Jordan Peterson – Bir yaşam rehberliği – Bölüm I

Jordan Peterson’un konuşma ve derslerinden derlenen A Guide to Life videosunun Türkçe’ye çevirimi. Birkaç bölümde yayınlayacağım. Umarım zaman koyarak Youtube’daki videoya alt yazı yapacak zamanı bulurum.

Bölüm 1 – Problemi Tanımla

Size neyin yardımcı olacağını bilmiyorum ama herhangi bir olasılığı düşüncesizce çöpe atmamalısınız. Zira bu lükse sahip olmayabilirsiniz. Antidepresanlar birçok insana yardımcı oldu ve bunun neden böyle olduğuna dair birçok teknik neden var. Eğer toplumunuz size çalışır bir hediye sunuyorsa, alıp deneyin. Önyargılarınızın ne olduğu umurumda değil.

Örneğin insanları depresyonla boğuşurken gördüğünüz zaman. Depresyonun bir sürü nedeni var ama ben çok yaygın olan bir nedeni ele alacağım. Bunun Peter Pan’ın hikayesi ile ilişkisini kafanızda canlandırabilirsiniz.

Peter Pan hiç büyümeyecek biri. Peter Pan’ın problemi şu ki kral ama Neverland’ın (Olmayan Ülke) kralı. Ama Neverland varolmayan bir yer. Yani hiçbir şeyin kralı olmak pek faydalı birşey değil.

Depresyonla mücadele eden insanlarda sıklıkla gördüğünüz birşey, ve depresyonun nedeni konusunda çok genel bir önerme ortaya koymuyorum zira depresyonun bir sürü nedeni var, hayatlarında yeterince düzen olmayan insanlar, hayatın ağırlığı altında ezilmeye meyillidirler.

Örneğin birileri bana gelip depresyonda olduğunu söylerlerse, onlara her zaman standart bir soru setini sorarım.

İşin var mı? Eğer bir işin yoksa, toplumumuzda cidden başın beladadır. Öncelikle biyolojik ritminiz sapıtır zira akşam belli bir saatte yatmak ve sabah belli bir saatte kalkmak için bir nedeniniz yoktur. Çoğu insanın hergün aynı saatte uyanmamaları, günlük ritimlerinin (circadian rythm) çalışmasını takip ettiklerinden, yataktan kalkar kalkmaz depresyona girmeleri için tek başına yeterlidir. Özellikle de öğleden sonra uyuklamaya başlarlarsa.

İşi olmayan çoğu insanın hayatlarında bir amaçları da yoktur. Birçok insan amaçsız iyi bir hayat yaşayamaz. Bu bir hipotez değil. Pozitif duyguların altında yatan devreleri gayet iyi anlıyoruz.

İlgi duyduğunuz birşey yapıyorsanız ve buna konsantre olmuşsanız, işte o zaman “canlısınız”. İşte o zaman hayat yaşamaya değerdir. Hayat o kadar yaşamaya değerdir ki, o dakikalarda bu soruyu sormazsınız bile. Sorunun kendisi ortadan kaybolur zira birleştiğiniz “anlam” o kadar güçlüdür ki, başka zamanlarda hayatı tanımlayan tüm sıkıntıları kenara iter.

Nietzche’nin dediği gibi, bir “nedeni” olan kişi, tüm “nasılların” üstesinden gelebilir.

Bunun nasıl çalıştığını biliyoruz. Hayatınız boyunca hissedeceğiniz hemen hemen tüm pozitif duygular, bir şeyi elde etmenin sonucu olmayacak. Bu duygular, değer verdiğiniz bir hedefe yürürken işlerin yolunda gittiğini görmenizin sonucu olacaklar. Bu ikisi tamamen farklı şeyler ve farkı bilmelisiniz. Zira insanlar genelde (amaçlarına ulaştıklarında) dona kalırlar. Örneğin PhD tezlerini bitirirler ve varsadıkları şey bir ay boyunca mutluluktan uçacaklarıdır. Ama çoğunlukla tam tersi olur ve depresifleşirler. “Bunun üzerinde 7 senedir çalışıyordum ve şimdi teslim ettim. Şimdi ne yapacağım?”. Bu onları depresifleştiren şeydir. Ama tezi yazarken gayet iyilerdir, eğer işler istedikleri gibi gidiyorsa süreçten zevk alırlar. Şevkle ve heyecanla doludurlar bu bizim sinir sistemimizin çalışma şeklidir.

Pozitif duygularınız “git-peşinden koş” duygularıdır. Kokain ve amphetamine gibi uyuşturucuların zevk vermesinin sebebi, sizin hedeflerinizi kovalamanıza yardım eden sistemleri uyarmalarıdır.

Yani eğer bir işiniz yoksa, bir düzeniniz yoksa, bu iyi bir şey değil. Üstüne ne yapacağınız konusunda iyi bir fikriniz de yoktur. Düzensizliğin kaotik yapısı altında ezilirsiniz ve herhangi bir pozitif duygu da hissetmezsiniz.

Bölüm 2 – Bir anlam bul

Alışkanlık haline gelmiş düşünceleriniz, zihninizin karakteri olacaklardır. İnsanın ruhu düşünceleri tarafından şekillendirilir.
Marcus Aurelius

İyileşmek istediğinizi varsayarsak, somut bir hedefe doğru adım teşkil eden birşey bulabilirsiniz. Benim varsayımım, ki bu davranışsal bir varsayım, temelde küçük, artarak çoğalan ve tekrar edilen kazanımlar inanılmaz güçlüdür.

Kendinizi bir şeyler yapmaya zalimce zorlayabilirsiniz ama bunu yapmanızı tavsiye etmem. Bunun yerine kendinize ne yapmaya istekli olduğunuzu sormanız. Bu gerçekten çok efektif bir teknik, neredeyse bir meditasyon tekniğine benziyor.

Sabah yataktan doğrulduğunuzda şunu düşünebilirsiniz : “Bugün güzel bir gün geçirmek istiyorum ve akşam yatağa yapacağımı söylediğim ama yapmadığım şeylerin suçluluk hissi ile gitmek istemiyorum.  İlginç bir gün yaşamak istiyorum ve sorumluluklarımı yerine getirmek istiyorum. Günden de zevk almak istiyorum”. Sonra kendinize şunu sorabilirsiniz :

“Bunun böyle olması için yapabileceğim neler var?”

Bunu 3 – 4 gün her sabah yaptığınızda beyniniz muhtemelen size cevap vermeye başlayacaktır : “Bak 3 gündür dokunmadığın ödev orada duruyor. O boku hemen yapmalısın zira sadece 10 dakikanı alır ve 72 saattir bu nedenle kendine işkence ediyorsun …”

Önce amaçlarınız ne onu bulalım. Amaçlarınız olmalı. “O kadar depresyondayım ki hiçbir amacım yok” derler. Ben de derim ki önce en az direnç göstereceğin amacı ele al ve bir süre onu yap ve ne olacağını gör. Çünkü bazen duygu sistemleriniz o kadar altüst olmuştur ki, bir şeye inanmaya başlayana kadar inanıyormuş gibi rol yapmanız gerekebilir.

Yaşam, tüm ızdırabına değecek kadar anlamlı olabilir.

Bu çok iyi bir fikir. Zira tam olarak iyimser bir önerme değil. Biliyorsunuz bazı insanlar size “oo, (merak etme) mutlu olabilirsin” derler. Bu insanlar gerizekalı. Sizi temin ederim, bu insanlar gerizekalı. Çünkü hayatta başınıza öyle şeyler gelebilir ki sizi inanamayacağınız şekilde ezer geçer. O zaman mutlu olamazsınız ki. Hayatın amacı eğer mutlu olmak ise o durumda ne yapacaksınız, neden yaşayasınız ki?

Hayatın amacı mutlu olmak değildir. Eğer mutlu iseniz çok şanslısınız ve bunun zevkini çıkarmalısınız. Zira bu Tanrı’nın bir lütfu.

İnsanlar anlamlı bir şey yapmakta olduklarını bilirler. Bunu söyleyebilirler. O zaman neden sürekli anlamlı şeyler yapmıyorlar ki?  Bunu yapabilirler ama biliyorsunuz bu zordur zira başkaları sürekli bir şeyler yapmanızı isterler ve bu bir mücadeledir. Ama zaten herşey bir mücadele.

Ben neden yapmadıklarını biliyorum. Bunu bulmak 10 yılımı aldı : insanlar tercih yapabilirler. Birinci tercih, yaptığın hiçbir şeyin anlamlı olmayacağını düşünmektir. Tamam, hayatın anlamsızlığı ve tüm o varoluşsal endişe insanın ayağına prangadır. Biliyorsunuz bu acı veren birşeydir ama avantajı da şu : eğer yaptığınız hiçbir şeyin bir anlamı yoksa, hiçbir şey yapmak zorunda değilsinizdir. Hiçbir şeyin sorumluluğunu üzerinize almanız gerekmez. Tamam, anlamsızlık yüzünden acı çekersiniz ama bu ödemeniz gereken küçük bir bedel sadece.

Bunun alternatifi ise yaptığınız herşeyin anlamlı olmasıdır. Gerçekten. Eğer bir hata yaparsanız, bu gerçek bir hatadır. Eğer birine ihanet ederseniz, dünyayı iyiliğe değil bir miktar daha kötülüğü doğru kaydırırsınız.  Yaptığınız şey önemlidir ve siz bu fikre inanırsanız hayatınız anlamlanır. Ama bu işin şakası yok. Bu, sorumluluk demek. Bu, aldığınız kararlar önemliler demek. Bu, eğer yanlış birşey yaparsanız, gerçekten yanlış yaparsınız demek. Bunu istiyor musunuz?

Bölüm 3 – Yapman gerekenleri ertelemeyi bırak

Mutlu bir hayat bile bir miktar karanlık olmadan varolamaz.
Ve “mutlu” kelimesi, “acı” ile dengelenmezse anlamını kaybedecektir.
En iyisi, olaylar başınıza geldikçe, sabır ve sakinlikle karşılamanızdır.
Carl Jung

İnsanları gönüllü olarak hedeflerine yürümek için yüzleşmeleri gerektiğini bildikleri kaçındıkları ya da korktukları şeylere maruz bırakırsanız, onlara korktukları şeyin karşısına dikilmeyi öğretirseniz, GÜÇLENİRLER. Ve bu güçlenmenin üst limitlerini bilemezsiniz. Kendinize şunu sorabilirsiniz : yapılmasını gerektiğini bildiğiniz halde bir türlü yapmadığınız şeyleri 10 yıl boyunca yapsanız, nasıl bir insana dönüşeceksiniz?

Biliyorsunuz zaman zaman dünyaya dikkat çekici insanlar geliyor. 10 yıllar boyunca bunu yaparak, eğer neye dönüşeceklerini bulan insanlar. Eğer varlıklarının öne çıkmasına izin verirlerse … Ve bu insanlar zaman içinde güçlenirler, daha güçlenirler ve daha da güçlenirler … Bunun limitlerini bilmiyoruz.

Muhtemelen kapasitemizin %51’i civarını kullanıyoruz. Bunu kendiniz de düşünebilirsiniz. Üniversite öğrencilerine hep sorarım : günde ya da haftada kaç saati boşa harcıyorsunuz? Klasik cevap günde 4- 6 saat kadardır. Verimsiz çalışmak, YouTube’da izlemen için hiçbir neden olmayan ve izledikten sonra vaktini buna harcadığına pişman eden şeyler izlemek, vs … Bunlar zaten 4 saat eder. Bu, haftada 25 saat, ayda 100 saat (2.5 çalışma haftası) ve her sene neredeyse yarım çalışma yılı!

Eğer hayatınız, olabileceği kadar iyi değilse durup kendinize şunu sorabilirsiniz : eğer sadece elinizin altındaki fırsatları çöpe atmayı bırakırsanız, nasıl bir insana dönüşeceksiniz? Ne kadar verimli bir insan olabileceğinizi kim bilebilir? 10 kat verimli mi, 20 kat daha verimli mi? Bu Pareto dağılımı. Verimli insanların ne kadar verimli olduklarına inanamazsınız. Grafikleri aşan bir verimlilik.

İnsanların anlamlı yolu seçecekleri bariz değil. Nihilistlerin çok acı çektiğini çünkü hayatlarında bir anlamın olmadığını söyleyebilirsiniz. Hala acı çekerler. Ama avantajları şudur ki hiçbir sorumlulukları yoktur. Nihilizmin ödülü budur ve bence motivasyonu da budur. “Nihilist olmamam mümkün değil, tüm inanç sistemlerim çöktü.” Evet, belki. Belki sen onların çökmesine izin verdin zira böylesi onları hayata geçirmekten çok daha kolay. Ödediğin bedel de anlamsız bir ızdırap ama sen bu konuda sürekli şikayet edebilirsin ve insanlar senin için üzülürler.

Eğer hastalıklı bir hayat yaşarsanız, toplumunuzu hasta edersiniz. Eğer yeteri kadar insan bunu yaparsa, sonuç cehennem! Gerçekten, gerçekten.

İkinci Bölüm

Share this...
Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Author: Mahmut Abi

Sitenin 30luk Mahmut Abisi ve admini. Kendisini şimdilik sadece buradan ve sitenin twitter hesabından takip edebilirsiniz.

10 thoughts on “Jordan Peterson – Bir yaşam rehberliği – Bölüm I”

  1. Jordan Peterson benim hatta ve hatta bizlerin manevi babası. Sizin de dediğiniz gibi Jordan Peterson bize duymamız gereken şeyleri söylüyor ve bizi hayatla yüzleştiriyor.

  2. Genel itibariyle bizim camiada dini inanç çok az görülen bir şey. dini inancın olmadığı yerde bir anlam arama gayretine girmemiz ne kadar doğru? Benim amcam karısını, çocuklarını, işini ve hayvanlarını anlam merkezine oturtmuş biriydi. Nihilist bir kafa yapısıyla düşünmek bu anlam konusuna böyle yaklaşmanın ikiyüzlülük olduğunu hissettiriyor bana. Belki de ben yanılıyorum ve bazen diyorum ki, sal. Sadece sal ve bunu düşünme, hayatı yaşa ama gün geliyor yeniden aynı yere geliyorum. Dünyada bir anlam bulamıyorum.

    1. @stilo Esas anlam arayışı dini inancın olmadığı yerde başlıyor zaten. Dini inanca sahip olanlar hali hazırda yaşamın ve evrenin mutlak anlamını bulduklarını düşünüyorlar. Dünyada milyarlarca insan, binlerce din ve tanrı inancı var kime sorsan en doğru inanç kendisinin inancı. Biz önümüze konulan yemeği yememeyi tercih ettik. KH da bununla ilgilidir bana göre. Toplumun sana dayattığı şeylere mi inanacaksın yoksa neyin gerçek olduğunu mu araştıracaksın ? Objektif bakan bir insanın bu inançların tamamının bir teselli ve temenni olduğunu görmesi zor değil. Onlar hayata tutunmak için kendilerince bir neden bulmuşlar ve bunun avantajları olduğu gibi dezavantajları da var. Avantajları kafalarının rahat olması, dezavantajları ise bana göre naif olmaları ve kullanılabilmeleri. Bizim avantajımız daha özgür ve esnek olabilmemiz bir bakıma kaşığı bükebilmemiz 🙂 Dezavantajımız ise matrix in ne olduğunu biliyor olmamız belki de. Bazı şeyleri bilmen doğal olarak seni nihilizme sürükleyebilir. Nietzsche’nin dediği gibi bu durumda nihilizmi yaşayıp ondan da kurtulmak gerekir. Savaşılacak bir başka karanlıktır nihilizm ve bana göre öncekilerden daha zayıf bir düşmandır. Bu konuda Nietzsche’nin kitapları çok yardımcı olabilir. En basitinden kendi varoluşunun 13 milyar yıllık evrenin evrimi sonucu oluştuğunu bilmek bile hayatına anlam katabilir. Bu küçümsenecek bir gerçek değil. Bu varoluşu nasıl değerlendireceğimiz bize kalmış. Bunu anlamsız da görebilirsin ya da bir mücadele alanı, oyun, eğlence,savaş ya da evrenin bizim aracılığımızla kendini gözlemlemesi olarak da bakabilirsin tamamen sana kalmış.

  3. Nedense genelde depresif olan tanidiklarim genellikle inanci olmayan veya cok zayif kisiler. Birkac istisnasi da var tabii. Kimseye dindar ya da dinsiz olun demek istemiyorum ancak su kacinilmaz bir gercek ki din toplumsal duzeni koruyan bir guc. Nihilizmi bir cok manada mantikli bulurum fakat buyuk cogunlugunun nihilist oldugu bir toplum hayal edemiyorum.

    Ustun insan sayisi belirli bir degeri gecmemeli.

    1. Evet doğru. Günümüzde çoğu ateistin temel problemi dinin ya da inancın sadece negatif tarafını görmeleri (din halkın afyonudur) ama pozitif tarafını (dinin hayatın anlam ihtiyacını karşılaması) tamamen görmezden gelmeleri. Çok sofu insanların tam tersini yaptığı gibi.

      Ateistlerin bu hatası genelde kendilerine zarar verebiliyor. Tanrılı inancı hayatlarından atayım derken inancı hayatlarından atıyorlar. Bu da nihilizme dalışa neden olabilir.

      İnsan olarak çoğumuzun bir inanç sistemine ihtiyacımız var.

  4. Bütün mesele sabahları sizi yataktan kaldıracak bir nedeninizin olmasıdır.Başka bir şey değil.Sabah sizi yataktan kaldıracak bir amacınız ,o gün yapacak işleriniz varsa gayet güzel yaşarsınız.Dünyadaki en kötü hislerden birisi sabah kalktığında yapacağınız bir işinizin,gideceğiniz bir yerinizin olmamasıdır.

  5. Bu yazı beni canevimden vurdu. JP reisin kitabında çok daha doyurucu bilgiler olduğuna eminim ve kesinlikle kitabın Türkçeye çevrilmesi ve Türk gençlerine okutulması gerekiyor!
    Bu çeviri için çok teşekkürler.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *