Mavi haplıya sıkıcılık görünen sikicilik

Okur Rene şöyle bir yorum bırakmış :

Altta verdiğim yazı hakkında bir yazı yazılabilir. Maskülenlik ve sıkıcılık arasında ki fark nasıl ayarlanır?
O çizginin neresinde olmamız gerekli?

Yazıdan kısa bir alıntı bırakıyorum.

“Şimdi kafamda 2 düşünce var. Ya bize erkeksi gelen hareketler kadınlara erkeksi gelmiyo. Ya da kadınların maskülenite dışında ilgisini çeken başka şeyler var.

http://baycentilmen.com/kadinlar/günümüz-erkeksiliğinin-sıkıcılığı/

Rene burada klasik mavi haplı zihniyeti ile kırmızı hap yazan bir siteye gelip mavi haplı bir ideale (kadınlara göre kendimizi nasıl ayarlayacağımız) çözüm arıyor.

Bir yazıyı okumadan yorum yapmayı entellektüel tembellik sayarım ama linkteki yazının sadece başını okudum ve bana yetti (abi tam okusaydın, adam kinaye yapmış diyorsanız bir bakarım)

Bu adamın erkeksi olmadığını düşünen yoktur herhalde. Bu konuda hepimiz hemfikiriz. Gel gelelim bugüne kadar bir çok kadınla iletişim kurmama rağmen hiçbir zaman bir kadının Jason Statham’a olan hayranlığını dile getirdiğini duymadım. Sanırım bir kere duymuştum. O da 30 lu yaşlarda evli bir kadındı.

Tek paragraftaki faüllere bakalım.

1) Kadınların söylediklerine bakarak kadınları anlamaya çalışan ve daha da kötüsü başka erkeklere tavsiye veren mavi haplı. Buraya kadarı mor bile değil. Bunları dinleyecek genç adamlara da Allah yardım etsin.

2) Verdiği örnek Jason Motherfucking Statham. Daha önce yazmıştık.

50 yaşına geldiğinizde şu aşağıdaki abi gibi mi olmak istemez misiniz? Maskülen sikici pardon sıkıcı abimizi yeni yetme veya 20lik ilgi orospuları değil de duvar sonrası hatunlar beğeniyormuş. Bu abinin sıkıcı olmadığına eminim de kendinden 20 yaş hatunlara çekici gelen bir başka tarafını söyleyeyim : kadınların ne dediğine bakıp da kendi maskülenitesini onlara göre ayarlamamak, ilişkileri beta ip cambazlığı sanmamak.

Bonus : Çocukluğumuzun ve ilk gençliğimizin maskülen apex alfa idolü, gençliğinde Monicca Belluci’yi götüren Vincent Cassel ve 21 yaşındaki karısı. Cassel’i sevgilisi ile evlendiği için mavi hap tarafına doğru buluyorum ama adam sikici maskülenitenin yeryüzü sembollerinden biri. Alfa oğlu alfa. Onu da ben hiçbir zaman kadınların ağzından düşmeyen biri gibi duymadım ama kim takar!

O nedenler Mr. Rene, linkini verdiğin yazarın dediği gibi peacocking (tavus kuşu) yapabilirsin ki eski bir PUA tekniğidir. Ama takım elbiseli, sade görünümlü alfalara teenage kızlar gibi sıkıcı dersen resmin önemli bir kısmını kaçırırsın.

O çizginin neresinde olmamız gerekli?

-mamız gerekir soruları buraya çok geliyor. Soran saf saf cevap bekliyor ama sorun bu dengeyi ayarlayamaması değil zihniyet. Sizin probleminiz, kadınları zihin merkezinize alıp onların beğenisine göre hareket etmek. Kadınların beğeneceği bir figüre bürünmekte bir yanlış yok, yanlış kadınları zihin merkezinize almanız ve sonra da sihirli bir denge formülü aramanız.

Stilin Olsun

Dünyada erkek nüfusunun milyonda biri kadar bir apex alfa var. Bunlar hemen her kadına hitap eder. Bu yazıyı yazan da okuyan da onlardan biri değil. Geri kalanımız ise bir grup kadına hitap ederken bir grup kadına zerre hitap etmeyiz. Bazı kızlar dövmeli, bar grubu solisti tipli adamlara erirken takım elbiseli finansçı adamların yüzüne bakmaz. Bazı kızlar da iş kıyafetli ve kariyerli adamları çok seksi bulurken, dövmeli – bar grubu solistini kendi liginde bile saymaz.

HER KADINA HİTAP EDEMEZSİNİZ. Her kadına hitap etme arzusu mavi haplı oneitis hastalığının uzantısıdır. Oneitisinizin istediği erkek gibi olamama ve onun tarafından reddedilme korkusudur. Oysa kırmızı haplı bir erkek için oneitis yoktur, HAVUZ vardır. Sizi beğenecek kadınlar havuzu. Bu havuz çok geniştir ama her kadın içinde değildir. Tek bir kadını ONEITIS yapmayacak adam için havuzun geniş olması önemlidir, spesifik bazı kadınların bu havuza girip girmemesi değil. Şöyle düşünün. 1 milyon dolarınız olması mı önemli, Benjamin Dede’nin en yakışıklı olduğu serideki 1000 dolara sahip olup olmamanız mı?

 

 

 

Enchiridion – Stoacı Felsefe ve Yaşama Rehberi – Bölüm II.

  1. Arzunun peşinden gittiğinde, arzu edilen şeye ulaşmayı beklersin. İstemediğin bir şeyden kaçındığında ise o şeyden uzak kalabilmeyi umarsın. Ancak, arzu ettiği nesneye ulaşamayan kişi hayal kırıklığına uğrar. Kaçınmak istediği şeyden kurtulamayan kişi ise mutsuz olur. Öyleyse sadece, doğal kabiliyetine aykırı şeylerden kaçınmaya çalış, çünkü kontrolün altında olan şey sadece odur. O zaman uzak durmak istediğin hiç bir şey sana uğrayamaz. Ama kaçınmak istediğin şey hastalık, ölüm, veya fakirlikse sefil olursun, çünkü bunları engellemek senin elinde değildir. O halde, gücünün yetmediği hiç bir şeyden kaçınmaya çalışma; kaçındığın şey gücümüzün yettiği doğamıza aykırı giden şeyler olsun. Şu an için, arzularını tamamen bastır, çünkü kontrolün altında olmayan şeyleri arzuladığında hayal kırıklığına uğraman kaçınılmazdır. Kontrolün altında olan ve arzulamakta haklı olduğun şeylerin ise hiç birine henüz ulaşabilir durumda değilsin. Bir şeyi elde etmek veya ondan kaçınmak gerektiğinde atacağın adımlar küçük, ölçülü ve dikkatli olsun.
  1. En basit nesnelerden başlayarak, güzel bulduğun, işine yarayan veya çok sevdiğin bir nesneye karşı kendine şunu sor: “Doğası nedir?” Bir bardağı çok seviyorsan, onun sadece bir bardak olduğunu düşün. Böylece düşüp kırılmasına dayanabilirsin. Çocuğuna veya karına sarılırken bir ölümlüye sarıldığını düşün. Böylece onların ölümüne katlanabilirsin.
  1. Bir işe girişeceğin zaman, işin doğasının ne olduğunu önceden düşün. Hamama gideceksen, hamamda olan bitenleri gözünde canlandır: Bazıları etrafa su sıçratır, bazısı itişir kakışır, bazıları sövüp sayar, bazıları da hırsızlık yapar. Bu işe emniyetle başlamak için kendine şöyle de: “Hamama gideceğim ve zihnimi doğaya uyumlu halde tutacağım.” Her türlü eylemde aynı şekilde davran. Böylece, mesela hamamda bir terslikle karşılaşmaya hazır olursun: “Arzu ettiğim şey sadece banyo yapmak değil, aynı zamanda zihnimi doğaya uyumlu halde tutmak; ama olanlara kafamı takarsam bunu yapamam.”
  1. İnsanları olaylar değil, olaylar hakkındaki kanaatleri ürkütür. Sözgelişi, ölüm korkulacak bir şey değildir; olsaydı Sokrates de ölümden korkardı. Hayır, ölüm hakkında korkunç olan tek şey insanların onu korkunç bulmasıdır. Bu yüzden engellendiğimizde, ürkütüldüğümüzde veya üzüldüğümüzde, suçu asla başkasına değil, ama kendimize, kendi kanaatlerimize yükleyelim. Başkalarını kendi talihsizliklerimiz için suçlamak eğitimimizin eksikliğini, kendimizi suçlamak eğitimimizin başladığını, ne kendimizi ne de başkasını suçlamak ise eğitimimizin tamamlandığını gösterir.
  1. Kendine ait olmayan hiç bir meziyetle gurur duyma. Bir atın gurura kapılıp “ben çok güzel bir atım” demesi kabul edilebilir. Ama sen gururla “çok güzel bir atım var” diyorsan bilmelisin ki, aslında sadece ata ait olan bir meziyetle gurur duymaktasın. Sana ait olan nedir? Sadece, nesnelerin görüntülerine karşı verdiğin tepki. Görüntülere karşı doğaya uygun bir tepki verdiğinde aklını kullandığın için gurur duyabilirsin, çünkü o zaman kendine ait olan bir meziyetle gurur duymaktasın.
  1. Düşün ki bir deniz yolculuğundasın, gemi limana yanaştı ve sen su almak için karaya çıktın. Gezerken oyalanabilirsin, belki birkaç midye ve birkaç sebze alırsın. Ama kulağın her an gemide olmalı, kaptan geri çağırıyor mu diye sık sık dönüp bakmalısın. Çağrıldığın anda, elinde ne varsa hemen bırakıp gemiye dönmek zorundasın, yoksa bir koyun gibi elin ayağın bağlanarak sürüklenirsin. Hayat da böyledir. Midyeler ve sebzeler yerine bir eş ve çocuk edinmiş olabilirsin. Ama kaptan çağırdığında onlarla bir ilgin kalmaz artık, onları bırakman ve gemiye gitmen gerekir. Ve eğer yaşlıysan, asla gemiden fazla uzaklaşma, yoksa çağrıldığın zaman vaktinde yetişmen zor olur.
  1. Olayların senin arzuladığın şekilde gelişmesini dileme. Onun yerine, olması gerektiği gibi gelişmesini dile. O zaman huzur bulursun.

Devam edecek..

Hemen şimdi değişmek …

Yeni bir alışkanlığı veya perspektifi edinmeye çalışan insanlarla ilgili en hayran verici (!) şeylerden biri de olayın bokunu çıkarmaları, aşırıya kaçmalarıdır.

Daha önce hiç ağırlık kaldırmamış bir erkek, hızlıca sonuç almak için haftada 6 gün, günde 2 saat ağırlık çalışmaya kalkar ve sonunda bir tarafını incitir. Oysa yavaş yavaş arttırarak başlamanız ve sabırlı olmanız lazım.

Daha önce aşırı şeker bağımlılığı olan ve fast food ağırlıklı beslenen adam, birden bire hergün su, tavuk ve haşlanmış brokoli yemeye kalkar.

Bu aşırılık, yapmak istediğiniz şeyi başaramamanızı garantiler.

 

Değişimin kalıcı hale gelme şansına sahip olması için, hayatınızı yavaş yavaş ilave edilmesi gereklidir. Bunu yapsanız bile çeşitli nedenlerle ayağınız kayacak ve eski alışkanlıklarınıza döneceksiniz.

Hayatın akışına dalarsınız, kötü bir gün geçirirsiniz, biri sizi yanlış yönlendirir, vs … Kimse mükemmel değildir.

Uzun vadede bir şeye 100% uyum imkansızdır. Bir şeye 90% uygun davranmak kısa vadede oldukça yönetilebilirdir ama uzun vadede mümkün değildir. Uzun vadede bir şeye 80% uyumluluk yönetilebilir ve gerçekçidir.

Peki insanlar neden bu tür aşırılıklara kaçarlar?

Nedeni basit : zira HEMEN ŞİMDİ ÇOK BÜYÜK SONUÇLAR istiyorlar! Ama yılların ihmal edilmişliğini 2 – 3 hafta abanarak telafi edemezsiniz.

İyi haber şu ki çoğumuzun aslında öyle bir acelesi yoktur ve hergün azar azar yükselerek ilerlemek en büyük değişime neden olan yöntemdir.

Çeviri : Black Label Logic

20’lerindeki Erkekler: Güç Yolunda, İmparatorluğun 10 yılı

Gücü kovalamak, hiç bir istisna tanımayan, temel bir insan güdüsüdür. Her insan gücü ister, hepimiz rekabet içindeyiz, işbirlik içinde, planlayarak, tasarlayarak en büyük rekabete katılıyoruz – domine ederek,  genetik mirasını kim aktarma hakkını kazanacak oyununu oynayarak ve bunları yaparken eğlenerek hayatta kalmak.

Hepimiz başarıyı ararız, ancak başarı bir bedelle gelir – kişisel fedakarlıklar yapmak;  özdisiplin ister, lezzet ve motivasyon gerektirir, boyun eğmez bir bencillik ister. Keskin, güçlü bir zihin ister ama bunların yanında en şeytani şey, gücü diğerlerinden alırken bir şey hissetmemeni ister. Bir zamanlar bir hocanın anlattığı gibi – 30larını yarısında duvar sonrası KHlı bir hatundu – “bu hayatta herkes kazanamaz, eğer herkes kazansa idi sokakları kim temizlerdi?”

Ortada sınırlı miktarda güç vardır, güç görecelidir; gücün diğerlerinin sahip oldukları güce göre ölçülür. Eğer herkes neredeyse eşit derecede akıllı ve zengin olsaydı, senin aklın ve paran en uçta olsa bile farkedilmez olacaktı. Güç denge ile alakalıdır ve sonuç olarak “eğer boğayı boynuzlarından yakalayıp fırsatı değerlendirirsen, bu başkası için kaçmış olan bir fırsattır, eğer o kişi direkt sana meydan okumuyorsa.

Güç diğer herkesten daha iyi olmaktır ve gücü kovalamak bir erkeğin temelindedir, tamamen temelinde, eğer biri kendine saygı duymak veya diğerlerinin saygısını kazanmak istiyorsa, eğer lider, şöhretli, kayda değer, belki de efsanevi biri olmak istiyorsa gücü elinde bulundurmalıdır. Bir erkeğin yaşamı gücü elde etmek yolunda olmalıdır ve gücün eldesi sonrasında o gücü sürdürmek, savunmak yolunda ilerlemelidir.

Bazıları güç istemediklerini söylerler. Yalan söylüyorlar, ya sadece size ya da eğer bir yanılgıdalarsa hem kendilerine hem size. Herkes gücü ister. Kadınlar bile. Bir maskülen gücün boyundurluğuna girmekten hoşlansalar da, o gücü yönetmekten de hoşlanırlar. Kadınların gücü dolaylıdır, güçleri erkeğin gücünü kendi yararlarına kullanmaktan gelir.”power by proxy theory”, bunu gençliklerini kullanarak ve erkeklere vücutlarına erişme izni veren bir ticaret ile sağlarlar. Bunun feministlerin canını sıkmasının sebebi de feminen gücün kadının yaşı ile ters orantılı olması, kadınlar her zaman başkalarının gücünü kullanırlar, kendilerininkini değil. Ancak konuyu saptırıyorum, bu başka bir makalenin konusu olmalı.

20’lerinin başlarında gençliklerini uygun bir talibi (tercihen 20’lerinin sonunda ya da 30’larının ortalarında başarılı bir erkek)  kapamak için kullanması gereken kadınların aksine genç bir erkek 20’lerini sosyal pazardaki pozisyonunu artırmak için ne gerekiyorsa onu yapmak için uğraşmalı. Tabi sadece birileriyle yatmak için değil, kendi kalıtsal potansiyelini tam olarak kullanıp şu anki kendinden çok daha iyi biri haline gelmek için. Ortalama, kendine güvensiz 20 yaşındaki halinin, kendine saygı duymak, üretken hissetmek ve bir erkek olma yoluna adım atmak için yapması gereken şeyleri yapmalısın.

Sizin tüm 20leriniz kendinizi gerçekleştirmekle, geliştirmekle, fırsatları kovalamakla, kendini zenginleştirmekle geçmeli. Sorumluluklardan, aile yaşamının yüklerinden uzak, kız arkadaş ya da eş gibi zincirleriniz olmadan seks için tabak çevirirken Allah korusun uzun süreli kız arkadaşınız olmadan geçmeli. Tabii ciddi bir güç istiyorsanız. Eğer halinizden memnunsanız, tebrik ederim. Kişisel hırslarınız gerçekleşmiş demektir. Ama bu yazı en tepede olmak isteyen, en büyük hıslara sahip, gücü avlamak isteyen erkekler için yazıldı.

Kadınlar size beklenti, drama ve lüzumsuz stres dışında bir şey getirmeyerek kendinizi geliştirmeniz yolunda size yük olacak, ket vuracak ve çabalarınızı boşa çıkaracak yüklerden başka bir şey değiller.  Neden henüz olmak istediğin erkek bile değilken kendine bir ilişkiyi sürdürebilecek sorumluluğu yükleyesin ki? Eğer 30’larındaysan ve aile kurmayı düşünüyorsan ve zaten bir erkek gibi 20’lerindeyken kazançlarla, ter ve tecrübe ile bir güç temeli kurmuşsan ve 30’ların eğlenceli geçiyorsa fena bir fikir değil -Anlamsız bir şekilde geçen ve değersiz bir ölümle sonuçlanacak bir başka dönem değilse eğer…  Basit bir yaşam, yerine getirilmemiş bir yaşamdır.

Gücü nasıl inşa edersin? Açık ve içselleşmiş bir kırmızı hap felsefesi ile başlayacağım ki yeterince güçlendirici, senin onları görmek istediğin gibi değil de oldukları gibi görmek günümüzün topluca kendini kandırma toplumunda çok değerli bir varlıktır.

Aşağıda yazacaklarım bir erkeğe gücünü sağlayacak temel köşe taşları.

 Oyun

Bu bir erkeğin en önemli kişisel gücüdür, sadece kadınlarla değil tüm insanlarla. Oyuna sosyal yetenekler de diyebiliriz. Oyunu oynamak ve çekimi oluşturmak sadece cinsel olarak algılanmamalı, insanların size değer vermesi ve sizi kabul etmesi tabirince düşünün. Bu sizin sosyal çevrenizi kurmanızı, diğer sosyal çevrelere erişiminizi, network yapmanızı ve mülakatlarda işi kapmanızı sağlar. Tamamen kişiliğinizi nasıl ekip biçtiğiniz ve bunun gerçek olması ile alakalı, kendinizi olduğunuz gibi sevmediğinizden rol yapma ihtiyacı duymamak değil, aksine kim olduğunuzu bilerek daha güçlü ve çekici olmak için geliştirdiğinizden kaynaklanır.

Oyun birinin ömrünün bir döneminde gelişir ve hiç bir zaman alakasız ve demode olmaz. Şimdi oyunu birbirleriyle ilintili bir kaç alt gruba ayıracağız.

-Makyavelizm- Eğer bir durumu kavrar ve bu durumda nasıl oynayacağınızı görürseniz galip çıkarsınız, neyin gerçek neyin olmadığını bilmek, insanların neyi neden yaptığını bilmek, bir başkasının oyununda bir piyon olarak ya da teatral bir budala şeklinde oynatıldığını görmek.

-İnce zeka- Shit testleri geçmenize olanak verecek yegane şey, hayatta bir yere gelmeniz için bir mihenk taşı. İnsanlar sizin değerinizi yüzeysel bir şekilde anlayabilmek için ilk tanıştıklarında size sürekli shit test yapacak. Cevap hızınız, iletişiminizdeki yaratıcılığınız ve başarılı bir şekilde bunu iletme tarzınız hep ince zekanızın elementleridir. Güçlü bir çerçeve için mihenk taşıdır ve genel olarak shit testleri aşmanız için gerekli bir stratejidir(onayla ve abart gibi). Eğer ince zekanızın kötü olduğunu düşünüyorsanız size bol bol stand-up izlemenizi öneriyorum. Güzel bir başlangıç noktasıdır. Ne demek, rica ederim.

-Cazibe- Basitçe narsisizm, özgüven, kendinden emin olma durumudur. Bu sinsice karşıdakine tek kelime etmeden yüksek değerli olduğunu empoze eder. Doğuştan üstün olduğu hissini yaratır ve bunun atıp tutmaktan daha çok gerçeğe dayanması tabi daha iyidir zira bunu gerçekleştirmek için çok çalışmışsınızdır ve bazı şeylerde iyisinizdir. Ancak kişisel gelişimlerinin başındaki elemanlara benimsetmek istediğim tek yanılgı: fake it until you make it! (yapana kadar yapıyormuş gibi yap!)

