Boşanma tecrübesi

Boşanmayla ilgili,hem kendim yaşamış biri olarak,hemde ilgili yasaları takip eden birisi olarak paylaşımda bulunmak, hem beni psikolojik olarak rahatlatacağı için hem de bazı bilmeyen arkadaşlara durumun vehametini anlatabilmek için önemli diye düşünüyorum.

Kendi boşanmamla ilgili süreç sorunsuz oldu desem yeridir, zira anlaşmalı olarak boşandım. Ama ne acıdır ki 13 yıllık evliliğin bitişini hem de en ön sıradan canlı olarak bizzat seyretmek kötü oldu. Öğlen 12:00 de dilekçeyi verip, 15:30 da boşanmak da herhalde örneği pek rastlanır bir durum değildir. Hatta öyle ki,hakim karşısında geçen süre sadece 5-6 dakika filandı, gerisi evrak işleri, hakimi beklemek ,duruşma saatini beklemek v.s. idi. Boşanmak değil ama,maalesef bir yuvanın daha yıkılıyor oluşu beni çok üzdü.

Neticede,mal paylaşmadım, kadına tazminat ödemedim, avukat tutmadım, sadece çocuk için belli bir miktar nafakayı (ki onuda anlaşarak, ki zaten çocuk için nafaka olmalı) ödeme konusunda karar verilerek mahkemem bitti. Ama yanlış anlaşılmasın bu kadar hızlı ve bu kadar zararsız bir boşanma süreci sadece anlaşmalı ayrıldım diye olmadı, birazdan anlatacağım üzere aynı yasalar o günde geçerli idi bu günde geçerli. Hızlı oluşu küçük bir turistlik beldenin az olan nüfusunda ve ondan daha da az olan boşanma davalarının arasında gizliydi. Sorunsuz oluşu ise,hakimin iki defa ısrarla sormasına rağmen kadının kendim için bir şey istemiyorum demesinde gizliydi. Dine bakışınız nedir bilmiyorum ama,mihr bile istemedi.helal ediyorum dedi.

Neden bittiği konusuna gelince, o klasik bildiğimiz karı-kız, içki, kumar, şiddet, kıskançlık vs gibi sebeplerin hiçbirisi yoktu. Onca yıl geçmesine rağmen sebebini tam olarak bende bilmiyordum,çözemiyordum. Belki onda bir cevabı vardır diye düşünüyordum. Sorduğumda ondan da tam bir cevap alamıyordum. Öte yandan her zaman sözüm ona hiçbir sebep yokken bu evliliğin boşanmayla sonuçlanması beni her zaman düşündürmüştü. Boşanmadan sonra adeta tez yazar gibi,bu işler neden oluyor diye araştırırken birşeylerin farkına vardım. Ama araştırmam kendimden ziyade yani kızgınlıktan, hırstan, ya da acı ve üzüntüden değil, tamamen psikolojiye olan merakımdan dolayıydı. Freud , Adler, Jung, Horney gibi isimleri severek okurum.

Tutanaklar, mahkeme kayıtları, üçüncü sayfa haberleri, hukuk siteleri, konuyla ilgili tartışma programları söyleşilere katılma, psikoloji kitapları vs. derken belli bir yol katettim. Kadınların güce ve dominantlığa aslında hayran olduklarını o yıllarda keşfetmiştim, ama neylersin ki boşanmadan sonra bunları öğrenebilmiştim. Meğer ben istemeyerek, farkında olmadan, aslında iyi olacağı umuduyla çok hatalar yapmışım, Tek tek saymanın anlamı yok ama en büyük hata onun mutlu olmasının herkesi mutlu edeceği hatasına düşmüş olmam imiş (en büyük betalık ta bu değil mi zaten). Sitenin neresinde okudum hatırlamıyorum”bizim bunları anlatacak büyüklerimiz yoktu”. O yıllarda, bu arada 90 lı yıllardan bahsediyorum. 25 inde evlensem, 13 yıl evli kalsam, ayrılalı da 10 sene olduysa artık yaşımı tahmin edersiniz 🙂

Bu sitenin bana faydası, benim düşüne düşüne bulmuş olduğum şeylerin, aslında başkaları tarafından da düşünüldüğünü, işin aslının ne olduğunu anlama yardımcı olması oldu. Kendimi düşündüğümde, galiba ben artık bir MGTOW um. Zaman zaman parasız olarak gelenim gidenim olsa da,bu işlerin artık beni kafa olarak yorduğunu hissediyorum.

Uzun oldu biraz biliyorum ve affınıza sığınıyorum. Buraya kadar kendimle ilgili olanı anlattım. Anlattım zira,bu siteninde anlattığı gibi, gelecekte eksik sahaya çıkmanın benim ki gibi neredeyse bir ömüre maloabileceğini görmek açısından önemlidir diye düşünüyorum.

Şimdi arkadaşlar, iki çeşit boşanma türü vardır. Biri anlaşmalı diğeri çekişmeli boşanma. Her iki çeşit boşanmada da erkeğe fayda sağlayacak birşey yoktur, kadının tüm hakları ikisinde de aynen devam eder. Anlaşmalı boşanmanın tek farkı hakimin soracağı soruları tarafların kendi arasında taratışma olmayacak biçimde mahkemeden önce karara bağlamış olmasıdır. Hal böyle olursa da işler daha çabuk ilerler, yalnız dikkat edin daha çabuk diyorum daha az zararlı demiyorum. Zira kadınlar herşeyin etkisiyle,(eş-dost, akraba, feminizmin etkileri, kadınlık içgüdüleri, kızgınlık, acı vs.) her an verdiği sözden cayabiliyor, eğer cayarsa da işte o zamanda iş çekişmeli boşanmaya dönüyor. İş oraya dönünce de,belki hepsinde değil ama bir çoğunda insanı insanlığından utandıracak manzaralar yaşanıyor. Siz siz olun dilemem ama, günün birinde boşanmayla yüzyüze kalırsanız ne yapın edin anlaşmalı olarak ayrılmaya çalışın, zira maddi yıkım her iki boşanma türünde de olacak ama manevi yıkım çekişmeli boşanmalarda çok daha had safhada olabiliyor.

İster çekişmeli ister anlaşmalı boşanma olsun,boşanma davasını kim açarsa açsın,temel olarak hakim 4 şeye bakıyor. Sırasız olarak

1-Kadına verilen nafaka(yoksulluk nafakası).
2-Çocuk için verilen nafaka(iştirak nafakası).
3-Velayet(çocuğun kimde kalacağı).
4-Mal paylaşımı.

Bunun dışında tedbir nafakası yardım nafakası gibi türler de var ama temelde bu 4 maddenin sonuça ulaştırılması mahkemenin birincil görevidir. Mahkemeler özellikle velayet ve iştirak nafakasını tartışmasız biçimde hükme bağlarlar. Diğerleri biraz daha pazarlığa tabi olabilir. İşin teknik ayrıntıları lafa boğulmamak için sonraya bıraktım.

Kardeşlerim, her ne kadar kanun maddeleri eşit ortak iki eşten bahsediyor gibi görünse de, öyle yazsa da, işleyiş, ya da genel teamüller, gerçekten belirgin, geçerli kanıtlar yoksa, örneğin evli bir kadının ben kocamı aldattım demesi ve aldattığı adamın da bunu onaylaması (bu nasıl mümkündür tahmin edin) gibi durumlarda erkeğin lehine işler, bunun dışında tamamen kadının lehine olan birşeydir boşanmak. Bu durum nasıl olur demeyin gerçek bu, bizdeki biraz daha ağır olmakla birlikte gelişmiş dediğimiz toplumların tümünde durum bu. Hatta Kanada da durum o kadar had safhaya vardı ki erkeklerde boşanma sendromu denen bir sendrom oluşmaya başlayınca Kanada yargıtayı boşanmalarda daha adil davranılması şeklinde görüş bildirmiş, uygulanıyor mu yada ne kadar uygulanıyor bilmem. Peki bu durum neden böyle oluyor, neden herşey kadının tekelinde, erkeğe neden bu kadar zalimce davranılıyor, kadın nafakayı neden hakediyor yada haketmiyor gibi soruların cevabı başka bir yazıda olsun.

Şu bir gerçek ki, boşanma davalarında tutacağınız memleketin en iyi avukatı bile sizi tazminat ödemekten kurtaramaz, en fazla yapabileceği sizin,bu soygundan daha az zararla çıkmanızı sağlayabilmektir. Haksızlık etmek istemiyorum ama erkeğin tuttuğu avukat bile,bazı sebeplerden dolayı aslında erkeğin o davayı kaybetmesini için için bekler.
Tek bir yazıda işin hem teknik ve hukuki yönünü hemde psikolojik ve manevi yönünü anlatmak zor olduğu için şimdilik burda kesiyorum. En kısa zamanda tekrar yazmak istiyorum.

Konuk Yazar : Atma ZİYAA

Share this...
Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Author: Mahmut Abi

Sitenin 30luk Mahmut Abisi ve admini. Kendisini şimdilik sadece buradan ve sitenin twitter hesabından takip edebilirsiniz.

29 thoughts on “Boşanma tecrübesi”

  1. Güzel bir yazı.

    Aslında hiç bu raddeye varmadan evlenmemek gerek.Kadınların işgüzarlığı dünya çapında şuna bak mahkemede kadın ezik onun paraya ihtiyacı var havaları ama iş hayatında kadın iş sahibi olabilir Vs ayakları.

    Metroya biniyorsun bir kadına hiçbir şey yapmasan bile bir kadın bu beni taciz etti dese bir kamyon dayak yersin daha kimse seni dinlemez bile.

    Daha bunun gibi neler neler…

    Nedir bu ya..

  2. KH öğrendikten sonra mavi hap hayalini gerçekleştirmek isteyenler, evli-mutlu düşü kuranlar, “sorumluluk alalım abi yea”cılar, erkeğin evlenmesi gerektiğini söyleyen KH yazarları(!)…..

    Evlenin lan tabi. Ama hem avukat hem de hap almış ekşi yazarlarından lutfu tellioglu’nun şu entrysine de bakın:
    https://eksisozluk.com/entry/79099385
    (:

  3. Kırmızı hapa aykırı olan şey evliliğinn kendisi değil, sap ile samanı iyi ayırdetmek lazım, beraber yaşayıp, aile kurup, pek ala yine evlenmiş olabilirsin.

  4. Okuyucuların arasında hukuk okuyan ya da avukat olan kişiler mevcuttur diye bir soru sormak istiyorum.
    Evlilik sözleşmesi veya mal paylaşımı rejimi nedir arkadaşlar.Misal ben evlenmeden önce kadına nafaka ödemeyecegimi,mallarımdan feragat etmeyeceğimi hukuki olarak güvence altına alabiliyor muyum? Demek istediğim şu.Diyelim ki benim evlenmeden önce 2 tane evim var.10 sene evli kaldım ve bu süre içerinde 2 ev daha aldım.Etti 4.Bir yandan da maaşım 20 bin liraya çıktı diyelim.Ben bu evleri ve maaşımı güvence altına alabiliyor muyum?Bu hukuki olarak mümkün müdür?Veya bu kaynaklarıma gelecek zararı en asgari düzeye nasıl indirebilirim.Aydınlatırsanız sevinirim.

