Düğüne ve yüzüğe yapılan masraf arttıkça boşanma oranı artıyor

Kırmızı hapın teorisinin tahmin tahmin ettiği bir olguyu araştırmacılar okur Alakurtun dikkatimi çektiği şu araştırma ile doğrulamışlar. Düğüne ve yüzüğe yapılan masraf arttıkça boşanma ihtimali de artıyor :

Araştırmaya göre en dikkat çekici bulgulardan biri, yüzüğe harcanan paranın ve masraflı bir düğünün evliliğin süresini olumsuz yönde etkilediği.

Yüzüklerle ilgili olarak yapılan araştırmanın sonuçlarına göre yüzüğe ne kadar para harcanırsa boşanma ihtimalinin de o kadar artması söz konusu. Özellikle rakam 2 bin dolar (güncel kurla yaklaşık 10 bin TL) ve üzerine çıktığına.

Yüzüğe 2 bin ila 4 bin dolar arası harcama yapan erkek deneklerin boşanma eğiliminin 500 – 2 bin dolar arası harcayanlara göre %30 daha fazla olduğu gözlemlendi.

Öncelikle araştırmanın aslına bakmadım ve gelir düzeyi düşük kesimin aynı zamanda tutucu olmasının boşanma oranını düşürmesinin dikkate alındığını varsasyıyorum (sonuçta araştırmayı yapan ciddi bir abiye benziyor).

Düğünde masraf genellikle kadın tarafının arttırdığı bir olay zira zaten düğün denilen şey modern dünyada gelinin merkezinde olduğu bir şov haline geldi. Erkek Düşmanlığı Balonu yazısından :

Bir kere evliliğin kendisi sadece yakın akraba ve arkadaşların katıldığı resmi bir merasim olmaktan çıkıp kadının zevki için talihsiz erkek tarafından finanse edilen bir gösterişli tüketim fantasizine dönüşmüş vaziyette. Evlilik yüzüğünün kendisi sülale içinde nesilden nesile aktarılan bir aile yadigarı iken bugün gelin bir kataloğa bakıp, erkeğin iki aylık maaşını bırakarak alması beklenen bir şey. Kadının bir şekilde evliliğe ikna edilmesi için şımartılması gerektiği varsayımının kendisi, biyolojik gerçekliklerden kaynaklanan yüzyılların geleneğinin tam karşıtı ve Amerikan erkeklerinin nasıl birer zayıf sünepeye dönüştüklerinin kanıtı.

Bu kültürel ahmaklığın yanında kadının evlendiği erkeğin cinsel hiyerarşideki seviyesi de önemli : kadın genellikle evleneceği erkek ona erkek olarak ne kadar yetersiz ise o açığın o kadar masraf ile kapanmasını isteyecektir. Özellikle de CPDsi düşmekte olan kadın, çocuk kuduzuna yakalanıp can havliyle sarıldığı bekleyen betadan açığı pahalı bir yüzük ve düğün ile kapamasını davet edecektir.

Genç sen asıl dize gelmeyi bu hatun seni boşarken göreceksin 🙁

Daha önemli neden ise mavi haplı erkeğin kendi karakter özellikleri. Bu erkekler için zaten gerçeklik kadın merkezlidir ve düğünün ve yüzüğün pahalısı kadının hakkıdır. Gidip maaşının 3 – 4 katı yüzük almak dünyanın gerçeğidir. Yine mavi haplının yıllarca bekleyip sonunda kaptığı kadına hayır deme cesareti yoktur. Bu tür kadın isteklerine içi içini yese ve derinlere hapsettiği erkekliği isyan etse de teker teker boyun eğer. Aslına bakarsanız ilerde boşanmasının nedeni de tamamen bu erkeklik yoksunu sünepeliğidir. Kadın ilk ya da ikinci çocuğunu doğurduktan sonra artık bu sünepeye ihtiyacı yoktur. Zaten imza atıldığı gün devlet erkeği kendisine nafaka ödemeye mahkum etmişken hele hiç ihtiyacı yoktur. (Çocukların vardır ama modern toplumun en önemli özelliği zaten çocukları sikine takmamasıdır).

Bir üçüncü ve gözden kaçmaması gereken neden de kadının karakteridir. Siz dünyanın en kırmızı haplı adamı olabilirsiniz, kadın size erkek olarak tapabilir ama feminizm rüzgarına kapılmış ve sırf kadın olduğu için her bir boka hakkı olduğunu sanan bir kadın olabilir. İlgi budalası olabilir, hesap kitap bilmeyen bir savurgan olabilir. Aranızdaki ilişki başlangıçta ne olursa olsun siz bu hatunlardan da uzak durmaya bakın.

Kırmızı haplı olarak bu bilgiyi evlenmeden kadını test etmek ve henüz daha imza atılmamışken kendinizi kurtarmak için kullanabilirsiniz. Siz kadına yetiyor musunuz yoksa yetmediği yeri ödemeniz mi lazım anlayabilirsiniz :

Pahalı tek taş yüzük almayın. Hatta bence tek taş yüzük almayın. Maaşınızın yarısı üst sınır olsun. Ama hatuna dandik bir şey de almayın zira bu yüzük olayı kadınların kendi aralarındaki hiyerarşide bir seviye işaretidir, hatunu diğer kadınların insafsızlığına da bırakmayın. Eğer hatun yüzük konusunda ısrarcı ve aldığınız yüzüğe tepki gösteriyorsa ciddi kırmızı alarm.

Düğüne aşırı masraf yapmayın. Düğünün masrafını düğünde takılan takılarla ödeyin. Takıların bazı değerlileri kadına kalsın tabii ama büyük bölümünü düğün masrafına harcayın. Bunlara karşı çıkan kadınla evlilik ise başınıza almamanız gereken bir risktir.

Yukarıdaki şeyler genelde kendi anne babanızın bile katılabileceği toplum baskısı olarak gelir. O nedenle o baskıya siktir çekebilecek bir olgunluğa ulaşmadan evlenmeyin. 33 yaş üstüne kadar yani. 33 yaş üstünde evlenmenin asıl yararını da unutmayın. Seçim havuzunuz daha geniştir. Bunun bir diğer yararı da ev gibi varlıklarınızı evlenmeden önce alabilmeniz ve bu varlıkları evlilik sözleşmesi ile boşanmadan koruyabilmeniz.

Evleneceğiniz kadınla aranızda en az 4 idealinde 6 – 10 yaş olsun. Bu hem onun sizi birlikteliğin reisi olarak görmesini, hem de sizin o evin reisi rolünü oynamanızı kolaylaştırır. Ayrıca klasik bekleyen beta senaryosuna da düşmezsiniz.

New York Times evlilik sözleri serisinde çıkan bu twit şöyle diyor : “Gelin, koridorun sonundaki tatlı ve istikrarlı iş arkadaşınının hiç farkına varmadı – 32 yaşına bastığı güne kadar”. Bu “Sex and The City” kızın 32 yaşında asıl farkına vardığı, hızla yaklaşmakta olduğu ve bir betayı kalamazsa, yalnız ve çocuksuz çarpacağı duvar.

Özellikle zengin arkadaşlara tavsiyem paraları yetse bile masrafta görece cimri davranmanız. Zira siz tam bir hazine avcısı hedefisiniz.

Süresiz nafakanın ve kadının beyanı ile çocuklarınızı göremez olacağınız yasaların olduğu bu devirde eğer evlenecekseniz önden oldukça acımasız seçim yapmanız lazım.

80/20 kuralı ve alışveriş / validasyon seksi

Red Man Group Episode 43’de Rollo Tomassi 80/20 kuralının ve hipergaminin çokça yanlış anlaşılan bir tarafına değiniyor :

80 – 20 kuralının nasıl çalıştığını tartışıyorduk. Biliyorsunuz, erkeklerin 80%i betadır ve 20%si de kadınların gerçekten seks yapmak istediği erkeklerdir. Ama burada sık rastlanan bir yanlış anlama var. Yani 80% betaların seks yapamayacakları ve nesillerinin tükeneceği ve sonunda sadece alfa erkeklerin kalacağı gibi bir yanlış anlama. Bunu ilerde tartışmalıyız. Birçok erkeğin burada anlamadığı şey, hipergaminin dümdüz bir şey olmadığı . Sanki kadınlar sadece tepe 20%yi seçiyorlar ve kalanlar sanki hiç seks yapamaz gibi anlaşılıyor. Hayır, böyle olmuyor.

Olan şu : erkeklerin de çoklu üreme stratejisi var. Düşük cinsel pazar değerine sahip erkekler babalık yatırımına ve bir partnere daha fazla zaman ve enerji yatırmaya odaklanırlar. Eğer tepe 20% içinde bir erkek isen tohumları daha fazla yaymaya odaklanmaya meyillisindir. Zira daha fazla kadına erişimin olacaktır. Bu konuda yazmayı düşünüyorum ve belki de bunu bir programda konuşuruz. 80 – 20 kuralının kendisi bile dümdüz değil. Zira birçok erkek bunu “aman Allahım 80% içindeyim o zaman hiçbir zaman seks yapamayacağım” diye algılıyor. Hayır, siz de seks yapacaksınız ama kadınların sizi ne olarak gördüğü konusunda dikkatli olmanız lazım. Kadınlar sizi daha çok kullanışlı göreceklerdir.

Erkeklerin gözden kaçırdığı şey, kadınların tepe 20%yi arzulamalarının, onların o tepe 20%yi elde edebilecekleri anlamına gelmediği.  Kadınların kendi çekiciliklerine göre gerçekçi bir hedef tutturmaları lazım. Eğer ilerde bu konuda bir program yaparsak adını “mecburi tek eşlilik” koyalım.

Erkeklerin HB8 ve üstünü arzulamalarına rağmen çoğunun bu kadınlara erişiminin olmayacağı gibi. Erkeklerin en güzel kadınları arzulaması, o seviye altındaki kadınları sekssiz bırakmıyor. Aynı durum kadınlar açısından da geçerli.

Kadınlar erkeklerin tepe 80%sini arzular lafı aslında boş bir laf. Erkekler 22 yaşında iç çamaşırı mankeni gibi hatunları arzular demek gibi bir şey. Erkek için söyleyince “ee?” diyebiliyoruz ama kadını kafada büyütme eğilimi olan erkekler kadın için versiyonunu “kadınlar erkeklerin tepe 80%si ile yatar gerisine vermez” diye algılıyor. Bu nedenle de “abi bu adam beta neden kız arkadaşı var” gibi saçma sorular sorabiliyorlar.

Bir kere erkeklerin tepesindeki adamlar neden kendi klasmanlarının altında kadınlara baksınlar. Yani 10 üzerinden 9 bir erkek neden HB7 bir hatunla birlikte olsun? Ya da HB6. Bu adam kadınların 70%si için ulaşılır değil ki!

Ama abi ulaşabilseler bizi pas geçerler, bu da bir gerçek şimdi!

Evet, sen de yarın Victoria’s Secret mankeni bir hatuna ulaşsan Türkiye sınırları içindeki tüm kızları pas geçeceğin gibi. Kadın – erkek ilişkilerinin nasıl çalıştığına hoş geldiniz! Bu birliktelik denen şeyin yarısı sadakat yarısı da mecburiyet. Kırmızı hap bu, size kimse şeker gibi gerçekler vaadetmiyor.

Ama abi sosyal medya yüzünden bu hatunlar kendilerini 2 puan yukarıda sanıyorlar!!

Evet ve çoğunlukla doğru. Çoğunlukla diyorum zira bu ibre kaymasının bir buluşmada sizin aleyhinize işlemesi için, sizin de kendi ezikliğinizle bu ilüzyonu beslemeniz lazım. Öncelikle kızlar bilinç altında ve bilince çok yakın bir yerde asıl cinsel pazar değerlerinin stresli bir şekilde bilincindeler. Ama sünepe erkeklere karşı daha yüksekmiş gibi oynamayı biliyorlar ve çoğu erkek de bunu kader kabul ettiği için oyunu oynayabiliyorlar. Bunu yemeyen ve öyleymiş gibi davranmalarını hafif bir gülümseme ile izleyen bir erkeğin karşısında 5 saniyede ibre yerine kayar.

Evet, çoğu kadın, çoğu erkek gibi gerçekçi bir arzu – elde edilebilirlik dengesi kurması lazım. Bu nedenle 80% dediğiniz adamlar da sekse ulaşabilir. Fakat Rollo’nun sıklıkla bahsettiği gibi ulaşabildikleri seks, tepe 20%nin ulaşabildiğinden farklıdır.

Kadınlar iki tür seks yaparlar : alışveriş ve validasyon seksi. Alışveriş seksini genelde betalara verirler. Bir beta erkek, kadını birlikteliğe çekmek için eksta çaba harcamalıdır ve bu çaba karşılığında sekse ulaşır.

Buna Türkçe kırmızı hap camiasında sıklıkla sadaka seksi diyorlar ama ben bu tanıma tamamen karşıyım. Sadaka acıdığından ve karşılıksız verilir. Sadaka seksini betaları aşağılamak için söyleyenler, farkında olmadan kadınlara haketmedikleri bir yüceltme / kredi veriyorlar. Sadaka falan yok ortada. Kadın o seksi karşılığında bir şey almak için yapıyor ve alıyor. Sanki karşılıksız veren bir azizeymiş gibi sadaka demenin bir manası yok. Olay alışveriş seksi.

Çoğu erkek alışveriş seksi harici seks bilmez. O nedenle de kadını elde tutmak için sürekli bir şey yapması gerektiğini ve bunun bir nevi kader olduğunu düşünür. Örneğin kadının kocasını elinde tutmak için ayda 2 – 3 kere yaptığı seks alışveriş seksidir. Birçok evli çiftin standart seksidir ya da ilk 3 yıldan sonra içine düştükleri sekstir.

Validasyon seksi ise kadının karşılığında ilişki veya ilişki içinde ise bir şey beklemeden yaptığı ve kadına “maskülen bir erkek beni seçti ve benimle birlikte oldu / ben maskülen bir erkeği elde edebilecek çekicilikte bir kadınım” hissi veren sekstir. Farkı inanılmazdır.  Kırmızı hap ile kendini geliştiren erkeklerin bildiği bir farktır bu. Şimdiki kız arkadaş sen telekonferansta iken kendiliğinden yaramazca masanın altına girip oral seks yapmaya başladığında, daha 3 sene önceki kız arkadaşının lütfederek yaptığı oral seks aklına gelir ve aradaki farkı anlarsın.

Validasyon seksi illa tek gecelik ilişkilerde olmaz. Evli iken ayıkan ve kırmızı hapı karısı üzerinde uygulayan bir erkek bile sonradan 10 yıllık karısı ile ulaşabilir. Kriter çok basittir aslında : senin erkekliğin, masküleniten yeterli ise validasyon seksi alırsın. Eğer yeterince maskülen bir erkek değilsen ya seks alamazsın ya da alışveriş seksi alırsın. Yani ya sen yeterli olacaksın ya da yetmediğin kısmını ödeyeceksin. Acımasız ama adil maalesef.

Aslına bakarsanız alışveriş seksi de zevksiz bir şey değil ve kadının da zevk alabildiği bir şey. Fakat günümüzde feminizm yüzünden kadınlar erkek için hiçbir şey yapmamaları gerektiğini öğrendiklerinden bu tür seks bir anda aşağılanır bir hale büründü.

Kadın özgürlüğünün bir son kullanma tarihi vardır – 35 ve Bekar

Aşağıdaki video kırmızı hapın birçok kavramını içeren bir ibretlik öykü. 20lerini kucaktan kucağa atlayarak geçirmiş bir alfa dulun, 35 ve bekar hayatını düzeltme çalışmaları ama hala akıllanmamış olmasının ve ağır hamstering pratiğinin hikayesi.

Şu satırları anmadan edemeyeceğim :

Kadınlar, erkeklerden çok daha fazla evliliğe ilgilidir. Arz – talep dengesinin basit mantığının bize söylediği şu : kurumsal, tekeşli evliliğin sürdürülebilir olması için, erkeklerin en az yüzde 80’inin evlenmeye istekli olması lazımdır. Erkek katılımının yüzde 80’in altına düştüğü durumda, bütün kadınların başı derttedir zira artık her 80 erkek için rekabet eden 100 kadın vardır. Bu durum, kadınların erkeklere göre daha hızlı yaşlandığı ve doğurganlıklarını hızla kaybettikleri gerçeği ile beraber daha da vahimleşir. Böyle bir durum, bekar kadın nüfusu üzerinde ciddi stres yaratır. Eskiden, genç kadının annesi ve neneleri güzelliğin geçici olduğunu, en baştan çıkarıcı erkeğin en iyi koca adayı olmadığını bilir ve kızın uzun süre stabil bir koca olabilecek genç bir erkekle evlenmesini garantilerlerdi. Şimdi ise feminizm yüzünden, bu rehberlik genç kadınların hayatından çıkarılmış durumda ve genç kadınlar kendi cinsel hayatları için kötü birer kaptanlar. Güzelliklerinin yere çakıldığı 34 – 36 yaşına kadar alfa erkeklerin peşinde koştuktan sonra eskiden reddetmeye alıştıkları beta erkekler tarafından bile görmezden geliniyorlar. Kadının kısmetindeki bu ani çakılma, Road Runner ve Çakal anı olarak biliniyor. Kadınların geçmişte uçurumdan bu şekilde düşmemeleri için bir sürü güvenlik ağı vardı.

‘Feminist’ medyanın, biyolojik gerçeklikler nedeniyle hiçbir zaman ana akım olamayacak “genç erkek avcısı (yaşlı) kadın” konseptini normalleştirme gayreti de bu yenilgiyi sanki istenen sonuçmuş gibi paketleme çabasından başka bir şey değil. Kadınlar çok fazla sayıda cinsel partnere sahip olmanın onlar için negatif bir şey sayılmaması gerektiğini iddia etseler de bu ikiyüzlülükten başka bir şey değil. Karmaşık cinsel geçmiş bir kadının aleyhinedir. Aynı durum bir erkeğin lehine çalışsa da. Bunun nedeni iki cinsiyetin birbirinden farklı olan doğal cinsel çekicilik mekanizmalarıdır. Bir bilgenin zamanında dediği gibi, “birçok kapıyı açabilen bir anahtar, değerli bir anahtardır. Birçok anahtar tarafından açılabilen bir kilit ise, işe yaramaz bir kilittir.”

Erkek Düşmanlığı Balonu

Seni Seviyorum Meriç – İyi ki Varsın SJW

Erkek Egemenlik Hiyerarşisi

Kadınlarla başarılı olmak isteyen bir erkek, erkek egemenlik hiyerarşisindeki yerini yukarıya çekmelidir. Her ne kadar bir erkeğin kendine bakması, temiz ve medeni olması, karşı cinsle ilişkisinde önemli olsa da, erkeğin kadınlarla başarısını belirleyen temel şey, egemenlik hiyerarşisindeki yeridir. Bu nedenle bir erkeğin cinsel pazar değerine en çok etki eden şey, onun statüsüdür.

 

Yukarıda harikulade bir yazı mevcut, okumayanların ya da konudan haberdar olmayanların ve daha önce okumasına rağmen hala pratik edemeyenlerin göz atmasını istiyorum.

Erkek Egemenlik Hiyerarşisinde yükselmenin ve ortalama 65-80 yıl arasında yaşayacağımız hayatta ortaya bir değer koymanın; Eğitim, Kariyer ve Kişisel Gelişim odaklı üç ana dalı olduğunun artık bilincindeyiz, belki hala harekete geçmediniz ya da nereden başlayacağınızı bir türlü kavrayamadınız, olabilir en nihayetinde uzun yıllar bunu size “Paran yoksa o iş yaş” gibi sığ düşüncelerle anlatmaya çalıştılar. Hiçbir dayanak, hiçbir araştırma örneği olmadan.

Ne oldu sonra? Instagram, Twitter, Youtube demeden fenomen olma gayreti başladı. Toplum nezdinde değer kazanmanın birkaç siktiri boktan video çekmek olduğunu düşündünüz ya da olayın eğitim almak olduğunu kavramadan yetenekli olduğunuz yalanı anne, abla, teyze, anaanne, babaanne tarafından ” Şu ünlüden ne farkın var?!?! ” gazıyla pompalanarak setlerden setlere koşuşturarak, ülkenin büyük girişimcilerinden birinin gerizekalı turnusolu yetenek yarışmalarında vakit harcayarak yıllarınızı heba ettiniz ( Bu arada beyefendi bahsi geçen israfların katkılarıyla şu sıralar kendisinden 20-25 yaş küçük manitayı götürüyor, emeği geçenlere sevgilerimi iletiyorum. Tam olarak yaşamak istediğiniz hayat değil mi? ) ya da hayalinizdeki ev, araba, kadın için üç-beş kuruş elinize geçer geçmez sayısal, iddaa, altılı oynamaya başladınız.

Ama asla ÇALIŞMAK gerektiğini düşünmediniz. Çünkü size kolay yoldan kazanmak öğütlendi. Paran yoksa olmaz dendi, arabası olana veriyorlar dendi, ev olmazsa apart dendi, apart parası yoktu; Sevişemedik.

Pekala, bu kadar ofansif olmayacaktı fakat yine tutamadım kendimi. Şimdi gelelim yaptığınız/yaptığımız hatalara ve toparlamak için yapılması makul olanlara.

Yapacak çok şeyiniz olduğunu düşünüyorsanız, hiçbir zaman en önemli şeyi yapamazsınız.

Öncelikle şunu bir kavrayalım. Kırmızı Hapı aldınız, okumaya başladınız, değişim çok yakın.. Lakin bir terslik var; Yamyam gibi her şeyin ucundan tutmak için can atıyorsunuz. Sınırlarınızın bilincinde olmadan, saldırganlaştınız. Sakin olun, Neo bile ne acılar çekti.Hedefleriniz uğruna çaba harcamak için hiçbir motivasyon duymuyor musunuz? Aslında bu, birçok kişinin başına gelen son derece normal bir durum. Dünyanın en başarılı insanları bile zaman zaman hiçbir motivasyon duygusu hissetmiyor ve yaptıkları şeylere karşı hiçbir istek duymuyor. Hedefleri gerçekleştirmek için motivasyonun çok önemli bir rol oynadığı gerçek. Ancak her şeyi motivasyondan da bekleyemeyiz. Başarılı insanların en önemli sırrı, bir işe karşı günlük hislerinden bağımsız olarak çalışmaya istekli olmalarından kaynaklanıyor. Siz de motivasyonun bir duygudan ibaret olduğunu ve duyguların gelip geçici olduğunu kabul etmelisiniz. Kendinizi motivasyona bağlamak yerine, hedeflerinizi gerçekleştirmek için hazırladığınız planı alışkanlığa dönüştürün. Böylelikle motivasyondan bağımsız olarak hedefinize doğru ilerleyebilirsiniz.

Birçok kişinin hedeflerini gerçekleştirememelerinin en sık karşılaşılan nedenlerinden biri de, nasıl yapacaklarını bilememekten kaynaklanıyor. Bilgi ve beceri eksikliği, hedeflere ulaşmanın önündeki en büyük engellerden biri. Başarı, bilgi gerektirir. Hedefinizi gerçekleştirmek için hazırladığınız planı, nasıl uygulayacağınızı bilmelisiniz. Bunun için bir mentordan yardım alabilirsiniz, daha önce başarılı olmuş kişilere danışabilirsiniz, konuyla ilgili kitaplara başvurabilirsiniz, internet üzerinden araştırma yapabilirsiniz, eğitimlere katılabilirsiniz.

Birçok kişi büyük hedefler belirliyor, planlar yapıyor ancak bu planları uygulamak için yeterince çaba harcamıyor. Aksiyon, hedeflerle gerçekler arasındaki köprüdür. Eğer bu köprüyü oluşturmazsanız, hedeflerinizle gerçekler arasındaki boşluk hiçbir zaman kapanmaz ve ulaşılmaz olmaya devam eder. Hedeflerinize ulaşmak için hızlı stratejiler, şipşak çözümler araştırmaktan vazgeçin ve bir an önce çaba harcayarak aksiyon almaya başlayın. Hedeflerinizi ulaşmanın yolu, her gün çalışmaktan geçer. Bunun herhangi bir kısa yolu yok.

Ne kadar hızlı koşarsanız koşun, hep batıya doğru koştuğunuz sürece Güneş’in doğuşunu hiçbir zaman göremezsiniz. Birçok insan hedeflerine ulaşmak için çok fazla çalışmanın yeterli olduğunu düşünür. Oysa doğru stratejiyi geliştirip o yönde çok fazla çalışırsanız başarıya ulaşabilirsiniz. Stratejinizin, hedefinize uygun olup olmadığını sorgulayın. Eğer yanıtınız hayır ise, kendinize daha iyi bir strateji oluşturun ve planlarınızı bu stratejiye göre güncelleyin.

Yapacak çok şeyiniz olduğunu düşünüyorsanız, hiçbir zaman en önemli şeyi yapamazsınız. Bazen insanlar kendilerini bunalmış hissettikleri için harekete geçemez ve hedeflerine ulaşmakta başarısız olur. Bir yılda 100 hedefi gerçekleştiremezsiniz. Odaklanmalı ve gerçekten istediğiniz, önemli hedefleri belirlemelisiniz. Eğer seçim yapmakta zorlanıyorsanız, Pareto 80/20 kuralını uygulayabilirsiniz. Size istediğiniz sonuçların yüzde 80’ini sağlayan yüzde 20’lik iş gerektiren hedefleri belirleyin ve onları hayata geçirmek için çalışın.

Hedeflerinizi neden gerçekleştirmek istiyorsunuz? Eğer bu soruya verdiğiniz yanıt duygusal veya yeterince cesaretlendirici değilse, başarısız olma ihtimaliniz yüksek demektir. Hedeflerinizin altında yatan amaç, sizin o hedefe bağlılığınızın ve hesap verilebilirliğinizin göstergesidir. Eğer hedefinize bağlı değilseniz ertelemek, bahaneler uydurmak veya en basitinden harekete geçmemek çok kolay hale gelir. Hedeflerinizi neden gerçekleştirmek istediğiniz sorusuna, güçlü ve duygusal yanıtlar vermelisiniz. Eğer o hedefi neden gerçekleştirmek istediğinize dair bir fikriniz yoksa, işler zorlaştığında vazgeçmeniz çok daha kolay hale gelir.

Birçok insan hedeflerini belirler ancak zaman geçtikçe dikkatleri dağılır ve başka şeylerle ilgilenmeye başlarlar. En sonunda da hedeflerini hiçbir zaman gerçekleştirmeden unutup giderler. Eğer dikkatinizi çeken başka bir şey varsa, bir fırsattan diğerine zıplamaya çalışmak yerine hedefinizi hatırlayın ve dikkatinizi yoğunlaştırmaya çalışın. Dikkatiniz dağıldığında, odağınınızı da kaybedersiniz. Odağınız kaybolduğunda ise enerjiniz ve motivasyonunuz da kaybolmuş demektir.

Başarısızlıkları hiçbir zaman hafife almayın. Hedeflerinizi gerçekleştirmek için başarısızlıklara da ihtiyacınız var. Başarısızlık olmadan başarı da olmaz. Başarıya giden yolun basamakları, başarısızlıklardan oluşur. Başarısızlıklar bu kadar önemli olmasına rağmen birçok insan başarısızlıkları nasıl karşılaması gerektiğini bilmiyor. Başarısızlığa uğrayan birçok kişi ya vazgeçip bırakmayı ya da daha fazla çalışarak aynı süreci yeniden yaşamayı seçiyor. Ancak aynı şeyi tekrar yaparak, aynı sonuçları alırsınız. Başarısızlıkları karşılamanın en iyi yolu, onları birer geri bildirim olarak algılamak ve yanlışları ortaya koymaktan geçiyor.

Maalesef birçok insan yanlış hedef belirliyor. Gerçekten istemedikleri veya başkalarının istedikleri şeyleri hedef olarak belirliyor. Başkalarının sizin için istedikleri şeyleri kendinize hedef olarak belirlediğinizde, motivasyon duygusu hissetmek zorlaşır ve o hedefe ulaşsanız bile tatminsizlik duygusu ortaya çıkar. Bu yüzden gerçekten istediğiniz hedefleri belirleyin. Kalbinizin en derin noktasından kendinize bu hedefi isteyip istemediğinizi sorun ve iç sesinizi dinleyin.

Kazanan asla vazgeçmez, vazgeçen de asla kazanamaz. İnsanların hedeflerini gerçekleştirememelerinin nedenlerinden biri de vazgeçmektir. Oysa ilerlemeye ve çalışmaya devam ettikçe, hiçbir zaman başarısız olmazsınız.

Bazen hedeflerinize ulaşmaz, planladığınızdan daha uzun sürebilir, daha zor bir yolculuk olabilir. Her gün az da olsa ilerleme kaydederek, sonunda hedefinize ulaşabilirsiniz. Ancak vazgeçerek hiçbir şeye ulaşamazsınız. Hedefiniz için çalışmaya devam edin, gerekiyorsa stratejinizi değiştirin ama hedefinizden vazgeçmeyin.

Kaynak : TheSelfImprovementBlog
Wanderlust Worker

Yukarıda belirtilen detaylar için kaynakları inceleyebilirsiniz, dilerseniz devam edelim. Erkek Egemenlik Hiyerarşisinde adım atacak kudretin içinizde bir yerlerde olduğunu fark ettiğinizi umuyorum. Değinmek istediğim bir diğer nokta ise bu hiyerarşik düzene katılmayı reddeden, reddetmese dahi bunu kadınlara ulaşmak için kullanmayan ya da kullanmadığını iddia eden Meriçler, SJW’ler ve sizin bunlara karşı aşırı umursayan tavırlarınız. Bugün Twitter’da dolanırken Sir Tristan’ın RT’lediği bir diyalog gözüme çarptı, öncelikle bunu sizinle paylaşacağım.

Bana bir ineğin 8.000 takipçisi olduğu söylense; “Olay Hindistanda geçiyor değil mi?!” derim.Twitter baya komik bir yer, velhasıl diyaloğun devamında görecekleriniz ile büyük başa yatırımın sadece kurban bayramında büyüklerimiz tarafından yapılmadığını acı ve üzüntü içerisinde fark edeceksiniz, devam edelim.

5 lira mı?!? Satıyorum, satıyorum, saaaat..

Arka sıradaki enayiden 8 lira geldi.. Evet, başka teklif yoksa satıyorum, satıyorum..Saaaat..

Evet, beyefendi erkekliğini ortaya koyarak hanımefendinin yeni sahibi oluyor.
Yani, sanırım senaryonun böyle işlemesi gerekiyordu. Öyle işlemediğini ve işlemeyeceğini hepimiz biliyoruz. Günahkar58 oturum açtı. Sevap kisvesi altında ne güzel yalakalık yapıyor, takdire şayan.

Değinmek istediğim nokta aslında bu ve minvali erkeklerin, Erkek Egemenlik Hiyerarşisi içerisinde yer almak istememeleri veya sahip oldukları statüyü doğru kullanma eğilimine sahip olmamaları. Kırmızı Hap ile haşır neşir olan ve yeni başlayanların hatalarından biri Meriç, Sjw, Feminist, LGBT destekçisi herkesi alaşağı etme çabaları ve aynı çabayı hiyerarşik düzende basamak atlamak için göstermemeleri. Meriçlerin, Sjwlerin veya siz onlara ne diyorsanız, bu oğlan çocuklarının elinde kadınlarla arkadaş olmak ya da öyle davranmak dışında hiçbir silah yok!. Kadınlar onlara acıyor, kadınlar onlardan tiksiniyor ve onlar bunun farkında. Yinede umut fakirin ekmeğidir, bırakın öyle yaşasınlar.
Onları kendinize rakip olarak görmekten ve meriç oldukları için aşağılamaktan ya da eleştirmekten vazgeçin. Meriçleri ve Sjwleri ve türevlerini sevin. Belki elinde yeterince imkan olan ve eğer Kırmızı Haptan haberdar olsaydı, önünüze geçebilme ihtimali olan bir erkeğin sırf sosyal programlama ve öğrenilmiş çaresizlik ya da kendini pasifize ederek hiyerarşik düzende yer almayı kabul etmemesi sizin çaba sarf etmeden bir basamak daha atlamanız demek, çalışmadan elde edebileceğiniz en büyük başarı Meriçlerin varlığından kazanabileceğiniz statüdür. Siz, Kırmızı Hap ile tanışarak onlardan birkaç adım daha öne geçtiniz, peki bunu devam ettirmek için neyi bekliyorsunuz?

Blog içerisinde yazarlık yapan ve Kırmızı Hap ile ilgili pusula kabul ettiğiniz erkeklere bir bakın, hiçbirini maddi yetersizlik, duygusal yoksunluk, hiyerarşik düzene isyan içerisinde göremezsiniz. En önemlisi hiçbirini ÇALIŞMIYOR bir halde bulamazsınız. Daima meşgul, daima başında birden fazla iş olan, daima iş üstünde olduklarını fark etmişsinizdir.Çünkü başarı eşittir kadın, başarı eşittir saygı, başarı eşittir mutluluk.Ve başarıya ulaşmak için yapılması gereken; Çalışmak, çalışmak, çalışmak.

Metroda Bacaklarını Açanlara Çamaşır Suyu Dökmek

metroda bacaklarını açanlara çamaşır suyu dökmek

İnsanlar, metroda bacaklarını açarak oturan(*) erkeklerin kasıklarına çamaşır suyu döken Rus feminist haberinin linkini bana atıp duruyorlar.

Öncelikle, kadının bunu videoya aldırmasından ve erkeklerin nihai tepkilerini asla görmediğimizden dolayı, bunun koordine bir çalışma olduğu aşikâr.

Bazılarıysa, kadının troll olduğunu ve olayın da feminist bir mesaj vermek için kurgulandığını söylüyor. Bu adamlar sinirlendiklerinde neler olduğunu göremiyoruz ama kadın eğer bunu New York metrosunda yapsaydı ilk denemesinde birkaç dişini kaybederdi.

Buna rağmen, bir erkeğin bacaklarını açarak oturma tandansını kadınlar neden kendilerine yapılmış bir “hakaret” olarak algılıyorlar bu kadar acaba?

Bu erkeklerin çoğu başkalarının kişisel alanını işgal etmiyorlar, bazıları sadece tek başına oturuyor ve üstelik tren dolu bile değil.

Bu şekilde oturup “bencilce yer işgal ettikleri için” sadece erkeklerin birer dallama olduğu savı bence bir saçmalık. Özellikle de, çantalarını ve alışveriş torbalarını 2-3 koltuğa yayarak oturan kadınları sürekli görüyorsanız. Öyleyse, bacaklarını açarak oturan erkekler konusu da neyin nesi böyle?

Cevap basit; kadınlar beta olarak algıladıkları fakat alfa vücut dili sergileyen erkekleri küçümserler. Bacaklarını açarak oturmak erkeklere has bir davranıştır. Kadınların bilinçaltı bunu seksüel fırsat sunan bir erkek davranışı olarak algılar, fakat altbeyinleri ise buna hipergami filtresini uygular.

Kadın için, beta olduğunu bildiği fakat kendini alfa olarak onaylatmaya çalışan bir erkek kadar aşağılayıcı bir şey yoktur. Bu, kadının limbik zihninde kökleri çok derine dayanan bir buyruktur; çünkü bu davranış sahte bir görünüşe dayanarak kendisiyle çiftleşme teşebbüsü olarak algılanır.

Evrimsel geçmişimizde, kadının hipergamik filtresini kandıran bir erkekten hamile kalması kadar kadının hayatını zarara uğratan bir şey olamazdı: Kendini alfa olarak tanıtan fakat kadını hamile bıraktıktan sonra beta olduğu meydana çıkan bir erkek.

Kadınların hipergamik filtreleri sahte alfaları ayırt edecek hassaslıkta evrimleşmiş olmalıydı ve bu üreme stratejisini benimseyen her şarlatan aslında kadının hayatını mahvetmeye teşebbüs ettiği için en kötü cezayı hak edecekti. Sahte alfalar, kadınlar için birer varoluşsal korku haline geleceklerdi.

Basit anlatımıyla, kadının kendi seksüel stratejisini kandırmak beta bir erkeğin hilekar fakat akıllıca bir stratejisidir. Çocuk büyütmek hayat boyu devam eden bir beklenti olduğu için bu aslında kadının hayatına yapılan bir saldırıdır. Erkek, kadının hipergamik tercihlerini kontrol altına almaya cüret etmektedir.

David Beckham manspreading
“-Kızlar, David Beckham’a da çamaşır suyu dökecek miydik?”

Böylece, bir Rus metrosunda 2018’e ileri sardığımızda, bacaklarını açtığı için erkeğin kasıklarına çamaşır suyu döken bir kadın görürüz. Kadın, erkeğin genital bölgesini bu şekilde sergilemesinden rahatsızlık duyar ama bunun nedenini tam olarak size açıklayamaz.

Fakat aslında ilkel altbeyni, bilinçsizce bacaklarını açan beta erkeği, kendine ve hemcinslerine alfa olarak yutturmaya çalıştığı için, lakayt bir tavırla cezalandırmaktadır.

(*)manspreading: erkeğin bacaklarını açarak oturmasına yabancı ülkelerde feministlerin taktığı isim.
__
çeviri: Yin
Rollo Tomassi

Talat Bulut’un kendisini taciz ettiğini söyleyen kız babasına taciz iftirası atmış

Yasak Elma dizisinin sezon finalinden 1 hafta önce dizi setinde çalışmaya başlayan 19 yaşındaki kostüm sorumlusu Özge Şimşek işi gereği kıravatını düzeltmek istediği 62 yaşındaki Talat Bulut’un kendisini arka odaya çağırarak dudağından öptüğünü belirtmiş ve olay medyada büyük yankı bulmuştu. Bazı yapımcı ve yönetmenler şöyle bir bildiriye imza atmıştı :

Yasak Elma adlı televizyon dizisinin başrol oyuncusu Talat Bulut’un, sette bir kostüm asistanını taciz ettiğini, kostüm asistanı genç kadının süreci yargıya yansıtma kararıyla birlikte öğrendik. Bizler, Türkiye toplumunda taciz ve istismar vakalarını ifşa etmenin kadınlar için ne kadar zor olduğunu biliyoruz, kadının beyanı esastır ilkesine inanıyoruz.

” … yargıya taşınmakta olan bu taciz vakasında, kostüm asistanı arkadaşımızın yanında olduğumuzu, bundan sonra filmlerimizde adı tacize karışmış isimlere yer vermeyeceğimizi kamuoyu önünde açıklıyoruz.”

Hatun 6 gün sonra mahkemeye başvurmuştu. Mahkeme taciz iddiasıyla ilgili Talat Bulut hakkında delil yetersizliğinden takipsizlik kararı vermişti. Daha sonra Ö. Ş.’nin avukatı Sibel Önder’in karara yaptığı itiraz başvurusu da reddedilmişti.

Medyatava’dan Birsen Altuntaş’ın haberine göre; Bsette taciz skandalıyla gündeme gelen 1998 doğumlu hatun 5 yıl önce de benzer bir mahkeme süreci yaşamış. Hem de nasıl bir süreç :

Boşanmış bir ailenin çocuğu olan Ö.Ş. adına Artvin Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılmış şok bir davanın belgeleri ortaya çıktı. Genç kostümcünün 2013 yılında İstanbul’dan gidip yanında kalmaya başladığı babası Ö.Ş.’nin istismarına uğradığını iddia ettiği ve baba hakkında “Çocuğun nitelikli istismarı, hakaret, tehdit, cebir ve hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” iddialarıyla dava açıldığı ortaya çıktı. Ancak tekrar İstanbul’a annesinin yanına döndükten sonra babası hakkında açılan dava kapsamında Ö.Ş.’yle ilgili Adli Tıp Kurumu Kartal Şube Müdürlüğü’nde 05.09.2013 tarihli hazırlanan raporda ise hiçbir istismar bulgusuna rastlanmadığı belirlenmiş. Daha sonra şikayetini geri alan Ö.Ş. psikolog gözetiminde verdiği ifadede ise babasıyla ilgili anlattığı olayların aslında hiç yaşanmadığını, kendisini zorla okula gönderdiği için babasının yanında kalmak istemediğini ve bu nedenle yalan söylediğini ifade etmiş. Mahkemeye sunulan psikolog raporunda ise şu sözlere yer verilmiş:

“Olayın bu denli büyüyeceğini düşünmeden hareket etmiştir. Kendisinin kollarında bıçak izleri vardır. Bunları o dönem kendisinin yaptığını söylemiştir.”

Kadının beyanı esastır, hukuki olarak kadının beyan etmesi, yargı sürecinin başlaması için yeterlidir anlamında olsa da, günümüzün ilgi orospusu ünlüleri ve sosyal medya linç ekibi sayesinde, kötü niyetli kadınlar tarafından bir silah olarak kullanılabiliyor. Kadının beyanı esastır olayını kadın derse erkek hapse girer anlayan insanların karşı ucunda, bunu linç için yeterli neden gören radikaller var.

Yukarıdaki bildiriyi yayınlayan linç ekibi ve #MeToo gibi ilgi orospuluğu yapma fırsatını hunharca kullanarak beyanatta bulunan ünlüler şimdi ne diyor acaba?

1 – Bu arada bu hatun gibi kadınlar, gerçekten tacize veya tecavüze uğrayan hatunlara hakarettir, onların gerçekten varolan maduriyetlerini kendi çıkarları ve ilgi çekme ihtiyaçları için kullanan hastalıklı insanlardır. İftiradan ceza almalıdırlar. Ben Talat Bulut yerinde olsam hem bu kıza hem de o dönemde gevrek gevrek konuşan bir iki gereksiz ünlüye dava açardım …

2 – Bunlar yüzünden kadınlarla çalışmak tercih edilmez bir şey olmaya başladı. Birçok üst düzey yönetici, bir kadınla yanlız kalmamak için kadın çalışanlarına ustalık yapmaktan çekiniyor ve onları mümkün olduğunca kendilerinden uzak tutuyor. Muhtemelen işe alırken de feminist HR’a çaktırmadan elden geldiğince erkek eleman alıyorlardır. Kısacası, kadın çalışanların işlerinde yükselme olasılığını azaltıyorlar.

3 – Geçmişinde böyle iftiralar olan bir hatuna 100 metreden fazla yaklaşmayın.

O İstediğini alacak! Bunu Kabul Et ve Umursamayı Bırak

Etrafta birçok eleman 27 yaşındaki atlı karıncaya biner gibi takılan hatunun 30 yaşına gelip duvara çarparak yaşayacağı duvar sendromunu ve geçmişi ile ilgili yaşayacağı pişmanlığı düşünüp mutlu oluyor. Ancak siz eşitlikçi karma (ÇN:Karmic Fairness) kafasında düşünen bazı kötü haberlerim var.

Hiç de öyle olmayacak. Hepsi birer betaya kapak atacak!

Hani şu partide 3 elemana birden vurduran hatun vardı ya? 30 yaşına geldiğinde kendine bakir bir beta sağlayıcı bulup kendine 30 bin liralık çiçek ve büyük bir düğün yaptırıp, eşiyle ayda yılda bir seks yapıp, alfa s*ki aramaya devam edecek ve ondan hamile kalacak sonra da boşanıp betaya nafakayı geçirecek.

Adamın suratında şişe patlatan kızı hatırladın mı? Eleman karşılık verdiği an beyaz şövalyeler tarafından linç edilecek.

Okulda güzel bir hatun vardı hani? Betalar manyak gibi ödevlerine yardım etti. Şimdi feminist önceliği tanınmış bir şekilde İntel’de çalışıyor. Çünkü kadınlar daha fazla iş hayatında yer almalı.

Uzun lafın kısası senin o kızın başına gelecekleri bilmen ve bunan sinir olman diğer 1000 tane aç betanın hatunun hizmetinde olmadığı anlamına gelmiyor.

O yüzden hayatına devam et. Onun ikinci X kromozomu ona birçok avantaj sağlayacak. Bunu düşünmeyi bırakmalısın. Nasıl doğacağımızı seçme şansımız yok maalesef.

O yüzden hayatına devam et. Onun ikinci X kromozomu ona birçok avantaj sağlayacak. Bunu düşünmeyi bırakmalısın. Nasıl doğacağımızı seçme şansımız yok maalesef.

Afrika’da aç bir çocuk olarak dünyaya gelebilirdik.

Bir çocuk asker olabilirdin.

Kuzey Kore’de doğmuş olabilirdin.

Prenses Diana’nın en büyük oğlu olabilirdin.

Evet yeryüzü acımasız ama buradan bakınca hiçbirimiz fena şartlarda yaşamıyoruz. Hatta gayet iyi durumdayız. Doğum haklarımız üzerinde değil de kendi hayatımız üzerinde kontrol sahibi olduğumuzu anlamalıyız bence.

Senden üstte ve altta olan insanlar var. Bu sadece kadınlar erkekler arasında değil, bütün sosyal sınıflar arasında olan bir şey.

Bırak sinirin itici gücün olsun. Onu nasıl kullanacağını öğren ve yoluna daha anlamlı şekilde devam et.

Bazı insanların daha az emekle hep daha fazla kazanacağını ne kadar erken kabul edersen o kadar hızlı yakınmayı bırakıp kendini geliştirmeye başlarsın.

Çünkü yakınmak feministlerin işi.

Sinirden çıldırmak sana yardım etmeyecek. Sadece olaylara daha fazla acı bir şekilde bakmanı sağlayacak ve seni en hızlı tüketecek şeylerden birisi de budur.

Çeviri: She’s Going To Get Away With Whatever She Wants. Accept It. Stop Caring.

Çeviren : Jagdpanzer

Görünmek, imajı çizmek

Eğer yorumları okuyorsanız her hafta bir iki kere “kızlara imaj çizme” konulu ve yazarının asıl sorunu dile getirmesine rağmen sorunun zerre farkında olmadığı yorum sorularına cevaplarımı görüyorsunuzdur.

En yaygın olanı ise mesajlaşmalar ile ilgilisi. Aşağıdaki örnek, tek değil ve çok yaygın. Mesajlar içinde arayınca ilk karşıma çıkan olduğu için yazıyorum yoksa yazanı parmakla göstermek için değil. Bu konuda gençlerin büyük kısmı sorunlu :

Anladım abi aslında 4-5 saat aralıklardan az mesajlaşmak kadına karşı zamanı değersiz, boş bu adamın gibi bir imaj çizebiliyor.

Bu tür bir imaj çizme kaygısı çok fazla. İmaj tabii ki önemli bir şey ama sen kadına imaj çizerken kendin arkada kaygı duyuyorsan hiçbir uzun vadeli yararı yok. Zararı çok. Orada da yazdım :

Su yazdığımdan anladım abi diye yaptığın çıkarım ve kafa yapın çok vahim. Mavi hap kendini ilk paragrafta ele veriyor. Kadına nasıl göründüğünle ilgili çıkarım yapmışsın. Kadına nasıl göründüğünle meşgulsün. Yani zihin merkezinde kadın var. Bu kafayla hiçbir seyi dogru yapamazsın.

Alfa erkek gerçekten kadını kadından daha sıklıkla mesajlayacak ya da mesaj arasi kadini dusunecek vakti bulamaz. Alfa gibi gorunmeye vakit harcayacagina alfa gibi kendinle mesgul ol.

Iki mesaj arasi kadin aklindan cikmiyorsa mavi hapli betasindir. Bundan kurtulmaya bak. Gerisi hava civa.

Bunun bir de sevgili olan çiftlerin biyolojik olarak erkek ama ilişkide zihinsel olarak dişi olan taraflarından geleni var. Kız bana geç mesaj yazıyor, beni şundan bundan daha az önemsiyor, ders çalışırken beni unutuyor, vs … Eskiden ilişkide erkek kendisini odağa koyar ve kendi hayatıyla daha meşgul olurdu ve bu tür şikayetler kız muhabbetlerinde kızların ağzından çıkan şeylerdi. Erkeklerden duyamazdın. Bugün birçok erkek hala böyle ama çok fazla sayıda erkek de artık feminenleşmekten dolayı bu kız şikayetini yapar oldu. Balık sürekli içinde olduğundan suyun varlığından haberdar olmaz misali, artık yeni nesil tamamen feminen yetiştirilişin içinde olduğundan, utanıp sıkılmadan “abi kuzeni geldi diye beni unuttu” yazabiliyor.

Çerçeve işte budur, daha doğrusu çerçevenin olmaması. Çerçevesi olan adamın zihin odağında kendisi, ekran başında olmayan hobileri, işi / dersleri, misyonu falan vardır. Hayatında bunlar olan ve bunları merkezde tutan adam zaten böyle şeylere vakit bulamaz. Ama kendisini kadına feda etmek üzere yetişen nesil için böyle şeyler çok korkutucu, zira eğer kendisini merkeze koyarsa kızı kaybedeceğinden ödü kopuyor. Şu soruya samimi olarak cevap verin, kendini merkeze alan ve çoğu erkeğin kadınların aslında hiç de şikayetçi olmadıkları şikayetleri nedeni ile piç sandığı adam mı kızı elinde tutuyor, kızı merkeze koyan adam mı?

Tabii bir de kendini merkeze koy lafını “kendini merkeze koy ve başka kimseyi düşünme” olarak algılayan (sanki sen merkezde iken başkasına ilgi gösteremezmişsin gibi) tayfa var ki onlar ayrı konu. Yarın “kırmızı haplı baba” yazıları yazdığımızda “çocuklarınızla bile çerçeve sizde olmalı, onlar sizin çerçevenize girmeli” diyeceğiz, bu tayfa Allah korusun baba ise çocuklarını siklememeye başlayacak!

Burada yapana kadar yapıyormuş gibi yapmak olayının da yanlış anlaşılması durumu var sanırım.  Buradaki mış gibi yapmak kızlara mış gibi görünmek değil. Örneğin kıza mesaj attınız cevap gelmiyor. Kızın mesajını beklerken ona bir mesaj atmamaya çalışmak ve kızı aklından çıkaramamak, eğer siz kızın cevabını bekleyecek kadar sabrettiyseniz bile “mış gibi yapmak” değil “mış gibi görünmektir”. Bu sizin damarlarınızdaki kutsal testosteron seviyesini arttırmaz ya da kortizol seviyesini azaltmaz. Tamam kız mesaj yazdı mı testosteron artar ve kortizol azalır ama 3 saatlik tam tersi hormon salgılamadan sonra ne kadar işe yarar?

Burada mış gibi yapmak, tamamen sizinle alakalı. Tamamen ekran dışında bir hobinize ya da işinize, dersinize dönmek ve kıza nasıl imaj çizdiğinize değil sizin kendi kendinize nasıl imaj çizdiğinizle, kendinize nasıl odaklandığınızla ilgili.

Bu tür konularda kendinizi her zaman sizi izleyen bir üçüncü şahıs gibi düşünün. Kıza cool imajı çizdiniz ama orada kaygı duyarken (vücudunuzu durduk yere kortizol pompalarken) sizi izleyen o üçüncü şahıs gözündeki imajınıza ne oldu? Yapana kadar yapıyormuş gibi yapmak olayını her zaman sizin içinizdeki o üçüncü şahısa mış gibi yapmak olarak düşünün. Önemli olan o kaygıyı duymayan adam olana kadar kendinize mış gibi yapmanız. Kız  ne düşünmüş çok önemli değil. Şöyle anlatayım, siz kızı tamamen unutmuş iken kız bir nedenden dolayı “ya aramadığımı siklemiyormuş gibi görünmeye çalışıyor ama aslında orada telefon başında kasıyor” diye düşünsün size hiçbir zararı olmaz. Ama siz telefon başında kasarken kız “bak aramadım ama zerre siklemiyor” diye düşünsün, siz sonra o kaygıyı bir yerde patlatır, o imajı darmadağın edersiniz, merak etmeyin.

Son olarak da bu mesaj olayına özel yorumum : mesajlaşma, kadın işi bir şey. Tamam, mecburen yapacaksınız, ben de kullanıyorum. Ama o telefonda mesaj beklemek, 2 saat, yarım gün, birgün yazmadı mı diye süre tutmak, sizin masküleniteden uzaklığınızın ipuçları. Normalde bir erkeğin kız arkadaşı (tabağı demiyorum) aramadı mı, erkeğin kızı uzun süre unutması lazım ve hatırlamak için ekstra çaba göstermesi lazım. Nasıl böyle olmasın ki? Gym, iş / dersler, arkadaşlarla içmek, fazla mesai, belki gece yaptığınız ikinci iş, vs … ile hayatı ellerinde olan bir erkek çok çalışır ve böyle kaygılar onun için lükstür. Eğer bu tür kaygılara vaktiniz olacak kadar boşsanız öncelikle o boşluğu doldurun.

Daha önce de söyledik, erkeklik yan gelip yatma yeri değildir. Maalesef, ciddi miktarda çalışmayı gerektirir. Hem de yaşla beraber artan oranda.

Kadınlar ve seks

“Göt, erkekleri varolma ihtimali pek yüksek olmayan bir boyuttaki seks için kendilerini havaya uçurmaya istekli hale getirebilecek kudrette bir şeydir. Hiç bir hatun bir penis için kendini havaya uçurmaz.”
Joe Rogan

Erkeklerden okuduğum/duyduğum en rahatsız edici uydurma şeylerden biri de (kadınlardan duyduklarımdan bile fazla) “kadınlar seks konusunda erkeklerden daha arzulu” lafıdır. Dediklerinin doğru olma ihtimali ile kendini avutmaya çalışan, kendini geri planda tutan beyaz şövalyeler tarafından papağan gibi tekrarlanan bu saçma söz kadar rahatsız eden başka bir şey yok.  Bu çok etkili bir feminen sosyal buyruğudur. Kötü şöhretli birkaç PUA tarafından bile içselleştirilmiştir ve cafcaflı bir şekilde anlatılır. Bu hayal, seksüel tepe noktası (sexual peak) miti gibi birkaç yüksek sınıf geleneksel sosyal mitleri arasındadır. Temel seviyede kadın biyolojisi bilgisi bile bu miti çözümlemek için yeterlidir.

Kadınlar erkeklerden daha sekse düşkündür, ama güven eksikliğinden ötürü bu bastırılmıştır.

Kesinlikle yanlış. Sağlıklı bir erkek, bir kadından 12 ila 17 kat arası daha fazla testosteron üretir. Erkeklerden daha fazla ya da erkekler kadar seks istemeleri kadınlar içim biyolojik olarak imkansızdır. Güvenin bana, bir kadın “seksin erkekler için bu kadar önemli olmasının nedenini anlayamıyorum” dediğinde doğruyu söylüyor. Hiç bir kadın kendi testosteron seviyesinin 17 kat artışına şahit olmaz (steroitler dışında). Diğer tüm etkilerinin dışında, testosteron insan libidosunu uyarma konusundaki ana hormondur. Şunu da eklemeliyim, ortalama olarak, çevresel değişiklikleri katmazsak, bir erkeğin testosteron seviyesi 40 yaşından sonra yıl başına %1 azalır ve 60 yaşından bir erkek, 20 yaşından bir erkekten sadece %20 daha az testosterona sahiptir.

Bu gözlemi eleştirenler, kadının cinsel arzusunda ve uyarılmasında testosteronun göz önüne katılacak tek etken olmadığını söyler. Bunu kabul ederim, ama yine de ASIL faktör testosterondur. Bir kadın 12-17 kat fazla testosteronun nasıl hissettireceğini steroit kullanmadan anlayamaz. Aslında, steroit kullanan kadın vücut geliştiricilerde ortaya çıkan ilk etki cinsel istek ve libidodaki aşırı artıştır. Yani kadınların hormonal/ biyokimyasal süreçlerini göz önüne alırsak libidolarını erkeklerinki ile kıyaslamak manasız. Ayrıca kadınların cinsel arzuları döngüseldir. Yumurtlama dönemlerinin zirvesinde bile, yani en azgın oldukları zamanda, erkeklerin 24 saat boyunca yaşadıklarını deneyimleyemezler. Bu mitin kökü ve sosyal geleneğin kaynağı budur.

Diğer eleştiriler östrojenin kadının cinsel arzusunda rol aldığını söyler ki bu da yanlıştır. Östrojenin fonksiyonuna internetten bakabilirsiniz. Bunu yaparken testosteronun fonksiyonlarına da bakın.

Kadınlar erkeklerde olduğu gibi libidolarını sağlama da, kemik yoğunluğunda ve kas kütlesinde hayatları boyunca testosterona bağlıdırlar. Erkeklerde, östrojen testosteron seviyesini azaltır, kas kütlesini azaltır, ergenlerde büyümeyi engeller, jinekomastiye neden olur(göğüs büyümesi), kadınsı karakter özelliklerini artırır ve prostat kanserine yakalanma ihtimalini azaltır. Cinsel arzu östrojen seviyelerinden çok androjen seviyelerine bağlıdır.

Kadın cinsel fonksiyonlarının erkeklerinkinden farklı olduğunu da anlıyorum, ama bu sadece benim görüşlerimi daha da destekliyor. Kadınların cinselliği döngüsel, sadece aylık bir planda değil, hayatı boyuncaki tüm süreçlerde (menopoz, doğurganlığın zirvesi). Erkeklerin cinselliği ergenlikten 40’lı yaşlarına kadar sabit kalırken kadınların aylık ve hayati döngülerinde sürekli inişler ve çıkışlar vardır. Kadınlar daha yavaş azar, gerekli görsel bir uyarıcıya ek olarak psikolojik bir element olmasına (bir fantezi) meyillidirler. Erkekler için ise görsel uyarıcı ve minimal bir feedback yeterlidir(bkz. porno).

Menopoz sonrası hormon terapilerinde kadınların cansızlaşan libidolarını artırmak için de testosteron kullanıldığı sizi şaşırtmamalı. Kadınlar ovulasyon evrelerinin tepesindeyken, gözlemlenen şey ise hamileliği kolaylaştırmak için testosteron seviyelerindeki ani artış, mensturasyonun ardından da kaybolur. Bir kadının testosteronunu nasıl en iyi şekilde uçuşa geçirebileceğinizi tartışabilirsiniz, ama cinsel yanıtı teşvik etmede ihtiyaç duyulan şey testosteronun kendisidir.

Şimdi asıl soru, neden böylesine popüler bir şehir efsanesi oldukça kullanışlı bir sosyal gelenektir? Bunun hakkında düşün biraz. Bu kadınları doğrudan orospu yerine koymadan seksüelleştirir. Önüne gelenle yatmanın yaratacağı utançtan bunu kullanarak sıyrılabilirler. Bunu da kendilerinin aslında gizliden gizliye olmaları gerektiğinden “daha seksüel” oldukları fantezisini öne sunarak hallederler. Ancak sadece içlerindeki bu şeyi ortaya çıkartacak yetkinlikteki bir adamla tanışırlarsa herşey alevlenir. Bu bir cinsel seçilim geleneğidir. Fantezi, kadınların doğru erkek için aslında koyun taklidi yapan kurtlar olduğudur. Bir bakıma doğrudur. Araştırmalar kadınların üreme dönemlerinin zirvesindeyken alfa erkeklerle cinsel birliktelik için agresif bir arayış içindedirler. Ancak, tekrardan, bu sosyal adetin aslı “kadınlar erkekler kadar sekse düşkündürler” olasılığıdır, ki bu kesinlikle kadın cinsel yanıtının şartı değildir.

Kendini düşünen hiçbir erkek, kadınların kendisi ile eş derecede seksle ilgili, aynı şiddette seks arzulu ve sekse düşkün olduğunu düşünmez. Biz kadınların aslında gizli gizli bizi arzuladığı ve eğer toplum bastırmasaydı bu arzunun dizginsizce üzerimize boşalacağı fikrine aşığız. Ancak aynı adamlar biraz sonra kadınların fahişe gibi davranmalarının batı toplumunun düşüşü ile ilgisini anlatmaya başlarlar. İroniktir ki,bu mit erkeği, kadının içindeki seks canavarını ortaya çıkaracak gizli formülü bulmaya ve bir kadının canavarını ortaya çıkarıp onunla tekeşli ilişkiye girm hayaline itiyor.  Eğer kadınlar da erkekler kadar seks düşkünü ise, onlar da tek eşli ilişkiyle ters düşen dürtülere yenik düşmezler miydi? Kadınların da erkekler kadar sekse düşkün olduğu bir dünya düşünün. Gay bathouseları düşünün ve kafanızda bir model oluşacaktır.

Kadınlar bu düşünceyi tabi savunuyor ve cesaretlendiriyor çünkü bu ataerkil cinsel baskıya karşı bir başkaldırı olarak görülüyor (evet, siz şeytani erkekler bizi serbest bıraksanız daha fazla seks yaparız ) aynı zamanda üstü kapalı bir şekilde erkekleri bu davadaki beyaz şovalye sempatizanlarına dönüştürüyorlar.(örneğin feminen hak sanrısı ve feminen üstünlük)

Bu konuya başlamaktaki amacım kadınların cinsel olarak istekli olup olmadıklarını tartışmak değildi – kesinlikle istekliler – sadece kadınların (ve erkek eşdeğerlerinin) “kadınlar erkekler kadar/ erkeklerden daha fazla arzuludurlar” uydurmacasına dikkat çekmekti. Kendi doğal testosteron seviyesinden 12-17 kat daha fazla testosteron salgılamayan ve bir erkeğin biyolojik durumunda olmayan hiç bir kadın bu konu hakkında gerçekçi bir değerlendirme yapamaz. Bu mit aptalca olsa da dediğim gibi kadınların cinsel istek olarak erkeklere eş olduğunu düşünmek kadınlar tarafından kadınları güçlendiren bir şeymiş gibi algılanıyor. Ve kendini kadın ile özdeşleştirenler için ise bu mit böyle cinsel olarak bastırılmış bir kadınla birgün seks yapabilme ihtimali hayalini ayakta tutuyor.

Çeviri : Women & Sex
Çeviren : Olaf

Rollo Tomassi : Kırmızı Hap camiasının en önemli figürlerinden biri olan Rollo Tomassi'nin The Rational Male kitabı her erkeğin okuması gereken başucu eseri. Oldukça popüler olan The Rational Male bloğunun da sahibi de olan Rollo, The Rational Male - Preventive Medicine (Volume 2) ve The Rational Male - Positive Masculinity: Positive Masculinity (Volume 3) adlı kitapları ile ilk kitabındaki fikirleri daha da geliştirdi. Rollo Tomassi'yi burada Rollo Tomassi etiketinde de takip edebilirsiniz.

Bir boşanma macerası daha

Selamlar.

Ben Murat. Yaş 32 oldu. 28 yaşında evlendim geçen yıl başlayan çekişmeli boşanma sürecim hâlâ devam ediyor. Hatalarımdan başkaları ibret alır belki diye paylaşmak istedim. Biraz öncesini de anlatacağım, bazı yerlerde bana katılmayabilirsiniz, herkesin hayata bakış açısı ve beklentisi farklıdır.

Yaş 28, memuriyet sebebiyle İstanbul da yaşıyorum o zamanlar, bir yıllık sevgilimi terk edeli bir iki ay olmuş. Kısaca değinmek gerekirse çok iyi biriydi, hasta olduğumda günlerce bana bakardı, gerçekten harika bir anne olur diye geçerdi içimden. Bana atkı örer, ben haksız bile olsam alttan alırdı. Yakından tanıdıkça benim tahammül edemeyeceğim huylarını öğrendim. Mesela otobüste giderken kendisini taciz eden bir adama karşı sessiz kalacak kadar pısırık olması veya bir film artistinden aldığı imzalı fotoğrafı baş ucundan ayırmaması gibi şeyler gözümden düşürmüştü.

Neyse o aralar küçükken tanıdığım ve yengemin akrabası olan, İngilizce dili ve edebiyatı son sınıf öğrencisi bir kızdan bahsettiler. Meğerse çocukluk aşkıymışım, benim haberim yok. Üniversitede tanıdıklardan sordum biraz, kız o güne kadar kimseyle çıkmamış, hem babaannesine de bakmak için o şehre taşınmış.

Onunla bir kahve içtik, çok utangaç ama çocukluk aşkı hâlâ devam ediyor gibiydi, uzaktan uzaktan izlermiş beni. Biraz ısınamadım, annem de karşı çıkınca bu işte hayır olmaz dedim.

Ailem ve çevrem evlen artık deyip duruyordu. Si siz olun otomatikman evleneceem ben moduna girmeyin.

Sonra annem bizim memlekette birinin kızını duymuş da bana haber etti. Pat diye telefonda konuşuyor buldum kendimi, talihsizlik kızın annesi açmıştı telefonu, onlarda izin vermiş oldu kızın benle görüşmesine. Kızla tanıştım 19 yaşında, lise terk, bayan kuaförü. Karşılıklı fotoğraflar atıldı. Kız açık ara diğerlerinden güzeldi. Memlekete gidince buluştuk. Efendim burada aklımın beş karış havada olduğunu söylemeliyim o zamanlar. Şu yaşımla arada dağlar kadar fark var.

Velhasıl kelam 6 ay sonra nişan yaptık. Sonra ben bu kızı bırakacak oldum çünkü fena tartışıyorduk, ailem mani oldu. Üç ay sonra da evlendik. Doğu görevim için şarka geldik ve evi orda kurduk. Bizim evimiz sırtımızda tayinci adamız, çok eşya almayalım dedik. Çok eşya almadık ama kadın kısmının mobilyaya, perdeye, halıya taptığını canlı canlı izledim.

Bir buçuk sene sonra kızım oldu. Kızımı çok seviyorum. Onu görmeye gidiyorum, beraber vakit geçiriyoruz. Bir hafta önce yanına gittim, beraber denize gittik.

Eşimden bahsedecek olursam sadece şunları diyeyim, burdaki tek arkadaşım bir gün sinemaya gidelim diye dışarı çağırdı beni, gittik. Beni evde yalnız bırakıyor diye annesini aramış, kaynana beni aradı, olay büyüdü. Ulan tek arkadaşım var ve yılda bir gün dışarı çıkmışız. Ha bir de yalan olmasın yüzmeye havuza gittik. Burda da aynısı oldu.

Çoğu memleket kadının da bu sorun var galiba, eşinin hobi veya uğraşlarına saygı göstermemek.

Kendisini açık lise sınavına götürdüm, bahçede beklerken telefonun ses kaydını açıp çantasını yanımıza koymuş, annemle beni dinlemek için sonra o ses kaydını annesine göndermiş.

Çok değil iki üç konu vardı problem olan. Çok konuştum, anlattım, hayatımda kimseye anlatmadigim kadar. Hiç bir faydası olmadı.

Düşünürken bile afakanlar basıyor şimdi. Kısaca önce saygı gitti. Diğerleri de kartopu gibi devam etti.

Bu süreçte benim rizam olmadan beş kez babasının evine gitti. ilk ikisi kızım doğmadan. Dördüncüsü tam 3 ay sürdü. Son bir ümit gidip aldım kızımla kendini. Daha da kötü oldu. Sen gelip bizi aldın diyordu, ben minnet etmişim gibi davranmaya başladı. Artık ayrılık çerez muhabbetine döndü ailede.

Bir gün kahvaltıda sakince anlaşmalı ayrılalım dedi. Beraber aile mahkemesine gittik, küçük bi telefon konuşması yaptı. Annesi ile konuşmuş. Bana gelip bağırarak -sen beni gerizekali mi sanıyorsun, kendime 1500, kızıma 1000 lira toplam 2500 tl ayda nafaka istiyorum dedi. Ben de sakince hayır dedim.

Meğer son gitmesinde ailecek boşanma avukatına gitmişler. Avukat da şiddet, ilgisizlik ve evden koyma yazarız hem tazminat hem nafaka alırız demiş. Düzgün olanlari tenzih ediyorum ama çoğu avukat şeref yoksunu.

Adliyeden çıktık, eve geldik. Yukarda hazırlamış olduğu bavullarını indirdi, beni otogara götür gidiyorum dedi. Kızımı bırak git diyemedim kızım çok küçüktü. Baktım taksi çağırıyor. Aldım arabayla babasının evine götürdüm beş saatte. Yolda cirkeflik diz boyu.

Hemen dava açtılar bana. Yalandan iki de şahit bulmuşlar dayak izi gördük diye.

Adi postacı kapıya not bırakmadan dava dosyasını muhtara teslim etmiş. Benim haberim yok. İki hafta olan cevap hakkını kaçırdım. Mahkeme tedbir kararı vermiş, çocuğun geçici velayeti anneye ve ayda 800 tl tazminat. Gerçi cevap hakkını kaçırmasam yine aynı olurdu herhalde. Adalet felan hikaye bunlar.

Aradan geçti üç ay. Sonra nolduysa benim hatun deli gibi pişman oldu. Devamlı aramalar mesaj atmalar. Affet pişman oldumlar ama iş işten geçmişti.

Ben de karşı dava açtım. Avukat mesajları dosyaya ekledi, karşı taraf sizinle barışmak istediğinde, tekrar bir araya gelmek istediğinde bu demek oluyor ki her ne olmuşsa olsun (ağır vakalar hariç) sizi temize çıkarıyor, kusursuz kılıyor hakimin gözünde dedi avukat. Tabi bu nafaka vermemeye yetmez belki tazminattan kurtarır.

Tahmini son iki dava kaldı. Ayda bir kızımı görmeye gidiyorum. Eşimin eski iş yerinde çalışmaya başladığını tespit ettim. Sorduğumda haftasonu yardıma gidiyorum dedi.

Şimdi 32 yaşındayım. 28 yaşında ki kendimle aramda çok fark var ve hayret ediyorum kendime. göre göre bu kuyuya nasıl atladım diye.

Tanıştığımda iyiydi evlenince böyle kötü oldu diye bir şey yok. Herkes tanışınca kendini dünya tatlisi göstermeye çalışıyor ve onun bekar halini görüyorsunuz sadece. O yüzden bazı şeylere karar vermek için en az üç ay tartın. Herşeyden önce kendinizi tanıyın ve sevin. Olaylara baktığınızda önce kendinizin mutluluğunu ve tatminini düşünün. Çok canım cicim olmadan önce. Her derdinizi anlatmayin. Hayata nasıl bakıyor anlayın. Kesinlikle arkadaşlarına bakın, çevresine sorun. Herkes melek gibi anlatabilir. Ailesine iyi bakın. Annesine, babasına, kardeşine nasıl hitap ettiğine bakın. Kırmızı cizgilerinizi soyleyin ve mutlaka istişare edeceğiniz bir buyugunuz olsun, dayı olur vs. Kadının yaradılışının sizden farklı olduğunu unutmayın.

Konuk Yazar : Murat