-Mizah- Güçlü bir çerçevenin bir başka mihenk taşı. Mizah genellikle negatif bir durumdan türer. Negatif enerjiyi pozitife çevirir ve karşıdakilere bu başarısızlıktan/ kötü durumdan etkilenmediğini empoze eder. Mizah kimin taş gibi sinirlere sahip kişiler olduğunu gösterir ve diğer erkeklere shit test uygulamak için kullanışlı bir erkek aracıdır. Soyut kelimelere bile aşırı duyarlı olan zayıf, sinik ve duygusal olarak zayıf erkekler, gerçek hayatın gerçek sorunları ile başa çıkamazlar. Eğer mizahınızın sınırları varsa onları aşın. Mizah gücün ve etkilemenin mihenk taşıdır ve cazibe ile ilintilidir. Mizah onayla ve abart ile bir çok yerde kullanılabilir. Örneğin: “Evet o kadar rahatsız edici ve kadınsıyım ki insanlar beni Justin Bieber mı Miley Cyrus mu diye çağırsak karar veremiyorlar. Ama bence Miley’in saçları Justin’e göre daha erkeksi umarım bana onun takma ismini koyarlar.”

Para:

İyi bir oyun size para kazanmanızda yardımcı olabilir. Bağlantılar oluşturmak ve kişisel favorilerini veya sırtını kaşıyanları işe alan ve onları terfi eden acımasız networklere girmek için de paraya ihtiyacınız var. Hepimizin güç arayan insanlar olmasından ötürü meritokrasinin de limitleri var. Hiyerarşinin bir noktasındaki her lider kendi tarafında birinin olmasını daha iyi eğitilmiş ancak birlikte çalışılması rahatsız edici birine ya da tehdit olarak görünen birine tercih eder(şu aşırı kalifiye olduğundan işten red almak buna bir örnektir.) Burayı ay sonunu getiremeyen, birikim yapmamış bir şekilde okurken meritokrasiyi ortaya koyarak savunabilirsiniz ya da bla bla, ama ruhsuz aptal bir denyonun şampanyayı diktikten sonra koca bir Moet şişesini bacaklarının arasından sallandırarak herkese sözsüz bir şekilde “Koca bir yarrağım var kızlar, baksanıza!”diye haykırdığını görür ve belki meritokrasi hakkında idealize ettiğiniz şeyin gerçek olmadığını anlarsınız.

Para, oyundan daha fazlasını gerektirir. Oyun tamamen sizin bilişsel bağlantılarınıza bakarken, para bunun yanında diğerlerinin yararlanabileceği ayrı bir yetenek gerektirir. Ekonominin ihtiyacı olduğu ve bu yüzden bize ödeme yapacağı bir şey gerektirir. Eğer üniversiteye gidecekseniz hiç para getirmeyecek veya para getirmesi için %50’den az şansınız varsa boşu boşuna gitmeyin. Tabi ben de felsefeyi bir başkası kadar seviyorum ve psikoloji de cool bir şey. Ama ömrünüzün sonuna kadar A-101’de çalışmak istemiyorsanız ve hayatta kalmaktan ziyade iyi bir rekabetçi olmak istiyorsanız iyi para kazandıran bir departmana girin ya da boşuna kasmayın. Eğer yaratıcı yazarlık üzerine lisansınızı yapıyorsanız ay sonunu getirebilmek için yaşayıp kredinizin sınırlarınca basit bir hayat yaşayabilirsiniz (*Amerikan üniversitelerinin yüksek eğitim ücretinin borçları içinde yaşayanlar hakkında konuşuyor). Çünkü ben bile yeterince yaratıcı yazılar yazabiliyorum ve bu boktan lisansta bir diplomam yok, çoğu diğer yazarın da olmadığı gibi.

Ekonomik yeteneklerin akademik olmak zorunda değil.  Eğer bunlar size uygun değil ve ellerinizi sanayide, inşaatta kirletemeyecek kadar narinseniz o zaman pişirmeyi öğrenin. Kesinlikle herkes yemek yapmayı öğrenebilir ve uzun ve zor uğraşlar sonucunda gelişse de imkanları sınırsız! İnsanlar her zaman yemeğe ihtiyaç duyar yani aşçılıkkaybolup gidecek bir sektör değil. Üstelik yeterince tutkulu olursanız ve bu sanata dönüşür. Elinizin uzandığınca iş saatini harcarsanız belki bir gün bir restoran açarsınız ya da belki bir kitap yazarsınız-Sadece siz kendinizi, aklınızı viyonunuzu ve inançlarınızı sınırlarsınız.- Uğraşmayarak gücünüzden feragat etmeyin. Para getiren bir disiplinde odağınız olsun ve ona sıkı tutunarak ilerleyin. Yoksa “yanında patates kızartması ister misiniz?” ya da “Başka bir içecek ister misiniz”den ileri gidemezsiniz. Bunun olmasına siz izin vermiş olursunuz.

İnsanı motive etmek için savuşturulan hakaretler bir yana, oyun para getirir ve para da daha iyi oyun. Gelişen oyun daha çok paraya ulaştırır ve bir pozitif feedback döngüsü kurarsınız.  Züğürtlük baskılayıcıdır, söylediğimin tam tersidir ve negatif feedback döngüsüyle sonuçlanır. Sizi müthiş olmanın ne anlama geldiğinden alıkoyar, fakirlik köleliğin sosyal olarak kabul edilen formudur. Sizi bu konumdan ileriye götürmeyecek bir maaş uğruna tüm zamanınızı vermenizi sağlar. Fakir insanların bir çoğu kendi konumlarını kabul ederler ve sefalet içinde ömürlerini harcarlar. Kendilerini bu süreçte porno ucuz oyunlar ve alkol ile uyuştururlar zira pes etmişlerdir. Onlardan olmayın, bir rekabetçi olun.

Daha çok para daha çok imkan, daha çok imkan daha çok gelişim demektir. Para varlıktaki en güçlü sezgisel olmayan nesnedir. Her insanın varlığını sürdürebilmesi için gerekli, gücün ondalık sisteme çevrilmiş bir ölçüsüdür. Para kazanın, tomar tomar kazanın. Felsefi olarak azıcık, gücün ölçüsü olarak herşeyi ifade eder. Hiç parası olmayanlar için azıcık herşey, çok parası olanlar için hiçbir şey ifade etmez.

Estetik/Güzellik:

Bu bir kadın için çok önemli ama sakın bir erkek olduğunuz için bunun alakasız bir konu olduğunu düşünmeyin, güzellik ayrıcalığı gerçek bir şeydir, güzel gözüken bireyler çirkinlere göre daha çok ikramiye alırlar. Çirkin bir orospu çocuğu olup uygun koşullarda yaşayabilirsiniz ya da tek gecelik ilişkilerde iyi olabilirsiniz ama şu an biz güç hakkında konuşuyoruz, sadece rastgele gecelerde lojistik uygunsa birileriyle yatıp kalkmayla değil. Güzel görünerek bir çok alanda yüksek bir değer sunarsınız.

Neden güç yolundaki bir mihenk taşını imkanımız varken görmezden gelelim ki? Hemen söyleyeyim, spor salonuna gidin, sadece fiziksel gücünüzü artırmanın yanında nasıl göründüğünüzü iyi bir noktaya getirir. Size bakabileceğiniz ve saygı duyacağınız bir vücut verir. Testosteronunuzu ve isteğinizi / itkinizi arttırır. Sizi güçlendikçe ve güçlendikçe mental olarak canlandırır.

Saçınızı ve sakallarınızı bakımlı tutun. Kötü tıraşlı biri çirkin biridir. Güzel giyinin, kötü giyinmiş biri resmen düşük sosyal statülüyüm, aptalım ve fakirim diye bağırır. İnsanlar yüzeysel özelliklerimizi sürekli yargılar yani üzerinde kontrol sahibi olduğunuz herşeyi düzelttiğinizden emin olun. Eğer tıfıl biriyseniz ya taşaklarınız küçüktür ya da  bir çeşit kronik bir bozukluğunuz vardır ve bununla yüzleşmek zorundasınız. Yaşam böyle, diğer yönlerinizle farkınızı koyun, böyle şeyler sizin mükemmeliyetçi ideallerinizi bloke edecek çünkü dezavantajları oldukça göze çarpıyor. Ama bu sizi doğru bir zihin yapınız varsa güçlü olmaktan alıkoyamayacak bu yüzden bunu bir bahane edinip pes etmeye kalkmayın. Eğer pes ederseniz güçsüz olmaktan zevk alın zira kimsenin sikinde değilsiniz.

Pratik yetenekler

Gençken daha hızlı öğrenirsiniz. Yaşlandıkça yeni yararlı şeyler öğrenme süreciniz yavaşlayacak ve zorlaşacak.(örneğin yabancı diller) Yani demektir ki bu hemen bunları aşın ve öğrenin. Öğrenmeyi, bir kadının biyolojik saatine göre yumurtalarının bitmesi gibi algılayın. Hemen yap! Koşullar en uygun zamanda iken yap! Neden uygun zamandayken yapabilirken hayatınızı gereksiz yere zorlaştırasınız ki?

Sosyal pazar değerinizi artıracak yeteneklerden bazılarını derledim.

-Bir disiplinde bir kavrayışınız olsun- Örneğin yemek yapmak, inşaat, tesisat, araba mekanizması vs.

-Dans etmek, insansı bir eşleşme çağrısı- Tarzınıza uyanlardan birini seçin.

-Bir kaç dil konuşmak- Zekayı, çok yönlülüğü gösterir. Normalde dil bariyeri yüzünden kapalı olacak sosyal çevreler açar. “İspanyol tayfam”,”Benim Araplar” falan filan. Cahil İngiliz kümesine karşın hayatınızı zenginleştirecek İngilizce bilmeyen bir sürü insan ve tabiki de koca bir okyanus dolusu amcık.

-Fiziksel gücünüzün uygulanması ve gösterilmesi- spor sanatları, fiziksel bir disiplin olmasına rağmen listelediğim diğer disiplinlerden psikolojik olarak ayrılır. İnsanlara nasıl tekme tokat dalınabileceğini bilmek insanın güveni üzerinde önemli bir etkiye sahiptir, yani çevresindekiler için güzel bir çekim yaratır. Kendini ve kendilerininkileri koruyabilirsin. Sana veya arkadaşlarına bulaşan kimse yüzleşmek zorunda kalacağı bir fiziksel kuvvetle karşı karşıyadır. Eğer bir zombi istilası olacaksa bir kaç kafa patlatabileceğin anlamına gelir. Üstüne uğraşan her insanın öğrenebileceği böyle bir yeteneği görmezden gelmesi akla mantığa uymaz.

Böylesi hedefleri ciddi uzun süreli bir ilişki ile hayata geçirmenin ne kadar zor olduğunu anlatmadan olmaz. Kız arkadaşınız sizin değerli nöronlarınızı kendi gereksiz dırdırları, irrasyonel duygusallığı ve vizyonsuz endişeleri ile tekeline alır.

Büyük resme bakın hele, sizin ortalama 20’lik kızınızın aklındaki şeyler bir alfa tarafından bir güzel sikilmek, ne giyeceği, az önce nasıl hissettiği ve şöyle şöyle yaparsa nasıl hissedeceği, arkadaşlarının onun hakkında ne düşündüğü, bla bla sikeyim bla. Şu gürültüyü siktir edin, onları tabak olarak çevirin ve bağlılığınızı 30’larınıza gelene kadar kimseye vermeyin. 30’larınıza vardınız artık, artık seksi 20’lik çıtırlarla takılır ve çıtanızı çer çöpten çok daha yukarılara çıkarırsınız çünkü artık CPD’niz uçlarda geziyor.

Erkek olmak zordur. Bunun için çok çalışmanız lazım. Hayata adımınızı 18 yaşında toplumun belki %50’sinin gözdesi bir yakışıklı olarak atmıyorsanız, ekonomik ve kişisel olarak üste çıkmak için çok kan, ter ve gözyaşı dökmelisiniz. İşte bu yüzden 20’leriniz sizin genç olduğunuz için eğlenmeniz gereken yaşlar değil aksine olmak istediğiniz erkek olmak için hayatınızı inşa edeceğiniz yaşlar. Eğer şimdi yapmayacaksanız hangi en enerjik, şekil verilebilen zaman aralığında yapmayı planlıyorsunuz? 30’larınızda mı? 40’larınızda mı? Yoksa sürekli Xbox’a bağımlı porno yayınlarını izleyip 31 çeken ergen halinizle mi kalmayı planlıyorsunuz. Bunu yapabilirsiniz, kısıtlı varlığınızda sadece eğlenmeyi seçebilirsiniz. Böyle olarak asla güçlü biri olamayacaksınız ama belki kendi monoton, tek düze yaşamınızda zevki tadarsınız.

Özetlemek gerekirse: 20’lerinizi olmak istediğiniz adam olmak için çalışarak, gücün peşinde koşarak harcayın. 30’larınızı ise kazandığınız güçten, kendi inşa ettiğiniz sizden zevk alarak geçirin. Gücünüzü korumakla ve desteklemekle geçirin ki 40’larınızda da hala sefasını çekebilesiniz. Güç peşinde koşma görevi hiç bitmez ama 20’lik bir adam en üstteki %5’te(Hedeflerinizi yüksek tutun piçler!) olana kadar oldukça uzun bir yola sahiptir.

Büyükleriniz, özellikle başarılı kişiler, sizden korkabilirler ama kartlarınızı düzgün oynayın ve size tecrübe ve kaynaklarla mentorluk edeceklerdir, sizin içinizde kendilerinin genç halini görerek. Yolunuz açık olsun kardeşlerim!

Kaynak : 20’s Men – The Quest for Power, The Decade of Empire

Çeviren : Olaf

Yorgun Hissetmenin Önüne Nasıl Geçilir?

Enerji, yaratıcılığın anahtarıdır. Enerji, hayatın anahtarıdır.

William shatner

1- Giriş:

Bu bölümde sizlere daha az soyut, daha çok pratik bir şey kazandırmak için her zamanki ulvi yazılarımdan yola çıkacağım. Çoğu zaman anlattığım şeylerin daha çok edebi, stratejik ve teorik kısımlarına değinmeme rağmen sanırım, zaman zaman pratik konularda basitçe yazı kaleme almak da önemli.

Sonuç olarak, kendi kelime bilgimi süsleyip püslemek için burada değilim. Kendi tecrübelerimden ve gözlemlerimden öğrendiklerimi insanlara yardım etmek amacıyla paylaşmak için buradayım.

Bu nottaki enerji optimizasyonunun benim için büyük bir önemi var. Elbette yüksek enerjili biri değilim fakat oldukça akıllıyım ve size şunu söyleyeceğim: Yüksek enerjili, beyinsiz tipler, düşük enerjili akıllı tiplerden daha başarılı olacaktır.

Enerji kraldır. Bir başkasının size tersini söylemesine izin vermeyin. Yüksek enerjili bir aptal, her zaman düşük enerjili bir dahiden hata yapmaksızın daha iyi performans gösterecektir. Bu kişi sadece herhangi bir senaryoda zirvede olmayacak, dayanıklılığı da daha iyi olacaktır.

Enerji olmaksızın hiçbir şey yapamazsın.

Dahi bir çocuk koltuğuna yaslanıp oturduğu yerden para kazanmak istediğinde aptal bir çocuk, ayak işlerini yapmak için etrafa bakınır.

Bir insanın herhangi bir insani faaliyeti yapabilmesi için gerekli olan tek şey enerjidir ve bu yüzden bir şeyi kontrol altına almak için bundan kesinlikle ve kesinlikle daha önemli bir şey yoktur.

Eğer yüksek enerjili biri değilseniz ve bu yazıyı okuyorsanız, amacınız bunu değiştirmek olmalıdır. Öncelikle neden ve nasıl düşük enerjiye sahip olduğunuzu belirleyin. Sonra problemi çözmek için yaşamınızı değiştirecek tedavi yöntemlerine katılın.

Bu, daha iyi bir yaşam için izlemeniz gereken rotadır, kişisel gelişim eğlencesi materyali değildir. Kişisel gelişim materyali size enerji vermez. Sadece vereceği tavsiyelere uymanız için halihazırda enerjiniz olduğunu varsayarak size yapmanız gerekeni anlatır.

Düşük enerjili olmak, kabul edilebilir bir yaşam biçimi değildir. Bu, sıradan insanlar için normaldir çünkü sıradan insanlar sağlıksız olmaya alışkındır ama eğer IM’i okursanız, sıradan bir insan olmak ilginizi çekmeyecektir ve ne olursa olsun hayatta kazanan kişi olmak isteyeceksinizdir.

Ne kadar akıllı olduğunuzu düşünmenizin, ne kadar yetenekli olduğunuzu düşünmenizin ya da herhangi bir şeyin önemi yoktur. Ben akıllı biri olarak size kimin hayatı boyunca aşırı yorgunlukla mücadele etmesi gerektiğini anlatacağım:

Akıllı adamlar, yorgun olmadıklarında daha akıllıdırlar.

Net, kolay bir odaklanmaya sahip olmak ve bilinç karmaşasıyla mücadele etmemek yalnızca performansınızı arttırmaz, sizi ayrıca bilinç karmaşasından kaynaklanan hayal kırıklığından da kurtarır.

Yani ne kadar akıllıca olursa olsun, sürekli yorgun durumda olduğunuzu mu düşünüyorsunuz? Sürekli yorgun olmasaydınız, daha akıllı biri olurdunuz. Eğer yüksek enerjili biri değilseniz asla potansiyelinize ulaşamazsınız. Sosyal olmakta, üretken olmakta ya da motive olmakta zorlanırsınız.

Hevesli olan hiçkimse bunu kendisi için istemez.

Berbat olduğunuz için değil. Tembel olduğunuz için genetik olarak psikolojik açıdan ya da uyuşturucu kullanımı yüzünden diğer insanlar sizden daha iyi oldukları için ya da siz onlardan daha az üretkensiniz diye değil.

Hormonel profiliniz berbat olduğu için. Hormonlarınızda sıkıntı yoksa hayatta başarılı olmanız kolaydır. Bu yüzden birçok başarılı kişi, kan görüntüleme paneline ve hormonal optimizasyona girer. Sürekli yorgunsanız hormonlarınız berbattır ve sizi geride tutar. Tembel olarak anılan başarısız insanlar aslında mental açıdan hırslı ve kararlıdır ama ya hırslarını eyleme dökecek enerjileri yoksa?

O zaman tüm bu amaçlar ve niyetlere rağmen tüm dünya sizin bir ezik olduğunuzu düşünür. Kimse sizin yorgun olmanızı önemsemez. Sadece sonuçlara bakarlar. Yeteri kadar üretmenizi istedikleri için üretmeniz gerekir!

Bir roket gemisi olup olmadığınızı önemsemezler. Eğer roket yakıtınız yoksa Marsa nasıl gidebilirsiniz? Gidemezsiniz.

Yüksek enerjili ve iyi hormonlara sahip birinin düşük enerjili, kötü hormonlara sahip birine çok çalış demesi kolaydır. Bunun yalnızca kişinin kendi hatası olduğunu ve kişinin berbat durumda olduğunu söylemesi kolaydır. Böyle egoistçe konuşan tipleri sürekli görüyorum. Yine de benim amacım, bu makalede laga luga yapmak değil, insanlara yardımcı olmak. Bu gürültü patırtının gerekli olduğunu düşünüyorum çünkü doğuştan başarısız olduğunuzu, bunun suçlanabilir bir problem olduğunuzu düşünüyorsunuz. Bunun hiçbir umudunuzun olmadığı, çözülebilir bir biyolojik problem olmadığını sanıyorsunuz.

Dünyanın adil olmayan bir yer olduğunu ve başarısız olmanızın kaynağının ortalamanın altındaki sağlık durumunuzdan kaynaklandığını fark ettiğinizde bu konuda yapılabilecek olacaktır. Bu makalenin amacı, yukarıda bahsettiğim adamlar.

2- Enerji & Sosyal Yetenekler:

Birçok uyuşuk tip, aslında sosyal yeteneklerinin berbat olduğunu düşünür ama aslında öyle değildir. Bu, aslında hormonal olarak iyi durumda yüksek enerjili insanlar olsalar bile sosyal güç açısından onları bir yerlere  gelmekten alıkoyan basit bir yorgunluktur.

Çocuklar sosyal olmaya oldukça yatkındır çünkü çok enerjiktirler. Yaşlılar onlara göre daha az yatkındır çünkü enerjileri yoktur.
Popüler insanlar hakkında fark edeceğiniz bir şey de onların yüksek enerjili insanlar olduğudur. Düşük enerjili insanlar bir konuda heyecanlanmazlar çünkü sürekli yorgundurlar. Enerjiniz düşükse sosyalleşmek için içinizde bir heyecan barındırmazsınız.

Yorgunluk, istemsizce içe kapanıklığa sebep olur.

Yorgunken sosyalleşmek için çabalasanız bile başkalarıyla bağlantı kurabilme ve zengin bir şekilde etkileşime geçme beceriniz düşük olacaktır.

Eğer uzun zamandır yorgunluktan dolayı sıkıntı çekiyorsanız bunun gerçekte olduğunuz kişiyle alakası yoktur. Gerçekte olmanız gereken yerden çok daha aşağıdasınızdır ve bir şeyler yapma vaktiniz gelmiştir.

3- Sebebi tanımlamak:

Çoğunuz iğneleri sevmezsiniz. Bu yüzden de bu söylediğimi görmezden geleceksiniz ama eğer sürekli kendinizi yorgun hissediyorsanız kan testi yaptırıp sorunun nereden kaynaklandığını öğrenmeniz gerekecektir.
Düşük enerjinin en yaygın sebeplerinin aşağıdakiler olduğuna inanıyorum:

– Tedavi edilmemiş düşük testestoron
– Tedavi edilmemiş tiroit yetmezliği
– Tedavi edilmemiş diabet
– D3 Vitamini eksikliği
– B Vitamini eksikliği

Yorgunluğa yol açan birçok sebep ve mineral eksikliği olsa da insanların bunları yorumlarda tartışacağından şüpheliyim. Bununla birlikte, her şeyi bir makalede ele alamıyorum.

Sadece erkeklerde yorgunluk probleminin sebebi olduğuna inandığım en yaygın 5 maddeyi ele aldım.

Kaynak: https://illimitablemen.com/2017/02/23/how-to-stop-feeling-tired/

Çeviri: SVBG

Jordan Peterson – Kestirme olanı değil, anlamlı olanı yap

Jordan Peterson Türkçe alt yazılı bu videoda, 12 Rules For Life adlı kitabındaki “Kestirme olanı değil, anlamlı olanı yap” kuralını açıklıyor.


– Anlamlı olanın peşinde koşun, kestirme olanın değil. Kitapta diyorsunuz ki “kestirme / (belki doğru olmayan fakat) elverişli olanı yapmakta zerre inanç, cesaret ve fedakarlık yoktur”.

Hayallerinin peşinde koşmayan ve kariyerlerine mahkum olmuş izleyicilerimize ne dersiniz? Sebebi de anlamlı bir şey peşinde koşmanın riskini almaktan çok korkmaları …

– İlk söyleyeceğim şey şu : risk alıp anlamlı olanı yapmak tabii ki sizi korkutmalı. Ama eğer sizi zavallı durumuna düşürüyorsa, bulunduğunuz yerde kalmak sizi daha fazla korkutmalı.

İlk yapmanız gereken şey, şu fikirden kurtulmak : sürekli bir güvenlik içinde olabilirim fikri. Kabul edip adapta olma yeteneğiniz var, sürekli güvenli bir alan yok. Çocuklardaki olayla aynı.Orada öylece oturup perişan olarak bir bedel ödüyorsunuz.”Tamam, bildiğim şeytan bilmediğim şeytandan iyidir” diyebilirsiniz. Bundan bu kadar emin olmayın. Zaman akıp gidiyor. Eğer bugün işinizde acı çekiyorsanız ve bir şey yapmazsanız, 5 sene içinde daha fazla acı çekeceksiniz ve çok daha yaşlı olacaksınız.

– Ama anlamlı olanı izlemek lüks değil mi? İzleyicilerimizin ipotekleri, çocukları, ödemeleri ve borçları var. Bunu yapmak lüks zira bunun için kaynaklarımız yok.

– Ben sizi mutlu eden şeyin peşinden koşun demiyorum. Sizi mutlu eden şeyin peşinde koşmak lükstür. Anlamlı bulduğunuz şeyi izlemek ise sizin ahlaki sorumluluğunuzdur. Bu, kolay bir şey olduğu anlamına gelmez. Fedakarlık yapmayı gerektirebilir.

Diyelim ki, işinizi değiştirmek istiyorsunuz. Aileniz ve çocuklarınız var. Ev ipoteğiniz ve sorumluluklarınız var. O sorumlulukları zaten siz kendiniz aldınız, öylece çekip gidemezsiniz. “İşimi sevmiyorum, istifa ediyorum” diyemezsiniz. Bu strateji falan değil.

Ama yapabileceğiniz şey, “bu iş benim ruhumu öldürüyor tamam, bu konuda ne yapabilirim. Başka iş aramalıyım. Kimse beni işe almak istemiyor”. Hımm, tamam … Belki daha fazla eğitime ihtiyacınız var. Belki CVnizi güncellemeniz gerekli. Belki iş görüşmesi yapma korkunuzu yenmeniz lazım. Belki sosyal yeteneklerinizi keskinleştirmeniz lazım. Bu şeyler hakkında stratejik düşünmeniz lazım.

Eğer kariyer değiştirecekseniz bunu zeki ve sorumluluk sahibi bir insan gibi yapmalısınız. Bunu doğru düzgün yapmak size birkaç yıllık bir çabaya malolabilir.

– Anlamlı olanı yapın derken, kabiliyetinizin olması önemli değil mi?

– Bence bir değer ve inanç sisteminizin ve ahlakınızın olması daha önemli. Future Authoring adlı bir programım var. Bu, insanların hayatlarına dair bir vizyon geliştirmesine yardım eden ve strateji geliştirmelerini sağlayan bir program. Şu fikre – aslında kitaptaki (12 Rules For Life) fikirlere- dayanıyor … ya da hemen hemen aynı çizgide … İlk yapmanız gereken, kendinizi, önemsediğiniz biri gibi kafanızda canlandırmak ki bu 2. kural aslında.

Sonra da şuna karar vermelisiniz : “Eğer istediğiniz ve ihtiyaç duyduğunuz şeye sahip olabilecekseniz, bu nedir?” Nasıl arkadaşlarınız olmalı … Aile ilişkileriniz nasıl olmalı … Çocuklarınızla nasıl bir ilişkiniz olmalı … Kendinizi nasıl eğiteceksiniz. Bunları düşünmeniz lazım.

Eğer o yeteneğiniz olsa idi hayatınız nasıl düzenlenirdi, düşünmeniz lazım. Sonra da bunu hedefleyebilirsiniz. Komik olan şu ki böyle bir hedef oluşturur ve onu hedeflerseniz ona doğru ilerlemeye başlayacaksınız. Hedef değişecek çünkü yolu yürürken yeni şeyler öğreneceksiniz.A ma klinik ve danışmanlık yaparken yüzlerce kişi ile çalıştım ve kim bir hedef oluşturup ona yöneldi ise işler istese de istemese de daha iyiye gidiyor.

Yani lüks değil. Evet zor bir şey.  Ahlaki bir yükümlülük ve mutluluk değil. Peşinde koşulan mutluluk değil.

– Yani, anlamlı olanın peşinden gitmek, ahlaki bir sorumluluk.

– Kesinlikle.

Nasıl Mutlu Olunur?

Mutluluk ne zaman ne düşündüğünüz, ne söylediğiniz ve uyum için ne yaptığınızdır. “ –

Mahatma Gandhi

Birisi bana gençken şu an yazmak üzere olduğum şeyi anlatsa idi, hayatım şu an tamamen farklı olurdu. Geçenlerde, hayatımın bazı ciddi noktalarını ortaya çıkarmak için hayatımın bazı mücadelelerini açığa çıkarmanın gerekli olduğunu hissettiğim bir mesaj aldım. Benim cevabım, soruyu ele almak için sarfettiğim uzun çaba yüzünden uzadı ve sonuç olarak bu makale doğdu.

Soru: Nasıl mutlu olurum?

Mutluluk, kendiniz hakkında olumlu düşünme ayrıcalığı kazanmanızdan ( evet kazanılması gerekir) gelir. İnsanlar çoğu kez mutsuzlar çünkü disiplinsiz oldukları için kendilerine kızgınlar ya da olmaları gerektiğine inandıkları kadar hızlı bir başarı gösteremedikleri için kızgınlar ( hırs ve başarı uyumsuzluğu).

Hayatımda birçok kez üzüldüm ve bu, iki karakter hatasından kaynaklanıyordu.

– Öz Disiplin Eksikliği:

Öz disiplin hiçbir zaman bana kolayca gelmedi çünkü dikkat sürem berbattı ve iyi bir şekilde yetiştirilmemiştim. Bir çocuk olarak istediğim her haltı yapmama izin verildiğinden büyüyünce öz disiplini gelişmemiş bir yetişkine dönüştüm. Eğitim(sizlik)im her zaman en az dirençte yükümlülüklerimi yerine getirmem anlamına geliyordu.

Elbette çocuklarını adam akıllı yetiştirmeyen ebeveynlere sahip olmak kötü bir şey ama kendi hatalarınızdan dolayı onları suçlamak size hiçbir başarı elde ettirmez. Bir yetişkin olarak kendinizi disiplinize etmek için sorumluluk almanız gerekir.

Neden Disiplin Çok Önemli?

Eğer herhangi bir değere sahip bir adam olmak istiyorsanız öz disiplin önemlidir. Eğer disiplin sizde eksikse, en başta yapmanız gereken şey bunun üzerinde çalışmaktır. Bunun yerini dolduracak başka bir şey yoktur.

Dışarda size özgüven sahibi olmayı vadederek cebinizdeki parayı almaya çalışan dandik seminerler ve kitaplardan milyonlarcası vardır. Bunların %99.9’u mantıksızdır. P. T. Barnum’un dediği gibi,

“ her dakika başarısız biri doğar. “

Gerçek: Ancak sen kendini özgüvenli yapabilirsin.

Disiplinli insanlar özgüvenli insanlardır (bu aynı zamanda her zaman egoistlerdir anlamına gelmez) çünkü yaptıkları şeyden gurur duyarlar. Bir işe giriştiğinizde çabaladığınızı bilmenin yan ürünlerinden biri kıvançtır.  Kıvanç, özgüvene dönüşür. Özgüvense cazibeye… Bu bir döngüdür ama her şey disiplinle başlar, her şey. Disiplin, başarının köküdür, 3’ün 9’un kökü olduğu gibi. Eğer doğanın büyülü şekilde kutsadığı, doğuştan özgüveni olan biri değilseniz, özgüveni şöyle elde edersiniz:

Aşırı Analitik Olma:

Doğal olarak analiz felcine yatkınım çünkü analitik (sorgulamacı) bir doğam var. Önemli miktarda öz disipline sahip olmayı başardığınızda kendinizi bir şeyleri ertelerken yakalayıp harekete geçmek için kendinizi zorlarsınız.

Yapmanız gerekenleri ertelemenin dışında fazlasıyla analitik olmanın diğer problemi, dünyadaki tüm ( çok fazla, hergün, her yerde) olumsuzlukları görmenizdir. Eğer dikkat etmezseniz bu sizi büsbütün boğabilir.

Eğer entelektüelseniz, analitik beceriniz hayata olumsuz bir filtre uygular çünkü alaycılığa, çok düşünmeye ve hareketsizliğe yatkın hale gelirsiniz. Bu özellikler depresyonun kaynağıdır ve depresyon verimliliği mahveder. Sanırım az önce gelmiş geçmiş tüm zeki kaybedenleri tanılmadım : çok bilen ama çok az kayda değer iş yapan.

Gençliklerinde onlara yardım edecek sağlam rehberleri olmayan çoğu erkek gibi benim de kendi yolumu kendim bulmam gerekti. Düzenden yoksun ve dürtülerine göre hareket eden biriydim. Üç hafta öncesinden sınavlara çalışıp rahat etmek yerine çalışmaya sınavın hemen öncesinde başlardım. Anlamlı bir hobi edinmek, dil öğrenmek, enstüriman çalmak, spor yapmak ya da savaş sanatını öğrenmek yerine arkadaşlarla (kendim gibi dümensiz, ortalama insanlarla) aylaklık ederdik. ( ya da zamanı dolduracak bir şey yapardık). Bu, kendi çocuklarımın yapmasına asla izin vermeyeceğim bir hatadır.

Değerli olduğumu anlamam için çok zaman kaybetmem gerekti çünkü amacı olmayan bir ezik olduğunuzda ne kendinize ne de zamanınıza önem verirsiniz. Zamanınızı sürekli anlamsızca ziyan etmenin yollarını ararsınız çünkü hiçbir amacınız yoktur. Amaçların olsa bile onları gerçeğe çevirmek için disiplinden gelen ve onları gerçeğe dönüştürmek için gerekli olan dürtüden yoksunsunuzdur.

Ben de büyük hayaller kuran ama harekete geçmeyen adamlardan biriydim. Ve tekrar eden umursamazlık yüzünden çok mantıksız bir korku kök saldı. Ben momentumu kaybedene kadar hareketsizlik korkuyu besledi ve momentum olmaksızın depresyon riski altındasınızdır. Einstein’in sözüyle:

“ Hayat, bisiklete binmek gibidir. Dengenizi korumak için hareket etmeye devam etmeniz gerekir. “

Her zaman ne yapmam gerektiğini biliyordum. Kimse gelip bana “sen salaksın” demedi ama zeka yeterli değildir. Zeka sizi karakter eksikliklerinize karşı bağışıklı kılmaz, size iş ahlakı vermez (disiplin verir) ve mutluluğunuzu tehdit eder (aşırı uyaran yüklenmesi). Hayata meydan okuyup mücadele eden aptal bir adam hayatın meyvelerini, hayatı kenardan öylece izleyen zeki bir adama göre çok çok daha fazla yer.

Benim tembelliğim beni mutsuz etti. Kendi konfor alanımın mahkumu oldum.

İç gözlem yaparak, şu ana kadar yazdığım şeylerin hepsinin farkına vardım. Sorgulamacı yapımın bana bir faydası oldu : kendi üzerimde psikanaliz yaptım ve neden – sonuç ilişkilerini ortaya çıkardım. Güçsüzlüğüm bir güç haline geldi. Bunun yanı sıra kırmızı haptan öğrendiklerim, kendimi yeniden programlamam için gerekli zihniyet değişimini sağladı.

Mutsuzdum çünkü potansiyelimi kullanmadığımı biliyordum. Mutsuzluğumun kaynağı, kendi olabileceğimin en iyisi olmamamdan dolayı dolayı kendime duyduğum kızgınlık ve hoşnutsuzluktu. Olduğum kişiyle olmak istediğim kişi arasında uçurum çok büyüktü. Fakat çok uzun bir süre  sıkıntılarımın ve ara ara gelen depresyon ataklarının kaynağının bu olduğunun bilincinde değildim.

Kırmızı hapı keşfetmeniz harika bir şey ama kendi kafanızda takılı kaldıysanız ve disiplin eksikliğiniz varsa okumanın ötesine geçemezsiniz. Ve hayatınız iyiye gitmeyince de, eğer bunun nedenini anlayacak kadar uyanık değilseniz, bu başarısızlığı kendi sorunsuzluğunuza değil, kırmızı hapa yüklersiniz.

Kırmızı hap hayatınızı tamir etmeyecek. Zira kırmızı hap sadece bir alet çantasıdır. O nasıl kullandığınız, hayatınızı gurur duyacağınız bir şeye dönüştürüp dönüştürmemenize karar verecektir. Derler ya “ İyi bir zanaatkar asla sahip olduğu aletleri suçlamaz.” Kırmızı hap sadece bir alet çantasıdır. Bilmek yeterli değildir, “yapmak”, harekete geçmek gereklidir. Ve yenildiğiniz yerde, kendi yenilginizin sorumluluğunu almanız gerekir.  Eğer hayata yaklaşımınızı değiştirmediğiniz için kırmızı hap sizin için çalışmıyorsa, bu sizin suçunuz, başka kimsenin değil.

Kaslanmak için, ağırlık kaldırmak zorundasınız. Para kazanmak için kıçınızı yırtarak çalışmak zorundasınız. Hatun yapmak için hatuna yaklaşmak zorundasınız. ( ya da kaslı fotoğraflarınızı Tinder’a koymak zorundasınız. ) Sanırım ne demeye çalıştığımız anladınız. Bilgi, uygulanmadığı sürece anlamsızdır. Eğer tüm bu makale içinden sadece bir sözü kendinizi tekrar edecekseniz, o söz budur. Eğer yeni şeyler yapmaktan korkuyorsanız, siz de benim geçmişte olduğum gibi konfor alanınızın kölesisiniz demektir. Ve hergün sıklıkla gözlemlediğim çekingen vücut dili bir şeye işaret ediyorsa, korkarım çoğunuz bu durumdasınız. Bundan sessizce utanıyorsunuzdur.

Peki ama mutluluğu nasıl bulurum? Ben kendime rağmen kendimi kabul ettim. İnsanlar sıçtıklarının farkına vararak mutluluğu bulurlar. Mutsuz olmaktaki sorun üretkenliğinizi ve sosyalliğinizi yok etmesidir. Zavallı insanlar, hiçbir şeyde bir anlam göremeyen nihilist insanlardır. Hayatlarını geliştirebilecekleri insanları etkileyemezler çünkü düşük enerjileri onları itici yapar.

Eğer mutsuzsan iyi uyuyamazsın ve bir şeyler yapacak enerjin olmaz. Sosyalleşmek ya da sosyal etkileşimleri baltalarsın çünkü enerjin diptedir. Tüm dünya angarya gelir ve bu olduğunda kendin için istediğin yaşamı inşa edemezsin.

Bu ilk adımın, mutsuzluğun üstesinden gelmek için önemli olduğunu gördüm. Tekrar söylememe izin verin.

Kendime rağmen kendimi kabul ettim. Bir kaybeden olduğum için kendimi hırpalamayı bıraktım ve olmak istediğim kişi olabilme yolunda yapabildiklerim için kendimi kutlamaya başladım.

Hırsımın dayattığı komik derecede yüksek standartlarda bir başarıya sahip olmasam bile, elimden gelenin en iyisini yaptığım sürece elimde olanı ve kim olduğumu kabul ettim. Zira en iyiniz sahip olduğunuz tek şeydir ve kendinizden en iyinizi aşan şeyler beklemek, sürekli kaçan bir havucu kovalamaya benzer.

Hergün biraz daha az boktan olma yolunda yürümekten zevk alıyorum. Baskıyı, mücadeleyi ve itiş kakışı seviyorum. Bir yere ulaşabilmek için zaten sevmek zorundasınız. Eğer elimden gelenin en iyisi yetersiz ise öyle olsun. Başka bir şey denerim. Kusurlu olmakla bir sorunum yok.

Yenilgiyi, hayatın değişmez bir parçası olarak kabul ediyorum.Yeterince iyi olmadığın için yenilmek, yeterince iyi olmamaktan korktuğundan yenilmekten daha iyidir. Her şey, pes etmekten iyidir. Winston Churchill şöyle der:

“Asla pes etme. Asla, asla, asla… Büyük ya da küçük olsun, önemli ya da önemsiz olsun, iyiye olan inanç ve onur dışında bir şeye boyun eğmeyin. Asla güce teslim olmayın: Asla düşmanın görünüşte ezici gücüne teslim olmayın. “

Hırs eğer bir şeyi başaramadığınız için sizi üzmeye yarıyorsa, tamamen faydasızdır. Hırs (amaçlar) teşvik edilmeye ihtiyaç duyar. ( bir ezik olmamak için) Birçok insan, amaç edinmenin mutluluk getireceğini düşünür ve ilk başarında öyle de olur ama sürmez. Sürekli mutluluk, kendini kabul etmekte yatar. Mutluluğun diğer tüm formları geçicidir.

Yaptığım zekice şeylerden biri, korkularımı kendime karşı kullanmamdı. Bir zamanlar beni mahkum eden korku, şu an beni harekete geçiren şey. Korkularımdan kurtulmadım,  sadece onları tersine çevirdim. Konfor alanımdan çıkma korkusunun potansiyelimi yok etmesine izin vermek yerine, kaybeden olma korkumu harekete geçme motivasyonu olarak kullandım ve bir zamanlar kaçındığım şeyleri yapmaya başladım. Çatışmaya girmekten ya da garip bir sosyal duruma düşmekten çok ziyade, kaybeden olmaktan korkuyorum. Korkmak bende işe yarıyor. Benim işime yarıyor.

Birçok insan bir ya da iki sebepten mutsuz (muhtemelen ikisi birden sebep) :

– Onlar, en iyi kaynaklarını, zamanlarını boşa harcayan sersemler. Eğer bir ay tembellik yaparsan mutlu olabilirsin çünkü anın keyfini yaşarsın ama bir ay, iki ay geçerse geriye bakıp şuanki halinle eski halini kıyaslarsan daha iyi biri olmayacaksın hatta daha kötüsü olacaksın. Bu seni sarsacak. Acınası bir halde olacaksın çünkü hayal kırıklığına uğrayacaksın.

– Onların tutkuları, kişiliklerinin çok ötesinde ve statü eksiklikleri onlara nefes bile alamayacak kadar baskı yapıyor. Yüzlerindeki güneş, burunlarındaki hava gibi basit şeylerin bile tadını çıkaramıyorlar.

Ben her ikisinden de etkilendim. Siz de bunlardan birinden etkilenebilirsiniz. Hiçbirinden etkilenmiyorsan ama hala mutsuzsun isen zehirli insanlar ile çevrilisin ya da yalnızsındır.

Eğer mutsuzsan ama kaybeden değilsen:

Eğer başarılıysanız ama hala mutsuzsanız, başarılı ama hiçbir başarı ile yetinemeyen birisinizdir. Hırslarınız sizi mahvediyor. Bu tatminsizlik, hayatın tadına varmak yerine daima bir şeyleri yetiştirmeye çalışan biri olduğunuzu gösterir.

Buradaki problem, oraya ulaştığınızda bunun yeterli olmayacağıdır çünkü mutlu olmayı öğrenmemişsinizdir. Eğer paranız, bağımsızlığınız, iyi bir vücudunuz, yüksek IQ’nuz/ yeteneğiniz ve iyi bir işiniz olursa hala acınasısınızdır çünkü kendinizi kabul etmeyi öğrenmemişsinizdir. Başarı sorun değildir. Ona bolca sahipsinizdir. Sorun, kendinizi kabul edememeniz.

Bir insan, elinden gelen şeyleri kabul etmelidir. Bu, tembel olma anlamına gelmez. Siz insansınız, günün her dakikası %100 üretken olamazsınız. Kusursuz değilsiniz, başarılısınız ama kusursuz değilsiniz. Eğer kendinize insanüstü standartlar dayatırsanız daima kendinizden nefret edersiniz ( amacınızı gerçekleştirmiş olsanız bile). Bu yüzden özünde mutsuz olursunuz. Zayıflıklarınız için kendinizi affedin ve onlara sahip olduğunuz için kendinizden nefret etmek yerine bunların üstesinden gelin.

Başarılı olursanız ve kendinizle barışıksanız ama hala mutsuzsanız, muhtemelen yalnız ya da korkunç tiplerle çevrilisinizdir.

İyi arkadaşlar edinin. İyi arkadaşlar, hayatın boktanlığını azaltırlar. Her şey iyi bir dostla güzeldir. Yalnızlık, tembellik kadar zayıflatıcı olabilir. Eğer yalnızlığa düşkünseniz sizi tam keşiş moduna girmeye karşı uyarıyorum. Bu sizi daha kötü yapar. Sosyalleşmek ve kendinize gelmek için 2 gün ayırın.

Birçok adam, doğru kadını bulmak için hayatını harcarken iyi dostluklar bir ömür sürer. Bir kadın nadiren hayat boyudur. Gerçek arkadaşlar sizin ilgi alanınızı önemser. Kadınlarsa kendi ilgi alanlarını önemser. Gerçek dostlar nadirdir. Birçok insan sizden ne alacağını ya da sizi nasıl kullanacağını düşünür. Gerçek bir arkadaş, sizin ilerlemenizi önemseyen, kan bağınızın olmadığı bir aile üyesidir ve zor zamanlarınızda sizin yanınızdadır.
Onlar sizin problemlerinizi önemser mi? İhtiyacınız olduğunda size zaman ayırırlar mı? Hayır mı? Öyleyse onlar dostunuz değildir. Adı ne olursa olsun, diğerleri sadece tanıdıktır.

Kaynak: How to be happy?

Jordan Petersons – Mutluluk ve hayatın gerçeği

Jordan Peterson’un mutluluk ile ilgili videolarından birini YouTube kanalına koyduk. Video ve içerik metni aşağıda :

 

Bazı insanlar şöyle diyecekler, “Hayatın amacı mutlu olmaktır”. O insanlar gerizekalılar. Mutluluk, gerçekliğin ilk acımasız darbesi ile tuzla buz olacak bir şey. Hayatta o kadar çok durum var ki, mutluluk yanlış olan karşılıktır ve dahası mutluluk beklentisi sizi yapmanız gereken şeylere hazırlayamayacak bir psikolojik duruma sokar.

İnsanlar çok geniş bir yelpazeye yayılan motivasyon ve duygusal durumlar hissetmek üzere yaratılmış canlılardır. Yani şefkatli olmanın bir zamanı var … saldırgan olmanın bir zamanı var.

Acı içinde olmanın bir zamanı var …

Kaygı içinde olmanın bir zamanı var.

Neşeli olmanın bir zamanı var …

Tatmin olmanın bir zamanı var.

İyi adapte olmuş ve sağlıklı bir insanın geniş yelpazede ince bir şekilde farklılaşmış duygusal tepkileri vardır. Bunlar örneğin mutluluk – mutsuzluk gibi tek bir boyuta indirgenemezler. Hayat o kadar basit değil. Hayat karmaşık, trajik ve zor …

Mutluluğun insan olmanın ideal durumu olduğunun kitlelere sürekli pompalanmasındaki problem şu : Bütün bu insanları, genç insanları,
kendi acılarından utanç duymaya itmesi. Eğer acı çekiyorlarsa ve hayatları temelde trajik ise kendileri ile ilgili bir yanlış olduğunu hissediyorlar. Bu da onların kendi trajedilerinin gerçekleri ile ilgili iletişime geçebilmelerini anında engelliyor.

Eğer sürekli tatmin ve mutluluk halinde iseniz, hiçbir şey sizi daha derin biri yapmaya yetecek kadar derinden etkilemeyecektir. Ve derinlikten yoksun bir yaşam, tanım itibarı ile, sığ ve anlamsızdır.

(Farklı duyguların) yaptığı hayatınızı genişlemek ve derinleştirmektir ki bunu asansör müziği ile Beethoven senfonisi arasındaki farka benzetebilirsiniz.

Senfoni daha mutluluk dolu bir müzik değil. Aslına bakarsanız tam tersi. Ama senfoni daha derin, daha köklü, daha zengin, daha içerikli ve kendini daha çok doğrulayan bir müzik. Ve bu hayatı anlatmaya daha uygun bir metafor. Mutluluk değil ama ızdırabın derinliği ve kaçınılmazlığı ile boy ölçüşebilecek bir derinlik, farklılaşmış nitelikler, köklülük.

Görünmek, imajı çizmek

Eğer yorumları okuyorsanız her hafta bir iki kere “kızlara imaj çizme” konulu ve yazarının asıl sorunu dile getirmesine rağmen sorunun zerre farkında olmadığı yorum sorularına cevaplarımı görüyorsunuzdur.

En yaygın olanı ise mesajlaşmalar ile ilgilisi. Aşağıdaki örnek, tek değil ve çok yaygın. Mesajlar içinde arayınca ilk karşıma çıkan olduğu için yazıyorum yoksa yazanı parmakla göstermek için değil. Bu konuda gençlerin büyük kısmı sorunlu :

Anladım abi aslında 4-5 saat aralıklardan az mesajlaşmak kadına karşı zamanı değersiz, boş bu adamın gibi bir imaj çizebiliyor.

Bu tür bir imaj çizme kaygısı çok fazla. İmaj tabii ki önemli bir şey ama sen kadına imaj çizerken kendin arkada kaygı duyuyorsan hiçbir uzun vadeli yararı yok. Zararı çok. Orada da yazdım :

Su yazdığımdan anladım abi diye yaptığın çıkarım ve kafa yapın çok vahim. Mavi hap kendini ilk paragrafta ele veriyor. Kadına nasıl göründüğünle ilgili çıkarım yapmışsın. Kadına nasıl göründüğünle meşgulsün. Yani zihin merkezinde kadın var. Bu kafayla hiçbir seyi dogru yapamazsın.

Alfa erkek gerçekten kadını kadından daha sıklıkla mesajlayacak ya da mesaj arasi kadini dusunecek vakti bulamaz. Alfa gibi gorunmeye vakit harcayacagina alfa gibi kendinle mesgul ol.

Iki mesaj arasi kadin aklindan cikmiyorsa mavi hapli betasindir. Bundan kurtulmaya bak. Gerisi hava civa.

Bunun bir de sevgili olan çiftlerin biyolojik olarak erkek ama ilişkide zihinsel olarak dişi olan taraflarından geleni var. Kız bana geç mesaj yazıyor, beni şundan bundan daha az önemsiyor, ders çalışırken beni unutuyor, vs … Eskiden ilişkide erkek kendisini odağa koyar ve kendi hayatıyla daha meşgul olurdu ve bu tür şikayetler kız muhabbetlerinde kızların ağzından çıkan şeylerdi. Erkeklerden duyamazdın. Bugün birçok erkek hala böyle ama çok fazla sayıda erkek de artık feminenleşmekten dolayı bu kız şikayetini yapar oldu. Balık sürekli içinde olduğundan suyun varlığından haberdar olmaz misali, artık yeni nesil tamamen feminen yetiştirilişin içinde olduğundan, utanıp sıkılmadan “abi kuzeni geldi diye beni unuttu” yazabiliyor.

Çerçeve işte budur, daha doğrusu çerçevenin olmaması. Çerçevesi olan adamın zihin odağında kendisi, ekran başında olmayan hobileri, işi / dersleri, misyonu falan vardır. Hayatında bunlar olan ve bunları merkezde tutan adam zaten böyle şeylere vakit bulamaz. Ama kendisini kadına feda etmek üzere yetişen nesil için böyle şeyler çok korkutucu, zira eğer kendisini merkeze koyarsa kızı kaybedeceğinden ödü kopuyor. Şu soruya samimi olarak cevap verin, kendini merkeze alan ve çoğu erkeğin kadınların aslında hiç de şikayetçi olmadıkları şikayetleri nedeni ile piç sandığı adam mı kızı elinde tutuyor, kızı merkeze koyan adam mı?

Tabii bir de kendini merkeze koy lafını “kendini merkeze koy ve başka kimseyi düşünme” olarak algılayan (sanki sen merkezde iken başkasına ilgi gösteremezmişsin gibi) tayfa var ki onlar ayrı konu. Yarın “kırmızı haplı baba” yazıları yazdığımızda “çocuklarınızla bile çerçeve sizde olmalı, onlar sizin çerçevenize girmeli” diyeceğiz, bu tayfa Allah korusun baba ise çocuklarını siklememeye başlayacak!

Burada yapana kadar yapıyormuş gibi yapmak olayının da yanlış anlaşılması durumu var sanırım.  Buradaki mış gibi yapmak kızlara mış gibi görünmek değil. Örneğin kıza mesaj attınız cevap gelmiyor. Kızın mesajını beklerken ona bir mesaj atmamaya çalışmak ve kızı aklından çıkaramamak, eğer siz kızın cevabını bekleyecek kadar sabrettiyseniz bile “mış gibi yapmak” değil “mış gibi görünmektir”. Bu sizin damarlarınızdaki kutsal testosteron seviyesini arttırmaz ya da kortizol seviyesini azaltmaz. Tamam kız mesaj yazdı mı testosteron artar ve kortizol azalır ama 3 saatlik tam tersi hormon salgılamadan sonra ne kadar işe yarar?

Burada mış gibi yapmak, tamamen sizinle alakalı. Tamamen ekran dışında bir hobinize ya da işinize, dersinize dönmek ve kıza nasıl imaj çizdiğinize değil sizin kendi kendinize nasıl imaj çizdiğinizle, kendinize nasıl odaklandığınızla ilgili.

Bu tür konularda kendinizi her zaman sizi izleyen bir üçüncü şahıs gibi düşünün. Kıza cool imajı çizdiniz ama orada kaygı duyarken (vücudunuzu durduk yere kortizol pompalarken) sizi izleyen o üçüncü şahıs gözündeki imajınıza ne oldu? Yapana kadar yapıyormuş gibi yapmak olayını her zaman sizin içinizdeki o üçüncü şahısa mış gibi yapmak olarak düşünün. Önemli olan o kaygıyı duymayan adam olana kadar kendinize mış gibi yapmanız. Kız  ne düşünmüş çok önemli değil. Şöyle anlatayım, siz kızı tamamen unutmuş iken kız bir nedenden dolayı “ya aramadığımı siklemiyormuş gibi görünmeye çalışıyor ama aslında orada telefon başında kasıyor” diye düşünsün size hiçbir zararı olmaz. Ama siz telefon başında kasarken kız “bak aramadım ama zerre siklemiyor” diye düşünsün, siz sonra o kaygıyı bir yerde patlatır, o imajı darmadağın edersiniz, merak etmeyin.

Son olarak da bu mesaj olayına özel yorumum : mesajlaşma, kadın işi bir şey. Tamam, mecburen yapacaksınız, ben de kullanıyorum. Ama o telefonda mesaj beklemek, 2 saat, yarım gün, birgün yazmadı mı diye süre tutmak, sizin masküleniteden uzaklığınızın ipuçları. Normalde bir erkeğin kız arkadaşı (tabağı demiyorum) aramadı mı, erkeğin kızı uzun süre unutması lazım ve hatırlamak için ekstra çaba göstermesi lazım. Nasıl böyle olmasın ki? Gym, iş / dersler, arkadaşlarla içmek, fazla mesai, belki gece yaptığınız ikinci iş, vs … ile hayatı ellerinde olan bir erkek çok çalışır ve böyle kaygılar onun için lükstür. Eğer bu tür kaygılara vaktiniz olacak kadar boşsanız öncelikle o boşluğu doldurun.

Daha önce de söyledik, erkeklik yan gelip yatma yeri değildir. Maalesef, ciddi miktarda çalışmayı gerektirir. Hem de yaşla beraber artan oranda.

Jordan Peterson – Bir yaşam rehberliği – Bölüm 3

Jordan Peterson’un konuşma ve derslerinden derlenen A Guide to Life videosunun Türkçe’ye çeviriminin üçüncü ve son bölümü. Birinci ve ikinci bölüm.

Bölüm 6 – Kendine iyi davran.

Kendine inan ve kendin için pazarlık yap.
Başarını sahiplen.
Sheryl Sandberg

Sevdiğin, iyi davrandığın birini kafanda canlandır ve kendine de öyle davranmaya çalış. Kendini kendinden biraz soyutla ve şöyle düşün : “Ben diğer insanların arasında bir insanım ve en az diğerleri gibi saygıyı hakediyorum. Kalan zamanımda kendimi hor görmek ve kendime zarar vermek yerine potansiyel olarak değerli bir insanmışım gibi kendime yardım edeceğim.

Bu zor bir şey. İnsanlar kendilerine gerektiği gibi özen göstermezler. Bunu ahlaki açıdan söylemiyorum. Demeye çalıştığım, aslında değerli biri olabileceğiniz konusunda kendinize bir şans verin. Odanızı toplayın, işlerinizi halledin ve kendinize biraz saygınız olsun. Sizin bir sürü potansiyeliniz var ve yapabileceğiniz bir sürü şey var. Siz gereklisiniz … evet düşündüğünüzden daha gereklisiniz. Eğer ard arda kötü tercihler yaparsanız, işler kötüye gider. Sadece sizin için değil. İşler kötüye gider. Bu nedenle de ne yaptığınız önemli. Yapmanız gereken şeylerden biri de kendinize, yaptığı şeyler önemli biri gibi gibi davranmanız. Bu nedenle de kendinize biraz saygınız olmalı.

Son Bölüm – Kendini geçmişten kurtar.

Hayat budur : bireylerin sürekli birbiri ile kesiştiği ve diğerlerinin hayatını farkında olmadan etkiledikleri zincirleme reaksiyonlar.

Sizin için çok önemsiz görünen bir karar, dünyanın kaderi için anıtsal olabilir.
J.D.Stroube

Genç insanlar, dünyayı değiştirmenin yollarını düşünmeyi severler. Ve bu aslında onların gelişiminin pozitif bir tarafı. Bu, gelişimsel psikolog Jean Piaget’in mesih aşaması dediği gelişimsel dönemdir ve Piaget bu dönemi geç ergenlik dönemi ile ilişkilendirir. Genç insanlar dünyayı değiştirmek isterler ama burada problem şu ki bu enerji başkalarını değiştirmeye çalışmaya kanalize olur.

Ama yapmanız gereken şey bu değil. Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsanız önce kendinizi değiştirmelisiniz. Aleksandr Solzhenitsyn’ın Sovyetler Birliğini analiz ettikten sonra söylediği gibi : “İyi ile kötüyü ayıran sınır çizgisinin politik görüşler, ülkeler arasında uzandığını düşünmeyin. Bu sınır ruhunuzun tam ortasından geçer. Ve dünyayı düzene koymak istiyorsanız yapmanız gereken şey kendinizi düzene koymaktır. Bu ciddi bir iş. Derler ki kendinizi yönetmek bir şehri yönetmekten daha zordur. Zira siz karmaşıksınız ve güçlü ve yararlı biri olmadan önce içinizde evcilleştirilmesi, hizaya gelmesi ve boyun eğmesi gereken canavarlar var.

Dışarı çıkıp dünyayı değiştirmek için başka kötü insanları değiştirmeye çalışmak yerine, insanlar önce içlerine bakıp kendi içlerini doğru şekilde düzene sokmalılar.

Eğer 18 aydan daha eski bir anınız varsa ve o anıyı hatırladığınızda hala duygusal tepki veriyorsanız, bu o anıyı açık seçik söze dökememişsiniz demektir. O anıyı neden – sonuç ilişkisinde yeterince analiz edememişsiniz ve kendinizi o anının pençesinden kurtaramamışsınız demektir.

Ve siz o anıyı sanki ağırlıkmışçasına taşıyorsunuz. Bu tip ağırlıklardan ne kadar çok taşıyorsanız o kadar fazla kortizol (stres hormonu) salgılarsınız. Kortizol sizi yaşlandırır.

Hayatınızı 6 devire ayırın. Doğumdan anaokulu sonuna, anaokulu sonundan ilkokul sonuna, vs … Nasıl yapmak isterseniz öyle ayırın. Sonra her devrin içindeki önemli duygusal olayları yazın. Ve sonra da onların sizin üzerinizdeki etkilerini yazın. Sonra da o durumda nasıl tepkiler verdiğinizi, neleri farklı yapabileceğinizi ve gelecekte neleri daha değişik yapabileceğinizi yazın. Geçmişinizi düzeltmek için.

Eğer geçmişi düşünüyorsanız bu neden – sonuç zincirini analiz etmediğinizi gösterir. Söyle düşünün, neden geçmişi hatırlıyorsunuz? Örneğin bu soruya geçmişin nesnel bir kaydını tutmak için cevabı verebilirsiniz. Ama bununla alakası yok. Geçmişi hatırlamanızın tek bir nedeni var : geleceğe hazır olmak. Geçmişi bu nedenle hatırlıyorsunuz.

Yapmanız gereken şey, geçmişi almak ve ondan bilgelik çıkarmak. Bilgelik ise körlemesine tümseklere takılmama yeteneğidir. “Şu, geçmişimde korkunç bir tümseğe körlemesine ve kafadan daldığım bir olay … bunun sonucunda bana korkunç şeyler oldu … ” O olayı parçalarına ayırmak ve olayın meydana gelişinde sizin işbirliğiniz oldu mu, oldu ise nasıl oldu anlamanız lazım. Gönüllü ya da gönülsüz işbirliği. Bu korkunç sonuç sizin katılımınızla nasıl ortaya çıktı? O şey neden oldu ve o şey olurken siz daha farklı nasıl tepki verebilirdiniz?

Bunu yaptığınız zaman beyniniz bu anıyı bırakacak ve anı takıntı olmaktan çıkacaktır. Zira beyninizin stres / endişe üreten bölgeleri size nerelerde engeller olduğunu söylemeye çalışıyor. “Oraya gitme, orada ateş var!” Belki, ama belki ateşin yöneticisi olacaksınız. Böylece ateşin efendisi olacaksınız, kurbanı değil. Birçok durumda tehlike, o durum üzerindeki ustalığınıza bağlı olarak aslında tehlike değildir. Hayat böyledir.

Sonuç olarak bir anıya bağlı negatif duygu, sizin o konuda ustalaşmanız için bağırmaktadır. Ve yazmak bu konuda size çok yardımcı olacaktır. Otobiyografik şekilde yazı yazarken beyninizi yeniden düzenliyorsunuz.

Duyguları düşünün. Anılar beyninizin değişik seviyelerinde depolanabilirler. Beynin ilkel, sürüngenler çağından kalma, fotografik ve oldukça duygusal derinliklerinden en tepeden söze dökülmüş gelecek planlarına kadar seviyelerde depolanabilirler. Negatif ve duygusal olan her şeyi alıp bunları geleceğiniz için açıkça dile dökülmüş bir vizyona çevirmek istersiniz.  Bu sizi geçmişten kurtaracaktır. Geçmişi düşünmüyor olmanız lazımdı.  80 yaşında iyi yaşanmış bir hayata dönüp bakıyorsanız tamam, o başka bir şey. Ama eğer 35, 30 hatta 25 yaşında iseniz ve zamanınızın çoğu geçmişi düşünmekle geçiyor ise bu sanki ruhunuz orda geçmişte tutsak kalmış gibi bir şey.Ruhunuzu araştırma ile kurtarmanız lazım. Burada metafizik dil kullanmak da uygun. Bir anlamda yaptığınız bu, geçmişe hapsolmak. Tüm kaynaklarınızı geleceğe yürümek adına kullanmak için bu durumdan kurtulmanız lazım.

Sıklıkla düşünürüm, insanlar kendilerini diğer insanlara kıyasla çok fazla sevmelerine rağmen, nasıl olurda kendi düşüncelerine diğerlerinin düşüncelerinden daha az değer verirler.

– Bitti –