    1. Sevgili Rhodes, daha geniş bir yazıyı en kısa zamanda yazmayı düşünüyorum. senin soruna cevap olması açısından, sadece sorduğun minvalde birşeyler söyleyeceğim. Önceki yıllarda,mal ayrılığı denen bir yasa işliyordu. Yani ayrıldıktan sonra mal kimin üstüne kayıtlıysa onun oluyordu. Ağustos 2018 itibariyle şimdiki yasada ise edinilmiş mallara katılma rejimi denen bir yasa işliyor. Evlenirken eğer boşanırsak şu senin olacak bu benim olacak şeklinde bir anlaşma metninin hazırlanıp resmi geçerliliğe kavuşturulmaması halinde yasa, edinilmiş mallara katılma rejimini benimsemiş, kabul etmişsin gibi varsayıyor.

      Ama öte yandan, özellikle erkeklerin evlenirken mal paylaşımı gibi tatsız konuları ortaya süremeyeceği de bir gerçek, gerçi her ne kadar zengin, yada erkeğe göre görece zengin kadınlarla evlenen erkekler varsa da, ki o kadınlar rahatlıkla mal paylaşımı sözleşmesini tatsız konu, ayıp olur filan demeden ortaya koysalar da, yasalar bu konuda biraz daha diğer konularda olmadığı kadar adil davranabiliyor.

      Edinilmiş mallara katılma rejimi demek, evlilik süresi içinde edinilmiş malların boşanma sürecinde ortak bölünmesi demek.
      Hangi şart altında olursa olsun, kadının da erkeğinde hak talep edemeyeceği durumlar var, bunlar.
      1-Miras yoluyla gelen haklar.
      Tarla, ev, arazi, araba, bankada şu kadar para vs. gibi durumlarda hiç kimse diğerinin hakkını alamaz, yeter ki miras yoluyla gelmiş olsun.
      2-Evlenmeden önceki mal varlığı.
      Evlenmeden önce, ev, arazi, araba, vs. gibi birşeyler varsa, bu gibi durmlarda yine hiç kimse diğerinden bir şey talep edemez,yalnız burada bir ayrıntı var, gelir getiren cinsten bir şey varsa,örneğin, kira geliri, otel, iş hanı, yada işyeri, ticari taksi, minibüs, gibi birşeyler varsa bu gibi durumlarda, kadın mülk olan şeyi alamaz ama, gelirine ortak olur.
      3-Kişiye özel eşyalar.
      Mesela, çok pahalı bir kulaklık cihazı, yada çok pahalı bir tekerlekli sandalye gibi durumlarda da yine kimse kimseden birşey talep edemez.
      Sonuç ta bölünecek malların, sadece evlilik süresi içinde edinilmiş olması gerekir. Senin örneğinden yola çıkarsak, evlenmeden önce iki evin varsa onlar yine senin olur, evliyken iki ev daha aldıysan sadece onlar mal paylaşımına girer.
      Başka bir örneğide şöyle anlatayım, diyelim ki, evlenmeden önce bir evin var,ve bu ev sen evlendikten sonra kentsel dönüşüme girecek yani yıkılacak ve yenisi gelecek, bu durumda evli olduğun için önceden senin olan evin yarısı kadına geçmiş olur. Hadi bir örnek daha verelim, diyelim ki iki katlı bir evin var, evlendin ve üçüncü katı çıktınız ve siz orda yaşıyorsunuz. Bu gibi durumlarda ise eğer tapu mülk olarak ailenize, anne, baba kardeş vs aitse yine senin olur. Ama mülk olarak sana aitse evlenmeden önceki iki katı senin, evlendikten sonra ki çıktığınız üçüncü kat ise ikinizin olacağı için sadece üçüncü kat mal paylaşımına girer.
      Gerçekten hak kaybına uğramamak için, yada tamamen uyanıklığa kaçmak için yapılan insanların başvurduğu birçok farklı yöntem var ama, bunları yazmaya gerek yok.
      Maaş konusu ise, mal paylaşımı ile değil, yoksulluk nafakası ile ilgili bir konu.Genelde hakimler yoksulluk nafakasını bağlarken erkeğin durumuna göre bağlıyor, yani iş yeri sahibiyken, ameleyim diyemezsin bu açığa çıkar, yada gerçekte amele olduğun halde, hakimler genellikle,iş adamının ödeyeceği nafakaya hükmetmez. Fakat şu da bir gerçek ki, boşanmalarda, erkeklerin çok büyük çoğunluğu arada kaybolup ezilen, boyunun çok üstünde nafakaya hükmedilen insanlarla dolu, çok daha nadir olsada, daha çok nafakaya hükmedilmesi gerektiği halde bir şekilde yolunu bulup, o konuya girmiyorum, bir asgari ücretli gibi nafaka ödeyenlerde var.

      1. erkeklerin evlenirken mal paylaşımı gibi tatsız konuları ortaya süremeyeceği de bir gerçek

        Yoo, gerçek falan değil. Mavi hap korkaklığı. Kadın her şeyi isteyecek ama erkek bir şey isteyemeyecek. Feminen buyruğa bu kadar teslim olmayın. Birlikte devam etmek için “aşkı ve romantizmi öldürdüğü kadınlarca hep söylenen” evlilik istiyorsa, sen de anlaşma isteyeceksin. Ama sen bana güvenmiyor musun diyen hatuna da “sen bana güveniyorsan evlenmemize gerek yok” diyeceksin.

        1. Adına mavi hap korkalığı da desek toplumsal baskı,yada feminizmin etkisi de desek,kültür empozesi örf adet gelenek te desek,ortada yaşanan bir durum tespiti var ve pratikte yaşanan durum maalesef bu üstadım.Benim şahsi düşüncelerimi içermiyor o yazdığım cümle,toplumun içine düştüğü ağlanılası halini içeriyor.
          Erkek adam ve benzer platformlar sayesinde,umarım erkekler biraz daha bilinç sahibi hale gelir de bu manzaralar daha az yaşanır,çünkü erkekler duygusal hakları kadar hukuki haklarını da pek bilmiyor..

          Bildiğiniz üzere 2002 yılında yürürlüğe giren edinilmiş mallara katılma rejimi sadece evlilik devam ederken edinilen malları kapsıyor.Bu yüzden anlaşma yapmaya bile gerek yok kanımca,çünkü evlenmeden önce senin olan ayrılsanda yine senin,evliyken edindiğin mallar anlaşma yapsanda yapmasanda ortak bölünecek,o sebepten anlaşma yapmanın bir anlamı yok.

          Eğer dediğiniz,evliyken bir ev aldıysak ve ben o evi kadına vermem,yada benim işyerim varsa ayrıldıktan sonra kadın neden gelirine ortak olsun ise,yani bu ve buna benzer şeyler demek istiyorsanız,o konu benimde söyleyecek şeylerimin olduğu başka bir konu…

          1. Hocam çok teşekkür ederim yazdıklarınız benim için cidden değerli.Bu aralar bu konuya fazla kafayı takmış durumdayım.Neden takıyorsam (yaşım 21 daha )?Anlattıklarınız beni biraz da olsa aydınlattı.Eğer yazı yazacak olursanız veya özelden konuşamamız mümkün olursa sizi twitter (adıma tıklarsanız erişirsiniz) adresime davet etmek isterim.Ya da siz bi iletişim linki koyun ben sizle iletişime geçeyim.Malum bu sıralar yaz mevsimindeyiz.Yoğunum ve buralara pek giremiyorum.
            İyi günler…

  5. Kırmızı hapı almış olup da hala evlenin diyenler var lan çok ilginç. Niye evlenir ki bir erkek? Mantığı yok bu işin, 1970’lerde değiliz.

  6. Konuyla alakasız olabilir… Trump hakkında konuşacağım.. “Siyasi dusuncenizi bir tarafa bırakın” ve şunu söyleyin.. Trump bir alfa kişiliğe sahip mi?.. Kast ettiğiniz kişilik bu mu?

    1. darktriad olduğu yadsınamaz bir gerçek

      usta bir manipülatör baya hırslı zengin

      hedonist

      new york manhattan ele geçirmiş biri

    2. Alfa kişilik falan deme. Devlet liderleri alfadır zaten. Alfalık statüden gelir. Trump dediğin adam “maskülen”dir, ahlaksız bir maskülendir ama maskülendir sonuçta. Justin trudeau maskülen değildir mesela.

  7. Trump “dark side” ama kesinlikle bir alfa değil. Alfalarda karizmatik etki denilen şeyden olur. yani örnek verilecekse

    “Atatürk henüz Albay rütbesinde iken bile en üst kademe generallere dahi istediğini yaptırabiliyordu. Samsun’a çıktığında da bu generallerin bir çoğu istifa edip Atatürk’ün emrine girmeyi kabul ettiler.”

    burada Atatürk’ün sözünü generalden bile daha rütbeliymişçesine geçiren şeyin ismi literatürde “karizmatik etki” diye adlandırılıyor.

    Trump’ın parası ve mevkisi olmasa bile sözü üst sosyal statüden insanlara geçebilir miydi? hatta şu an bile ne kadar geçiyor ki?

    Trump id’i ile hareket ettiği için sadece darkside özellikleri taşıyor. ve kesinlikle cpd değeri yüksek bir beta.

    1. yazım yanlışları için kusura bakmayın.

      konu hazır Atatürk’ten açılmışken
      eklemek istediğim birşey daha var.

      Atatürk sadece bir komutan ve devlet kurucusu değil aynı zamanda sanata ve bilime faal olarak katılan bir insandı. hatta bir geometri kitabi bile yazmıştır. dil öğrenmeyi de severdi. anadili gibi fransizca konuşurdu. çok güzel zeybek oynardı. müzik zevkini incelerseniz son derece maskülen ve mavi haptan uzak türküleri sevdiğini görebilirsiniz. velhasıl-ı kelam ne rollo, ne p.jackson, her yolda olduğu gibi KH macerasında da benim en büyük rol modelim Atatürk.

      Mahmut abi senden ricam Atatürk ve KH arasında bağlantı noktaları kuran bir yazı hazırlar mısın?
      valla benim yazım leş gibi hiç akıcı değil yoksa ben yazıcam da işte.

    2. Trump alfa. Canınızın istediğine alfa, istemediğine ossuruktan teyyare demek için kafanızdan şeyler uydursanız da gerçek değişmez. Yarın biri de gelir Atatürk kesinlikle alfa değil evlendiği kadının tipine baksana falan der. Alakası yok. Atatürk’te alfa.

  8. Kadınlar kapitalizm için daha iyi müşterilerdir.

    Boşanmalarda erkeğin kanının çekilip kadına herşeyin verilmesi bundan dolayı olabilir.

    Bir kaç deli feministin işi değil bu, oyun sandığımızdan büyük galiba.

    Reis e söyleyelim bu oyunu da bozuversin.

    1. Reis, 6284 no’lu kanunu başımıza bela etmedi mi…
      Ayrıca, feminazi örgüt KADEM’in başkanlığını yapmış olan kadını şu an aile ve kadın bakanı yaptı.

      1. Evet KADEM başkanının Aile Bakanı yapılması iktidarın nafaka mahkumlarının acılarını (!) ne kadar dikkate alacaklarını gayet iyi gösterdi.

  9. Yakın bir akadaşım geniş sosyal çevresi ile kendinden 3 puan fazla cpd sahibi bir hatunun hipergamisini tatmin edip evlendi, çocuk yaptılar.

    Gel zaman git zaman, kadın erkeğin herşeyini kendinin saydığı için ben neden bununla beraberim ki deyip arızalar çıkarmaya başladı. Sonra çocuğu da alıp kaçtı. (Bunları kh den sonra analiz edebildik. O benden önce keşfetmiş bana söylememiş şerefsiz)

    Tanıdık bir boşanma avukatına gittik. Avukat bir şekilde kızı geri getirmesini yoksa ayvayı yiyeceğini söyledi arkadaşa.

    Binlerce boşanma davasına baktığını, kadınların çoğunun eğer hapse girmeyecek olsalar eski kocalarını öldürmekte bir saniye tereddüt etmeyeceğini, kocalarına eziyet etmek için çocuklarının hayatını da mahfetmekten çekinmeyeceğini söyledi.

    Neyse ki kız bizimkini terkedince hayatın hayal ettiği gibi olmayacağını farketti ve geri döndü. Şimdi çocuk için evcilik oynuyorlar.

  10. Evlilik ve boşanma sayfanızda gördüğüm yazılardan çıkardığım bir kaç izlenim var. Kendime yasa yaptım bu konuda.
    1- Çocuk istemiyorsan evlenme
    2- “Hayatımın aşkı yeaau yeau” tamamen bir mittir. Kadınların hipergamisinde yer alıyorsan, çerçeven olduğu sürece değerlisin.
    3- Mavi haplı beyne sahipsen s.çtığının resmidir. Ezilir ve haksız yere suçlanırsın.
    4- Evlenirken boşanmanın da hesabını yaparak evleneceksin.

    1. Biz burda evliliğin tek mantığı çocuk diyoruz ama birçok erkek için düzenli seksin tek kaynağı da evlilik. Kadının ayda bir – iki görev icabı yaptığı seks bile birçokları için ayda sıfır seks yapmaktan daha iyi görünebilir.

      1. Ayda bir mi? Nasıl yani evli erkeklere kadınların bazıları ayda bir mi seks “lütfediyor”? Bu kadar insafsız mı bu kadınlar?

  11. https://ladyimperium.wordpress.com/2016/04/15/why-feminism-destroys-nations/

    Burada hoş bir yazı var ve hafif bir redpill eleştirisi var.

    Kısaca özet geçmek gerekirse, toplum feminizm ile yıkılırken redpillin bu enkaz içindeki toplumu kurtarmak yerine yağmacılık yaptırdığını söylüyor.

    Bence gayet rasyonel bir eleştiri. Redpillde 3. dalga feminizmi durdurmaya yönelik tam olarak bir şey yok. Biraz durumun vehametini anlatıp bu durumda nasıl yükseleceğimizi gösteriyor. Bazen enkaz halindekilere bakıp eğlendiğimiz bile oluyor.

    1. Feminizmi durdurmak gibi bir ütopyanın gerçekleşmesini istiyorsanız kadınların biraz insaf ve insanlık sahibi olmaları gerekir. Al boşanan adamların hikayelerine bak burda. Kaçının insaftan, insanlıktan haberi var. Hepsi erkeğin donuna kadar alma meraklısı rezil yaratıklar. Bir kadın eğer anlayışlı ve güleryüzlüyse artık seksi geliyor bana. Dolgun memeleri, götü ve bacaklarının güzelliği değil.

  12. Evlilik erkeğin imza karşılığı, götünü kadına teslim ettiği bir kurum. Orası kadının oyun alanı. Orada onun istediği ölçüde alfasın, yeri geldi mi götünü keser gık diyemezsin. Hele de zeka seviyesi biraz yukarıda ise. Taviz vermeden yürümesi mümkün değil. O tavizleri verip ehi ehi alfayım ki ben diyemezsin.Kırmızı haplıyım, dominantım ulan, bana evlilik vız gelir artık diyen varsa şimdiden geçmiş olsun. Yani bakış açısı bu da olmamalı. Red pill sayesinde hatun kaldırırsın çünkü oyun o mecrada çalışır. Kürkçü dükkanı ise bambaşka bir dünya.

  13. Herkese selamlar,boşanmanın hem teknik ve hukuki,hemde psikolojik ve manevi yönünü yazacağımı söylemiştim,bu konular çok detaylı konular olduğu için bu defa sadece teknik ve kukuki yönüyle sınırlı kalmaya çalışacağım.Her ne kadar işin manevi yönü de çok önemli olsa da bence,ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husus..

    Nafaka konusuna başlamadan önce, bu konu hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.
    Nafaka neden var?..
    Nafaka,aslında devletin boşandıktan sonra kadının mağdur olmaması adına uygulama olarak kullandığı bir reailite,yani asıl amacı bu,fakat ben buna karşıyım,yani demek istediğim şu,benim karşıtlığım tek başına tepki anlamında bir karşıtlık değil,yani bağlana gelen yüksek miktar da nafakanın,ugun miktar da olması halinde kabul edilebilir olması anlamında bir karşıtlık değil,bizzat nafakanın kendisinin,erkek ödediği için,yada can acıtıcı miktarlarda olduğu için değil,tamamen yapısal anlamda,nafakanın bizzat kendi varlığının ilkesel olarak sorun olduğu anlamın da bir karşıtlık.

    Öte yandan sorunun bir yüzünde,kadının gerçekten mağdur olmamak için değil,devletin,aslında kendilerine gerçek anlamda yardımcı olmak adına verdiği hakkın kötüye kullanımı var.Şımarık bir çocuğun,daha ve daha çoğunu istemesi,yada verileni beğenmemesi gibi..
    Sorunun öteki yüzünde ise,belki de aslolan sorun budur.Kadınlar,nasıl ki çocuk doğurma özelliğinin,kendilerine ait doğuştan bir özellik olduğunu düşünüyorsa,üstelik sadece nafaka konusunda da değil,hemen hemen hayatın her alanında sadece kadın olarak doğdukları için erkek te olmayan,daha da kötüsü olmaması gerktiğini düşündükleri bir çok hakka,doğuştan sahip olduklarını düşünüyorlar.İstisnalar kaideyi bozmamakla birlikte,kendilerine gerçekten aslında iyi davranmaya çalışan erkekleri,sadece kadın olarak doğdukları için zaten kendilerine nafaka vermeye mecbur kişiler olarak gördükleri bir anlayışın hakim olduğu sahte bir iki yüzlülüktür bütün bu olan biten şeyler,ama yinede kendilerine bir hak verilmişse ve kadın da bunu kullanıyorsa ve bizler de her ne kadar kanunen birşey diyemesek te,akıl ve vicdan eksenin de hak etmedikleri bir hakkı kullandığı için kadınlara,fakat daha da çok,olmayan bir hakkı icad edip kadınlara verenlere birşeyler demek lazım geldiğini görüyoruz.
    Kanımca üçüncü dalga feminizmin bunda büyük katkısı var,zira birinci dalga feminizm bana göre gerçekten olmalıydı,üstelik çok uzak değil daha ikiyüz yıl öncesine kadar,eğer bir kadın kocasını aldattıysa kocanın,kadının aşığından para alarak ona satmaya hakkı vardı,hatta bazı durumlarda adamlar beğenmedikleri karılarından kurtulmak için zincirlerle bağlayıp köle pazarına satmaya götürebiliyordu..Yani kadının insan bile sayılmadığı durum vardı ortada.Fakat günümüz de yaşanan üçüncü dalga feminizm,birinci dalga feminizmin kadına yaşattığı travmaların,eşitlik adı altında intikamını almaktan başka birşey değildir.Yani asıl amaçları,her türlü kadın platformlarını,iş dünyasını,gazeteleri,televizyonları,özellikle dergileri,siyasi partileri,sözüm ona akademisyenleri,sivil toplum örgütlerini,hatta hukuk sistemini kullanarak erkekleri ezebildikleri kadar ezmek,soyabildikleri kadar soymaya çalışmak,en azından erkekleri tasmanın diğer ucunu kendilerinin tutbileceği hale getirmekten başka birşey değildir..
    Aşağı yukarı otuz yıl önce,nafakanın hayatımıza girmesiyle üçüncü dalga feminizmin bu ülkeye girmesi bu bilgiler ışığında pekte şaşırtıcı olmasa gerek..

    Arkadaşlar,nafaka kadının alması gereken bir hak filan değlidir.Çünkü reel anlamda da uhrevi anlamda da oturduğu bir zemin yoktur.Çünkü hiçbir dine,hiçbir ideolojiye,hiçbir adalet sistemine,hiçbir felsefe yada düşünce biçimine oturmayan,bir tarafı mağdur etmemek adına nerseyse diğer tarafı isteyerek bilerek mağdur eden garip acayip bir oluşumdur bu..
    Din demişken de,dinin nafakaya bakışı iddet müddetiyle sınırlı,iddet müddeti dediğimiz ise,kadının karnında erkeğin çocuğunu taşıma ihtimalinin müddeti demek,işte bu süre boyunca kadına verilen nafaka vardır,buda asgari dört aydır,fakat azami olarak erkek,istediği süre boyunca istediği miktarda verebilir,ta ki olması muhtemel çocuğun doğmasına kadar,çocuk doğunca da nafakası zaten babaya aittir.Peki çocuk doğma ihtimali yoksa,işte oda asgari dört aydır,fakat burda bile dikkat ederseniz,nafaka kadının kendisiyle ilgili değil,doğacak veya doğması muhtemel çocukla ilgilidir.Anamızdır,bacımızdır,çocuğumuzun anasıdır mottosuyla yaklaşıp öyle şeymi olur alması lazım diyenlere bir sözüm yok siz istediğiniz kadar verebilirsiniz,zira böyle düşünenler kendi çevremde de var,fakat erkeklerin bir çoğu,çocuk için verilen nafakayı kadına verilen nafaka ile karıştır,oysaki durum böyle değildir..
    Kadına nafaka neden verilir sorusuna,kadın olduğu için cevabından başka gerçek anlamda bir cevap yoktur.Bu bile kendi başına işin ne kadar adaletten uzak tamamen cinsiyetçi bir yaklaşım olduğunu gösteren en büyük delildir.

    Her ne kadar işin teknik boyutunu hukuki yönünü yazacağımı söylesem de,asıl sorunun,asıl can acıtan şeyin nafakanın bizzat kendisinin olduğunu gördükçe,insanlara aslında ne için cezalandırıldıklarını anlatma ihtiyacını,nasıl cezalandırıldıklarını anlatma ihtiyacından daha önde görüyorum.

    Çünkü,mevcut sistem bir erkek kötüyse hepsi kötüdür,bir kadın kötüyse yalnızca o kadın kötüdür onuda çoğunlukla avukatların ve yasanın marifetiyle görmezden geliriz diyor,mevcut sistem kadına diyor ki,sen artık özgür birisin,istediğin kişiyle görüşebilir,konuşabilirsin,çalışıp para kazanabilirsin.(kadın daha yüsek maaş alsa bile,bordrosunda yani kanuni olarak asgari ücretli görünüyorsa yinede nafaka almasına hükmedilir.)Yine mevcut sistem erkeğe diyor ki,o kadına artık yaklaşamazsın,üstelik kadın çalışıyor dahi olsa nerden bulacağın,yada ne kadar aldığın (en alt düzeyde bile eşler eşit kusurlu dahi olsa,ve sonucunda ikiside asgari ücretli çalışan bile olsa sistem erkeğin kadına nafaka vermesine hükmeder,ki çoğu durumda”kusurlu” olan erkektir.)beni ilgilendirmez,kuzu kuzu para ödeyeceksin yoksa seni hapse atarım diyor.Gerçekten hapse atıyor da,
    Sadece 2017 yılında nafaka ödeyemediği için hapse atıldığı kayıtlara geçmiş 25000 (yirmibeşbin) erkek var.İşlenen kadın cinayetlerin de de nafakanın hiçte azımsanmayacak kadar çok yer tuttuğunu görmek hiçte aşırtıcı değil.Konuyla ne kadar ilgili ne kadar değil bilmiyorum ama,kadın cinayet terimi bile başlı başına ağır bir cinsiyetçi, kadın merkezli bir yaklaşımdır.Kim tarafından kime karşı yapılırsa yapılsın cinayet cinayettir.Neden ölümden bile çıkar sağlamaya çalışırsın ki..Salt cinayeti,zulmü akan kanı konuşmak yerine neden kadını ön plana alarak konuşursun ki,bu,en hafif tabiriyle alçakça bir feminen harakettir.
    Taraflar,eşler,iki eşit hak sahibi kişi şeklinde ifade edildiği halde,2002 yılından bu yana TMK nın hükümlerine göre boşanmış yüzbinlerce çiftin kusurlu olan tarafının hep erkek olması,sözüm ona erkeğin de kadından nafaka talep edebilme hakkı kanunen var olmasına rağmen kusurlu olanın kadın olduğu ve erkeğe nafaka ödemeye hükmedildiği ve ödeyemediği için hapse giren hiçbir kadının olmaması ne ilginç bir durum değil mi,aslında ilginç değil,zira nafaka ödeyen kadınların hemen hepsi zengin olan kadınlar,erkekeler boşuna sevinmesin bizde nafaka isteyebiliyoruz diye,siz olsa olsa belki nafaka ödemekten kendinizi kurtarabilirsiniz o kadar.
    1988 yılıda yürürlüğe girdiğinden bu güne kadar,nafaka yüzünden yaklaşık 1.000.000. (bir milyon)erkek mağduriyet yaşadı. 1988 yılına kadar nafaka bir yıl süreyle veriliyordu.12.05.1988 yılında yürürlüğe giren yasayla yoksulluk nafakası süresiz olarak istenebilir hale getirildi.
    Şu andaki yasaya göre,bir kadın nafaka talep ettiğinde,hakimin her ne kadar takdir yetkisi olsada,yetkisini nafaka süresiyle ilgili değil ancak nafaka miktarıyla ilgili olarak kullanabilir,yani nafakaya hükmedecekse bunu süresiz olarak bağlamak zorundadır.”şu kadar yıla hükmedildi” diyemez, çünkü önündeki ilgili kanun hakimi de bağlamaktadır,ya nafaka yok diyecek yada ömür boyu diyecek başka şansı yok.
    .1.1.2002 yılında ise TMK maddelerine erkekte kadından nafaka isteyebilir hükmü getirildi..
    Haberiniz olduğunu varsayarak söylüyorum,şu an mecliste görüşülmesi gündemde olan yasa değişikliği,her ne kadar nafaka kalkıyor mu şeklinde haberleştirilse de,düşünülen şey temel olarak kadını nafakadan bağımsız halde kendi ayakları üstünde duran bir birey haline getirmek,nafakayı özendirmemek,gerekirse iş bularak çalışmaya teşvik etmek(nasıl olacağını çok merak ediyorum zira kadına yer açmak adına evine ekmek götüren adamların arka planda sessizce işten çıkarılması söz konusu olabilir.)eğer kadın çalışamayacak durumda ise oluşturulan fondan ona yardım sağlamak(vergi yada harçlarda birazcık artış anlamına geliyor) çerçevesi içindedir.Görüşülen tasarının içeriğinde de,

    1-Süresiz olan nafakanın kaç yıl evli kalındığına bakılarak süreli hale getirilmesi..
    Örneğin,bir yıla bir yıl,beş yıla beş yıl,daha uzun sürelerde ise mesela onbeş yıl ise en fazla yedi yılla sınırlandırılması planlanıyor,ama burda bir ayrıntı var.Kadın yaşlı ve çalışamayacak durumda ise yine süresiz olarak nafaka ödenmesine diyor,ama muhtemelen kadının kendinden daha yaşlı olan kocasının bunu nasıl yapacağı konusuna pek girmiyor, bakalım göreceğiz..
    2-Nafaka yüzünden hapse girilmesinin kaldırılması..
    Biraz önce de dediğim gibi sadece 2107 yılında yirmibeşbin erkeğin hapse girmiş olması gerçeği var önümüzde ve bu gerçekten bir mağduriyet..
    3- Yabancı ebeveyn ve çocuk haczinin yeniden düzenlenmesi…
    Bildiğiniz gibi,kadınlar çocuğun velayetini sadece çocuğa bakmak için değil,aynı zamanda erkeği cezalandırmak için de istiyor,bunun bir yansıması olarak ta çocuğu göstermemekle tehdit ediyor veya göstermiyor,iç içe olarak çoğu durumda babayı göremeyen çocuk,yabancı ebeveyn durumuyla karşı karşıya kalıyor,zaten bilinen bir realite de şu,çocuk kimin yanındaysa diğer tarafa birazda olsa soğuk olabiliyor,(Yoo hiçte öyle değil diyenler olabilir ama bilin ki sizler şanslı taraftasınız) çocuğunu göremeyen baba ise ancak haciz yoluyla,yani bugün için yaklaşık 250 tl harç yatırıp kolluk kuvveti marifetiyle çocuğunu görmek zorunda kalıyor.Bu durumun ortadan kaldırılabilmesi için bürolar kurulması fikri konuşuluyor..Bakalım bekliyoruz..
    Küçük bir bilgi,
    Eğer en az üç kez çocuğunuzu icra yoluyla görmek zorunda kaldıysanız,velayet davası açma hakkınız var.
    Hakimin,haftanın şu ve şu günlerin de çocuğun görülmesi şeklinde verdiği hüküm, minimum süredir,daha fazla göremezsin demez,ama ayrıntıya dikkat edin sizinle birlikte kalacağı gün olarak değil,sizin çocukla görüşebilmeniz anlamında minimumdur..

    Hatırı sayılır ölçüde nafakaya karşı olan kadınlarda var,bazı kadınlar ben erkeğin hiçbir şeyine muhtaç değilim havasında oldukları için karşıdırlar,ki aslında egoları sayedinde de olsa doğruyu yapıyorlar..
    Bazı kadınlar ise,ikinci kere evlenen adamın gelirinin,rahatsız edecek miktarda bir kısmını,hem rekabet duygusu yüzünden öteki kadına kaptırmamak,hemde gerçek anlamda gelir azalmaması için karşıdırlar.
    Öte yandan aslında kadınlar,nafakanın kendisinden çok,erkeklerden birşeyler koparabilme içgüdüleriyle hareket ederler,zira iş sadece yoksulluk nafakası olsaydı,tedbir nafakası yada,çocuk haczi gibi durumlar asla yaşanmazdı.

    Doğru yürütülen dava süreci çok önemlidir,doğru delili doğru zamanda ortaya çıkarmak,doğru zamanda doğru şeyi talep etmek çok önemlidir,doğru zamanda doğru adımı atmak çok önemlidir.,yani hem doğru şeyi hemde doğru zamanda yapmaktan bahsediyorum..
    Yasa en az bir yıl evli kalmadan boşanamazsınız der,bir yılın sonunda boşanma dilekçesini verirsiniz,birde bakmışsınız hakim boşanma şartları yerine getirilmemiş diyerek davayı reddeder,ve yeniden dava açmak için üç yıl daha beklemek zorunda kalırsınız,o yüzden ne yaptığınızı bilerek hareket etmekte yarar var.
    Hali hazırda evli olanlara veya evlenmek üzere olanlara,naçizane bir tavsiye vermek istiyorum,kadının kalburüstü hatalarını biriktirin,yanlış anlaşılmasın piskopata bağlayıp gece gündüz takip edin demiyorum bu hem ahlaksızca hemde ruhsal olarak insanı yıpratan bir şey olurdu,demeye çalıştığım şey,olurda boşanmakla yüzyüze kalırsanız,kadının koşa koşa mahkemeye gitmesini engelleyecek sebepler edinin,mümkünse kanıtlı ispatlı olsun.Çünkü kadında olsa mutlaka hata yapar, on yıl da geçse unutmayın bir kenarda hep kalsın,bundan sonra birşey olmaz deyip kendinizi yaymayın..Mesela ben on yıl boyunca iştirak nafakasını (çocuk için ödenen nafaka)ödemedi demesi ihtimaline karşılık her ay ödeme belgemi biriktirmiştim.
    Devlet ağızla konuşmaz belgeyle konuşur..

    Boşanmaların çok büyük çoğunluğunun aslında cinselliğe bağlı sebeplerden olduğunu biliyormuydunuz.Her ne kadar dava dilekçelirinde böyle yazmasada,yapılan yüz yüze görüşmeler, yapılan araştırmalar,off tre record (kayıtdışı) avukat beyanları bunu doğrular nitelikte..Hatta bu konu ile ilgili,Güler Kazmacı nın Yatakta keramet var ismli kitabını okumanızı öneririm..Ben epey istifade etmiştim..

    Özet olarak,aslında kanun koyucularında bu konuda kafası karışık,bir yandan kadın erkek eşittir deyip,mal bölüşümünü ortak yaparken ,yine aynı mahkeme de aynı anda eşitlikte nerden çıktı,kadın mağdurdur deyip nafakaya hükmediyor,bu durum bile başlı başına işin vehametini özetler nitelikte..
    Öte yandan feminen bakış,bir yandan kadının özgürlüğü konusunda naralar atarken,kadın erkeğe muhtaç olmamalı diye nutuklar çekerken,benim bedenim benim kararım gibi laflarla mideleri bulandırırken,bir yandan da,kadına verilen nafakanın süresiz olması kaldırılmasın tepkileriyle,erkeklerden sağdıkları sütün ellerinden gitmesini istemiyorlar.Neresinden bakarsan bak bunun adı riyakarlıktır..

    Kardeşlerim, işin özünde aslolan,dillendirilmeyen ama bilinçaltında soğuk savaşa sebep olan tartışma,kim ne derse desin,nafakanın miktarı yada süresi ile ilgili değil,onu kimin ödeyeceği konusundaki tartışmadır,zira erkekler haksızlığa uğradıkça nafaka ödemek istemiyor. Yukarıdakiler,kadını mağdur sınıfında görmesine rağmen,anayasanın birinci maddesindeki ”sosyal bir devlettir” yasasını işletmeyip, hazineye külfet olmasınlar diye,ki boşanan kadın sayısı hergün artıyor,tüm yükü eski eşin sırtına yüklüyor..Merak edenler tüik verilerine bakabilirler,görecekler ki evlenmeler yüzde dört azalırken,boşanmalar yüzde iki artıyor..Bu hız kanımca yakında nafaka ödeyebilecek erkeğin bulunaması ihtimalini taşıdığı için,yasa düzenlenmesi değişikliğine gidiliyor. Bu gidişat uygun bir zemin bulunaması,kitaplarda değil vicdanlarda tatmin edici bir yasa çıkarılamaması halinde toplumsal bir patlamaya sebep olacak şekilde hangi yasa çıkarsa çıksın,büyümeye devam edecektir..

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *