dinamiklere varıncaya kadar) ben bu konuların detayına girmeden gençlerle sohbetimizi anlatmaya devam ediyorum.
    Gençlerin üzerindeki kaygıyı azaltmak ve onları daha samimi ve içten bir paylaşıma ısındırmak için onlara şu soruyu soruyorum “gireceğiniz sınavda herkes tüm soruları doğru cevaplasa ve siz bir soruyu boş bıraksanız kaçıncı olursunuz” Bu fazlasıyla ihtimal dışı hipotetik sorum karşısında önce hafif bir şaşkınlık yaşıyorlar ve sonrasında salonun bir köşesinden cılız bir ses “sonuncu oluruz” diyor. Sonrasında bundan cesaret alan birkaç kişi daha teyit eder mahiyette cevaplar veriyorlar. “Evet sonuncu olursunuz. Peki şimdi bu örneğimizi tersinden düşünün. Girdiğiniz sınavda tüm herkes tüm soruları boş bırakır ve siz sadece bir tane soruyu doğru cevaplarsanız kaçıncı olursunuz.” Bu kez ortama ve birbirimize alışmanın verdiği cesaretle ve birinci olma düşüncesinin mutluluk veren etkisiyle biraz daha canlı sesle birkaç kişi birden “birinci oluruz” diyorlar.
    “Evet birinci olursunuz. Peki ilk örnekteki yani sadece bir soruyu boş bırakarak diğer bütün soruları doğru cevapladığınız durumdaki sonunculuk bir başarısızlık mıdır” Pek tabii ki çocuklar başarının ne demek olduğunun çarpıtılmamış anlamını içten içe bildiklerinden cevapları “hayır” oluyor. Akabinde “şimdi ikinci durumu yani diğerlerinin tüm soruları boş bıraktığı ve sizin sadece bir soruyu doğru cevapladığınız durumu düşünün. Bu birincilik bir başarı mıdır” Benzer şekilde cevap yine “hayır” çocuklar böyle bir birinciliğin başarı olmadığını çok iyi biliyorlar.
    Onlara şunu anlatıyorum. Başarı sizin kaçıncı olduğunuzla ilgili bir şey değildir. Başarı sizin potansiyelinizin ne kadarını performansa dönüştürdüğünüzle ilgilidir. Sizde eğer 100 sorunun 80 tanesini doğru cevaplayacak bir potansiyel varsa başarınız bu potansiyelin ne kadarını gerçekleştirdiğinizle ilgilidir. 80 soruyu doğru cevapladığınızda siz kaçıncı olduğunuzdan bağımsız olarak şampiyonsunuz. Ama potansiyelinizin ne olduğuna ilişkin objektif ve gerçekçi bir değerlendirme yapmanız gerekir.
    Onlara şunu anlatıyorum. Kendi başarınızı başkalarının ne yaptığı üzerinden tanımlamaktan vazgeçmelisiniz. Bu çarpık başarı anlayışı sizi başkalarından daha kötü olmamakla yetinen ortalama insanlara dönüştürerek potansiyelinizi gerçekleştirmenize engel olur ve sizden daha başarılı insanlara saygı duyup onlardan ilham almak yerine onlara kıskançlık duyup nefret eden kompleksli kişilere dönüştürerek zehirler. Herkesi geçilmesi gereken veya gerisinde kalınmaması gereken rakipler olarak gören ve tüm yaşantıyı bir rekabet paradigması ile anlamlandıran insanların büyük ve anlamlı başarılar elde etmesi pek mümkün değildir. Hayata atıldığınız ve kendi yaşamlarınızın sorumluluğunu tam manasıyla elinize aldığınızda göreceğiniz üzere hayat başarısı rekabetten ziyade işbirliği üzerine ve kıyasıya yarışmaktan ziyade çıkar ve menfaatleri uyumlulaştırma üzerine (win-win durumları yaratma) yükseliyor.
    Onlara şunu anlatıyorum. Siz geleceğinizi şekillendirme adına önemli bir dönemeçtesiniz ve sonuçları itibariyle hayatınızda pek çok şeye yön verecek bir sınava gireceksiniz. Bu sınavda başarılı olmanın (doğru tanımlanmış şekliyle başarı) elbette büyük önemi var. Ama şunu bilmenizi isterim. Size anlatıldığı gibi bu sınavda bir buçuk milyon rakibiniz felan yok. Sizin sadece bir tek rakibiniz var o da aynaya baktığınızda gördüğünüz adam. Yarış kendi kendinizle ve finish çizgisi de dışarıda bir yerlerde değil kendi kafanızın içinde. Olabileceğinizin en iyisi olmak yani potansiyelinizin tamamına en yakınını performansa dönüştürmek için kendinizle yarışacaksınız.
    Sohbetimizin bu kısmı bittiğinde salona yeniden göz gezdirdiğimde gençlerin gözlerindeki korku endişe ve kaygı gibi olumsuz duyguların büyük ölçüde kaybolduğunu görüyorum ve burada bir mola veriyorum.
    Bu görece dar zaman diliminde bu kadarını yazarak paylaşma istedim. Türkçe dil seçeneğinin olmadığı İngilizce klavyeli bir bilgisayarda noktalama işaretlerine pek dikkat edemedim ve imla hataları da muhtemelen oldukça fazladır. Mazur göreceğinizi ümit ederim.
    Bu yazının ilgi görmesi ve faydalı bulunması durumunda (ilgi orospusu felan değilim sadece ne kendimin ne de başkalarının en kıymetli şeyi olan vakitlerimizi boşa harcamamak adına) ofisime döndüğümde daha geniş vakitte ve rahat çalışma ortamında birkaç yazı daha yazmayı ve siteye kendi imkânlarım ölçüsünde katkı vermeyi düşünebilirim.
    Herkese iyi bayramlar.
    Harun

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *