The Red Pill, Geleneksel sentez – 1

Toplumsal uzlaşı araçları olan din, yurtseverlik, ahlak, gelenek, görenek gibi kavramları ortadan kaldırmaya çalışmak ve buna özgürlük, çağdaşlık demek son 50 yıldır hızla dünyaya yayılan neo-marksizmin saçtığı zehirlerden en kötü olanı. İnsan, yaşamını tehlikeye atacak yazılı ya da yazısız hiçbir kuralı kendi rızasıyla benimseyebilecek bir varlık değil. Bugün birçok mecrada eleştirilen ve çağdışı olduğu düşünülen kavramlar sayesinde insan bugünkü halini aldı. Evrimle birlikte gelişen toplum olma anlayışı, beraberinde bir takım kuralları getirdi. Böylece her insanın hayattan aldığı tatmin duygusunun maksimize edilmesi ve huzurlu ölürken geride değerli şeyleri miras bırakabilmesi mümkün kılındı. İşte bu değerli şeylerden biri de aile. Feminizmin sürekli yıkmaya çalıştığı ve son 50 yılda inanılmaz bir şekilde zarar verdiği, toplumun temelini oluşturan kurum.

Boşanmaların artması, kadının ve erkeğin doğasından uzaklaşması, kadınların iş yaşamında kendini heba etmesi ve sonucunda hiçbir netice elde edemeden yaşlanarak ölmesi, erkeğin zayıf ve sorumsuz yetiştirilmesi, insanların aşırı bireysel paradigmalara saplanıp kalmasının temelinde hep bu var. Çevrenize baktığınızda kanaatkar olan ve kendini huzurlu hisseden kaç insan görebiliyorsunuz? Orta sınıf, eğitimli nüfusa ” iş yaşamı yorucu ve kesinlikle kadınlara göre değil” dediğinizde aldığınız tepki, durumun vehametini ortaya koyuyor. Cahil ve geri kafalı olmakla mı suçlanıyorsunuz? İnancınızı ya da sizi siz yapan gelenekleri savunduğunuzda çomar mı oluveriyorsunuz? O halde sizi suçlayanların mutsuzluktan ölmek üzere olan, yalnız, aciz tipler olduklarını düşünün. Size böyle ithamlarda bulunanlar tam da böyle tipler işte. Dahası, başarısız, korkak ve nefret dolu tipler. İşte feminizmin ve marksizmin beslendiği şey bu: öfke ve nefret.

Bunları yazan kişi, koyu marksist bir ailede büyümüş, 25 yaşına kadar da komünizm dışında bir ideoloji olmadığını savunan kişi, yani ben. Feminizm için aynısını söyleyemem, zira o topa hiç girmedim. Daha çok yalnız bir kurt gibi yaşadım. Şimdi düşününce zamanında MGTOW’un tüm özelliklerini gösterdiğimi düşünüyorum. Gerçekten de manevi duygulardan yoksun bir ailede büyüdüm. Bununla kastettiğim şey sadece din değil. Saygı, hoşgörü, sadakat, aidiyet, aile olma bilinci… Ailesi dağılmış biri olarak, kadının da erkeğin de ayrı ayrı mutsuzluğa sürüklendiğine tanıklık ettim. Geleneksel aile yapısının bozulduğu yerde kimsenin huzurlu olamadığını gördüm. Bizi biz yapan en önemli şey, aidiyet zarar görüyordu.

Size tavsiyem, sizi siz yapan şeylerin asla karşısında durmayın. Değerlerinizi küçümsemeyin. Milyon yıllık süreçte ortaya çıkmış, insanların tecrübeleriyle şekil almış kavramları, önemsiz diye hayatınızdan çıkarma gafletinde bulunmayın. Dahası, bu kavramların topluma ve insanlara zarar verdiğini söyleyen aptal solculara kulak asmayın. Onlar için yeni olmayan her şey yıkılmalıdır. Yeninin, eski ve şimdinin senteziyle oluştuğunu gözardı edecek kadar cahil ve kör tiplerdir bunlar. Baskıyı, şiddeti ve şövenizmi eleştirip aynı şeylerin kılıf değiştirmiş halini savunurlar.

Feminizmin evlenilecek kadın düşmanlığı

Madem Erkek Adam evlenilecek kadınların özelliklerini anlattı, ben de size bu tarz kadınların niye feministler tarafından sevilmediğini anlatayım. Hem de ekşi sözlük üzerindeki ibretlik bir entry ve tartışma üzerinden.

Sözlükte “gokkusagindaki ruh” nickli kadın yazar, çalışmayı bıraktıktan sonra evliğinde mutluluğu nasıl yakaladığını şöyle anlatmış:

calistigim zamanlar esimle aramizda tartismalar olurdu. bunlar genelde utusuz gomlekleri, yikanamamis camasirlari, yine dunden kalan yemekler vb. konularda olurdu. esim asla ev isi ve yemek yapmazdi. ben de ondan sonra eve geldigim halde bunlarla ugrastigim, o uyurken utu ve temizlik yaptigim icin gergin ve kizgin olurdum. gel zaman git zaman ev kredimiz bitip maddi olarak duzluge cikinca cocuk planlari devreye girdi ve bebegim icin isten ayrildim zira aldigim maas cocuk bakicisi masrafini ancak karsiliyordu. esim de benim maasimin yaklasik 4 katini aldigi icin isten benim ayrilmam ve cocuga bakmam finansal acidan daha dogruydu.

simdi gercekten hersey cok yolunda. utulu gomlegi gectim, utulu donlar, her aksam iki cesit yemek, salatasina kadar hersey ve mutlu bir cocuk var… ve her aksam eve yorgun argin ve gergin gelmedigim icin ayiptir soylemesi gelsin cowgirller gitsin blowjoblar … yorgun kadin (ve erkek) maalesef cinsel hayatina herkes gibi ozen gosteremez. en azindan ben o kadar yorgunlugun uzerine uyumayi tercih ederdim.

isi birakmam maddi olarak olmasa da manevi olarak evimizdeki huzuru fazlasiyla arttirdi. ha ama benim gelirim yuksek degildi. maasim 5-6 bin olsaydi 2 bin bakiciya verip uzerine hala para kalsaydi bu karari bu kadar kolay alamazdim herhalde.

edit: 3 dil biliyorum universite mezunuyum ve cocugumun en iyi okullarda okumasini istiyorum. bunu eve 500 tl fazla girip, bakici kadinlarin elinde buyuyup, anne babasini mutsuz gorerek basaramaz. daha 2 yasinda bile degil ingilizce kelime dagarcigi turkcesi kadar. her gun ozenle ogretiyorum herseyi ilmek ilmek. oyun gruplarina katiliyoruz, muzeleri, cocuk parklarini geziyoruz. haftada bir kelime turkce ve ingilizce harici baska dillerden bir sozcuk ogreniyoruz. bu hafta “hola” ogrendik mesela. ona gonlunce vakit harciyorum. ben eminim ki cok basarili ve guclu bir kadin olacak.

Hanımefendi gayet mantıklı bir açıklamayla dışarıdaki iş yükü bittiği için ev işlerini daha kolay yaptığını, çocuğuyla daha iyi ilgilendiğini ve onun da eğitimine katkı sağladığını, ve cinsel hayatlarının da gözle görülür ölçüde iyileştiğini söylemiş. Kısacası anne mutlu, baba mutlu, çocuk mutlu. Buraya kadar bir sorun görebiliyor musunuz? Ben de göremiyorum. Hatta şu tarz bir evlilik eminim genç arkadaşlarımızın da, ileride evlenmeyi düşünen benim de hayalim.

Ama bunu gören feminikler boş durur mu? Kadının ne erkekten para dilenmesi kalmış, ne ataerkil düzene boyun eğmesi, ne de geri kafalılığı … ilgili yazının devamında hakaretler gırla (üçüncü sayfa sonunda başlıyor). Hepsini buraya tek tek yazmam imkansız, ancak özet geçersem klasik  feminik utandırma taktikleri ile kadını yerden yere vurmuşlar.

Peki bu evlenilecek kadının harika bir örneği olan ablanın evine ve kocasına olan bu bağlılığı ve bu hayat enerjisi feminikleri niye kızdırıyor? Bana kalırsa iki temel sebep var:

  1. Alfa dul sendromu. Belirli bir yaşa kadar erkeklerle gününü gün edip daha sonra evlenecek erkek bulamayan, alfa erkek eşiği yüksek olduğu için bulduğunu da beğenemeyen hatunlar evliliğe bok atar. Bunun sebebi, kadınların her zaman yaptığı gibi hatayı kendinde aramadan birilerine bok atma yani evde kalma sebeplerini rasyonalize etme çabası. “Ben evlenilecek kadın olamadım” demek yerine “evlenip kocasına yemek yapan kadınlar köledir” diyerek üstlerindeki sorumluluğu kaldırmış oluyorlar.
  2. Ego yatırımı. Bir düşünceye ne kadar uzun süre inanırsanız o düşüncenin aksi ispatlandığı zaman karşı çıkışınız o kadar sert olur. Mesela kırmızı hapla tanışan meriçlerin can siperane bir şekilde yaptıklarını savunması gibi. Mesela Orta Çağ kilisesinin dünya dönüyor denince bunu diyen bilim insanlarını aforoz etmesi gibi. Çünkü onlar bu düşünceye yatırım yapmışlardı, aksini öyle hemen kolayca kabul etmek yıllarca inandırdıkları egolarına bir darbe olacaktı.
  3. İşte bu ablamıza karşı feminiklerin saldırıları da ego yatırımının birer örneği. Okumuş ama ev hanımı olarak hayatına devam kadınların mutsuz olacağına dair feminik propagandaya kendilerini öyle kaptırmışlar ki bunun aksi tek bir örnek bile saldırıya geçmelerine neden oluyor. İşin komiği, kadın altını çizerek mutlu olduğunu söylediği halde devamında gelen entryler “hayır sen mutsuzsun! mutlu olamazsın! kocan seni kandırıyor! aslında sen zincire bağlı çalıştırılan kölesin!” diye ağzından salyalarak saçarak bu durumu inkar etmeye çalışıyor. Kadının nasıl hissettiğini kadından iyi biliyorlar amk, komediye gel. Götü boklu bir aile şirketinde 2000 tl için eşek gibi çalışmak özgürlük; ama evde kocana ve çocuklarına yemek yapmak, hem kendinin hem onun yüklerini hafifletmek kölelik.

Her daim kadınların özgürlüğünü ve tercih haklarını savunduğunu söyleyen feminikler, “kendi özgür iradesiyle” işini bırakıp ev hanımlığa geçen bir kadına fütursuzca saldırıyor. Çünkü feminizme göre özgürlük ancak erkeklere hayatı zindan edip, ardından 40lı yaşlarda 32832 tane kediyle aynı evde yaşayarak elde edilebilir. Mutluluk gibi tanımı çok geniş bir kavramın kocaya iki kap yemek yapmakla biteceğini iddia eden bir güruh var karşınızda. O yüzden size daha ikinci buluşmada “kadın erkek eşitliğine inanıyorum” (hukuki eşitliği kastetmiyorum tabi ev işlerini paylaşma anlamında eşitlik), “ev işi yapmam”, “ay çocuk ayak bağı” ne diyen kızlardan ayaklarınızı götünüze vura vura kaçın, o kadar diyorum.

Hatta iyi gelirli bir kariyeri olup da 29-30 yaşına geldiğinde hala evlenmemiş bir hatun da bunun lacivertidir, onlardan da kaçın. Ben kaçtım, hiç pişman olduğumu hatırlamıyorum.

Ha az kalsın unutuyordum, bu ablamız gibi geleneksel kadın erkek rollerinden gocunmayan bir hatun bulursanız evlilik vaktiniz geldi demektir.

 

Jordan Peterson – Erkekler deli kadınları kontrol edemezler

Aşağıdaki video Modern Times: Camille Paglia & Jordan B Peterson adlı yaklaşık 2 saatlik söyleşiden alıntı. Jordan Peterson, üçüncü dalga feministlerce afaroz edilen feminist Camille Paglia ile söyleşisinin bu bölümünde, erkeklere saldıran deli kadınlara karşı erkeklerin ellerinde bir silah olmadığını anlatıyor.

İki erkek arasındaki tartışmanın medeni sınırlar içinde kalmasını sağlayan fiziksel kavga tehditi, bir erkek için kadın ile tartışırken yasak olduğu için, deli bir kadının istediği gibi medeniyet sınırlarının çok dışına çıkabilmesine rağmen, aklı başında bir erkeğin, aynı delilikteki bir erkeğe karşı kullanabileceği teknikleri kullanamayacağını anlatıyor.

Jordan Peterson konuyu kamu önünde karalama kampanyası yürüten feministler için kullanıyor ama durum ikili ilişkilerde de aynı.

Camille Paglia, 68 hareketinin ateşli kadın hakları savunucusu ve ünlü bir feminist olmasına rağmen, politik doğruculuk ve neomarksizm tarafından işgal edilmiş modern feminist akım tarafından sevilmeyen bir kişi.

Bu ikilinin söyleşisinden başka bölümleri de buraya taşıyacağız.

Toronto Üniversitesi Psikoloji Profesörü Jordan Peterson,  ilkin Social Justice Warrior‘larla (SJW) girdiği başarılı mücadele ile gündeme gelse de, genç erkeklerin hiç duymadıkları, ama eksikliğini derinden hissettikleri sorumluluk ve hayatına yön verme mesajları ile kısa zamanda erkek popülasyonu tarafından yoğun takip edilen biri haline geldi. Peterson’u erkekler arasında bu kadar meşhur eden şey, erkeklerin babalarından duymaları gereken ama artık hiç duymadıkları mesajları veriyor olması. 12 Rules for Life: An Antidote to Chaos adlı kitabı Ocak 2018'de piyasaya çıkacak olan Peterson'un Maps of Meaning: The Architecture of Belief  adlı bir kitabı da mevcut. Jordan Peterson'un Türkçe çevirilerini burada Jordan Peterson Türkçe etiketinden takip edebilirsiniz.

Kadınlar için uğraşmak

Bir süredir kayıp olan Hank Moody, dün sağlam ve ses getiren bir saha raporu ile geri döndü : Saha Raporu – Shit test level : Model. Sanırım, sitenin en çok yorum alan yazısı olan bu saha raporuna gelen bir grup okuyucu yorumu dikkatimi çekti zira sitede çokça gördüğümüz bir yorum tipi bu. Örnek olsun diye Altanus’un yorumunu buraya koyuyorum ama aşağıda yazacaklarım sadece ona değil, bu tip “böyle kadınlarla uğraşmaya değmez” yorumlarına :

Bence bu kadar shit testi çekmeye değmez. Tanrıça bile olsa, bir mekanda 1.5 saat bekletilmek çok büyük terbiyesizlik. Hatta bana göre shit test bile değil, tamamen kızın aptalca davranması.

Ne bileyim, bu kadar uğraşa, bütün bir günün mahvolmasına değmez gibi geliyor bana. Hem 1,5 saat bekletecek haber vermeden, hem mesajlarına adam gibi cevap vermeyecek, mekana gelmeyecek gidecek McDonalds’ta oturacak, yanında arkadaşı ile vs vs, say say bitmiyor, yazarken ben daraldım. Buluşmaya neden arkadaşını getiriyorsun? Ve PMS olmana rağmen buluşmaya neden geliyorsun?

Model veya değil, bu kadar uğraşa değmez gibi geliyor bana, bilemedim.

Bu düşünce 1990 sonrasında doğan nesilde çok yaygın. Daha önce de yazdım, bir üst nesil bu tür kırmızı hap teknikleri gördüğünde genelde “vay lan, tabii ya, kızlar böyle çalışıyor hakkaten, o zaman oyunu böyle oynuyoruz” derdi, şimdiki nesil ise genelde “lan sikerim böyle aşkın ızdırabını, kızlar ego tatmini yapan şımarık yaratıklar ve ben bu oyunu oynamıyorum” tepkisi veriyor. Bunda 1990 sonrası neslinde narsisizmin yaygın olmasının etkisi büyük (evet arkadaşlar, ego sorunu sadece kızlara özgü değil). Ama başka bir problem daha var. Bu ciddi bir problem ve buna orada bir yorumla değil, yazı ile dikkat çekmek istedim.

“Bu kadar uğraşa değmez” öncelikle ilginç bir yorum. Dikkat ederseniz, Hank burda tek gecede yatış kapaması yapmış. Kızla uslu uslu, tek öpücük almadan 5 kez muhallebiciye giden adamın yaptığı yatırımın ve uğraşın 10’da biri bile yok.  Hele hele bir kıza kafayı takan ve kızla tek kere buluşmasa da saatlerce onu düşünen, hayal eden adamın yatırımının yüzde biri bile yok 🙂 Bir de zaten yeni saha raporunda yazdığı gibi orda boş boş da oturmuyor. Yani gece 2 – 3 saat kendi kendine takılmanın uğraş olarak değerlendirilmesi, efor olarak pek mümkün değil.

Bu tür yorumlarda “uğraş” denilen şey, kadın davranışları ve shit test ile uğraşmak aslında. İşte bu görüş de tam olarak feminizmin genç erkekler üzerinde ne kadar sağlam işlemiş olduğunu gösteriyor. Kadın ve erkek aynıymış ve aynı davranırmış gibi konuşuyorsunuz. Ne demek istediğimi anlatayım. İlgiden ve muhtemelen daha 22 yaşında olmasına rağmen yediği düzinelerce pompadan ruhu çürümüş bu zavallı kız iyi bir örnek değil ama her hatun az çok böyle çocukça davrandığı için yine de buradan devam edeceğim.

Johnny DeLusion geçenlerde güzel bir tweet attı :

“Eğer erkekler tanıştıkları kızlara 12 yaşındaki yaramaz kız kardeşine davranır gibi davransaydı. Tüm ilişki problemleri çözülmüş olurdu.”

İşte 90 sonrası doğanların feminizmin eşitlikçilik akımından etkilenmesi tam olarak bu. 22 yaşında bir kızın kız gibi (genelde de çocuk bir kız gibi) değil de, 22 yaşında bir erkek gibi davranmasını beklemek.

Feminizmin oldukça ulvi olan kadın – erkek eşitliğini 70lerdeki cinsel devrim sonrası kadın – erkek aynılığına bozması sonucu, toplumda çok yaygın bir propoganda var ve bu da kadın ve erkeğin aynı olduğu yanılgısı yaratıyor.

Eğer “delikanlı adamın delikanlı sevgilisi” olur diyen gay bir erkek değilseniz, elinizdeki malzeme bu arkadaşlar. Kadınlar ve erkekler, hormonal, fiziksel ve zihinsel olarak çok farklılar. Fakat bu basit gerçek, maalesef gençlerin farkında oldukları birşey değil. Bu farkı bilerek hareket eden bir erkek için oldukça eğlenceli olan shit testler, bunu bilmeyen çoğunluk için bir işkenceye dönüşüyor. Çünkü birçok erkek, bu tür bir davranışı bir erkekten gördükleri zamanki gibi davranıyorlar ve sinirleniyorlar. (Şimdi düşünün, kız gibi davrandığı için karşısındaki erkeğin birden ciddileşmesi ve sinirlenmesine maruz kalan kadının hayal kırıklığını ve şaşkınlığını).

Size tavsiyem, geri dönüp Saha Raporu – Shit test level : Model yazısını, Hank’in kıza 12 yaşındaki yaramaz kız kardeşine davranır gibi davrandığı farkındalığı ile okumanız.

Bitirmeden alakalı olduğu için Clojure’un şu yorumunu ekleyeyim :

Merak ediyorum şu Tinder’da takılan kızların takılma amacı ne? Seks mi gerçekten? Ben Tinder’dan yalnızca 1 kızla seks yapabildim. Diğerleri hep öylesine takılıyorum kafasında konuşuyordu. Kimisine göre Tinder’daki kızlar parası olan, yakışıklı elemanlarla buluşup peşlerinden koşmasını sağlayıp egolarını tatmin ediyor ve asla seks yapmıyor. Kimisine göre ise oradaki kızlar seks yapıyor. 

Oraya yorum olarak da yazdım ama, bir kız tinderda tanışıp ego tatmini için buluşmaz. Böyle bir ego tatminini, sadece mesaja bağlayan ve genelde çekici olmayan bazı kızlar yaparlar. Buluşmayı herhangi bir yakınlığa çevirmek erkeğin işidir. Erkeğin bu işine çomak sokmaya çalışarak da onu test etmek kızın işi. Neden? Tarih öncesinden gelen bir oyun bu ve daha önce Seks ve İlişkilerin Temel İlkesi yazısında söyledik : Kadınlar seksin kapı bekçisidir, erkekler ise ilişkinin. O nedenle kadın o kapıyı hemen açmaz, sizi sınar.

Bu olay eğlenceli bir oyun aslında fakat çoğu erkek, yukarıda bahsettiğim eşitlikçi zihniyetten dolayı, bu testleri kibir olarak algıladığı için saçma tepki gösterir ve sonra da kız ego tatmini yaptı sanar.

Ben ne zaman “egolarını tatmin ediyor ve asla seks yapmıyor” duysam, ki çok duyuyorum, orada erkeğin bu feminen beyin yıkaması nedeniyle kaçırıldığu bir fırsat görüyorum. Zira daha önce shit test yazısında söylediğimiz gibi  “bir kadın size shit test yapıyorsa sizinle cinsel ilişkiye girme ihtimali kafasında belirmiş demektir“.

Aklınızdan hiç çıkarmayın, erkekler sadece görsel olarak karşılarında olana bakarak (gençlik, tazelik, güzellik, güzel cilt, memeler, kalçalar ve meme – kalça oranı, vs …) buluşmanın ilk 10 saniyesinde bu kızla yatabilir mi, yatamaz mı anlar (bu kızdan ilişki malzemesi çıkar mı ayrı konu). Bir kadın ise, erkekle buluştuğu anda ilk 10 saniyede bu adamla hiç işi olmayacağını anlar ama eğer bu sonuca varmamış ise erkeği “belki” bölgesine atar ve sınamaya başlar. Neden? Zira kadınların erkeklerde aradıkları şey görsel olarak karşılarında değildir (maskülinite) ve kadın karşısındaki adamın erkek mi, yoksa erkek rolü yapan oğlan çocuğu mu olduğunu anlamasının tek yolu, erkeği sınamaktır. Biz bu sınamaya shit test diyoruz. Alın size kadın ve erkeklerin farklarından biri daha!

(Önemli bir ikinci fark da, erkeklerin görsel öğelerle tahrik olurken, kadınların sözler ile tahrik olmasıdır. Bunu bilmeyen oğlumuz, “belki” bölgesinde iken kendisine savrulan shit testleri, kadını sözel olarak tahrik eden cevaplara çevirmek yerine az önceki gibi ciddileşirse, kendisi önündeki vücuttan tahrik olurken, kadını buzlar kraliçesine çevirir).

Şunu da aklınızdan çıkarmayın, sayıları az olmasa da ciddi anlamda azınlıkta olan psikopatlar haricindeki kadınlar, zerre kadar beraber olmak istemedikleri erkekleri shit test ile dürtüp acı çektirmezler. Yani eğer kadın sizi “belki bu adamla olabilir” bölgesine almasa idi o “ego tatmini” sandığınız davranışları göremezdiniz.

Kadın perspektifinden feminizm ve red pill

Bugün ilginç bir konuk yazı var. Tartışma yaratacak cinsten. Sitenin ziyaret verilerinden tahmin ettiğim kadarıyla toplam 6 bin kadar düzenli ziyaretçinin 500 kadarı kadın. Eğer toplamdaki oranı kadınlara uygularsak yarısının 25 yaş altı olması lazım. Bu ziyaretçilerden feminist olmayanlardan ve benimle iletişime geçenlerden, kırmızı hapı nasıl gördüklerini yazmalarını istiyorum. Freudyen böyle bir yazı gönderdi. Yazar çoğunuz gibi 25 yaş altında (23) ve üniversite öğrencisi.

Kendisine teşekkür ediyorum ve sizi kadın gözünden feminizm kırmızı hap yazısı ile başbaşa bırakıyorum:

Merhabalar, ben Kırmızı Hap öğretilerinden yaklaşık bir senedir haberdar olan ve bu konsepti konu edinmiş blogları/sayfaları takip eden bir bayanım (evet bayan diyorum çünkü kulağıma daha kibar geliyor ve dildeki zorlama feminist düzeltmeler bana saçma geliyor.). Öncelikle şunu söylemeliyim, ilişkiler konusunda hep sorunlar yaşadım ve çevremdeki insanlar da ilişkilerinde mutlu değillerdi. İlişkiler insanlar için mutluluk kaynağı olmaktan çok bir zorunluluk, devasa bir yük haline gelmeye başlamıştı. Bu sorunu irdelemeye başladığımda, özellikle Türkiye’de cinsiyetlerin birbirine düşmanca yaklaştığını gördüm. Maskülen hareket sayfalarını da, feminist bloglarını da okudum. Maskülen hareket sayfalarında erkekler Türk kadınının kezbanlığından, yetersiz cinsellikten, cinsel etkileşim için çok çaba sarf etmeleri gerektiğinden, yurtdışında bu işlerin çok daha kolay/rahat olduğundan, kadın problemlerinin feministler tarafından abartılarak erkek problemlerinin üstünü örttüğünden şikayetçiydiler. Maskülen formun en üst level’ı da tamamen kadın düşmanı olan ve asla evlenilmemesi gerektiğini savunan, kadınların şeytan olduğundan bahseden insanlardı. Bu insanlar muhtemelen bir iki sorunlu kadınla yaşadıkları ilişkilerini genelleyerek ‘Kadınlar kötüdür’ algısı oluşturup çevresindeki insanları da etkileyerek kadın düşmanlığını yaydılar.

Feminist sayfalara baktığımda da şunları gördüm: taciz olaylarına gereken cezalar verilmiyordu, toplumda kadın güçsüz olarak görülüyordu ve kadınlar çoğu yerde negatif ayrımcılığa maruz kalıyordu. Kadınlar erkeklerin onları sadece seks objesi olarak gördüğünü söylüyor, kezban/kaşar kadın ayrımına kızıyor, nasıl davranacağına karar veremiyor, toplumdaki ‘namus’ kavramından dolayı eğlenilecek kadın olarak görülmemek için cinsellikten çekiniyorlardı. Feminist dalganın da düşmancıl üst level’ı erkeklerin her hareketini düşmanca değerlendirerek davranışı ‘cinsellik/kadını aşağılama’ bazlı görenlerdi. Nasıl olur da bir erkek onlara ‘bayan’ diyebiliyor, ‘Kadınlar çiçektir’ diyerek onları güçsüz/narin olarak görüp aşağılıyordu? Mutlaka her sözün ardında bir art niyet olmalıydı. Ya da bir erkeğin amacı her zaman kadınları yatağa atmaktı ve erkekler kadınları sadece seks objesi olarak görürdü (Çünkü muhtemelen bunu iddia eden kişi erkeklerle kötü deneyimler yaşamıştı ve deneyimini genelleyip erkek düşmanlığını yaymaya çalışıyordu). Bu yüzden erkekler kötü varlıklardı ve erkeklerden uzak durulmalıydı.

Her iki tarafı da okuyup anlamaya çalıştıktan sonra şunu fark ettim: bu iki cinsiyetin birbirlerini düşman olarak görüp aldığı tavırlar, toplum olarak düzgün ilişkilerin kurulmasını engelliyor ama aslında iki tarafın da şikayetleri birbirlerini tamamlayıcı cinsten. Kadınlar ve erkekler geçmişte yaşadıkları sorunları genellemek yerine, kendi sorunlarını çözmeye ve karşı cinsi anlamaya yönelik hareket etse, her iki taraf adına da mutluluğu baz alarak davranışlarına yön verse sorunların yavaş yavaş azalacağını düşünüyorum. Çünkü negatif duygular çoğu zaman kişinin kendisine olan özsaygısındaki eksiklikten gelir ve bu negatif duygular bir süre sonra karşılıklı olur, bulaşıcıdır; tıpkı pozitif yaklaşımların da karşılıklı/bulaşıcı olduğu gibi. Özetle Red Pill bazlı gidersek, karşı cinse düşmanca yaklaşmak ve bu düşmanlığı genelleyerek yaymak yerine; herkes öncelikle kendini geliştirmeye ve özgüvenini yükseltmeye adasa, hobiler edinse, kitaplar okusa, statüsünü yükseltmeye çalışsa, spora başlayıp kilo vererek düzgün bir fiziğe sahip olsa, özsaygısını ve sınırlarını farkında olsa, karşı cinsle ilişkilerini düzeltse ve karşı cinsi anlamaya çalışsa sorunlar büyük ölçüde azalır. Kendisine saygı duymayan insan ne başkasını sevebilir ne de ilişkilerinde mutlu olabilir. Kendisine saygı duyan ve kendisini seven insan ise etrafına pozitif enerji verir, pozitif ilişkiler kurar. Bu döngünün devamlılığı için ilk önce kendimize odaklanmalı ve daha sonra diğer insanları anlamaya çalışmalıyız. Herkesin birbirine pozitif yaklaştığı bir toplumda ilişki sorunlarının da minimumda olacağını düşünüyorum.

Konuk Yazar : Freudyen

Kadınlar, gökyüzünün yarısını mı tutar?

Women hold up half the sky, Batılı ülkelerde feministlerin sıkça kullandığı bir slogan. Anlamı ise: Kadınlar gökyüzünün yarısını tutar. Yani ne yaptıysak beraber yaptık ama siz sonradan bize kazık attınız. Bizi görmezden gelip yok sayıyorsunuz. Oysa biz varız ve buradayız. A Voice For Men’den Paul Elam, bu konuda çok güzel bir yazı kaleme almış. Ben de çevireyim dedim. Çeviride bazı hatalar olmuşsa şimdiden affola.

Kadınlar, gökyüzünün yarısını mı tutar?

” Kadınlar, gökyüzünün yarısını tutar. ”

Bu ne anlama geliyor?

Şimdi ve sonra, güneşli bir günde Everest Dağı’nda gezinirken gökyüzünün yarısını tutan şu kadınların nerede olduğuna bakıyorum. Bulutlar sudan oluşur ve su ağırdır. Bu yüzden oldukça zorlanıyorlar.

Ama neredeler?

Hımm…

Makara.

İşte bu! Belki de makara sistemi kullanıyorlardır.

Kabloyu ayın çevresine dolayıp bunu makara sistemi olarak kullanarak ve gökyüzünü, vadilerden aşağı doğru çekerek tutuyor olmalıydılar. İşte böyle!

Hımm…

Ölüm vadisi, Khumbu vadisi, Douro vadisi: Hiçbir şey yok. Bu vadilerin hiçbirinde feminist göremiyorum. Bırakın, yalnız bir kablo, ayın çevresinden uzanarak gelsin.

Elbette, Erechtheion’un kadınlarını kastediyor olabilirler.

Erechtheion, akropolis’in kuzey tarafında bir tapınak.

Ama bunlar taş heykeller ve gökyüzünde değil, Yunanistan’dalar. Bir gökyüzünü değil, çatıyı tutuyorlar.

Kadınlar gebeliğin, doğumun ve ailenin kalp atışını tutarlar. Bu, ürkütücü bir yükümlülüktür ve bu, her medeniyetin saygı duyması gerekendir.

Güzellik, merhamet, ihtişam ve sevgi, kadını kadın yapan şeydir ve büyüleyicidir. Bir çocuğun annesine olan bağlılığı sevgiyi tanımlar ve şiir, soluk bir kıyaslamadır. Erkekler; aşk hakkında şiirler yazarlar, kadınlar aşık olmak için doğum yaparlar.

Ünlü feministler şunları söylemiş olsalar bile:

” Çekirdek aile yıkılmalıdır… Nihai anlamı ne olursa olsun, şimdi ailelerin dağılması nesnel olarak devrimci bir süreçtir “

Linda Gordon

” Evlilik, tecavüz pratiğinden gelişmiş bir kurumdur. “

Andrea Dworkin

Evlilik, kadınlar için kölelik teşkil ettiğinden kadın hareketinin bu kuruma saldırmak üzerinde yoğunlaşması gerektiği açıktır. Kadınlar için özgürlük, evliliğin feshi olmadan kazanılamaz. “

Şu anki feminist kuruluşun lideri Sheila Cronin

Erkek nefretinin; onurlu ve makul bir politik eylem olduğunu düşünüyorum.

Robin Morgan– ms. magazin editörü.

Yani; kadınları, aileleri ve kocaları desteklemek, kadınların gökyüzünün yarısını tuttuğunu söylediklerinde feministlerin aklındaki şey değil.

Öyleyse neyi kastediyorlar?

Etrafa bakıyorum. Pencereden bakıyorum. Bir inşaat görüyorum. Yükselen binalar görüyorum. Erkeklerin yaptığını görüyorum, kadınların değil… Gecenin 2’sinde karda sürülen tarlaları görüyorum: Erkek. Sanitasyon( halk sağlığı) işçilerini, itfaiyecileri, petrol sızdırmazlık görevlilerini, ormancıları görüyorum: erkek, erkek, erkek, erkek. Operaya gidiyorum, bestelerin %98’ini erkekler yazmış. Müzelere gidiyorum ve bu güzelliği içinde barındıran yerlerin %95’inin erkekler tarafından yapıldığını fark ediyorum. Matematik teorilerine göz atıyorum: Erkek. Fizik? Erkek. Edebiyat? Çoğunlukla Erkek. Piramitleri, Angor Watt’ı, katedralleri ve şehirlerimizi inşa etmek için kölelik yapanlar? Erkek. Peki ya, yorgun argın ovaları geçen, dağlara tırmanan, okyanuslara yelken açan kaşifler? Erkek, erkek, erkek. Arlington’daki mezarlara ve dizi dizi beyaz mermerlerle ortaya çıkan akıl almaz fedakarlığa bakıyorum: Erkek.

Elbette bazı kadınların katkıları hayrete düşürüyordu. Emmy Noether, Hypatia, Sophie Germain, Curie, Thatcher, Catherine the Great, Boudica. Bu liste neredeyse sonsuz. Bazıları, insanlığa yardım etmek için kadınların gösterdiği fedakarlıkların da göz ardı edildiğini söylüyor. Buna katılıyorum. Yine de, maskülenliğin derin katkılarını ve bilirsiniz işte, inşa ettiği evleri yağmurdan korumak için çatıyı nasıl desteklerini göz ardı etmeyelim.

Şu an kadınların katkıda bulunabileceği ve erkeklerin artık askeri mezarlıklarda yatmak zorunda olmadığı ya da iş yerindeki kazaların %90’ında ölmek zorunda olmadığı bir dönemdeyiz. Bu harika.

Yine de, günümüzden önce, feministlerin bugün söyledikleri şeyi doğrulamak adına bir şeyin yarısını tuttuğunu görmüyorum. Eğer, bu zehirli ifadenin ( kadınlar gökyüzünün yarsını tutar) reddedilemez şekilde kalmasına izin verirsek dolaylı yoldan maskülenliğin hem gösterdiği fedakarlıkların hem de başarılarının önemini azaltmış oluruz. Buna izin vermemeliyiz. Arlington’da gömülmüş adamlar, kadınlarla gökyüzünün yarısını paylaşmadılar: Yaşamlarını verdiler. Eğer; kadınlar, gökyüzünün yarısını tutuyorlarsa, neden o mezarlarda erkekler yatıyor? Eğer feministler, erkeklerdeki zehirli maskülenliği tartışıp bizi cinayet ve mansplaining gibi korkunç kötülüklerle suçluyorlarsa iyilik için kendi kredi payımızı hak ediyoruz ve bu %50’den çok daha fazla.

Yani, şu ana kadar özetle:

-Bulutları tutmayı göz ardı etmişiz.
-Biz( yani feministler olarak) aileleri tutmayı göz ardı etmişiz.
-Erkeklerin katkı ve fedakârlıklarının karşılaştırmalı olarak nispeten yeni olduğunu kabul ettik.Kadınlar, erkeklerin tuttuğu gökyüzünün yarısını yakında tutacaklar mı? Elbette.

Öyleyse feministler, bu zamana kadar neyi tutuyorlardı?

Şöyle dendiğini görürsünüz: – Bir açıklama ve sözler ne söylerse söylesin, sözü söyleyen kişi, düşündüğünü hisseder. – Ama kanıtlama zorunluluğu olmaksızın. Açıklamalar duyguya dayanır.

Fem- splaining’in özü budur: Mantık ve kanıt gösterme yerine, sahte- şiirsel duyguları görselleştirme yoluna gider.

Böyle bir sürü deyiş vardır:

Biri de şudur: “ Kelebekler özgürdür. “

Bunu duyuyorum ve şöyle hissediyorum: ” Vay canına, adamım! Kelebekler özgür. İşte bu, harika dostum. ”

Ya da “ gökyüzünde iki tane gökkuşağı var. “

Sadece bu da değil. Ne anlama geldiğini biliyorum. Ayrıca bunu söyleyenin, bunu söylerken sigara içtiğini de biliyorum.

Veya diğer bir deyişle: Mükemmel bir aday olduğumu ve mükemmel kampanyalar yürüttüğümü hiç söylemedim ama kimin yaptığını bilmiyorum ve bir noktada içinde mizojini( kadın düşmanlığı) suçlaması oluyor.

Bunun ne anlama geldiğini bilmiyor ve bunu söylerken alkollü olduğunu kabul ediyor.

” Gökyüzünün yarısını tutan kadınlar” hakkında söylenen, komik ve aşağılayıcı. İkisinin arasında bir şey. Aileden yoksun kalma( feministlerin kendi aileleri tarafından) çok gülünç. Bu, maskülenliğin fedakarlıkları ve başarılarını azaltarak hor görmek.

Feministler, bu beyanda ısrar ettiklerinde, bezelye yememek için tatsızlık çıkaran çocuklar gibi oluyorlar. ” Hayır, bezelye yemeyeceğim. Erkekler,  bezelye ve brokoli yer. Benim hak ettiğim, NY süper Fudge Chunk gökyüzünün yarı… Yarısını tut… Tutmak.

Evraka! (buldum) İşte bu!

Feministler, bir şeyleri tutuyorlar.

Mühendislikte ve bilimdeki kadınlar katkı sağlıyor: Feministler sadece bir şeyleri tutuyorlar.

Şu an sahiden, kimse gökyüzünü tutmuyor. Gökyüzü düşüyor. Çoğu iyi adam ve kadın, birbirlerine saygı duyarak güzel şeyler başarıyorlar.

Küçük tavuk ise Kadın çalıştayı sınıflarında çok fazla vakit harcıyor.

Feministler bir kez daha “ kadınlar gökyüzünün yarısını tutar” dediklerinde kanıt isteyin. Bu kadar az kanıtla feministlerin sadece bir şeyleri tuttuğunu kabul etmeniz gerekir. Diğer türlü, bizim gelişmemiz için kendilerini kurban etmiş, yerin 183 cm altında yatan adamların Arlington’daki mezarlarına tükürmüş olursunuz.

Altı üstü bir adam olacaksın

Aşağıdaki Tweet’i görünce aklıma Okan Bayülgen’in “adam ol” temalı virtue signalling (duyar kasma) şaheseri geldi. Zira bu zihin yapısı (ya da zeka geriliği mi desek) kadınlara özgü değil :

 

Okan Bayülgen’in akıl dolu (!) sözleri şunlar :

 

Geçenlerde 12 saatlik bir uçuşun son saatinde, uçağın sol motoruna bakarken birden yine kafama dank etti. Bana arada böyle geliyorlar ve nasıl bir teknolojik mucize içinde yaşadığımızın farkına varıp şaşırıyorum. Kocaman bir Boeing 777, içinde neredeyse 300 kişi okyanus üstünde uçuyor. Bu aletin 2 adet turbofan jet motoru, tam 11 saattir hiç durmadan çalıştı, ki ciddi bir fırtına içinden de geçerek, ve bugün aynı şekilde 12 saat daha çalışacak. Uçaktaki sayısız sistem gibi. Ve o saatte havada olan 5,000 uçak gibi (ABD uyandığında havadaki uçak sayısı 10,000’e ulaşıyor). Bu devasa sistemi tasarlayan, yapan ve yürüten orduyu düşünün. Sadece pilotları, hostesleri ve havaalanı görevlilerini değil. O uçağa, motorlarına ve yerdeki radarlara servis yapan on binlerce kişiyi de. Ezici çoğunluğu erkek olan bu ordunun neferleri Mr. Bayülgen, diğer tüm sistemleri mucizevi bir şekilde saat gibi çalıştıran adamlar gibi, emin ol altı üstü adam olmaktan çok daha fazla şey yapıyorlar.

Altı üstü bir adam olacaksınmış. Son zamanlarda, özellikle feministlerde ve onların feminen işbirlikçilerinde bu inanılmaz körlük (ki bir çoğunda kötü niyetli görmezden gelme aslında) başladı. Bu kar taneleri, süper marketten aldıkları mısır gevreğinin, iyilik perilerince raflarda yaratıldığına, duyar kastıkları bilgisayarlarını taktıkları fişteki elektriğin doğal kaynağından evlerine ulaştığına inanıyorlar sanki. Fındık fındık sıçtıkları pembe boklarını evlerinden uzaklaştırsın diye çektikleri sifonunu suyu, kanalizasyon sistemi, vs … bunların kendiliğinden çalıştığını düşünüyorlar.

Bu kar taneleri gezmese de görmese de, fildişi kulelerinde yiyip içip sıçtıkları rahatı sağlayan petrolün, elektriğin, suyun, tükettiğimiz malların hemen hepsinin üretiminden, bize ulaştırılmasına, servisinden, tamirine tüm işleri yapanların ezici çoğunluğu, şeytani ataerkil sistemin, pis maskülin minionları olan erkekler. Arada bir, bir maden çöküp, bir gaz tesisi patlayınca duyar kasmak için kararmış suratlarını paylaşsalar da, sonra duyar kasma puanlarını toplar toplamaz unuttukları ve aslında da zaten hiç de umurlarında olmayan erkekler.

Feministlerin son on yılda dillendirmeye başladığı artık erkeklere ihtiyaç yok fikri o kadar embesilce ki. Erkekler olmasa, klimalı / ısıtmalı ofislerinden çıkıp, Kuzey Buz Denizideki petrol rafinelerinde, ellerindeki parmakları kaybetme pahasına kendileri ve erkek feminist işbirlikçileri çalışacak sanki. Çünkü bu nadide çiçeklerin tırnakları kırılmasın diye dikkatle marşına bastıkları arabalarının petrolü, o zehirli maskülinite sembolü erkekler olmazsa, okyanus tabanından kendiliğinden çıkmayacak.

(BONUS = Feministlerin altın kuru, popon rahat ofis işleri dışındaki işler için bir kere bile “neden bunlarda yeterince kadın yok!” diye çığırttığını duyduk mu? Duymadık tabii ki.)

Bu kartanelerinin farkında olmadığı, şeytani diye kakaladıkları ataerkil sistemin, bütün bu devasa modern makineyi çalıştıran sistem de olduğu. Onu yıkarken, modern dünyayı da yıkmakta olduklarının farkında değil. Bu makinenin ne kadar büyük bir mucize olduğunu ve yıkılırsa nasıl bir barbarlık içinde kalacağımızı unutmayın.

Aklımıza Rollo Tomassi‘nin şu sözleri geldi :

 

 

 

Adam öküz

Kadın zirvesine katılan Kılıçdaroğlu’nun Ayşe Arman ile konuşmasının bir bölümü aşağıda. Ayşe Arman Kılıçdaroğlu’nun “erkekler ekonomik sıkıntı yüzünden eziliyor büzülüyor çaresiz kalıyor ve eve gidince hıncını kadından çıkarıyor” türünde talihsiz (!) bir açıklama yaptığını söyledikten sonra, tipik bir feministten beklenecek bir şekilde kelime oyunu yaparak bu konuda veri temelli açıklama yapma cürreti gösteren bir erkeğe saldırıyor. Kemal Kılıçdaroğlu bir sebepten bahsediyor ama Arman bunu gerekçe diye lanse ediyor. Bu son zamanlarda feministlerin beğenmedikleri araştırmaları susturmak için çokça kullandıkları bir yöntem. Kılıçdaroğlu’nun acı bir gerçeği dile getirmesi onu tasvip ettiği anlamına gelmemesine rağmen Arman burada “böyle derseniz bunu haklı görürsünüz” anlamına gelecek şeyler söylüyor.

Türkiye’deki rakamları bilmiyorum (Kemal Kılıçdaroğlu yüzde 15 diyor ama bana az geldi) ama dünyada da birçok ülkede erkeğin fiziksek olarak saldırgan taraf olduğu aile içi şiddetin en büyük sebeplerinden biri erkeğin dışarda, başta ekonomik olmak üzere belirli nedenlerle özgüven kaybı yaşaması ve bunun hıncını evde çıkarması. Aynı zamanda veriler, aile içi şiddetin, sosyo ekonomik olarak aşağı indikçe astronomik olarak arttığı yönünde.

 

Feministler tabii bunu duyar duymaz “şiddete kılıf buluyorsunuz” diye çığırtıyorlar zira onlara göre sebep belli (!) : adam öküz. Ayşe Arman gibilerin zaten yaşadıkları fildişi kuleden kendi yüksek zevklerine uymayan herşeyi “öküzlük”, “hanzoluk”, “göbeğini kaşıyan adamlık” gibi yüksek IQ belirtisi (!) kavramlarla açıklamasına artık şaşırmıyoruz. Fakat burada ek olarak tipik feminist tek sebepçilik de var. Bu tek sebep de belli : erkeğin içindeki testosteron destekli şiddet eğilimi ve bunu hunharca dışa vurmasını destekleyen, kadını ezen ataerkil sistem. Bitti. Niye bitti zira çözüm (!) (daha doğrusu feminist ajanda) ataerkil sistemi yıkmak olduğu için sorun cinsiyetçilik olmalı.

Oysa eğer Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi bir veri geliyorsa araştırmalardan, bunu ciddiye almak ve erkeklere bu konuda psikolojik destek, danışma hattı, vs. gibi çözümler üretmek, aile içi şiddeti gerçekten azaltabilir. Azaltır demiyorum ama orada ciddiye alırsan çözüme doğru politika üretme ihtimalin olan bir durum var. Veri destekli çözümler her zaman duygusal çözümlerden daha güçlüdür ki dikkat ederseniz “adam öküz” tespitinin önerdiği bir çözüm de yok.

Kaplan terbiyecisi

Sunshine Mary geçen hafta yorumlarda ilginç bir soru sormuş :

Hipergaminin farkında olduğumuzu biliyoruz – bu doğuştan gelen birşey ve hiçbir şeyi takmıyor – ve yine biliyoruz ki kadınlar yumurtlama döneminde alfa erkekleri daha çekici bulmaya meyilli oluyorlar … bir erkek, sürekli daha iyisini bulmak ve yumurtlama döneminde bir alfayla aldatmak için içten gelen bir arzuyla savaşmak zorunda kalan (savaştığını varsayıyoruz tabii ki) bir kadınla başa çıkabilir mi?

Kısa cevap : Evet, gerçekte erkeklerde, avcı – toplayıcı başlangıcımızdan beridir hem sosyal hem de psikolojik olarak hipergamiyi bastıracak donanımlar evrimleşmiştir. Aslında tüm kültürel ve tür seviyesindeki başarılarımız erkeklerin kadınlardaki doğal hipergami dürtüsü ile başa çıkabilmek için gizli motivasyonları sonucu ortaya çıkmıştır.

Mary’nin burada yaptığı çok yaygın bir hata : hipergaminin vakum içinde bir doğal dürtü olduğunu varsayıyor. Hipergami statik birşey değil. Bir kadının hipergamisini eniyileme kapasitesi kadından kadına değişir. Kadının kendi cinsel pazar değeri konusundaki görüşüne etki eden karmaşık değişkenler vardır.

Genelleme yaparsak, 22 yaşındaki bir dilber, hipergami dürtülerine yenilmeye 44 yaşındaki boşanmış ve iki çocuklu bir kadına göre daha meyillidir zira bunu yapabilecek kapasitesi çok daha fazladır. Birçok erkek hipergaminin sürekli tetikte olmayı ve kadına arkasını dönmemeyi gerektirdiğini düşünür ama marjinal bir kadın grubunu saymazsak çoğu kadın kendi hipergami dürtüsünü kendi algıladığı gerçekleştirme kapasitesine göre kontrol altında tutacaktır.

Kadının doğal dürtüsünün hipergami olması, kadının bunu eniyileyebileceği anlamına gelmez. Buna fırsatı olmayabilir (i.e. doğru zaman ve doğru yerde ulaşabileceği alfa erkek yoktur), kadın güzel değildir, hipergamiyi harekete geçirmesinin önüne geçen inançları vardır, kendine güven sorunları vardır (fazla özgüvenli ya da özgüvensiz olabilir), ya da en basitinden hipergamiyi harekete geçirirse tepesine binecek bir tutucu toplumda yaşıyordur. Bütün bu sebeplerle içindeki hipergami bastırılabilir.

Kadınların karşılaştığı temel çatışma budur; içten gelen hipergami dürtüsünün karşısında bu kısıtlayıcı faktörleri yönetmek hem de sonunda kaçınılmaz olarak vuracağı duvara yol alırken. Çok erkenden seçimi yapsa içinde hep daha iyisini bulabilir miydim acaba kuşkusu kalacaktır. Seçimini yapmakta geç kal ve artık solan güzelliğinin, sosyal baskının ve diğer kısıtlayıcı faktörlerin etkisi ile daha önce bulabileceklerinin çok daha altında bir erkeğe razı ol (alfa dul). Bütün bunların kişisel kısıtlamalar ile oluşan pratik kapasite içinde olacağını da unutmayın.

Dizginsiz Hipergami

Erkeklerin hipergami konusundaki en büyük yanılgısı, bu dürtünün sürekli tetikte olmayı gerektirdiği. Birçok MGTOW çeşitli derecelerde de olsa bu mantığı takip ederler, kadının hipergamisini kontrol altında tutmak ve böylece de dengeli bir ilişki sürdürmek için gerekli çabanın sürekli kadının aklından geçenleri okumaya çalışmak ya da süreli vajinal tuzakları aşmak anlamına geldiğini düşünürler. Bu durumda da sonunda kazanacaklarının, harcadıkları emeğe değmeyeceğini düşünürler. Kendi bireysel durumlarında haklı olabilirler ama hesaba katmadıkları şey, kadın – erkek arasında halihazırda bulunan doğal dengedir. Kadının hipergamisini gerçekleştirecek kapasitesi ne kadar az ise, erkeğin hipergamiyi kontrol etmesi o kadar kolaydır.

Kadının hipergamisine sınırlar koymak gerçekten de yapılabilecek birşeydir. Kıskanç bir adamı otomatik olarak “kendine güvensiz” diye yaftalama sebebi nedir? Çünkü bu adamın aşırı kontrol manyağı olmasının altındaki nedenin, kadınında gerçek bir arzu oluşturarak kadının hipergamisini kendi kendine kontrol etmesini sağlayacak kapasitesinin  bulunmaması olduğunu biliriz. Yine de dozunda bir eş savunmanın (mate guarding) akıllıca bir hareket de olduğunu biliriz. Ve işte bu da hipergamiyi kontrol edebileceğiniz çizgidir – Oyundaki herşey gibi, bunu açıkça ve abartılı uygularsan “kendine güvensiz” damgası yersin ama dolaylı ve dozunda uygularsan kendine güvenli ve kontrol elinde görünürsün.

Bunu gerçekten kavramak için Alfa / Beta tepokisi dinamiğini de göz önüne almanız lazım. Kadının hipergamisi, erkeğine en sağlam bağlarla bağlı kadını bile erkeğe shit test uygulamaya itecektir. Bir erkek bunun farkına vardığında, rasyonel aklı bunun sürekli başa çıkması gereken bir özgüvensizlik ve başağrısı olduğunu düşünür. Ama aslında doğa zaten bu testlerle başa çıkacak ve varlığından bile haberdar olmadığımız psikolojik silahları erkeklerin içine yerleştirmiş vaziyette. En beta erkeklerin bile kaba bir shit test sonucunda karılarına “siktir git” diyerek pozisyonlarını koruduklarına şahit oldum. Bu çileden çıkma sonucu olsa da, bunu provoke eden şey ve erkeğin karşılığında verdiği tepki zaten testi geçmek demek. Bu erkekler bunu yaptıklarının farkında değiller belki, sadece çileden çıktıklarını düşünüyorlar ve hatta belki ardından özür diliyorlar. Fakat verdikleri doğal tepki tam da kadınlarının istediği şey : erkeğin itilip kakılabilecek bir ezik olmadığını görmek.

Eş koruma da hipergami kontrolünün bilinçaltı yöntemlerinden biridir. Çoğu erkek (genelde betalar) kadınların yumurtlama döneminde,tanımadıkları alfaların spermlerine olan meyilli oldukları zamanda bu korumacı tutuma girdiklerinin farkında değildir. Kadının bu dönemde verdiği davranışsal ipuçları, erkeğin bilinçaltınca kaydedilir ve erkeğin içindeki doğal korumacı reflekslerce karşılanır. Doğa her zaman hipergaminin farkındadır ve buna karşı tedbirler geliştirmiştir.

Hipergamiyi sınırlayan bir başka şeyde kadınların cinsel pazarda birbirleri le rekabetleridir. Kadınlar arasında hipergami pratik olarak tepeye doğru bir yarıştır. Yüksek değerleri kaynaklar (yüksek CPD değerine sahip erkekler) düşük değerdekiler için maliyeti (çabayı) azaltırlar. Yüksek değerli erkeğin değeri, düşük değerli erkeklerin daha çok olması nedeniyle aşağı basamaklara iner ama hipergami kendi seviyesini değil kendisinden daha iyisini arar. Bir kadın için, biyolojik piyango vurması, kadının CPD değerinden daha yüksek bir erkeğin genetik materyalini ve kaynaklarını kendisine adamasıdır.

Hipergaminin doğası kadınlar arasında eleme etkisi yapar. Sanki yaklaşan duvar ve kendi kişisel kısıtlamaları yetmezmiş gibi, kendi cinsiyetleri içindeki rekabet de hipergamiyi kısıtlar

Doğayı Dize Getirme

Bir erkek çan eğrisinin “beta salak” tarafına savrulursa, bu yeni durum kadında yeni bir özalgı seviyesi yaratacak ve kadının içindeki hipergami dürtüsünü yeniden hayata geçirecektir. Aynı zamanda sosyal medya, kendi CPDleri hakkında gerçekten tamamen kopuk bir algıya sahip bir kadın nesli yetiştiriyor ve bu kadınlar da kendi hipergami kapasitelerini gerçekte olduğunun çok üstünde görüyorlar.  Kadınların aşırı şişkin CPD algıları ve buna neden olan tüm faktörler manosphere’de meme zaten. Bütün  bunlar kadın – erkek arasındaki dengeyi altüst etti ve bu da yeni bir sosyal ve psikolojik adaptasyon gerektiriyor.

 

Manospheredeki birçok yorumcu, kadınların hipergami dürtülerinin feminizmin ve fem-merkezciliğin yükselişi ve nesillerdir kültürü daha feminen yapma baskısı nedeniyle nasıl sınırsız bir hal aldığını söylüyor. Hiçbirşeyin hipergaminin umrunda olmadığı doğru, ve birçok erkek kullanma tarihi geçmiş ilişki yatırımı beklentisinin sonuçları ile yanmış olabilir ama ben Feminen Mecburiyet tarafına doğru olan sosyal kaymanın modern toplumu yıkacağına inanmıyorum.

Tabii ki cinsel devrim ve yaygın hormonal doğum kontrol yöntemleri gücü Feminen Mecburiyet tarafına kaydırdı ve bunun ana direktifi hipergami. Fakat bu Maskülin Mecburiyetin kendini yeniden ayarlaması gerektiği anlamına geliyor. İnternetin ve manosphere dediğimiz meta oyunun yaygınlaşması ile bu adaptasyonun başladığını görüyoruz. Geçmişte toplum ve doğa hipergamiyi kontrol altına almak için bugün varlığından bile haberdar olmadığımız şekillerde evrildi, fakat hipergamiyi başarılı bir şekilde kontrol eden yöntemler hep bulundu. Bu denge eninde sonunda yeniden kurulacak, bu ya erkeklerin geleneksel yöntemleri terk etmesi ile olacak ya da kadınların sınırsız hipergamiyi ve fem-merkezciliğin yalanlarının peşine takılan anne ve anneannelerinin yaşadığı acıları görerek kendilerini kontrol etmeleri ile

Çeviri : Taming the beast

Rollo Tomassi : Kırmızı Hap camiasının en önemli figürlerinden biri olan Rollo Tomassi'nin The Rational Male kitabı her erkeğin okuması gereken başucu eseri. Oldukça popüler olan The Rational Male bloğunun da sahibi de olan Rollo, The Rational Male - Preventive Medicine (Volume 2) ve The Rational Male - Positive Masculinity: Positive Masculinity (Volume 3) adlı kitapları ile ilk kitabındaki fikirleri daha da geliştirdi. Rollo Tomassi'yi burada Rollo Tomassi etiketinde de takip edebilirsiniz.

Seksodus Bölüm 2 : İkiyüzlü feminizmin yarattığı panik erkek cinselliğini krize soktu

Cinsel işlevsizlik 21. yüzyıla ya da Batı’ya ait bir olay değil. Japonya’nın “otobur erkekleri” – seksten uzak duran ve para biriktirmeyi, gezmeyi – tozmayı vs. tercih eden erkekler – oldukça iyi dökümante edilmiş bir fenomen ve bilim adamları tarafından erkek cinselliğinin kendi içine kapanmasına iyi bir örnek.

Seksodus, Batılı erkeklerin sığındığı yeni bir yalnızlık, kendine özgü bir tada ve daha önce görülen sosyal krizlerden daha değişik bir nedenbilime sahip olsa da birçok karakteristik özelliği aynı. Ve hem Batı’da hem de Doğu’da havlu atan erkekler ile ilgili sorun, sadece cinsel tatminsizlik sonucu değil ekonomik ve eğitimsel baskılar sonucu ile de gazlanan bu olgunun tüm bir nesil içinde yayılma hızı.

Belki de şaşırmamamız lazım. İnsana pusulasını şaşırtan modern dünyada, erkeklerin karşı cinsle iletişim kurması ve istediklerini alması için ekstrem şeyler yapmaları gerekebiliyor. Bu belki de Julien Blanc gibilerinin yükselişini açıklayabilir. Blanc, seminerlerine katılan erkeklere, kadınların kendilerine olan tepkisini değiştirmeyi vaadediyor. Blanc bu hareketin uç noktalarından biri olan Pick Up Artist ya da PUA camiasından.

Fakat PUA ya da kırmızı hap camiasından yükselen diğer sesler, Roosh V olarak bilinen Daryush Valizadeh gibiler, toplumun cinsler arası rahatlıktan uzaklaşmasına neden olan yapısal nedenler olduğunu söylüyor. Sorunun bir kısmı, gerçekçi olmayan kadın beklentiler diyer Valizadeh. “Ortalama bir erkek için çekici bir kadınla yatmak oldukça zorlaştı. Bugün ortalama ve ortalamanın altı çekiciliğe sahip bir kadın bile ortalamanın üstü yakışıklılığa, kaslara, zekaya ve kendine güvene sahip elit bir erkeğin peşinde.”

“Ortalama bir kadın yeterince çabalarsa, ortalamanın üstü bir erkekle ara sıra da olsa tek gecelik ilişki yaşayabilir (bu adamların azgın olduğu ve kolay seks aradığı bir zamana denk gelerek). Bu kız bu durumda böyle bir adamı aslında uzun süreli bir ilişkiye çekebileceği yanılgısına kapılmaya ve ortalama bir erkeğe hiç şans vermemeye başlar. Çıtası, geçmişte kısa bir seks ilişkisi yaşadığı bu aygırdır artık.”

Valizadeh’in modern kadınlar üzerinde tartışma yaratacak görüşleri de var : “Kadınların çekiciliğinin de, çoğunlukla obezite salgını nedeniyle, hızlıca azalması da tahrip edici bir problem. “Fat acceptance” (şişmanlığın kabulü) akımının üyeleri ne derse desin, erkeklerin fit kadınlara olan doğal bir ihtiyacı var. Olay şu ki inanılmaz bir erkek ilgisini çeken çok az sayıda çekici kız kaldı piyasada.”

Valizadeh’ye göre bugünün cinsel pazarı Pareto dağılımını temsil ediyor : “tepedeki yüzde 20lik erkek grubu, en iyi hatunların yüzde 80’ine ulaşabiliyor” ki bu durumda da kadınlar mükemmel erkeği beklemeye başlıyorlar, tabii ki hayatlarına hiç girmeyecek olan mükemmel erkeği.

Valizadeh, erkeklik konusunda yazan Jack Donovan ile aynı fikirde : erkek karakter özelliklerini reddeden ve alaya alan hakim kültür erkekleri feminize ediyor. “Erkekleri gerçek erkek yapmakta yardımcı olan bir tane erkek rol modeli ismi düşünmeye çalışın … bulamazsınız” diye vurguluyor. Bu düşünceler çoğunlukla kaba ama ilgi uyandıran erkeklere yönelik bloglarda, örneğin oldukça popüler Chateau Heartiste sitesinde, sık sık dile getiriliyor.

Cinsel savaşların bugünkü garip durumu da bu görüşleri destekliyor. Son dönemde feministlerle olan çarpışmaların göze çarpan unsurlarından biri de çok az sayıda ana akım, heteroseksüel erkeğin  bu çarpışmalarda yer alması. GamerGate video oyunun tartışmasında, “social justice warrior” sürüsüne ve bunların Twitter üzerindeki sansür çabalarına muhalefet sosyal hayattaki daha olgun yaşlardaki gay erkeklerden ve genç oyun tutkunlarından ve asosyal gençlerden geldi; Matt Taylor olayında görüldüğü gibi, bazen hem asosyallerden hem de diğer kadınlardan.

Heteroseksüel erkekler basitçe artık daha fazla bilmek istemiyor. Bu tartışmalara girmiyorlar. Lezbiyenleşmiş 3. dalga feministlerin kendi adlarına yaptıklarından dehşete kapılan bazı kadınlar da tartışmadan çekiliyorlar. Bunun absürt sonucu da asosyal inekler, eşcinseller, lezbiyenler, erkek ve kadınların nasıl etkileşim içinde olacağı tartışmasının dominant figürleri. Jack Donovan örneğin eşcinsel bir erkek, bu yazıyı yazan Milo Yiannopoulos’da öyle. Sanki eşcinsel erkekler erkekliğin köşesinde savaşmayı göze alan tek erkek grubu gibiler.

Valizadeh, erkeklerin seks de dahil olmak üzere normal ilişkiler istediklerini söylüyor. Olayı anlamamışlarsa ya da feminen kültürün aşıladığı beyaz şövalye beyin yıkanmasından kurtulmaları gerekiyorsa bazılarının PUA seminer ve kitaplarına yöneldiklerini söylüyor (Erkeklere iyi çocuk olmanın onlara seks getireceği söyleniyor ki yalan).

Birçok kadına garip gelen şey ise erkeklerin bu karar sürecinin sonuna kadar rasyonel ve sistematik olması. Genç erkekler kelimenin gerçek anlamı ile maliyet – zarar analizi yapıyorlar ve kadınların çabaya değmeyeceğini hesaplıyorlar. Bu senaryoda kaybedenler aslında kızlar : erkeklerin cinsel ilişki ile gelen duygusal samimiyete ihtiyaçları yok ve mastürbasyon, fahişeler ve tek gecelik ilişkiler içeren bir hayata rahatça çekilebiliyorlar.

Ama erkeklerin bakış açısından durum tam da bu : eğitimden, iş hayatından ve evlilikten, yeter artık deyip rasyonel bir kararla vazgeçmek, Dr. Helen Smith’in geçen yılın Temmuz ayında piyasaya çıkan ilgi çekici Man on Strike kitabında verdiği uyarı (bu konu hakkındaki ortak görüş ise hızla büyüyor).

Erkekler duyguları ile değil gerçeklerin ışığında hareket ettiklerini söylüyorlar : toplum adil değil ve giderek erkekler için tehlikeli olmaya başladı. Erkekler, cinayete kurban gitme ihtimalinin erkekler için çok daha fazla olması, intihar edenlerin çoğunun erkek olması, orduda sadece erkeklerin savaşması ve iş kazalarında ölenlerin ezici çoğunluğunun erkekler olması gibi gerçeklere dikkat çekiyorlar.

Aynı suçta kadınlar genelde daha az hapis yatıyorlar. Üniversitelerde kadınlara daha çok burs olanağı var. Kadınlar daha iyi ve daha ucuz sağlık hizmetleri alabiliyorlar ve sadece kadınlara hitap eden daha iyi sağlık sigortalarından faydalanabiliyorlar. Çocuklar konusunda kadınlar asıl ebeveyn statüsünde kabul ediliyorlar ve boşanmada çocuklar kadına veriliyorlar. Kadınların daha iyi doğum kontrol opsiyonları var.

Kadınların evsiz kalma, işsiz kalma ve uyuşturucu bağımlısı olma ihtimali erkeklere göre daha az. Depresyona girme ve akıl hastalığına yakalanma şansları da daha az. Kadınlar üzerindeki finansal başarı baskısı daha az. Acil durumlarda ve medikal servislerde öncelikliler.

Bazıları bu istatistiki trendleri “kadın ayrıcalığı” olarak tanımlayabilir. Buna rağmen erkek hakları aktivistleri, medyada kadın sorunları ve kadına yönelik baskı konularının, kadınlar her alanda eşitliği yakalayıp birçok alanda avantajlı olmalarına rağmen yüzde 100 yayın zamanı bulduğunu söylüyorlar. Geriye kalan eşitsizlikler ise kadınların tercihi nedenli diyor saygın feminist akademisyen Christina Hoff Sommers, yapısal ön yargı sonucu değil.

Buna rağmen erkekler tuhaf tecavüz kültürü (rape culture) ve ataerkil öncelikler iddiası ile sürekli hırpalanıyorlar. Bunun tuhaf ama önlenemez sonucu ise kadınların erkekleri kadınları sadece seks objesi olarak görmeye itmeleri zira kadınlarla ilişki içine girmek korkunç ve yıpratıcı birşey düşüncesi ortaya çıkıyor. Ve seksodus kadınları orantısız bir şekilde daha acımasız etkileyecek çünkü araştırma sonuçları gösteriyor ki “erkek gibi davranan” ve bir sürü cinsel ilişkiye giren kadınlar, ileride daha mutsuz oluyorlar, depresyonda olmaya daha fazla meyilliler ve uzun süreli ve anlamlı bir ilişki içinde olma şanslarını yok ediyorlar

*

Erkeklerin kaçtıkları şey sadece video oyunu ve ayaküstü seks ilişkileri değil. Aynı zamanda dedelerinin neslinde hapsi boylayacakları fetişlere de yöneliyorlar ve bu da onları eskinin adil seks yaşamından daha da uzağa savuruyor. Kürklü kültürünü ve antromorfobik hayvanlı seks fetişini ele alın örneğin, internet aracılığı ile ikisi de yükselişte.

Jack Rivlin’in öğrenci gazetesi The Tab, Bölüm 1‘de değinmiştik, İngiltere’de kampüslerde bu trendin yayıldığını görmüş. Bu şu an zaten Amerika’da dolu dizgin. Diğer alternatif cinsel davranışlar, homeseksüellik ve tanseksüellik de kampüslerde artık daha görünür.

Cambridge Union başkanı Tim Squirell, kendisinden Bölüm 1‘de haberdar olmuştuk, bu gözleme katılıyor : “daha büyük sayıda insan kendini homoseksüel, biseksüel ya da diğer cinsel kimliklerle tanımlamaktan mutlu bu aralar. Sanırım değişik hayatlar yaşayan insanlara karşo daha açık ve hoşgörülü olduk.”

Gay özgürlüğü ise kadınlar için iyi birşey olmamış olabilir. İnandığınız kaynağa göre – ki gay aktivistlerin rakamlarına pek inanmamak daha mantıklı – erkeklerin yüzde 1 ila yüzde 10luk bir kısmı gay (muhtemelen rakam yüzde 1’e bayağı yakın).

Sadece birkaç on yıl önce, bu gay erkeklerin birçoğu – sterotipleştirmek tehlikesine rağmen en duyarlı, sanatçı ruhlu, çekici ve yüksek kazananları diyeceğim – yani mükemmel koca malzemesi olanları – evlenir, birkaç çocuk yapar ve saklı arzularını tatmin için çifte hayatlar sürdürürdü. Karılarını seks için rahatsız etmezler ama yine de çocuklarına çok iyi babalık yaparlardı.

Ama artık bu adamların böyle bir zorunluluğu yok ve çoğu durumda çocuk da yapmıyorlar. Yani, en tercih edilen erkeklerin önemli bir kısmı artık piyasada değil ve kadınların seçenekleri daha da az.

(Yan not olarak, başka yerde okuyamayacağınız bir argüman söyleyeyim : gay erkekler ortalama olarak IQ testlerinde önemli ölçüde yüksek skor elde ediyorlar ve IQ’nun en azından kısmen kalıtsal olduğunu biliyoruz. Gay erkekler artık hetero görünme zorunluluğu olmadığı için eskisi gibi üremiyorlar. Aslında araştırmalara göre gay erkekler neredeyse hiç çocuk yapmıyorlar.

Toplumun yeni keşfettiği homoseksüellik hoşgörüsünün toplumu biraz aptallaştırıcı etkisi olduğunu söylesem çok mu ileri giderim? Tamam, biraz abartı duruyor. Gay erkekleri gizli çifte hayattan kurtarmak her ne kadar moral zorunluluk olsa da, hiçbir hızlı sosyal değişim yan etkisiz olmuyor maalesef.)

Ve daha “kişisel hakların yeni cephesi” transeksüelliğin gençliğinin sado-mazoşistliğe olan ilgisindeki patlamaya gelmedik bile (transeksüellik, solun alternatif cinsel hayat stili diye pazarlamaya çalıştığı ama aslen psikiyatrik bir bozukluktur.)

*

Bölüm 1’e tepki devasa idi. Bugüne kadar yazı Facebook’ta 300,000 kere paylaşıldı ve 16,500 okur yorumu aldı. 500’den fazla erkek bana özelden yazarak şükran ve desteklerini bildirdiler, her kıtadan ve her yaş grubundan. Daha genç erkekler özellikle çok duygulandırıcı şeyler söylüyorlar (tahmin edileceği gibi yüzlerce kızgın feminist de twitter’dan bunun “herşeyi hakkı gören ağlak beyaz erkekler” olduğunu yazıyorlar, ki bu da zaten hikayenin ana fikrini haklı çıkaran bir tepki). Aşağıda yaptığım yazışmaların en temsil edicileri var, izin alarak yayınlıyorum.

Mark, 24: “Bildiğim herkes aynı şekilde hissediyor. Makalen tam olarak bize hitap ediyor. Biz kaybeden ya da inek değiliz,sadece acımasız kadınlarca korkunç suçlamalara uğramaktan korkan normal erkekleriz ya da artık umrumuzda değil. Bunu söylediğime inanamıyorum ama artık kadınların derdi ile uğraşamıyorum.”

Mickey: “Bütün ilişki olayına hayır dedim, heteroseksüel olmama ve karşılıklı saygı temelli yakınlığı istememe rağmen. Daha doğrusu istiyorum sanıyordum ama uzun zaman oldu ve kadınların davranış standartları (benim flört bokuna olan ilgimle beraber) o kadar düşük ki, bana artık gerçekçi bir istek gibi gelmiyor.”

Francis, 28: “Ben sporcuyum. Ebeveynlerim çok zengin. Bir sürü arkadaşım ve iyi bir sosyal çevrem var. Ama artık kadınlarla çıkmıyorum. Sıklıkla tek gecelik ilişki yaşıyorum, ama çoğunlukla zamanımı başka şeylerle dolduruyorum. Üniversitede bir kızı tacizle suçlandım ve o zamandan beridir siktir et diyorum. Spora zaman harcasam daha iyi.”

Tilo, 20 : “tam emin değilim ama makalen sanki benim ve bir sürü arkadaşım için yazılmış. Gizlice online kürklü şeysinden yapıyorum. Ebeveynlerim öğrenir diye çok korkuyorum ama bana hitap eden şey bu. Kızlar kabus. Benden 10 yaş büyük bir erkek kardeşim var ve oda aynı şeyi hissediyor. Biz ümidi kestik.”

Hector, 26 : “Ciddi ilişki isteğinin yaşlandıkça geleceğini düşündüm ama bu hiç olmadı ve ben de artık ümidi kestim. Bu yazıyı okumadan birkaç saat önce annemle yemek yiyorduk ve annem kız arkadaşlardan ve evlenmem gerektiğinden falan bahsediyordu. Ben de “neden hayatımı bu bokla çöpe atayım?” diye düşünüyordum. Yazını okudum ve anladım. Bunun sadece benim neslimi etkilediğini sanmıyorum.”

Artık emin olabiliriz ki seksodus, MGTOW’un sıklıkla karakterize edilmeye çalışıldığı gibi, marjinal ve izole bir internet hareketi değil. Felaket sosyal mühendisliğin, kadın ayrıcalıklarının, sonu gelmez beyaz erkek alaylarının (cinsiyetleri ve ten renkleri üzerinden), erkeklerin eğitim ve iş yaşamından çekilmelerinin toplamında, bir hatta belki iki nesil kaybedildi halihazırda.

Dünyada iyi olan şeylerin hemen hepsini erkekler yarattı. Maskülinitenin aşırısı da tabii ki kötü olanın çoğundan sorumlu. Ama eğer sığlığa ve erkeklerin sürekli ayrımcılığa uğradığı bir dünyaya doğru yokuş aşağı inmeyi önlemek istiyorsak, önce erkeklere yönelik tavrın değişmesi lazım. Birçok kurban artık geri dönüşü olmayan noktadayız diyor. Eğer bu noktaya gerçekten gelirsek, asıl ızdırap çekecek olan, kadınlar.

Çeviri : The Sexodus, Part 2 : Dishonest feminist panics leave male sexuality in crisis