Yeni başlayanlar için Carl Jung Bölüm I – Sayk, arketipler ve kolektif bilinçdışı

İnsanoğlu bilinci, uygar seviyeye gelene kadar geçen upuzun çağlar boyunca yavaş ve zahmetli bir süreç sonunda geliştirdi. Bu evrim henüz tamamlanmaya yakın bile değil. İnsan zihninin geniş bölgeleri hala karanlıkların ardında gizli.  (İnsan ve Sembolleri, Carl Jung)

Bu sözler, 1875 – 1961 yılları arasında yaşamış olan İsviçreli psikolog Carl jung’a aitler. Bu yazıda, Carl Jung’un, zihnin bilinç ve bilinçdışı bölgeleri hakkındaki fikirleri, arketip teorisi ve bireyselleşme prosesi dediği ve özbilgi ve tamlık yolu olarak gördüğü yol da dahil en önemli fikirlerine değineceğiz.

Jung’un psikoloji alanına olan büyük katkılarını takdir edebilmek için, onun saykı (psyche) nasıl anladığını bilmek gereklidir. Sayk kelimesi orjinalinde ‘ruh’ anlamına gelirken 20. yüzyıla gelindiğinde artan oranlarda ‘zihin’ için kullanılmaya başlanmıştı. Jungcu psikolojide ise bir kişinin saykı onun düşüncelerini, davranışlarını, duygularını ve hislerini kapsayan tüm kişiliği olarak düşünülebilir.

Saykın bilgisi, nasıl çalıştığı ve çalışmasına nasıl etki edilebileceği, Jung’un en büyük dertlerinden biri idi. Çok kaba hatlarıyla tanımlarsak Jung, saykı 3 alana ayırır : bilinç, kişisel bilinçdışı ve kollektif bilinçdışı.

Saykın alanları birbirlerinden tamamen ayrı değildir. Bu alanlar birbirlerini tamamlayacak şekilde etkileşirler. Sonradan göreceğimiz gibi, saykın bilinçli ve bilinçsiz alanları arasındaki bu dinamik etkileşim, Jung’un bireyselleşme dediği sürecin değişme ve olgunlaşma potansiyeline neden olur.

Saykın bilinçdışı alanlarını incelemeden önce saykın bize en bilindik olan alanını, bilinci tartışacağız. Saykın bilinçüstü alanı insanın farkındalık alanı olarak tanımlanabilir ve kişinin bildiği saykik içerikten oluşur. Bu farkındalık alanının merkezinde ise Jung’un ego dediği şey vardır. Ego, kişinin dolaysızca farkında olduğu kişiliğidir.

Carl Jung

Ya da egoyu Jung’un sözleri ile tanımlarsak :

“… (ego) bilinçlilik alanının merkezidir ve bu deneysel kişiliği kapsadığı için, ego bilinçli tüm kişisel hareketlerin öznesidir (Carl Jung, The Portable Jung)

Ego, deneyimlerin hangi içeriğinin bilince yansıyacağını, hangilerinin eleneceğini, bastırılacağını ya da görmezden gelineceğini belirleyen bir kapı bekçisi olarak, kişinin hayatında çok önemli bir rol oynar. Ego, kapı bekçisi olarak birazdan bakacağımız kişisel bilinçdışının içeriğini de belirlemeye yardımcı olur. Jung şöyle yazar :

“Bilinçli bir şekilde kaydetmediğimiz olaylar vardır; bu olaylar deyim yerinde ise bilinç eşiğinin altında kalırlar. Meydana gelmiştirler ama bilinçaltına emilmişlerdir.”  (İnsan ve Sembolleri, Carl Jung)

Eşikaltına emilen bu olaylar, kişisel bilinçaltında yer tutarlar. Jung’a göre egonun çok fazla depresif, önemsiz ya da basitçe akılda kalmadığı için bastırarak ya da gözardı ederek bilinçaltına attığı birçok olay vardır. Bu olaylar insanın ruhundan tamamen kaybolmazlar. Onun yerine kişisel bilinçaltını işgal ederler ve kişiliği etkileme potansiyelleri devam eder. Bilinçaltının unutulmuş anıları alıp depolamaktan ibaret bir yer olmadığını vurgulamak gerekir. Bilinç ve bilinçdışı alanları dinamik bir şekilde etkileşirler ve kişinin hayatında beraberce önemli roller oynarlar.

Kişisel bilinçaltının insanın davranışlarını etkileme yollarından biri, Jung’un kompleks dediği şeydir. Birçok insan psikolojide kompleks denilen kavramı bilir. Sigmund Freud, Oedipus kompleksi ile meşhur iken Alfred Adler, Jung’un ve Freud’un çağdaşı, aşağılık kompleksinin önemini vurgulamıştır.

Jung kompleksleri, kişinin düşünceleri, duyguları ve davranışları üzerinde güçlü kontrol potansiyeli taşıyan alt kişilikler olarak tasavvur etmiştir. Jung’un klasik tanıtımı olan A Primer of Jungian Psychology kitabına göre:

“Kişisel bilinçaltının enteresan ve önemli özelliklerinden biri de içerik gruplarının toplanarak bir küme ya da takımyıldız oluşturabilmesidir.  Jung bunlara kompleks ismini vermiştir … Bir kişinin kompleksi var dediğimizde, o kişinin kafasının, başka hiçbir şey düşünemeyecek kadar bir şeyle meşgul olduğunu söylemek isteriz. Modern tabir ile ‘takıntısı’ vardır. Güçlü bir kompleks başkaları tarafından rahatça farkedilse de, kişinin kendisi bu kompleksin farkında olmayabilir.” (A Primer of Jungian Psychology)

Belli bir süre Jung’un mentorü olan Freud’a göre kompeksler çocukluk travmalarından kaynaklanıyordu ama Jung bu açıklama ile tatmin olmadı. Freud’un açıklamasının tatminsizliği ile sayki aleminde komplekslere neden olan şeyi araştırdı. Keşfedeceği ise, kişisel bilinçaltından daha derin ve daha temel bir tabaka idi. Jung buna kolektif bilinçdışı adını verdi.

Bu keşif Jung’un hastalarının rüya ve fantazi gibi bilinçaltı materyallerinin geniş bir şekilde analiz etmesi ve karşılaştırmalı din ve mit çalışması ile yapıldı. Jung şunu keşfetti : farklı hastaların bilinçaltı materyalleri gizemli bir şekilde birbirlerine benziyordu ve aynı zamanda değişik uygarlıkların mitolojik motifleri ve dini sembolleri de gizemli benzerlikler gösteriyordu. Bu keşif Jung’un bilinç ve kişisel bilinçaltının yanında başka bir sayk bölgesi daha olduğunu öne sürmesine neden oldu.

Jung şöyle yazar:

“Bilinçaltından belirleyici etkiler doğar … bunlar hem gelenekten bağımsız olarak, her bireyin deneyiminin benzerliğini hatta aynılığını sağlarlar hem de haya gücüne yansıma şeklini belirler. Buna en büyük kanıtlardan biri, dinsel motiflerin evrensel paralelliğidir. (The Archetypes and the Collective Unconscious, Carl Jung)

Jung’un kolektif bilinçdışı kavramı, psikoloji alanına en önemli katkılarından biridir. Jung, kişinin kendi deneyimlerinden oluşan kişisel bilinçaltına ek olarak, kişinin miras aldığı ve evrensel öğeler içeren bir bilinçaltı daha olduğunu söylüyor :

“Kişinin kendisinin kazanmadığı ama miras aldığı bilinçaltı özellikleri bulabiliriz. Mesela zorunluluk yüzünden bilinçli motivasyon olmadan harekete geçen içgüdüler gibi. Bu daha derin katmanda arketipleri buluruz … İçgüdüler ve arketipler beraberce kollektif bilinçaltını oluşturur. Ben bunlara kollektif diyorum zira kişisel bilinçaltının aksine, bunlar kişinin az çok özel deneyimlerinden kaynaklanmamışlardır ama evrenseldirler ve düzenli şekilde ortaya çıkarlar. (The Essential Jung, Carl Jung and Anthony Storr)

Jung’a göre arketipler, tüm insanlarda ortak olan ve “insanlığın kadim mirası” olan saykik yapılardır. Arketipler kavramsal kategoriler ya da insanların doğuştan sahip oldukları ve belli bir şekilde düşünmelerine, hissetmelerine, algılamalarına ve davranmalarına neden olan yatkınlıklar olarak da tanımlanabilirler.

Jung kişinin arketipleri dolaysızca algılayabileceğine inanmaz. Kişi arketiplerin varlığını, onların bilinçaltındaki varlığından kaynaklanan imge ve sembolleri gözlemleyerek anlayabilir.  Arketipler imge ve sembollerle aynı şey değillerdir ama imge, sembol ve bazı başka fenomenlerle kendilerini belli ederler.

Anthony Stevens arketipleri şöyle tanımlar:

“(Arketipler), tüm insanlığın ortak davranış karakteristiklerini ve tipik deneyimlerini başlatma, kontrol etme ve bunlara vasıta olma kapasitesine sahiptirler. Bu nedenle belli durumlarda arketipler, sınıfı, yaşam yeri, ırkı ve yaşadığı çağ ne olursa olsun insanlarda benzer düşünce, imge, mitolojik imge, duygu ve fikirlere neden olur. (Jung: A Very Short Introduction, Anthony Stevens)

Jung’un incelediği bazı arketipler şunlardır : anne, doğum, ölüm, yeniden doğuş, güç, kahraman ve çocuk. Fakat Jung şunu da belirtmiştir :

“Hayattaki tipik durumlar kadar arketip vardır. Sonsuz tekrar bu deneyimleri ruhsal bileşimimize nakşetmiştir. Sadece içerik dolu imgeler olarak değil ama ilkin belli bir tip algı ve davranış potansiyelini temsil eden, içeriği olmayan formlar olarak.”(The Archetypes and the Collective Unconscious, Carl Jung)

Kahraman arketipine örnek (Golyat’a meydan okuyup yenen Davut)

Kolektif bilinçdışını  arketiplerinin derin evrimsel temelleri vardır ve Jung bunları saykinin miras alınan kısmı kabul eder. Jung için bariz olan şudur : vücut nasıl uzun bir süreç sonunda evrimleşti ise, sayki içinde de bazı eğilimler ve içsel yatkınlıklar geniş bir evrim çizgisi üzerinde gelişti:

“İnsan vücudu nasıl her biri  uzun bir evrimsel geçmişe sahip organlar müzesine benziyor ise, zihnin de aynı şekilde organize olmasını beklemeliyiz. Zihin artık geçmişi olmayan bir ürün olarak düşünülemez. Geçmişten kastım zihnin kendini geçmişe bilinçli bir referans göstererek dil ve diğer kültürel gelenekler üzerinden inşaa etmesi değil. Saykisi hayvana daha yakın olan arkaik insanların zihninin biyolojik, tarih öncesi ve bilinçaltı gelişiminden bahsediyorum. (İnsan ve Sembolleri, Carl Jung)

Arketipler çok uzun bir süreçte evrimsel bir şekilde oluşmuş ve tüm insanlarda benzer olsalar da, kendilerini her bireyde farklı şekilde gösterirler. Başka bir deyişle arketipler, kişinin deneyimleri ile dinamik bir etkileşimdedirler ve bu dinamizm her bireyin kendine özgü bir kişilik geliştirmesine neden olur.

Jung her bireyin kendi bilinçaltındaki içerik ile yüzleşmesinin ve bu içeriği entegre etmesinin çok önemli olduğuna inanır. Jung’a göre bunu başaramamak, bölük pörçük bir bireye neden olur :

“Ruhsal denge ve psikolojik sağlık için, bilinçaltı ve bilinç entegre bir şekilde bağlanmalı ve paralel hareket etmelidir. Bu ikisinin ayrı hareket etmesi ya da birbirinden kopması durumunda ise psikolojik problemler ortaya çıkar. (İnsan ve Sembolleri, Carl Jung)

Bu bilinçaltı ile yüzleşme süreci, Jung’a göre, kendini bilmeye giden yoldur. Jung bu sürece bireyselleşme süreci adını verdi :

“İnsanın psikolojik anlamda birey yani ayrı, bölünmez ve tam olması süreci adlandırmak için bireyselleşme terimini kullanıyorum. (Carl Jung)

İkinci bölümde bu bireyselleşme sürecine detaylı olarak bakacağız ve aynı zamanda bu süreçte karşımıza çıkacak persona ve gölge (shadow), anima ve animus gibi bazı arketipleri tanıtacağız.

Çeviri : Introduction to Carl Jung – The Psyche, Archetypes and the Collective Unconscious

Share this...
Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Author: Mahmut Abi

Sitenin 30luk Mahmut Abisi ve admini. Kendisini şimdilik sadece buradan ve sitenin twitter hesabından takip edebilirsiniz.

17 thoughts on “Yeni başlayanlar için Carl Jung Bölüm I – Sayk, arketipler ve kolektif bilinçdışı”

  1. 1.Hocam o zaman kezbanlık aslında bir akretip değil mi?
    Tüm dünyada var ve belirli şartlarda ortaya çıkıyor
    2.biz şu an kadınların %95i çöp diyoruz,o zaman aslında geçmişte de bu böyle idi.Yanılıyor muyum?
    3.Hipergami bir arketip mi?

    1. 1) Rahmetli Jung yaşasaydı g.tünüzden arketip uydurmayın derdi.

      2) Kadınların 95%si çöp diyen gruba ben dahil değilim. Öyle olduğunu düşünsem MGTOWdan başka şey yazmazdım.

      3) Hipergami dürtüdür arketip değil. Ama örneğin kahraman (hero) arketipini destekler. İlginçtir dürtü kadında iken arketip erkektir. Jordan Reis boşuna demiyor ataerkil sistemi kadınlar yaratır diye.

      1. Zaten ne zaman Freud yahut Jung açsam 3dk sonra kapatırdım,tekrar okusam iyi olur.
        Hocan o zaman kezbanlık denilen düşünme perspektifini etklileyrn hastalığı tam olarak nasıl açıklarız.
        Kezbanlık aslında bozulmuş bir hipergami mi?Yahut solipsizmin zıvanadan çıkma hali olabilir mi?

  2. Güzel yazı sonunda geldi 🙂

    Ayrıca konudan bağımsız sorum olacaktı arkadaşlara ve sizlere hocam
    Eskiden gittiğim bir gym vardı .Yürüyerek 8-10 dk ilçenin en büyük salonu .Aletler falan fazla imkan baya geniş yani .Ama sahibi tam bir barzo kaba artist biri.Hatta bu yüzden bir tartışma bile yaşadım 3 aylık üyeliğim bitince bıraktım
    Şimdi hemen yakınımdaki salona gidiyorum ama imkanları az kardiyo aletleri yetersiz .3 koşu bandı 2 bisiklet o kadar .Ama baya sakin salon.Sahibi de hemşehrim falan.Sizce ne yapmalıyım ?
    Eski gym e gidip sahibini siklemeden spora mı gideyim yoksa şimdiki salonda mı kalayım ?

      1. Hocam ben nopoo yapıyorum ,Rosh V sağolsun ondan öğrendim.Bütün erkeklere öneririm saçım kolay şekil alıyor kolay kuruyor ve yağ ile kepek yok.Şampuan parasını başka bir şeye harcıyorum.
        Dostum burası sayesinde ben her yerde tam pozitiv takılıyorum bizim gymde de böyle bir hoca var ama şaka eğlence ile onla dahi iyiyim.
        Bence en fazla verim almaya bak verim/kayıp analizi yap gitmeyi verim o adamla iyi geçinmeyi kayıba al

    1. Hocam şimdiki salonda kalman iyi olur senin için
      Sonuçta erkek adam kısıtlı imkanlarla bile hedefine ulaşabilendir

      Ayrıca diğer salona gidiceksin hem o barzoya para kazandırıcaksın
      Hem de bi şikayet durumunda karşında düzgün birini bulamayacaksın belki daha kötü kavga edeceksin

      Şu anki salonunda hem hemşerin var bi sıkıntın olduğu zaman rahat olursun
      Spor yaparken kafan rahat olur öyle barzolarla muhatap olmazsın
      Hem de dediğin gibi sakin yer

      Kardiyonun o kadar ince şeyleri yok
      O yüzden daha fazla imkan falan diye bakma
      Sonuçta sen o makinelerin ne kadarını kullanıyosun buna bakarsan daha iyi olur senin için

      İyi sporlar

    2. Ağırlık kaldırmak mühim olan. Kardiyoyu halı sahada da yaparsın, basket oynayarak da yaparsın. Veya boksa gidersin.
      Yeni araştırmalar hiit kardiyoyu daha yararlı buluyor, denemeni öneririm.

  3. Hocam yine konu dışı bir duruma değineceğim ve yine sizden yardım isteyeceğim affınıza sığınarak. ben kızı eve atacağım burası kesin, fakat karşılıklı olarak evler müsait değil. Haliyle günübirlik kiralık ev tutmak. Kadıköy civarlarında ev bakıyorum 7-8 rahat, güvenilir ve temiz olması teminatıyla. (Evlerin içinde kamera olduğu iddiaları mevcut ve de temiz olmadığından şikayet ediliyor) Bu konu da acemiyim. Haliyle tökezlemek istemiyorum. Herşeyi önceden ayarlamak en doğru karar. Sizin fikriniz nedir hocam? Olabilecek her türlü olumsuzluğa karşı baştan önlemimi almak istiyorum.

    1. En iyisi bekar kalan arkadaş evidir. Airbnb de işe yarar ama yaşına bağlı. Eğer 24 yaşının üstünde isen kendi yerin olmalı. Yoksa işin yaş. İlkin bunun için çabalaman lazım.

      1. Hocam tam da 24 yaşındayım. 🙂 (tam tespit yaptınız bravo) Hocam yüksek lisans yapıyorum felsefe alanında. Biliyorum kendi başımın çaresine çıkmam gerekiyor lakin bu zamana kadar hep aile eliyle bir şeylere itildim. Yani bu analitik çözüm üretememe sıkıntısı; eğitim, aile ve toplum tarafından kaynaklanan bir sorun oluştu ben de. Onaylanma isteği duyuyorum ister istemez bu modernize edilmiş toplum saçmalığında. Çoğu zaman da kararsız kalma durumu bu yüzden. Bir şekilde evi ayarlayacağım. Bakalım hem tecrübe olur benim açımdan.

  4. Jung, psikolojinin üç büyük babasından biri, diğer ikisi Freud ve Adler. Jung, önceleri Freud’un öğrencisi, hatta dostu ve gelecekteki veliahtı olmasına rağmen, birbirlerinin rüyalarını analiz ettikleri bir dönemde fikir ayrılığına ve çatışmaya giriyorlar. Jung bu dönemi Anılar Düşler Düşünceler kitabında anlatır. Jung’un Freud hakkında gördüğü bir rüyayı, Freud “sen beni öldürmek istiyorsun” diye yorumlar. Jung da Freud’a “sen nevrotiksin” der.

    Fakat asıl ayrıldıkları nokta, Freud’un insan psikolojisinin ve davranışlarının temelini cinsel güdüler, libido, oedipus kompleksi ve elektra kompleksi temelinde izah etmesidir, kendi disiplini olan psikanalizin temelinde bunlar var. Jung’un ise daha spiritüel bir yönü var. İlkel insanların davranışları ve çağlar boyu nesilden nesile aktarılan ve mitolojilerde sık sık işlenen sembol ve imgeler Jung’un öğretisinde, yani “analitik psikoloji”de geniş yer kapsıyor. Kolektif bilinçdışı, anima, animus, shadow, persona gibi “arketip”ler, intoverted-extroverted (içedönüklük-dışadönüklük) intuition-sensation (sezgisellik-algısallık) gibi kişilik parametreleri Jung’un icatları. Briggs-Myres Kişilik Tipolojisi Göstergesi dediğimiz MBTI da sonradan Jung’un bu öğretileri üzerine kuruluyor.

    Freud ile bu çok derin görüş ayrılıkları, Freud’un kendisini asla karşı çıkılmaması gereken bir “lider/mentor” olarak gören narsisist kişiliğinin de etkisiyle ayyuka çıkıyor ve dostluklarını bitiriyorlar.

    Jung çok ilginç ve derin bir adam. Uzakdoğu felsefesinde Taozime/Budizme yakın. Tam 3 sene boyunca saplantı derecesinde Jung okumuş biri olarak söylüyorum bunu. Yani adamı okudukça dibe inip yeni yeni dehlizlere giriyorsun. Dünya çapında Jungian ekolü takip eden psikologlar var, kült diyebileceğim takipçileri var. Jung’un özellikle ezoterik, occult bir yönü var. Ve Jung’ta yeterince uzun vakit harcayan birinin ezoterism ve occultism gibi bambaşka boyutlarda artık hurafeye varabilecek inanışlara saplanması kaçınılmaz. Ben bunu Jung’un “fanları” diyebileceğim takipçilerinde gördüm ve kendim de oraya doğru gidiyordum. Jung’da derinleşmek isteyenler için uyarım budur. Perspektif kazanmak için okuyun, gerçekten farklı bakış açıları edineceksiniz, ama sembolizmin dehlizlerinde kaybolmayın.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *