Derdini Karınla Paylaş, Hem Karınla Hem Derdinle Uğraş

Bizim çocukluğumuzda (Altmışlı yıllar) mahallede oynarken akşam olduğunu ne havanın kararmasından, ne ezanın okunmasından, ne de annelerimizin “hadi artık gelin” lerinden anlardık. Akşamın gelişi babaların evlere dönüşüyle kesin şekline bürünürdü. Mahalledeki çocukların babalarının çevresinde kutsal ve hafif ürkütücü bir “hale” vardı sanki. Onlardan bir tanesi sokağın köşesinden göründü mü, artık o günkü oyun keyfimizin sonuna gelindiğini anlardık.

Bu babalar ilginç insanlardı. Özellikle korkunç falan da değillerdi. Hatta dönemlerinin ölçülerine göre yeterince medeni ve aydın olduklarını şimdilerde düşününce buluyorum. En temel ortak özellikleri, bizim çocuk gözümüzle şahit olduğumuz mekanlarda, fazla konuşmuyor olmalarıydı. Eski tabirle “ketumdular”. Kapalı kapılar ardına çekildiklerinde eşlerine neler anlattıklarını bilmesek de, annemin beni sürüye sürüye götürdüğü komşu toplantılarındaki kadınlar, kendi kocalarının yaptıklarından ve düşündüklerinden istatistiki parametrelerle söz ediyorlardı. Yani, “Galiba Mahmut’un işleri şöyleymiş” ya da “Bizimki yeni bir ortaklığa girecekmiş” gibi uzaktan gözlenen bir olay gibi anarlardı. O yıllarda babam işinde ciddi bir kriz yaşarken annem olayların günlük gidişini hiç bir zaman tam olarak takip edememişti. Daha açık bir deyişle, babam olayları mümkün olduğunca anneme yansıtmamıştı.

Diğer erkekler de karılarına bir sürü ayrıntıyı anlatmıyorlardı. Ayrıca hemen hemen hiç bir kadın eşinin tam olarak kaç para maaş aldığını bilmezdi. Evlerde erkekler konuştuklarında genelde kendi haklı, güçlü oldukları olayları anlatırlar, yedikleri kazıklardan, ezildikleri durumlardan ya da daha kötüsü, kendi açık hatalarından hiç söz etmezlerdi. Bütün bunların bir emniyet subabı gibi ciddi bir meyhane kültürü de hazır beklerdi. Erkekler meyhanelere gidip ara sıra tüm zırhlarından arınıp, çok yakın dostlarına içlerini döktüklerini eski Türk filmlerini izlerken çıkarabiliyoruz. Kendini böylesine kasan, zor bir şablona uyduran ve duygularına hiç yenik düşmeyen sert ve mert erkek tiplemesi, içince, yani alkolün etkisiyle zırhını deldirince, salya sümük ağlayan, dostlarının boynuna sarılıp “Seni seviyorum abi!” diye zırlayan kişilere dönüşüyordu. Bütün bunlar da bize son derece geri ve hıyarca geliyordu…

Çünkü, insanların kendilerini bu kadar zorlamalarına ve kasmalarına bir anlam veremiyorduk. Erkek kendi eşiti olan dişisiyle “çırılçıplak” bir ilişkiye girebilmeliydi (buradaki çıplaklık ruhsal çıplaklık, yoksa öbür işi nasıl yaptıkları, en azından bu yazı bağlamında, bizi ilgilendirmiyor). Erkekler de duygularını gösterebilmeliydi. Hep sert olmaya çalışmanın, hep haklı durumda kalma çabası göstermenin çok da samimi ve güzel bir davranış olduğunu düşünmüyorduk. Artık yeni bir çağ başlamıştı. Kadınlar eski kadınlar değildi. Çok daha güzel ilişkiler yaşanacaktı.

Ancak kırk yaşına yaklaşırken bazı şeyler kafama dank etmeye başladı. Bunlardan bir tanesi de insanların bugünkü son şekillerine nerdeyse 30,000 yıl önce kavuştuklarıydı. Bir başka deyişle, meşhur Lescaux mağarasında duvara bizon resmi çizenlerle tek farkımız arada geçen süre içinde birikmiş olan teknolojiydi. Yoksa insan olarak aynıydık. Bunun anlamı da şu anda her ne tartışıyorsak, aslında 30,000 yıllık belki de daha eski bir geçmişin kütlesine karşı tartışıyor olduğumuzdu. Hala çok anlamlı gelmemiş olabilir, düşünceyi biraz daha ilerleteyim. Türler gibi davranış biçimleri de zaman içinde evrim geçirip en olması gereken şekillere bürünürler, eğer daha otuz sene önce babalarımız eşlerine belli bir şekilde davranıyorlarsa belki bu yaptıkları binlerce senenin süzgecinden geçmiş bir modelden kaynaklanıyordu. Eğer bu kadar sağlam bir modelden geliyorsa bizim değiştirdiğimizde çarşaflayacağımız ise nerdeyse kesindi.

Sonra neler oldu?

Epey bir şeyler oldu. Yakınlarım arasında babalarımız gibi davranmayan bir sürü erkek dostum türedi. Birlikte oldukları kadınlara karşı sert, mert, suskun, kaba değillerdi. Aksine, içlerini açmaya özen gösteriyorlar, kusurlarını saklamak için çaba sarf etmiyorlar, müşterek bir hayatta bazen kadınlarına sığınabileceklerini düşünüyorlardı. Hepsi demek haksızlık olur ama temelde çoğu çuvalladı. Bir şeyler feci şekilde yanlış gitmişti ve sonuç çok kötü olabiliyordu. Bu yaklaşımın sonucu kadınların ilgisinde, sevgisinde, en fecisi de saygısında ciddi bir azalma olmasıydı. Bu durumu ciddi ciddi aklına sığdıramayan dostlarımla sabahlara kadar konuştuk. Sonra da yanıtlar yavaş yavaş oluşmaya başladı. Tabii ki gene hayvan davranışlarından çıkıyordu bu yanıtlar.

Biz referans olarak memeli hayvanlara giriyoruz. Söz konusu canlı gurubunda aileye benzer bir kavramdan söz edilebilir ancak bu anne ve bakıma muhtaç çocuklardan oluşur. Memeli hayvan ailelerinin pek çoğunda babaya yer yoktur. Zaten onların da çocuklarını pek taktığı yoktur. İnanmazsanız mahallenizdeki erkek kedileri inceleyebilirsiniz.

İnsan yavurusu oldukca uzun süren bir hamilelik ve gene çok uzun süren bir çocukluk dönemi geçirdiği için insanın dişisi, bu işi tek başına kotarmasının bayağı zor olacağını çok erken bir çağda fark etmiş ve başka hiç bir memeli hayvanda olmayan bir özelliği kendi bedenine katmış. Bu özellik, insan dişisinin diğer tüm memeli hayvan dişilerinden farklı olarak yılın her döneminde cinsel ilişkiye girebilmesi. Bir çok bilim adamının düşüncesine göre insan dişisi kendini koruyacak ve çocuklarının bakımda yardımcı olacak erkeği yanında tutabilmek için kendi fiziksel yapısını değiştirmiş ve bütün yıl doğurgan kalabilen ve her istediğinde seks yapabilen bir duruma geçmiş… İlginç bir yaklaşım; korunma karşılığı seks sunuluyormuş gibi.

Bu şekilde erkeğin bir ilişkide ne işe yarayacağı daha çok ama çok baştan tespit edilmiş: “Erkek güçlü olacak!”

Bu durumu olduğu gibi kabul edip gereğini yapmaya kalktığınızda önünüze ilginç bir sorun çıkıyor. Eşinizin sizi “güçlü” olduğunuz için seçtiğini görüyor ve seçilmiş olmanızın sürmesi için “güçlü” kalmaya devam etmek zorunda olduğunuzu anlıyorsunuz. İşi böyle çerçeveledikten sonra artık zayıf yanlarınızı, eksikliklerinizi, hatalarınızı eşinize ballandıra ballandıra anlatmanın çok da faydalı bir davranış biçimi olmadığı ortaya çıkıyor. İşte o zaman babalarımızın suskun, gergin ve sadece içtikleri zaman yumuşayabilen çehresi hatırımıza geliyor.

Bunları düşününce çocuklukta gördüğüm bazı olaylar bile anlam kazanmaya başlıyor:

Yaşlı adam hasta yatağında, gebermesine ramak kalmış, hala gürlemeye, sertlikler yapmaya devam ediyor. Çevresindeki kadınlar da sessiz ve anlayışlı koştururken, bir yandan da onu hoş tutmaya uğraşıyorlar. Bu durumun ne kadar gülünç olduğunu çocukken bile görüp hem gülmüş, hem de adama çok kızmıştım (Ulan be adam! canın çıkmış hala kadınlarına eziyet ediyorsun! Daha güler yüzlü olsan ne olur?). Şimdi düşününce (davranışı hala onaylamasam da) bir açıdan adamı haklı bulabiliyorum. Çünkü üstlendiği rolü son anına kadar sürdürmeye gayret ediyormuş…

Geçenlerde SÖZ bölümündeki diğer yazılarımı okuyup dehşete düşen bir dostum hem bunları yazıp hem de mutlu bir evlilik sürdürüyor olmamın ne yaman bir çelişki olduğu savunmak gafletinde bulundu… Ortada çelişki falan yok… Kadın – erkek ilişkileri dünyadaki tüm yetişkinlerin ilgilendiği ve toplam sayı olarak da en fazla sorunun yaşandığı alan.

Bu konuda tatsız fikirler ileri sürmek ve bunların da gerçek olma ihtimalleri sanıldığı kadar tahammül edilmez bir durum yaratmıyor. Asıl korkunç olan, pespembe resimlere inanıp sonra da burun üstü yere çakılmak. Zaten pek çok kişinin başına da gelen aynen böyle bir şey. İşin doğrusunu bildikten sonra ona göre davranır, ona göre tedbirleri alabiliriz, fazla da etkilenmeyiz. Aslında en kötü gerçeklere bile kendimizi uydurabiliyoruz. Düşünsenize, insan olarak hepimizin ama hepimizin idama mahkum olduğunu, 150 sene sonra şu anda çevrenizde gördüğünüz hiç kimsenin, hiç birimizin hayatta kalmayacağını biliyoruz ama bu durum keyfimizi o kadar da kaçırmıyor. Kadın erkek ilişkilerindeki böylesine sert gerçekleri de iyi anlayıp kabullenebilirsek hem ilişkilerimizi hem de kendimizi ona göre adapte edip çok daha sağlıklı beraberlikler oluşturma şansını yakalarız.

Sevgi dolu beraberliklere kendimizi romantik masallarla kandırarak değil, özümüzü daha iyi kavrayarak erişeceğiz. İnanın bana bunu yapmak mümkün.

erkekadam.com / Haldun Aydıngün – 24.2.2000

Dağcılık ve bilim kurgu alanları başta olmak üzere çok başarılı eserleri bulunan Haldun Aydıngün, aynı zamanda bir çok türk insanının doğa sporlarıyla uğraşmasında rol oynamış abimizdir. Aydıngün'ün kadın erkek ilişkileri üzerine Erkekler Mağara Adamından ... adlı bir kitabı da mevcut. Eserleri :Boşanan AdamKoyun Paradoksu, Boğaziçi ve Ötesi, Dağın mı var Derdin var, Aladağlar & Bazı Rotalar ve Genel Bilgiler, ...
Share this...
Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Author: Erkek Adam

Sitenin 30luk abisi ve admini. Üşengeçliğinden admin hesabından yaza yaza rumuzu erkekadam kaldı. Kendisini şimdilik sadece buradan ve sitenin twitter hesabından takip edebilirsiniz.

23 thoughts on “Derdini Karınla Paylaş, Hem Karınla Hem Derdinle Uğraş”

  1. Haldun Aydıngün’ün bu yazısını 2000 yılında erkekadam.com’da okuduğumda bende etkisi büyük olmuştu ve yarın paylaşacağım yazı gibi birkaç tane daha yazı ile Matrixten fişim çekilmişti. Şimdi geri dönüp bakınca anlıyorum ki o devirde kırmızı hapın kendini gösterdiği yazıya rastlamak çok istisnai ve büyük şansmış.

    Yazı 18 yıllık ama dedelerimizin (ve benim gibiler için babalarımızın) üzerinden birçok KH kavramını ortaya döküyor.

    1. Skeptico’nun önerdiği David M. Buss’un “Evolutionary Psychology” kitabı var eğer İngilizcen iyi ise çok yararlı bir kitap olacaktır. Pdfsini internetten bulabilirsin.

  2. Atalarımızın yaşadıkları zorluklar aklıma gelince bir an içimde burukluk hissettim
    Kim bilir ne acılara ne çaresizliklere katlandılar ve onlara yardımcı bile olamadık
    Hayat daha zormuş eskiden aslında son 50-60 yılda
    Telefon bile yokmuş
    Yani düşün biriyle konuşuyorsun ankesörlüden sonra o kişi ölüyor
    Haber alamıyorsun…

  3. Eskiden bu tip olayların neden daha az yaşandığını açıklayan bi yazı. O zamanları hatırlayın, bir de günümüze bakın. O zamanlardaki ortam olsaydı, inanın herkes evlenmek isterdi. Geleneksel Türk aile yapısı da budur aslında. Bugünkü bozulmayla aile kurumundan bahsedemiyoruz. Aile kelimesi, kullanıldığı yerde aşağılanıyor artık.

  4. Evlilik kurumu çöküyor bu normal artık alfa siker beta öder dönemi başladı. Eskiden kadınların fikirlerine önem verilmeden birisiyle evlendirilir toplum tarafından kontrol altında tutulurdu. Bu beta erkeklerin alfa sikeri engelleme yoluydu.

    Ara sıra kadınlar bu sistemi delip yine alfa siker yapıp betalara ödetiyorlardı.

    Şuanda piyase serbest ve hatunlar en iyi erkeklere kolayca ulaşıyor.

    Yani sikici bulmak o kadar kolay ki alfalar için am yağıyor o şanslı azınlık için. %20 erkek grubu şuanda piyasada estiriyor eğleniyor. Kızı ve onun kız kankasını sikiyor. Lan kızın kız kardeşini annesini bile sıraya dizen var.

    %30 lul erkek grubu ise eh yani arada sırada bişeyler yaşıyor. Senede 3-5 bişey denk geliyor. Arada tek gece arada kısa süreli fuckbuddy arada uzun ilişki. Ben %30 gruptayım

    %50 erkekler ise ağlıyo. 1 tane am düşmüyor diye. Ciddeb haklı adamlar lan. 1 tane kız bile adamla takılmıyo. Hep abaza yalnız yaşıyor ağlıyorlar. Karılar bu adamlardan nefret ediyo tiksiniyo. Kendini bu adamlara siktirmektense dildo sokmayı tercih ediyor.

    Evlilik kurumunun yıkılması bu adamlara kötü oldu. Ömrü hayatları 1-5 arası seksle geçiyor. 30 yaşına kadar bakir adamlar bu gruptan.

    %20 lik tayfa ise skor kasıyor. Bu kızlar da buruşunca %50 gruptan bi salağa kendilerini kitliyorlar ee 30 yaşında bakir adam da ne anlasın. Aptal bi kaşara para yediriyor.

    Bu işer böyle gencolar. Kadınlar belirli grup erkek için her boku yaparlar. Sizin mesajınıza cevap vermeyen kız bu %20 için başka şehire vermeye gidiyor. Köpek gibi yalvarıyor. Sizi siklemeyen hatun bu adamlara cafede sakso çekip adamın evine hediyeler alarak gidiyor.

    Siz nerde hata yaptım ne oldu diye düşünürken hatunlar bu adamların sırayla altına yatıyor. Şimdi bu erkekleri yani 9 ve 10 luk erkeklerin tadına bakan hatunda 6-7 lik erkekleri erkek olarak görmüyor. Tam bi orospu gibi davranıyor size ilgisiz soğuk vs

    1. yahu dostum,bu %80-20’lik analiz bana çok saçma geliyor. lise 1’den beri farkında olmadan trp’yi uyguluyormuşum da haberim yokmuş. fakat şu var. fiziği kötü olup,tipi olmayıp,parası da olmayan fakat am üstünde göt siken çocuklar çok tanıdım. ayrıca yukarıda saydığım özelliklerin bir veya birden fazlasına sahip olan adamların da kızlarla takılamadığını gördüm. bence bu kural türkiye’de %5,25,25,45 olmalı,biraz uzun oldu farkındayım ama.

      %5:zengin,iyi fizikli,yakışıklı tipler(am üstünde göt siken tayfa)
      %25:normal bir türk erkeği’nden farkı olmayıp,kızlarla arası sadece girişken ve ağzı laf yaptığı için iyi olan tipler(yukarıda ki tayfanın normal hali)
      %25:saydığım özelliklerden en az bir tanesine sahip olup,kızlarla arası iyi olan veya ol’a’mayan tipler.
      %45:kızlardan çekinenler,kendine güveni olmayanlar,kızlardan sürekli red yediği için içine kapanan tipler.

      bence böyle türkiye’de. ayrıca %5’lik kısım harici diğer 3 grupta bulunan erkekler değişken olabilir. yani %45’te olan bir tip,sürekli red yediği için artık gamsız olur,kızlarla arası iyi olmaya başlar. fiziğini geliştirip kızların dikkatini çeker,kızlarla arası iyi olmaya başlar. örnekti mesela bu.

      ayrıca diğer yorumlarını da okudum. vallahi üst düzey denebilecek bir üniversite de okuyorum. sağlam çocuklarda var. fakat sevgilisini ve onun annesi,kız kardeşini siken bir çocuğu duymadım,görmedim. böyle olaylar nadiren olur,biraz da aile ilişkileri de önemli.

      bu en üstteki %5lik kısım,eğer biraz pasifse,yani oğlan çocuğu gibi yetiştirildiyse,serseri tipli biri,bunun sevgilisini elinden rahatlıkla alır özellikle türkiye’de. yani biraz farklı işliyor bu ülke de bu dinamikler. sitede yazılanların çoğu doğru. fakat bazen çok abartılıyor. böyle olaylar sıklıkla olsaydı türkiye’de bu olayları yaşayanlardan biri de ben olurdum ya da duyardım eminim.

    2. Hocam ben hayatımda çatır çutur vuruşan bir erkeği reelde görmedim hiç. Tabi bahsedildiği gibi çatır çutur vuruşan berkelerden varsa bilmem ama ben %20 lik bir erkek göremedim yani. Aslında en yakın örneği babam ve annemden ayrı, 3-4 kadınla tabak çeviriyor ama ben annemle kaldığım için babam bana babalık edemiyor. Ama dediğim gibi benim o %20 lik gruptan hiç arkadaşım olmadı ve hiç görmedim onları. Tabii berkelerden bahsediyorsanız ayrı.

  5. Bu işin zamanı falan yok, her dönemde %20 sikiciler ve diğerleri var. Çağımıza has değil, mantıken olamaz zaten.

  6. Merhabalar. İnsanın evrimleşme sürecindeki detaylardan önemli olan biri de insanların dört ayak üstündeyken ayağa kalkmaları ve iki bacaklarını artık iki elleri olarak kullanmaya başlamalarıdır.

    Bu evrimi kadınlar üzerinden ele alırsak, bacaklarını eskiye göre daha dik ve daha dar kullanan kadınların üreme yollarının eskisine göre dar olmasıyla sonuçlandığını görüyoruz. Anne karnında büyüyen çocuk, dar olan üreme yollarından geçememiş ve hayata gelememiş. Bu noktada evrim, anne karnından daha erken çıkan bebeklere yaşam şansı doğurmuş. Bu da bebeğin anne karnında yeteri kadar beslenip güçlenememesi anlamına gelmiş.

    İşte bu yüzden insan bebeğinin doğum sonrası bakımı ve hayata adapte edilişi, diğer hayvanlara baktığımızda çok daha uzun bir zaman almış. Bu sebeple kadın, bebek bakımını tek başına üstlenemez bir konuma gelmiş. Evrim burada da kadının diğer annelerle ilişki ihtiyacını, sosyal ilişkilerinin varlığını zorunlu kılmış ve çocuğuna bakabilmek için özellikle (güçlü) olan bir erkeğe ihtiyacını doğurmuştur. ”Erkek güçlü olacak” mentalitesinin geliş noktası yine evrimdir.

  7. Pareto Analizi’nden yola çıkarak yapılan yorumların hepsi doğru. Ama aşırı karamsar olmak da doğru değil. MGTOW bu kısımda devreye girebilir. %50’lik dilimdeki adama, karşı cins ilişkilerinde olmasa bile diğer herhangi bişeyde huzur ve ferahlık verebilir. Eğer çok kütük biri değilse ve yeteri kadar kendini geliştirebilirse ruhani açıdan kendini bulmaya yönelebilir, ya da herhangi bir bilim dalında ilerleyebilir. Cinsellik ve hatunlar, erkek türünün aklının önemli kısmını aslında işgal ediyor. %20 lik azınlıktaki adamların kafasının rahat olması da bundan aslında. Karılar zaten herife kendileri geliyor; adamın cinsellikten yana sıkıntısı yok. Dolayısıyla bunu düşünmüyor. Ağzı kuru, zihni de açık. Böyle bir adam, işinde, çalışmalarında ve hayata dair çoğu konuda zihni rahat olduğu için, hem ilerler, hem de parasına para, itibarına itibar, değerine de değer katar. %50’lik erkek grubundan olduğunuzu düşünüyorsanız, (konum ve maddi imkanlardan dolayı kendimi üzülerek bu %50’ye dahil ediyorum maalesef) libidonuzu kontrol altına almayı deneyip, iki seks arasında geçen oldukça uzun zamanlarda oruca yatabilirsiniz. Uzatılmış rahip modu gibi düşünün. KH camiası, rahip modunun çok uzun tutulmasının sıkıntılı olacağını belirtmişler. Ama bildiğiniz üzere, welcome to Turkey. Libidoyu azaltması ve vücudumu şekle sokması için spora başlayacağım, bu aralar işlerim biraz yoğun.

    1. Hocam pareto prensibi işin genetik ve hormonal doğası. Sosyal hiçbir mekanizma olmasa olacak olan. 100% biyolojik determinizm mümkün ya da sürdürülebilir değil. Rakamlar her zaman sosyal öğelerce bozulur.

      Örneğin 8000 yıl önce uzun bir dönem her 17 erkekten biri bir sürü çocuk yapabilmiş, diğerleri yapamamış. Avcı toplumdan tarım toplumuna geçerken. Ondan sonra binlerce yıl hemen her erkeğe bir kadın olan uzun bir dönem.

      Ben karamsar değilim ama şu aşamada BeniBilenbilirin bahsettiği ve herşeyin 100% hipergami ile belirlendiği bir distopik gelecek de benim Rollo Tomassi ile paylaştığım erkekler bu gidişe bir dur diyecek geleceği gibi mümkün. Geçiş ve kaos dönemi bu.

      20% harem kuruyor 50% kadınsız senaryosu mümkün ama modern toplum olarak sürdürülemez. Ha herkesin baba parası yediği üniversite gibi vahalarda geçici olarak olabilir ama modern yaşam standartlarını devam ettirerek olmaz.

      Fakat şu MeToo hareketini izliyorsanız farkedersiniz ki feminizmin end game’i bu 20 – 80.

      Kimseye inanmanıza gerek yok. Kendinizi geliştirin, sağlam spor yapın, vücut dilinizi geliştirin ve bakın görün. Ne yapsanız olmuyor mu yoksa kızlar yürüme davetiyesi mi gönderiyor.

      Bu arada.bunca.zaman KH okuyup spora başlamamana şaşırdım. Kızlar ya da MGTOW KHnin ilk ve en gerekli adımıdır.

      1. Spor olayı KH’nin sarsılmaz demirbaşlarından, evet. Ama ödenmesi gereken faturalar, taksitler ve gündelik hayatta uğraşılacak çok orospu çocuğu var takdir edersiniz. Bi de okuyup yazmak daha çok vaktimi alıyor. Hiç olmadığı kadar ciddi düşünmeye başladım. Başka postta sorduğum asabiyet artışı testesterondan geliyorsa, iyi hissettiriyor. Spor da bunu arttıracaksa, daha da iyi hissettiriyordur. Ben varım.

  8. Eğer plaza hatunlarıyla takılmak gibi bir hedefiniz yoksa maddiyatı bu kadar takmayın. Herkes meşrebine göre birşeyler bulur, rahip modu neden? Şu olur, ben işime deli gibi öncelik verip iyi yerlere gelmeyi hedefliyorum diyorsanız ok, itiraz yok. Geçen kadıköy iskelede bankta otururken yanıma 23 yaşında olduğunu öğrendiğim bir genç kadın oturdu. Ben solda o sağda oturuyoruz. Bacak bacak üstüne attı sağ bacağı benden tarafa (işaret 1). 3-5 dak. sessizlik, kaçamak 2 bakış attı (işaret2), sonra saçlarını elleriyle benden tarafa savurdu geriye attı (işaret 3). Telefonumun şarjı bitti saati söyler misinle başladı muhabbet. Sahayı ihmal etmemek gerek.
    Ayrıca spor libidoyu fena körüklüyor çünkü testesteron seviyesi yükseliyor.

  9. Spor olayi ile ilgili bir sorum olacak bir yildan fazla bir suredir vucut gelistirme degil de duzenli olarak dovus sporlariyla ugrasiyorum bu sporda da vucut agirligi ile egzersizler ve ozellikle kondisyon calismalari agirlikli ve bu spor bana hacmi fazla olmayan parcali ve define vucut kaslari sagladi ve fit bir vucudum var( Conor Mc gregor (dovuscu) vucudunun aynisi neredeyse bakabilirsiniz) Uzerimde kiyafet varken bu cocuk kasli imis diyebileceginiz bir vucut degil(1.75 boy 66 kiloyum) Sizce vucudum yeterli mi agirlik da calismali miyim? Yoksa kiza bu dovus sporlari ile ugrasti mi soyleyince beni zaten maskulen biri olarak gorecek midir?

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *